Bölüm 9
Bölüm 9
Zeke, Platinum Katların seçkin salonunun bulunduğu en üst kata çıktı.
Bir hizmetkâr tarafından salona götürüldü; Reina Draker çoktan orada oturuyordu.
Reina’nın arkasında Turunn Klanı’nı takip eden birkaç üst sınıf öğrencisi duruyordu.
’Kendilerini kartel üyesi mi sanıyorlar?’
Zeke’ye göre bu çocuk oyunundan farksızdı.
Reina’nın işaretiyle Turunn Klanı öğrencileri geri çekildi.
Zeke, Reina’nın karşısına oturdu
“-Özür dilerim. Aile üyelerim biraz... tuhaftır.“
Reina, Beşik günlerindeki kazınmış saçlarını kısa bir kesime dönüştürmüştü.
Üzerinde giydiği Draker öğrenci üniforması ve safkan uyanışı simgeleyen eldivenleri ile tam bir Draker şövalyesi örneği gibi görünüyordu
’İnanılmaz.’
Zeke, Reina’dan yayılan enerjiyi hissedip onun alt dantianını çoktan açtığını ve aura gelişimine başladığını fark etti.
Zeke bir kez daha Draker Klanı’nın tam bir canavar inine benzediğini hissetti.
“-Beni neden çağırdın?“
Zeke, Reina’ya doğrudan sordu.
Geçmiş hayatında kendi neslinin en güçlü şövalyeleri arasında olan Yıldırım Şövalyesi’ne dair merakı yüzünden daveti reddetmemişti, ama önemsiz şeylere vakit harcamak da istemiyordu.
Tam o sırada hizmetkârlar hazırlanmış yemekleri getirmeye başladı.
Plates piled with thick steaks were placed in front of Reina and Zeke.
Kalın bifteklerle dolu tabaklar Reina ile Zeke’nin önüne kondu.
“-Yemek yerken konuşalım.“
Zeke, Reina’nın önüne konan devasa biftek miktarını görünce hafifçe şaşırdı.
’Bunların hepsini tek başına mı yiyecek?’ (ÇN. Ablam aç aç)
Kendisi de az yiyen biri değildi ama Reina’nın iştahı sağduyunun ötesindeydi.
Kanlı bifteği iri parçalara ayırıp ağzına tıkıştırdı.
Bütün bir bifteği göz açıp kapayıncaya kadar bitirdi.
Reina, Zeke’nin kendi önündeki bifteğe dokunmayıp onu yemesini izlediğini görünce sordu:
“-Ne oldu?“
“-Yok, bir şey değil. O yüzden soruyorum, beni neden çağırdın?“
Reina ağzını peçeteyle silip Zeke’ye baktı.
“-Zeke Draker. Lafı uzatmayacağım. Turunn Klanı’nın himayesini kabul et.“
Bu himayeyi kabul etmek, Turunn Klanı’nın bir parçası olmak demekti.
Reina’nın sözleri üzerine Zeke dilini şaklattı.
“-Beni sadece bunu söylemek için mi çağırdın? Hayal kırıklığına uğradım.“
“-Destekçi bir klan olmadan akademiden mezun olmak kolay değil. Özellikle hedefin Valhalla ise.“
Valhalla.
Burası, Orta Kıta’nın kalbi olan Midland’ın en büyük şehir Atlas’ta bulunan en yüksek eğitim kurumuydu.
Şu anda bulundukları akademi gibi Valhalla da Draker Klanı tarafından yönetiliyordu.
Valhalla en iyi şövalye eğitim kurumuydu ve sadece oraya girmek bile kişinin geleceğini garanti altına alıyordu.
Orta Kıta’daki krallıklarda bulunan şövalye komutanlarının yüzde 70’ten fazlası Valhalla çıkışlıydı.
Ve tüm Draker soyundan gelenler Valhalla’ya giremiyordu.
Sadece en iyilerin en iyileri girebiliyordu.
Zeke, Reina’ya bakıp dedi ki:
“-Bana harçlık verecek anne tarafı klanım yok diye Valhalla’ya giremeyeceğimi mi sandın?“
Zeke de dahil olmak üzere doğrudan soyun hepsi, anneleri farklı olan üvey kardeşlerdi.
İkinci oğul Abel Draker’ın annesi Siemens Klanı’ndan olduğu için o klan tarafından destekleniyordu.
Benzer şekilde diğer doğrudan soyların arkasında güçlü aileler varken, Zeke’yi destekleyecek bir anne tarafı klanı yoktu.
Annesi o küçükken hastalıktan ölmüştü ve sanki kayda değer hiçbir klana mensup değilmiş gibi onun hakkında öğrenebileceği hiçbir şey yoktu
Bu yüzden annesiyle bağlantılı herhangi bir fraksiyondan destek alması imkânsızdı.)
Zeke’nin destekçi bir klanı olmadığını bilen Reina Turunn Klanı adına ilk destek sunan kişi olmuştu.
Reina bifteğini çiğneyip yutarken konuşmaya devam etti.
“-Turunn Klanı’nın desteği kötü bir teklif sayılmaz. Tabii seni destekleyecek başka bir klanın yoksa.“
Reina haksız değildi.
Turunn Klanı, Draker Klanı’nın başlıca maiyet ailelerinden biriydi.
Turunn’un Gücü.
Siemens’in Bilgeliği.
Valdec’in Serveti.
Drakerları destekleyen üç aileden biri olarak Turunn Klanı’nın gücü, Zeke’nin gelişimine şüphesiz büyük katkı sağlardı.
Ama Zeke, Reina’nın teklifini kesin bir dille reddetti
“-Hayır. Hangi klan olursa olsun aynı. Desteklenmeye ihtiyaç duymuyorum.“
Yemeğine devam etmekte olan Reina, Zeke’nin bu net reddi karşısında şaşırıp durdu.
Zeke’nin teklifini reddedeceğini beklemiyordu.
Reina’yı o hâlde görünce Zeke’nin aklına Turunn Klanı hakkındaki anıları geldi
’Burada Turunnlarla işim olursa ömür boyu bağlanıp kalabilirim.’
Turunn Klanı’nı tanımlamanın bir başka yolu da Turunn’un İnadıydı.
Kendilerine has örgütlenme becerileri ve sarsılmaz sadakatleriyle Turunn Klanı, gözüne kestirdiği hedefi bir daha asla bırakmazdı.
Turunn Klanı’nın nesillerdir Drakerların meşhur takip birimi olan “Takip Mangası”ndan sorumlu olmasının bir sebebi vardı.)
Akademiden hızlıca mezun olup Valhalla’dan ihtiyacı olanı alıp Draker Klanı’ndan ayrılmak isteyen Zeke için Turunnlar, güvenilir destekçilerden ziyade ayağına vurulacak prangalar gibiydi.
’Turunn Klanı’nın gizli tekniklerini merak ediyorum ama onları öğrensem bile kazandığımdan fazlasını kaybederim.’
Tabağındaki bifteği çoktan bitirmiş olan Reina, Zeke’ye bakıp dedi ki:
“-Beni şaşırtmayı hiç bırakmıyorsun, Zeke Draker.“
“-Gelecekte daha çok şaşıracaksın.“
Zeke gitmek için ayağa kalktı ama sonra durdu.
Reina’ya dönüp dedi ki,
“-Reina Draker, sana iyi niyetimden bir tavsiye vereyim.“
Reina Zeke’ye baktı.
“-Şu anki kılıç ustalığın fazla katı. Bana göre senin gücün kaba kuvvette değil, benzersiz derecede dayanıklı bedeninin getirdiği esneklikte yatıyor. Kendini diğer erkekler gibi güçlü olmaya zorlamana gerek yok. Esnekliğini kullanırsan şu an olduğundan birkaç kat daha güçlü olabilirsin.“
Reina, Zeke’nin sözlerine boş boş baktı.
Çocukluğundan beri dahi olarak bilinmesine rağmen ona böyle doğrudan tavsiye veren ilk kişi Zeke olmuştu.
Zeke tavsiyesini verdikten sonra salondan ayrıldı.
Salonda yalnız kalan Reina sonunda kendine gelip Zeke’nin sözlerini düşündü.
“-Diğer erkekleri mi bilinçsizce örnek alıyordum?“
Bu, daha önce hiç düşünmediği bir şeydi.
Turunn Klanı gücün sembolüydü
Bu yüzden Reina da basitce klan geleneğini izlemişti
’Hayır, belki de bunu bilinçsizce yapıyordum.’
Bir dahi farklı olurdu.
Reina eksiklerini fark ettiği anda onları kabul etti.
Güçlenme fırsatını da anında yakaladı.
Zeke’nin kaybolduğu salon girişine baktı.
’Zeke Draker. Sen o gözlerle ne görüyorsun?’
***
Ertesi gün akademi döneminin ilk dersleri başladı.
Zeke’nin yerleştirildiği sınıf, en seçkin elitlerin toplandığı “Özel Sınıf” olarak adlandırılıyordu.
Etrafa bakarak kampüste yürüdü.
’Ha, epey zaman olmuş.’
Geçmiş hayatında burası sadece kötü anılarla doluydu ama safkan uyanış yaşamış biri olarak geri dönünce burası ona cennet gibi gelmişti.
’Beklendiği gibi, güç ve otorite sahibi olmak güzel.’
Sıradan öğrencilerin ders gördüğü yerden farklı olarak Özel Sınıf’ın kendine ait ayrı bir binası vardı.
Geçmiş hayatında bu yere hiç gelmemişti, bu yüzden meraklı gözlerle merdivenleri çıktı.
Merdivenlerin tepesine vardığında Özel Sınıf binasını gördü
’Demek bina bu.’
Binlerce öğrenciyi alan sıradan öğrenci binasından daha küçüktü ama sadece birkaç yüz öğrencisi olan Özel Sınıf’a özel bir bina olduğu düşünülürse yine de devasa sayılırdı.
Zeke tam binaya girmek üzereyken,
“-Zeke Draker.“
Biri ona seslendi.
Zeke arkasını döndü.
“-Owen.“
Owen Siemens birkaç öğrenciyle birlikte oradaydı.
Üniformalarına bakılırsa Siemens Klanı’nı simgeleyen rozetler taşıyorlardı
Bunlar Siemens Klanı’na bağlı öğrenciler gibi görünüyordu.
Zeke’ye temkinli bakışlarla baktılar.
Zeke içinden küçümseyerek güldü
’Şimdiden gruplaşmaya mı başlamışlar? Bu lanet aile iliklerine kadar çürümüş, çocukları bile öyle.’
Etrafına bakınca Özel Sınıf öğrencilerinin çoğunun, küçük ya da büyük gruplar hâlinde kendi hiziplerini kurduğunu gördü.
Yalnız olan tek kişi Zeke’ydi.
Owen, Zeke’ye yaklaştı
Yavaşça konuştu.
“-Dün seni akşam yemeğine davet ettim ama cevap vermedin. Mesajı almadın mı
Zeke, Owen’a dedi ki:
“Hayır, aldım.“
Owen sakin bir sesle sordu:
“-O hâlde neden cevap vermedin?“
Zeke cevap verdi:
“-Komik çocuksun. Gönderdiğin her akşam yemeği davetine cevap vermek zorunda mıyım?“
Zeke’nin sert karşılığı üzerine Siemens Klanı’ndan bir üst sınıf öğrenci öne çıktı
Üniformasının altından kasları kabaran bir tipti.
“-Bu, genç efendinin nezaketine karşı oldukça kaba görünüyor
Zeke ona dedi ki:
“-Sen kimsin?“
Adam kaşlarını çattı ve dedi ki:
“-Hah. Yeni bir öğrenci beni tanımıyor mu? Ben...“
Zeke daha fazla laf israf etmek istemedi ve doğrudan arkasını döndü.
Tam o sırada.
Whoosh!
Zeke’ye doğru bir el darbesi savruldu.
Refleksle elini uzatıp onu yakaladı.
Voong!
’Aura mı?’
Zeke darbeyi eliyle engelledi, sonra Hızlı Adım kullanarak geri çekildi
“-Nasılmış? Şimdi biraz daha ayıldın mı?“
El darbesini savuran üst sınıf öğrencisi elini gevşeterek kendinden emin bir şekilde konuştu.
“-Benim adım Durban Roswell. Burada bana Parçalayan Durban derler. Sana Efendi Owen adına biraz terbiye öğretecek kişi benim.“
’Parçalayan Durban mı?’
Daha şövalye bile olmayan bir öğrencinin neden unvan kullandığını merak etti.
Zeke, Durban’ın arkasında duran Owen’a inanamazmış gibi baktı.
Owen, Durban’ı durdurmak bir yana, Zeke’nin tepkisini izliyordu.
’Demek oyunu böyle oynayacaksın.’
Owen’ın Siemens Klanı’na yakışır biçimde perde arkasından oyun kurma tarzı hiç hoşuna gitmedi
Zeke yumruğunu sıktı ve dedi ki:
“Bugün sizin terbiye verecek olan benim. Hazır olun.
Zeke’nin bedeni bir anda gözden kayboldu.
Şvış!
Zeke, Durban’ın gardının arasından süzülüp içeri girdi
Durban, Zeke’nin yumruğunun karnına doğru geldiğini görünce kendinden emin şekilde gülümsedi.
“-Ne tatlı. Birinci sınıf öğrencisinin yumruğu işte.”
Durban aurasını karnında yoğunlaştırdı
Aura ile güçlendirilmiş çelik gibi karın kasları demir levha kadar sertleşti.
Bir yeni öğrencinin yumruğunun buna çarpıp paramparça olacağı açıktı.
Whoosh!
’Ha?’
Durban kulaklarından şüphe etti.
Çıkan ses tuhaftı.
Zeke’nin yumruğu, havayı kesip geçti ve tam olarak Durban’ın karnına indi.
Çat!
Kırak!
“-Gah!“
Durban tüm karnı yerinden sökülmüş gibi hissetti.
Zeke’nin artık tam hızına ulaşmış saldırısı durmadı.
Hızlı Adım kullanarak mesafeyi kapattı, ardından öbür tarafa dönüp Durban’ın kalçasına alçak bir tekme indirdi.
Vınn!
Çat!
Az öncekiyle aynı ses yankılandı.
“-Ağh...“
Durban, kalçasını zonklatan darbenin etkisiyle ayakta duramayarak yere çöktü.
Zeke’nin saldırısı o kadar hızlıydı ki Durban kalçasını aurayla korumayı denemeye bile fırsat bulamadı.
Durban’ın yüzü solup mavimsi bir hâl aldı.
“-Kırıldı mı...?“
Zeke, yere çöken Durban’a yumruklarını sıkarak yaklaştı.
Durban panikle elini salladı.
“-B-bekle!“
Ama en başta olayı çıkaran kişi Durban’dı.
Zeke’nin onun hatırı için kendini tutması için hiçbir sebep yoktu
“-Parçalayan Durban ha? Ne büyük saçmalık!“
Durban’ın kaburgaları çatlamış, uyluk kemiği parçalanmışken Zeke onu acımasızca tekmelemeye devam etti.
Owen ve diğer kıdemli öğrenciler sessizce durup yalnızca Zeke’nin vahşi dayak sahnesini izledi.
Durban’ı iyice dövdükten sonra Zeke onun yaralı bacağına sertçe bastırdı.)
“-Aaaagh!“
Durban’ın çığlıkları özel sınıfın eğitim alanında yankılandı.
Yakındaki diğer öğrenci grupları bu sahneyi ilgiyle izliyordu.
Zeke Owen’a dönüp dedi ki:
Şu Parçalayan Durban’ı kim arakalayacaksa çabuk öne çıksın—ben meşgulüm.“
Owen yere düşen Durban’a şöyle bir baktıktan sonra başını çevirdi.
Zeke’ye soğuk bir tonla seslendi.
“-Zeke Draker, katlanılmaz derecede kibirli olmaya başladın.“
Zeke ona küçümsemeyle dolu bir ifadeyle baktı.
“-Kes sesini, ukala moruk.“
Owen bir an Zeke’ye dikkatle baktı, ardından Siemens grubundaki diğer kıdemli öğrencileri sessizce özel sınıf binasına götürdü.
Terk edilen Durban, Zeke’nin ayaklarının dibinde inleyerek yatıyordu.
(ÇN: Ne oldu paşinyan, reks eyliyordun?)
Zeke dilini şaklatarak uzaklaşan Owen’a baktı.
“-Şu Siemens piçleri—hepsi ayrı ayrı çekilmez.“
Bu sırada Durban bacaklarını sürüyerek sürünerek uzaklaşmaya başlamıştı.
Bunu gören Zeke rahat tavırla yaklaşıp Durban’ın böğrüne sert bir tekme savurdu
“-Aaaagh!“
Durban’ın çığlığı eğitim alanında bir kez daha yankılandı.
***Bölüm Sonu**
Çeviri&Edit: MrBektas.
Not: Önceki bölümdeki Quick Step yeteneği Hızlı Adım olarak güncellenmiştir.
Ve Tekpi vermek yorum yapmak bedavadır 😊
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.