Bölüm 430
Çeviri: Sansanson
81.Kısım – Bir mantının hatıraları (4)
Yoo Joonghyuk, kılıcının ucunu Sun Wukong’a doğrulttu ve yavaşça dudaklarını araladı.
– Bu kadar yoğun bir şeytani enerji yayarken nasıl karşılık vermemi bekliyordun?
[Ses Yansıtımı], kişinin sesini belirlenmiş bir hedefe göndermesini sağlayan bir teknikti. Ancak Sun Wukong cevap vermedi. Bunun yerine yanıt veren, omuzundaki [Murim mantısı] oldu.
– [Kara Göksel Şeytan Kılıcı] iyi bir silah.
Bu ses, içinden geçtiği zamanın dile dökülemez uzunluğuyla dolup taşıyordu; bu da Yoo Joonghyuk’u kılıcına nüfuz eden kılıç aurasını güçlendirmeye sevk etti.
Mantı, gözlerini açıp aşkın bir güçle uğuldayan [Kara Göksel Şeytan Kılıcı]’na dikerek konuştu.
– Ancak, kırık bir silahla beni kesebilecek misin?
Gerçekten de kılıcın ortasından geçen hafif bir çatlak vardı.
[Dokkaebi Paketi]’nde satılan tamir araçları kullanılarak bir şekilde yamalanmıştı, ancak bu sözün de ima ettiği gibi, geçici bir önlemden öteye gidememişti. Bir kez kırıldıktan sonra, [Kara Göksel Şeytan Kılıcı] orijinal gücünün yarısını bile sergileyemez hâle gelmişti.
Yoo Joonghyuk konuştu.
– Bunu hemen şimdi öğrenebiliriz.
– Ve işte tam da bu yüzden ‘Gizemli Entrikacı’ya karşı kazanamadın.
Yoo Joonghyuk’un koyu kaşları, ‘Gizemli Entrikacı’nın adının geçmesiyle gözle görülür şekilde seğirdi.
Murim mantısının dış görünüşü karanlıkta yavaşça şekil değiştirmeye başladı ve kkoma Yoo Joonghyuk numara [999] eski görünümünü yeniden kazandı. Gerçekten de bu, Yoo Joonghyuk’un minyatürleşmiş bir versiyonuydu.
Normal boyuttaki Yoo Joonghyuk’un gözleri hafifçe titredi.
– Sen o piçin bir adamı mısın? Buradaki amacın ne?
– Şu anki hâlin asla ‘Gizemli Entrikacı’yı yenemez.
– Eğer buraya böyle anlamsız bir mesaj iletmek için geldiysen, o zaman...
– Şansını yüzlerce kez denesen bile hikâye yine aynı olacak. Birebir senin o acınası, tekrarlayıp duran regresyonların gibi. Şüphesiz, şimdiye kadar bunun farkına varmış olmalısın.
[Kara Göksel Şeytan Kılıcı]’nın ucu da hafifçe titredi.
Belki de bu doğruydu. Han Sooyoung ve Jung Heewon’un güçlerini ödünç aldıktan sonra bile o düşmanı yenmeyi başaramamıştı. Tekrar karşılaşsalar bile bir varlık gösteremeyeceği aşikârdı.
Kkoma Yoo Joonghyuk [999], bu duyguyu anladığını belirten bir ses tonuyla konuştu.
– 3. turun Yoo Joonghyuk’u. ‘Gizemli Entrikacı’ hakkında ne kadar şey biliyorsun?
***
Kadim bir uyku.
Bu rüya, henüz Yoo Joonghyuk (Hanja: 劉衆赫) olarak çağrıldığı günlerden kalmaydı.
0. turdan başlayıp 1863. tura kadar.
1.
Henüz En Eski Rüya’nın bir kuklası olduğu, sayısız hayatı tekrarlayıp tekrar tekrar savaştığı zamanların hikâyesi.
[...Ah, seni aptal kukla. Sen, hiçbir, şeyi, kurtaramazsın.]
Yoo Joonghyuk sonunda 1863. tura ulaştı, ancak yoldaşlarının her birini kaybetti.
Deniz Savaşı Tanrısı, Lee Jihye.
Yaratık Efendisi, Shin Yoosung.
Çelik Kılıç İmparatoru, Lee Hyunsung.
Tıp Tanrısı, Lee Seolhwa.
Sanrı Şeytanı, Kim Namwoon.
Gölgelerin Münzevi Kralı, Han Donghoon.
Göğü Yaran Kılıç Azizi, Namgung Minyoung.
...Küçük kız kardeşi, Yoo Mia.
Pek çok yoldaşı olduğu gibi, baş etmesi gereken bir o kadar da düşmanı vardı.
‘On Kötü’den Gong Pildu, Anna Croft, Ranveer Khan, Fei Hu gibi...
“Sana müttefikin olmayacağımı söylemiştim. Ama...”
Bazı düşmanlar sonuna kadar düşman olarak kaldı.
“Belki de bu, senin son regresyon turun olur.”
Bazı düşmanlar ise onun başarılı olduğunu fark edip onu tebrik etti.
Ve ardından, son savaş başladı.
[Oh, ‘Demir Kanlı Yüce Kral’.]
Yeminli dostu olarak onunla yan yana savaşan, ‘Altın Başlığın Esiri’, Cennetin Dengi Büyük Bilge.
[Sana yardım ediyorum çünkü <Yıldız Akışı> çok daha büyük bir kötü.]
Son engelde müttefiki olarak çalışan, ‘Şeytanvari Ateş Yargıcı’, Uriel.
[...Bu nefis sadece Enkarnasyonunun intikamını alıyor, hepsi bu.]
Kim Namwoon’un intikamını almak için onun tarafında duran, ‘Abisal Kara Alev Ejderhası’.
[S iz ap tal Takım yıldız ları...]
Dış Tanrıların dalgalarını yararak ilerlediler. Üzerlerine doğru hücum eden sayısız dokunaç sürüsünü kestiler ve başka bir dünyadan gelen bu tanrıların yaydığı devasa Statülerle yüzleştiler.
Gökyüzündeki yıldızlar durmaksızın düştü.
Büyük Nebulaların ışıkları sönmeye devam etti. <Olimpos>, <Vedalar>, <Asgard>...
Bir çağın sona erişinin gürültüsüyle birlikte, <Yıldız Akışı>’nın gökleri düşen kayan yıldız yağmuruyla kaplandı.
Kore Yarımadası’nın Takımyıldızları da öldü. Goryeo’nun İlk Kılıcı ve Deniz Savaşı Tanrısı sonuna kadar amansızca savaştı, ancak yine de ölümlerinden kaçamadılar.
Yoo Joonghyuk’un silah arkadaşı için de durum aynıydı.
[Ne eğlenceli bir hayattı ama.]
Kafasını ilk kaybeden ‘Abisal Kara Alev Ejderhası’ oldu.
[...Gabriel... Özür dilerim.]
Çok geçmeden, ‘Şeytanvari Ateş Yargıcı’nın kanatları kırıldı.
Ancak o zamana kadar, ‘Dış Tanrılar’ın çoğunluğu da telef olmuştu.
Son, belirleyici darbeyi vuran ise Büyük Bilge oldu.
[Tüm hikâyelerin sonu geldi görünüşe göre.]
Ruyi Bang’i devasa bir boyuta ulaştı. Ardından on binlerce klona ayrıldı ve bir yol açmak için sahip olduğu her bir Hikâyeyi kullandı. Altın renkli bir Hikâye içinde dağılıp giderken, Büyük Bilge konuştu. [Hikâyeni tamamla, Yüce Kral Yoo Joonghyuk.]
Yoo Joonghyuk o yolda koştuğu anı asla unutamazdı.
0. turdan başlayıp bugüne kadar soluksuzca devam eden hayatının tamamlanmak üzere olduğu andı.
Çattt.
Başka bir dünyadan gelen bir tanrının başı boş yere yere düştü.
[Seni hay at ta tu ta cak tek şey piş man lık ol a cak.]
Ve bu lanet, Yoo Joonghyuk’un ‘Sonuç’unu tamamladı.
[Yeni bir Dev Hikâye kazandın!]
[Dev Hikâye Yalnız Kıyametin Yolcusu[1], hikâye anlamını tamamladı!]
[Son Dev Hikâyen için Sonuç(結) tamamlandı!]
[Gizli Senaryo – Tek Bir Hikâye’nin son koşulu karşılandı!]
Her şeyin yok olduğu savaş alanında kalan tek kişi Yoo Joonghyuk’tu.
Herkesin ölümünü gübre olarak kullanarak nihayet ulaştığı Sonuç. Bu uzun savaşın sonunda dilediği tek şey şuydu:
‘Bu lanet regresyonun sonunu görmek’.
Sadece bu amaç uğruna dayandı ve kendini buraya getirdi.
Ne yazık ki, bir duvar onun ‘öteye geçmesini’ engelledi.
「Harap olmuş bir dünyada hayatta kalmanın üç yolu vardır. Artık bazılarını unuttum. Ama kesin olan bir şey var: şu an bu kelimeleri okuyan sen hayatta kalacaksın.」
O duvarın üzerinde anlaşılmaz metinler yazılıydı.
Yoo Joonghyuk’un ‘Dokkaebi Kralı’ ile karşılaştığı yer burasıydı.
[Oh dinle, seni zavallı, trajik kukla. Çok hızlı geldin. Üzgünüm ama buranın ötesi henüz ‘yok’.]
Yoo Joonghyuk bunun ne anlama geldiğini anlayamadı. Bunu çözmek için ‘Dokkaebi Kralı’nı tehdit etti. Ancak lanet olası herif ölürken bile gerçek anlamını açıklamadı.
[Bu evreni tamamlayamazsın.]
Yoo Joonghyuk’un kendi gücüyle ötesine geçemediği devasa bir duvardı. Yine de bunu içgüdüsel olarak anladı.
‘Aradığım cevabı bulacağım yer bu duvarın ötesi.’
Ne yazık ki, gökleri yaran ve yıldızları yok eden [Göğü Yaran Kılıç Ustalığı] bu duvarı kırmada başarısız oldu. Sanki bu duvar en başından beri ‘kırılma’ niteliğine sahip değil gibiydi.
Yoo Joonghyuk çaresizliğe kapıldı.
Her şeyini kaybederek buraya kadar gelmişti ama bu tek bir duvarı geçemiyor muydu?
[Sonuç’un seni yepyeni bir varlığa doğru yönlendiriyor.]
Daha da güçlenmesi gerekiyordu.
Çok daha fazla Hikâyeye ihtiyacı vardı.
Bu ‘Duvar’ı kırıp ötesine geçebilecek güçte bir kuvvete ihtiyacı vardı.
[Bir Dış Tanrı oldun.]
Ve işte bu yüzden Yoo Joonghyuk bir Dış Tanrı’ya dönüşmüştü.
Artık yaşamadığı sayısız dünya çizgisi boyunca sürüklenebiliyordu ve nihayetinde artık ‘Yoo Joonghyuk’ değildi.
Diğer tanrılar hikâyeler evreninde gezinen ona saygı duydu ve diğer dünya çizgilerindeki Dokkaebiler ondan korktu.
Yine de Wenny’ler ondan hoşlanıyordu. Korku Kaydedicilerinden biri onun için bir ünvan bile oluşturmuştu.
– Duvar’ın ötesine yolculuk etmeyi hayal eden büyük düzenbaz... ‘Gizemli Entrikacı’.
0. regresyon turu, 1., 2.... 1863.
1.
Amaçsızca tüm bu sayısız dünya çizgisinde dolaştı ve hayatının hikâyelerini bir kez daha ezberledi.
Yol boyunca pek çok Hikâye kazanmıştı, fakat farklı dünya çizgilerinden geçmenin Olasılık bedelini ödedikten sonra genel gücü aynı kalmıştı. Ancak, sadece regresyona güvendiği zamanlarda fark etmeyi başaramadığı pek çok yeni bilgi öğrendi.
Tüm regresyonlarının kaynağı, sponsoru gibi.
‘En Eski Rüya’.
‘Gizemli Entrikacı’, sırf bu varlığı bulmak amacıyla defalarca gezindi durdu.
Bir keresinde onun izlerini <Eden>’de keşfetti ve kayıtlara <Vedalar> içinde de rastladı.
Ancak asıl, gerçek bedenini hiçbir yerde bulamadı.
Ve bu yüzden ‘Gizemli Entrikacı’ daha da emin hâle geldi. Her şeyin cevabının ‘Son Senaryo’da karşılaştığı ‘Son Duvar’ın ötesinde olduğuna emindi.
Ne yazık ki, tüm dünya çizgilerini aramasına rağmen o duvarı delme yöntemini keşfetmeyi başaramadı.
Umudu yavaşça soldu. 1863 kez regresyon geçirmenin bile kıramadığı iradesi yavaşça kararıyordu. Birçok kez sonsuz bir uykuya daldığını hayal etti. Keşke gerçekten yapabilseydi.
Keşke aradığı o sonsuz huzuru... bulabilseydi.
Tam da bu noktada, çok parlak bir şekilde parıldayan tek bir gezegen keşfetti. ‘Gizemli Entrikacı’ buna oldukça aşinaydı.
8612. güneş sistemi, Dünya. Tüm senaryo trajedilerinin başladığı yer.
Ancak bir şeyler yanlıştı. Bu dünya çizgisini saran yabancı bir his anılarına saplandı.
‘...Bunun gibi bir regresyon turu var mıydı?’
Ve ‘Gizemli Entrikacı’, daha önce hiç karşılaşmadığı bir varlığa tam da burada tanıklık etti.
...
...
...
‘Gizemli Entrikacı’ yavaşça gözlerini açtı.
Soğuk karanlığın üzerinde N’Gai Ormanı’nı gördü. Dışarı verdiği kapkara nefes, artık buz gibi olan havanın içinde dağıldı.
Ne kadar süredir orada olduğu bilinmiyordu, ancak yine de kkoma Yoo Joonghyuk numara [41] onun yanındaydı.
“Kâbus gördünüz. Sonuç’a tanıklık etmiş sizin gibi biri bile görünüşe göre rüya görmekten kaçamıyor.”
【...Eh, ben de ‘kukla’dan başka bir şey değilim, o yüzden.】
Tıs-çat, çaçaçat...
Belki de muazzam miktarda Olasılık harcamanın artçı etkileri olarak, ‘Gizemli Entrikacı’nın tüm bedeninin etrafında ince kıvılcım katmanları dans ediyordu.
[41], sesini çıkarmadan önce bir süre bu olayı sessizce izledi.
“1863.’nün hikâyesinin değişmesinin etkilerinin oldukça kayda değer olduğunu görüyorum.”
【Buradaki işin ne?】
“[999] ile olan tüm temas kesildi.”
‘Gizemli Entrikacı’nın göz bebekleri bu sözleri duyduktan sonra daha da derinleşti. Bir şey okuyormuş gibi gözlerinde koyu ve derin bir ışık çaktı, ardından tekrar dudaklarını açtı.
【...[999] ölmedi.】
“O hâlde, iletişimin kesilmesinin anlamı...”
‘Gizemli Entrikacı’ cevap vermedi.
[41] hafif bir öfke izi barındıran bir sesle konuştu.
“Onu göndermek bir hataydı. Onun yerine beni gönderin. [999] fazla yumuşak.”
【O düşündüğün kadar yumuşak değil.】Bir Hikâyenin zayıf kalıntıları, sanki 999. regresyon turunun olaylarını yeniden okuyormuş gibi Gizemli Entrikacı’nın gözlerinin önünden gelip geçti. 【Tamamen şans eseri olsa bile, [999], ‘Sonuç’un sınırına ulaşan benden başka tek kişi. Onun deneyimi sayesinde, ben de ‘Sonuç’uma tanıklık edebildim.】
Bu yanıt [41]’in ifadesinin buruşmasına neden oldu. “Ancak, o aynı zamanda ‘Sonuç’tan kendi isteğiyle vazgeçen kişi. Bunu bir düşünün. Hedefimizi mahvedebilir.”
【Önemli değil. O da bir ‘Yoo Joonghyuk’ ne de olsa.】Entrikacı’nın akıl almaz gözleri şimdi N’Gai Ormanı’nın göklerine dikilmişti. Tam olarak ne düşündüğünü kimse söyleyemezdi. 【O da görmek istediği sonun peşinden gitme hakkına sahip.】
[41], başını yavaşça eğmeden önce Entrikacı’nın gözlerini sessizce izledi.
‘Gizemli Entrikacı’. Oradaki tüm evrenlerde en uzun süre yaşamış olan Yoo Joonghyuk. <Yıldız Akışı>’ndaki hiç kimse onun kederinin derinliklerini anlayamazdı.
“...Eğer istediğiniz buysa.”
Başka bir Yoo Joonghyuk olsa bile.
***
[Senaryo bakımı beş dakika içinde sona erecek.]
[Kanal kısa süre içinde yeniden açılacak.]
Boş havada mesaj yankılanırken, iki Yoo Joonghyuk hâlen yüz yüze duruyordu. İlk acı acı gülümseyen [999] oldu.
– Görünüşe göre hiçbir şey bilmiyorsun. Ama düşününce, sanırım bu gayet doğal.
“Hiçbir şey bilmiyorsun” – bu sözler gerçekten Yoo Joonghyuk’un sinirine dokundu. Bu piç ya da diğeri, hepsi aynı lanet şeyi söylüyordu.
‘Hiçbir şey bilmeyen Yoo Joonghyuk’.
Tam olarak neyi bilmiyordu ki?
[Kara Göksel Şeytan Kılıcı]’nın ucu, öfkesini yutmayı başarmışçasına hafifçe Sun Wukong’a doğru kaydı.
– Burada ne tezgahladığınızı hemen açıkla. Neden geldin? Bu Sun Wukong senin işbirlikçilerinden biri mi?
[999] bu tehdidi duyduktan sonra Sun Wukong’a bir göz attı ve yanıtladı.
– O bir Dış Tanrı değil. Biz sadece birbirimizi kullanıyoruz.
– Bu durumda, ikinizi de öldürmekte bir sakınca yok.
[999] bunun üzerine sanki Sun Wukong’u savunmak istercesine hafifçe öne çıktı ve konuştu.
– Eğer bu regresyon turundan vazgeçmek istiyorsan, devam et.
– Ne saçmalıyorsun sen?
– Bu adamla birlikte bu ‘Batıya Yolculuk Yeniden Uyarlama’yı tamamla. Bunu yaparsan, sana ‘Gizemli Entrikacı’yı yenmenin bir yolunu öğreteceğim.
– Neden inanayım ki...
Neredeyse aynı anda, [999]’un bedeninin etrafında mavi kıvılcımlar dans etti.
[Varoluş Yemini].
Yoo Joonghyuk’un gözleri huzursuzluktan titredi.
– Yüzlerce kez regresyon geçirsem bile onu asla yenemeyeceğimi söylemiştin.
– Ve ben sadece onu yüzlerce kez ‘regresyon geçirerek’ yenemeyeceğini kastettim.
[999] hafifçe yukarı sıçradı ve Kara Göksel Şeytan Kılıcı’nın bıçağının üzerine kondu. Yoo Joonghyuk refleks olarak bir adım geri attı, ancak mini versiyonu ne olursa olsun ona yaklaştı.
– Şimdiyse kadar olan hayatının yaşayan bir cehennem olduğunu düşündün. Çünkü her şeyle tek başına mücadele ediyordun.
Kaotik bir Hikâye anında etrafa yayıldı. Yoo Joonghyuk irkildi ve ona baktı.
Bu, belirli birinin yaşadığı sonsuz bir kâbusun hikâyesiydi.
[Hikâye Sonsuzluk Cehennemi, hikâye anlatımına başladı.]
Sanki bu Hikâyeye tepki veriyormuş gibi, parıldayan bir ışıkla kaplı [Kara Göksel Şeytan Kılıcı] şiddetle titredi.
999. regresyon turunu deneyimleyen Yoo Joonghyuk tekrar konuştu.
– Bu dünyada buna benzer kaç tane cehennemin var olduğunu sanıyorsun?
+
Bölüm Sonu Notları:
ÇN[1]: Çevirmen değişikliğinden sonra bu Dev Hikâyenin adı da değişmiş. Normalde akış bozulmasın diye çoğu şeyi değiştirmiyorum ama bunda bir istisna yaptım. Zaten daha önce sadece bir kez geçmiş.
Yıkımın Yalnız Yolcusu (Bölüm 285) — > Yalnız Kıyametin Yolcusu.
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.