Bölüm...
Action,Adventure,Demons,Fantasy,Harem,Isekai,Magic,Monster,Novel,Romance,Vampires,War

Bölüm 5505

Gel! I
Yazar: Kozmik_00 Grup: : Bağımsız Scanlation Okuma süresi: 5 dk Kelime: 1.217

>>BU Yaratık.>>


Nereye vardı?


Bu soru, tıpkı BU Wyld’dan bu yana her Çağ’da olduğu gibi, BU Krazhor-Nul’un fırtınalı karanlığında da onunla birlikte yürüdü. Obsidyen Âlevler’r sarılmış devasa bedeni, öfkeli Boyut’ta ilerlerken, Fosil sıraları ve sürüklenen dağlar altından kayıp, gidiyordu; Soru ise onun sessizliğinde kendi içinde dönüp, duruyordu.


O, Varoluş’tu. Bu Felsefe değildi, Anatomi’ydi! Panteon’u, onu çevreleyen Her Şey’in Şekli’ni alıyordu; Çünkü onu çevreleyen her şey, en derin anlamıyla, zaten ona aitti. Kemik Okyanuslar’ı oydu. Fırtına oydu. Sayılamayan uzunluktaki Ağaçlar, Lanet’li Yağmur ve Kâdim Mezarlar; Hepsi Varoluş’tu ve tüm Varoluş... O’ydu.


Ve yine de.


Bu Boyut’a dokunmuş Lenet de o muydu? Lanet, bu yerin her bir İpliğ’ine yapışmıştı; Kalanlar tarafından söylenmiş bir Hüküm’dü ve Âlevler’i içinden geçtiğinde, sanki Kendi’ne Dokunuyormuş gibi gelmiyordu. Yabancı geliyordu! Sanki sırtında, nasıl kazandığını hiç hatırlamadığı bir yara izi bulmak gibiydi. Peki ya Hrykel, onu çağırdığında ayağa kalkan ve istediği yere bakan Miras kalan şey, o muydu? Ona cevap veriyordu. Ona aitti. Yine de her kendi kendine hareket ettiğinde, Kâdim bedenindeki bir şey “Ödünç Alınmış” diyordu, “Borç” diyordu!


Hangi noktaya kadar hepsi kendisiydi? Ve hangi noktadan sonra Varoluş, onun adını taşıyan yabancı bir şeye dönüşmüştü?


Bir cevabı yoktu.


“Hm,” dedi BU Yaratık fırtınaya ve yürümeye devam etti.


Ve sonra onu hissetti!


Karanlığın ötesinde, Eski, Engin ve Tamamen hareketsiz, çok uzun zaman önce yaşamayı bırakmış muazzam bir Varoluş’un kendine özgü sükunetini yansıtan muazzam bir Varoluş Âura’sı. Yol’u ona doğru kıvrılırken, düz gözleri kısıldı; Devasa adımlarının ardında Obsidyen Âlevler iz bırakıyordu ve o ilerledikçe, altındaki coğrafya değişiyordu; Koyu renkli taşlar yerini pas rengi kristal kıyılara, oradan da Okyanus’a bırakıyordu.


Engin bir Kırmızı Okyanus!


Fırtınanın altındaki her ufka kadar uzanıyordu; Sular, eski Kan’ın derin Arter rengindeydi; Dalgalar, sanki Okyanus’un kendisi kederi hatırlıyormuşçasına yavaş ve ağır bir şekilde yuvarlanıyordu. Ve o Kırmızı suların üzerinde, devrilmiş bir dağ silsilesi gibi yüzen...


Bir bacak vardı.


Tek bir devasa kopmuş bacak; Soluk eti, belki de asırlar boyunca çürümeden kalmıştı; Boyut’u o kadar büyüktü ki, topuğunun etrafında bulutlar toplanmıştı ve ondan yayılan ihtişam, tüm Okyanus’a baskı uyguluyordu!


Bu... Bir BU İlkel’i Varoluş’un uzvuydu! Varoluş’un Zirvesinde’ki Varoluşlar’dan birinin ceset parçası; Ve onların bedeninin bir parçası bile, Ölüm’de bile, dehşet vericiydi; Üzerinde kalan Dokular, etrafındaki Sayılamayan Mesafede’ki Kırmızı dalgaları diz çöktürecek bir Otorite’yle uğulduyordu!


Ve iki figür onu yemeye çalışıyordu.


BU Yaratık, onları incelerken, bakışları soğudu; Çünkü bir şeyi fark etmişti. İki Gerçek Yaşam Formu, devasa uzvun üzerinde süzülüyordu; Öl’ü Et’e Dokumalar’ı Emme’ye çalışırken, bedenlerinden Altın bir ışıltı yayılıyordu ve zorlanıyorlardı!


İlkel Uzvun kalıntı ihtişamı, her bir İplik’te onların çıkarma çabalarına direnirken, Altın rengi kaşlarından ter damlacıkları süzülüyordu; Bu Öl’ü Varoluş, hâlâ kolayca içilemeyecek kadar gururluydu! Ve her birinin etrafında doğaları açıkça parlıyordu; Biri, Gerçek bir Varoluş boyunca rafine edilmiş öfkenin yükseltilmiş Ego’su Ira’nın Kıpkırmızı fırtınasıyla sarılmıştı; Diğeri ise, Kanun gibi giyilen Gurur’un yükseltilmiş Ego’su Superbius’un yükselen Altın sütunuyla sarılmıştı!


BU Yaldızlı Gerçek Yaşam Formlar’ı.


Soğuk bakışları üzerlerinde sabitlenmişti ve eski bir nefret, yavaş bir gelgit gibi bedeninde dolaşıyordu! BU Yaldızlı Varoluşlar’ın tüm Yapısı’ndan nefret ediyordu. Hasatçılar! Birçok Çağ boyunca Gözlemlenebilir Varoluşlar’dan İlk Nedenler’i biçmenin arkasında duran Altın Medeniyet; Yeni Doğan Âlemler’in kalplerini koparırken, BU İlkel’i Varoluşlar ise arkalarında durup, Hasad’ı kutsuyorlardı! Niyetler’inin uzun defterinde, bir gün o BU İlkel’i Varoluşlar’ın kendilerine, Kâdim destekçilere, Varoluş’un bir şekilde Varoluş’u hasat etmelerine izin verdiği Varoluşlar’a bakmayı planlamıştı.


Ama BU Yaldızlı Gerçek Yaşam Formlar’ı, başlamak için iyi bir yerdi!


Bir de o Uzuv vardı. Bir BU İlkel’i Varoluş’un ceset parçası; Gerçek Yaşam Formlar’ının bile Emmek’te zorlandığı kadar yoğun bir Otorite’ye sahip, Kırmızı bir Okyanus’un üzerinde sahipsizce yüzen. BU Yaratık bunu kendine alabilirdi!


Kendine karşı dürüsttü; Zira o Varoluş’tu ve kendine yalan söylemek Yapısal olarak utanç vericiydi. Buradaki motivasyonları tamamen kişisel çıkarlara dayanıyordu! Neyi başarmak istediğini tam olarak biliyordu. Nefret gerçekti, eski kin gerçekti, ama o, Hasat edilmiş Gözlemlenebilir Varoluşlar’ın intikamcısı olarak burada değildi. Burada olmasının sebebi, hoşlanmadığı iki şeyin, istediği tek şeyi elinde tutuyor olmasıydı.


BU Yaratık esnedi.


Obsidyen Âlevler daha da yükselirken, devasa bedeni omuzlarını salladı ve durumu açıkça değerlendirdi. Tek başına, her ikisi de BU Yaldızlı, her ikisi de Güç’lü, her ikisi de Gerçek olan iki Gerçek Yaşam Formu’na karşı, bu onun için bir Meydan Okuma olacaktı! Gerçek bir Meydan Okuma.


Ama o Zorluklar’da doğmuştu ve Zorluklar’la yaşıyordu!


Böylece ilerledi.


Kendini tanıtmadı. Ne nezaket sözleri, ne talepler, ne de tek bir kelime bile söylemedi; Zira sözler müzakereler içindi ve burada müzakere edilecek hiçbir şey yoktu! Kırmızı dalgaların üzerinde adımları uzadıkça, Obsidyen Âlevler’i geniş yanan tabakalar halinde yükselmeye başladı ve arkasında, Yokluk’tan ortaya çıkarak, Ântik heykelin devasa suretini açığa çıkardı; Yüzsüz yüzü, Okyanus’u titretecek kadar muazzam bir ihtişamla iki a
Altın figüre bakıyordu!


Ve çoktan, sessizce, tamamen, iki BU Yaldızlı Gerçek Yaşam Formu daha arkasını dönmeden...


Etrafındaki tüm Varoluşlar onun Panteon’u Hâl’ine gelmişti!


Kırmızı Okyanus onundu. Ufuk çizgisinin üzerindeki Fırtına onundu! Pas kristali Kıyılar, diz çökmüş Dalgalar ve İki Hasatçı’nın içinde süzüldüğü Varoluş’un ta kendisi, hepsi Tüm Varoluş’un Panteonu’ydu ve iki BU Yaldızlı Varoluş artık bir Savaş Alan’ında durmuyorlardı.


Böyle bir Ân’da, mümkün olan en... Anlamlı şekilde onun içinde duruyorlardı...


BU Yaratık saldırdı!

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi