Bölüm 5564
Önce içinden sordu: Tasma’ya, Taş’a, denemenin kendisine; Ama hiçbir yanıt alamadı; Bu yüzden burada sorulara yanıt veren tek şeye sordu.
“Yaşam Formlar’ı,” diye tırmaladı. “Köken Özü’ne sahip olanlar. Onlar neydi? Nasıl yaşıyorlardı? Onlara ne yaptılar?”
|Bilmiyorum.|
“Tasma’nın buna ihtiyaç duyduğunu teorileştirecek kadar biliyordun.”
|İki kez başarısız olacak kadar biliyordum. Bunlar farklı Bilgi Miktarlar’ı.| Ses bir Ân sessiz kaldı.
|Elimde Olan Şu: Onlar Ürettiler. Var olan her şeyin toplandığı yerde, onlar Ürettiler. Bunu daha önce de söyledim ve tekrar söylüyorum çünkü bu konudaki Mirasım’ın tamamı budur. Geri kalan her şey, Bilgi kılığına girmiş söylentilerdir.|
“O zaman bana o söylentiyi ver.”
|Hem Azdılar hem de Çoktular. Erken Dönemlerdendiler. Herhangi bir kayda göre Panteonlar inşa etmediler, Ölçekler’e ya da Merdivenler’e Tırmanmadılar ve kimsenin kayda geçirdiği hiçbir Neden’e sahip değillerdi; Bunu her zaman ya imkânsız ya da ürkütücü bulmuşumdur hangisi olduğuna da hiç karar veremedim.|
Noah’ın sırtı çatlamaya başlamıştı!
Bunu hissedebiliyordu; Artık Kemikler’i değil, Varoluş’unun kendisi; Damodred’in dersindeki küçük dönen Âlem’in çatladığı gibi, Varoluş’unun Yapı’sı boyunca yayılan Kılcal Çatlaklar. Dördüncü Aşama. Kolları titremekten, daha da kötü olan derin ve sabit bir yanmaya dönüşmüştü!
“Nasıl,” diye sordu zorlukla, “Bir şey Birikim yapmadan Nasıl Güçlenir? Bana bunu anlat. Sen burada ölmüş bir BU İlkel’isin. Neyi farklı yapman gerekirdi?”
|Daha İyi Biriktir.|
“Bu… Hiç mantıklı değil.”
|Biriktirilen şeyi, Kendi’nden Âyırt Edilemez Hâl’e gelene Kadar Râfine Et.|
“Bu yine de sadece Râfine Edilmiş Dışsal Şeyler olur!”
|O zaman bilmiyorum ve mesele tam da bu ve sen az önce benim Sınır’ımı buldun.| Kâdim sesin içinde acı bir şey dolaştı.
|Ne sorduğunu anlıyor musun? Tamamen başarılı Birikim’den oluşan bir Varoluş’tan, bunun tam tersini Tanımlaması’nı istiyorsun. Güç hakkında düşünmek için sahip olduğum her Âraç, Edinim hakkında düşünmek için bir Âraç’tır. Senin diz çöktüğün yerde durduğumda, tüm Varoluş’um boyunca topladığım her şeyle, hepsiyle, Asırlar’ca bu yükü taşımaya çalıştım; Ama yük, sanki orada değilmiş gibi hepsinin içinden geçti çünkü sahip olduklarıma bakmıyordu. Sahip olduklarımın altında ne olduğuma bakıyordu ve sahip olduklarımın altında, benim Yarattığ’ım hiçbir şey yoktu.|
“...!“
|Ben, yanlış merceğim. Burada başarısız oldum çünkü bildiğim her şey yanlış mercek.|
|Kendine bak.|
Beşinci Ârtış indi ve Noah’ın sağ dizi de sol dizine katılarak, Kum’a çöktü; Artık Kan burnunun yanı sıra kulaklarından da akıyordu ve Varoluşlar’ının yaşadığı bölgenin bir yerinde uzun bir çatlak açıldı; Tüm bunlara rağmen Zihni çalışmaya devam ediyordu, çünkü Zihin, Taş’ın henüz ulaşamadığı tek şeydi!
Kendi’ne baksın.
Peki. O neydi?
O, bir insandı. Sürekli bu sonuca varıyordu ve bu ona yetersiz gelmeye devam ediyordu; Çünkü İnsan Kâdim değildi, İnsan özel değildi, İnsan, tam da başka hiç kimsenin Taç giydirmeye değer bulmadığı için onun Tâç giydirdiği küçük, sıcak, Fâni bir kategoriydi.
O, o BU İlkel’i Yaşam Formlar’ından biri değildi. Hiçbir şey Yaratarak Doğmamıştı. Bir evde doğmuştu ve bugüne kadar dönüştüğü her şeyi bir yerlerden almıştı!
İşte cümle buydu.
Varoluş’u çatırdayan bir Boyut’un altında diz çöktü ve cümle bir kez daha ters döndü ona diğer yüzünü gösterdi; Noah ise Tâş’ın altında hareketsiz kaldı.
O zamana kadar dönüştüğü her şeyi, bir yerlerden almıştı.
“...“
Sonsuzluk. Sonsuzluğ’u O İcat Etmemiş’ti. Bu, ondan önce var olan bir Yol’du; Bir Yaşam Biçim’i Çeşid’iydi; Diğer Varoluşlar’ın asırlardır yürüdüğü bir Çerçeve’ydi; O bunu kendi içine almış ve muazzam Hâl’e getirmişti; Ama bu, Köken’inde hâlâ, Varoluş’un içinde yatarken bulduğu ve eline aldığı bir fikirdi.
BU İkel Kaynak. Bulundu. Kavrandı. Yaratılmadı!
Niyet. Niyet Merdivenler’i, başkası tarafından tanımlanmıştı: Egoik, Ananke ve Autarkis; Ve o, kendisinden önce orada duran o Merdiven’in İki Basamağ’ını tırmanmıştı!
Onun Panteon’u. BU Infiniverse canlıydı, ona aitti; Panteon Kavram’ı ise Ölçek kadar eski, hatta daha eskiydi; Bunu, bir Panteon kurmuş olan her Varoluş’tan Miras Kalmıştı.
Hvitrmarr’ın Dokuz İlk Neden’i. Onunkiler. Onunla Birleşmiş, tam da bu anda onun içinde Çarpışan; Ama onun değil, asla onun olmayan, onun elleri olmayan canlı eller tarafından yerleştirilmiş bir Soy’un İlk Nedenler’iydi!
Kendi Kimliğ’inden oyulmuş Osmontian Nedenler’i bile, Neden denen bir şeyin şekline göre oyulmuştu; Ve Nedenler Dışsal’dı, Nedenler başkasının inşa ettiği, Büyüttüğ’ü ya da Sahiplendiğ’i bir evin kirişleriydi; O da kendi kirişlerini yapmıştı ama onları, tasarlamadığı bir eve uyması için kiriş olarak yapmıştı!
Aslında Tüm Varoluş’u, Her Katman’ı, Muhteşem bir Ödünç Alınmış Mimari’ydi!
Neden Böyleydi? Neden Dışsaldı?
Âh!
Ve yük, sahip olduklarına bakmıyordu.
Altıncı artış geldi ve Varoluş’u her bir çatlak boyunca aynı anda çığlık attı; Ve Noah, siyah kumda kendi Kân’ının içinde diz çökmüş, Bir Boyut’un altını tutarken, imkansız bir şekilde gülümsemeye başladı.
Çünkü artık görebiliyordu ve bu muazzamdı, deliceydi ve odadaki tek kapıydı.
Bu sınav ondan daha fazlasını tutmasını istemiyordu. Her Çağda’ki her aday daha fazlasını tutmaya çalışmış, topladıkları her şeyi getirip, Tâş’ın altına yığmışlardı ama Taş sanki orada yokmuş gibi içinden geçip, gitmişti. Birikim, ne kadar görkemli olursa olsun buna cevap veremezdi çünkü Birikim Yanlış bir Kategori’ydi. Kıvılcım, Yaratım’dı ve Yaratım, zaten dolu olan bir Alan“da gerçekleşemezdi.
Onun içine aldığı her şeyle Dolu bir Alan’da.
Tamamen Kendisi’ne ait, ne bir Kaynağ’ı, ne bir Köken’i, ne de başka bir yeri olan bir şey Yaratmak için, ona yer açması gerekirdi; Ama yer yoktu çünkü Noah Osmont, Varoluş’un Hâzineler’iyle duvarlara kadar doluydu; Her biri hak edilmiş, her biri sevilmiş, her biri başka bir yerden gelmişti.
Öyleyse cevap, tüm cevap, her bir Çâğ’da Biriktiren bir Varoluş’un kendine görmeye izin veremeyeceği cevap şuydu.
Hepsini dışarı at.
Hepsini.
Kendisi tarafından öncülük edilmemiş her şeyi. O oraya varmadan önce bir fikir olarak var olmuş her şeyi.
Sonsuzluğ’u Varoluş’undan Parçala. BU İlkel Kaynağ’ı oyup, çıkar. Panteon Kavram’ını, Niyet Merdiven’ini, Nedenler’in ödünç alınmış Biçim’ini, O’na Ait Olmayan ve birer At olan Dokuz İlk Neden’i, Tüm Çerçeve’yi, Tüm Ölçeğ’i, Tüm Yollar’ı, ödünç alınmış evin içindeki Miras Kalan her Kiriş’i, bu kumda diz çökmüş olanın yalnızca Noah Osmont’un yarattığı şey ve başka hiçbir şey kalmayana kadar her bir Parçası’nı Kendi’nden dışarı at.
Ve sonra geriye ne kaldığını gör.
Ve bir kıvılcım çıkıp, çıkmadığını gör.
Çılgın gülümsemesi Kân’ın altında genişledi ve üstünde taş Yedinci kez indi!
...!
Not: Hahaha. Neden anladınız mı? Hiçbir Karakter’in True Omnipotent olamayacağını. Onlar farkında olmadan hâlâ Dışsal şeylere bağlı. Luo Zheng mesela. Yazar’ı Her Şey’e Kadir diyip duruyor ama spnda Mutlak Sonsuz Enerji’ye ve Âlem’e hâlâ bağlı. Han Jue sonda Omnipotent oldu ama Final’de yaptığı tek şey Sistem’ini aşmak ve Kendi Dao’sunu yaratmak. Bu mu Omnipotent? Sorarım Siz’e bu mu Omnipotent? Kendi Sistem’ini Âlem’ini Yaratsan bile bunlar bile dışsal şeyler. Çünkü Varoluş ta zaten bunlar daha önce vardı. Aslında Kendi Kimliğ’inide parçalaması lazım. Ve henüz Novel’in belki de yarısında bile değiliz. 5600 bile olmadık. Oldukça çılgın şeyler bizi bekliyor Okuyucular’ım.
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.