Bölüm...
Fantasy, Horror, Isekai, Novel, Psychological Thriller, Supernatural, Türkçe Novel

Bölüm 1

1. Kısım - 1. Bölüm
Yazar: Annebenbalikmiyim Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 17 dk Kelime: 4.255

Hiç kendinizi tamamen bir şeye kaptırdığınız bir deneyiminiz olmuş muydu? Sadece bu şey hakkında ’Oh, bu eğlenceliymiş’ diye düşünmekten değil, ekstra zaman ve para harcayacak kadar derinden etkilenmekten bahsediyorum. Öyle bir şey olsa gerek, değil mi? 

Eğer bir filmse yönetmen kurgusunu izlemek, bir oyunsa çizim kitabını (artbook) satın almak, bir webtoonsa erken erişim için ödeme yapmak, bir şarkıcıysa konserine gitmek... Biraz daha ileri gidecek olursak, ilgili ürünleri satın almak başka bir örnek olabilir. Evet, ilgili ürün dedikleri şeylerden bahsediyorum. 

Figürler, afişler, rozetler, peluşlar...

Hayatımda bu tür şeyler için bir kuruş bile harcamadığımı gururla söyleyebilirim... Ta ki bugüne kadar. 

Şu an bir mağazanın önündeyim. Pop-up mağazası, açılış saati sabah 10’da tüm giriş biletlerini çoktan büyük bir kalabalığa satmıştı.

Ve evet, o biletlerden ben de bir tane almıştım. 

“Mağazamız 14.30 girişlerine şu an açılmıştır!“

“Sonunda!“

“Hey, hadi gidelim!“

Yanımda duran neşeli gençler heyecanla personele doğru koştular. ’Saat 14.30... evet doğru.’

Şapkamı olabildiğince aşağıya çekerek sıraya girdim. Ama sonra, arkamdaki fısıltılara kulak misafiri oldum. 

“Off...“

“Satıcı mı?“

“Korsan satıcı değil mi?“

“...“

Kendimi berbat hissettim, ama dürüst olmak gerekirse, onlara hak verdim. Bu sıradaki ofis çalışanına benzeyen tek yetişkin erkek bendim. 

’Haah...’ 

Pop-up mağazasının girişine bakarak iç çektim. 

[Hoş geldiniz karanlığın kaşifleri.] 

’Bu çok saçma.’

Mağaza çeşitli canavarların, gizli elementlerin, şirket logolarının, dinlerin ve devletlerin karikatürlerinin bir arada olduğu kırmızı ve siyah arka plana sahip bir temaya sahipti. Tam da bir gencin kalbini fethedecek türden bir evrendi. Başlığı bile tam bir şaheserdi. 

[Kıyametin Kehaneti: Karanlık Keşif Kayıtları]

Ağh...

Gözlerimi ellerimle kapatmamak için kendimi zor tuttum. ’Neden bunu işteyken görmek zorundaydım...’


Son zamanlarda aşırı popüler olan bir hayalet hikâyesi evreniydi. Bilirsiniz, insanların katılıp kendi hikâyelerini yaratabilecekleri bir tür açık kaynaklı kolektif zekâ evreni tarzı şeyler? İlk başlarda, internette yazılan paranormal hikâyelerden ibaret gibi görünüyordu ve öğrenciler arasında yavaşça yayılmaya başladı. Ancak daha sonra YouTube algoritmasına düştü ve deli gibi viral olmaya başladı. Konsepti ’çeşitli paranormal olayları keşfetme kayıtları ■’ idi. Sonunda, yüzlerce ve binlerce birbirinden bağımsız paranormal olayları kapsayan bir wiki haline dönüştü ve bu şekilde dikkatimi çekti. 

’... Onu iş yerinde okumak çok kolaydı çünkü sadece metinden ibaretti.’ 

Ve ayrıca ofisteyken iş dışında yapılan her şey eğlenceli denmez mi?

Bu evrene o kadar bağlanmıştım ki kendi paranormal hikâyemi yazıp yayınlamıştım bile... İşler nasıl bu hâle geldi? İş hayatımda heyecan olmadığından falan mı?

Ve bu şeyin...
 
’Bu kadar büyüyebileceğini kim bilebilirdi ki?’

Şu aralar gençler için, büyük bir sansasyon halinde pratikte YouTube’a hakim olan devasa bir IP haline geldi. Doğal olarak da şirketler kazanç sağlamak için gemiyle atladı. Bu pop-up mağazası da bunun bir parçası.

’Hadi ama, bu wiki 15 yaş üstü olarak geçiyor!’ 

Neden burada bir sürü çocuk var?

Arkamdaki fısıltıları duydukça kendimi gitgide daha savunmasız hissetmeye başladım. 

“O kesinlikle bir korsan satıcı...“

“Hey, belki de sadece yeğeni ya da kuzeni için bir şeyler satın alıyordur... bu kadar üstüne gitmeyin.“

Hayır, bunları kendime alıyorum.

Açıkçası.. Geçen hafta da buraya gelmiştim ama istediğim ürün ben gelene kadar satılmıştı, bu yüzden işte yine buradayım... İşten bir günlüğüne izin bile aldım. 

’Geçen hafta en azından etrafta benim yaşıtım kadınlar vardı.’

Ne yazık ki, bugün hafta içi öğleden sonraydı bundan dolayı da buradaki tek yetişkinler çocuklarıyla beraber gelen ebeveynlerdi. Bu yüzden utançtan ölecek gibi hissettim ama kendimi tuttum. 

’Buna neden katlanmaya çalıştığımı bile bilmiyorum...’ 

Her neyse, personelin yönlendirmesiyle birlikte mağazaya girdim. Personelin beni garip karşılamaması tek tesellimdi. 

“Vay canına!“

“Hey, gerçekten de orijinaline benziyor!“

Neredeyse bir tema parkı gibi hissettiren pop-up mağazasının karmaşık bir tasarıma sahip iç mekânına girerken ortaokul öğrencilerinin hayranlık içinde haykırışlarını duyabiliyordum ve ayrıca sergi temaları incelikle organize edilmişti:

[Daydream A.Ş.]

[Doğaüstü Afet Yönetim Bürosu]

[Bilinmeyen Aydınlıklar Kilisesi]

Bu korku evreninde üç büyük güç var: şirketler, hükümetler ve dinler. Hepsi paranormal olayları gözlemlemeye ve güvence altına almaya çalışıyor.

’İlk başlarda sadece devletin Doğaüstü Afet Yönetim Bürosu hakkında hikâyeler vardı ama daha fazla insan katıldıkça herkes heyecanlandı ve buna dönüştü.’

Her neyse, görünüşe göre pop-up mağazası bu evrenin en popüler ögelerini seçip buraya toplamış. Kaliteleri fena olmasa da sadece popüler karakterlere ve korku ürünlerine odaklanarak hayranların cüzdanlarına göz diktikleri belliydi. 

’Yani, ne zaman tekrar böyle bir yere gelirim ki...’

İnsanların bakışlarını umursamadan hızlıca istediğim ürünleri aldım. Popüler ürünlerin çoğunluğunun satılmış olması rahatlatıcıydı, böylece benim korsan satıcı olduğum hakkındaki şüpheler azaldı.

“Eşyalarınızı taşımak için doğa dostu büyük boy bir torba almak ister misiniz? Sadece 5,000 won*.“
*Yaklaşık 162 TL

“Evet, teşekkür ederim.“

Başarılı bir şekilde alışverişimi tamamladıktan hemen sonra pop-up mağazasından ayrılmak yerine tereddüt ettim. Kasiyerin yanında toplanan insanları görmek için kafamı çevirdim. 

[Çark Etkinliği] : Kendi karakterini yarat

O şey.

Onu geçen hafta da görmüştüm ama kuyruğa girip katılmaya cesaret edememiştim. 

’Bu pop-up etkinliğinin yarın biteceğini söylediler.’

Gerçekten bunun için sosyal onurumu feda etmeye değip değmeyeceği hakkında iç çatışma yaşıyordum. Tam o sırada vardiyasına yeni başlamış olan kasiyer bana doğru gülümsedi ve konuştu.

“Çark etkinliğimiz bugün bitiyor! Katılmak ister miydiniz?“

“...Evet.“

Teşekkür ederim. Gerçekten, çok teşekkür ederim. Sevgili personel...

“Harika! Lütfen bu tarafa doğru gelin! Ah, sadece burada bekleyin.“

Personel beni hızlıca büyük siyah çarkın önündeki kuyruğa yönlendirdi ve doğal olarak kendimi kuyruğun en arkasında buldum. 

Sıra beklediğimden çok daha hızlı ilerledi. Kısa bir süre sonra sıranın en önündeydim ve bana telsize benzer bir buton verildi.

“Şimdi, şanslı çarkı çevirelim! Lütfen hazır hissettiğinizde çarkı durdurmak için butona basınız.“

Biip.

Çark yapay bir ses efektiyle dönmeye başladı. Her bölümü bir ödül ve rütbe gösteriyordu. Bölümlerde daha önceden aldığım ürünler, satılık olmayan ürünler ve hatta rastgele Bluetooth kulaklıklar bile vardı. Elbette, en büyük bölüm olan 7. bölümde sadece küçük bir not defteri vardı. Muhtemelen bana da bu çıkacaktı. Ancak bu beni rahatsız etmedi. Sonuçta zaten neredeyse hiç katılmadan ayrılıyordum. 

’Çok bir şey beklemeyelim.’ 

Personelin bana verdiği düğmeye dikkatlice basarken bunu düşündüm. 

Rrrrrrrrr.....klik.

Ama sonra, siyah çark şaşırtıcı bir şekilde tam da oranın üstünde durdu.

İnce, altın kısmın üstünde.

[1. Bölüm] : Karanlık Keşif Kayıtları Gerçek Ürün Kutusu

“...!“

“Ah, aman tanrım! Tebrikler!“ 

“Bu... gerçek mi?“

“Vay inanılmaz!“

“Ne kadar şanslı, çok kıskandım!“

Arkamdan şaşkınlık, çığlık ve imrenme sesleri yükseldi.

“Vay canına, sonunda pop-up etkinliğinin bitmesine iki gün kala birisi en iyi ödülü kazandı!“

Benden daha heyecanlı olan çalışan, çarkın arkasına koştu ve plastik ambalajlı büyük bir kutuyla geri döndü. Üzerinde büyük gümüş bir sembol bulunan siyah kutu özenle yapılmışa benziyordu. Kutuyu alırken ellerimin titremesine zar zor engel oldum.

“...Teşekkür ederim.“

Bunun gerçek olduğundan emin olmak için hızlıca buradan ayrılıp yüzüme tokat yapıştırmam gerekiyordu.

Pop-up mağazasından tam ayrılacakken personel beni durdurdu. 

“Oh! Biz kişiye özel ürünler de veriyoruz, sadece isminize ihtiyacım var!“

İsmim mi?

Kişisel bilgilerim uzun zamandır kamuya mal olmuş ve tüm internet sitelerine sızdırılmış durumda zaten.

Şu an önemli olan tek şey güvenlice bu kutuyu eve götürmek...!

“İsmim Kim Soleum.“

“Tamamdır! Bay Soleum, biraz bekleyin lütfen.“

Personel, çarkın yanındaki 3D yazıcıya benzeyen siyah makineyi çalıştırmaya başladı. Üzerinde pop-up mağazası için özel yazılmış açıklama notu bile vardı.

[Karanlık Keşif Kayıtları Karakter Oluşturucu]

Ah demek çark etkinliğinde bahsettikleri şey buydu. ’Kendi Karanlık Keşif Kayıtları Karakterinizi Oluşturun’ etkinliği. Tam da bir gencin zevklerine göre tasarlanmış bir şey.

“Lütfen isminizi buraya giriniz.“

“...Tamam.“

Tek elle sıkı bir şekilde ürün kutusunu tutarak ismimi makinenin ekranına hızlıca girdim. Siyah makine dişliler dönerken gösteri yaparak yüksek ürpertici bir müzik kutusu sesi çıkardı ve sonra küçük bir obje tükürdü.

Klank

Tanıdık görünüşlü objeyi elime aldım. Bu bir... çalışan ID kartıydı. 

[Daydream A.Ş.] 
Çalışan Kim Soleum 
Saha Keşif Ekibi

“Vay canına! Evrenimizdeki en ünlü gruplardan biri olan Daydream A.Ş.!“

“...“

Evet biliyorum. Özetlemek gerekirse, paranormal olaylardan kazanç sağlayan büyük bir şirket klişesi. 

Ve Saha Keşif Ekibi ise...

’Şu kırmızı gömleklilerin olduğu bilim kurgu şovu gibi, herkesin öldüğü daire.’ 

Paranormallikleri araştırmaya yollanıp, öbür dünyaya erken giden ekip.

Bundan dolayı isimli karakterlerin birçoğu Saha Keşif Ekibi’ne ait görünüyordu.

“Vay canına! Saha Keşif Ekibi’nin çalışan ID’si! Bu evrende Çalışan Kim Soleum’u ne tarz maceraların beklediğini görmek için sabırsızlanıyorum!“

“Evet, teşekkürler...“

Utançtan komaya girmek üzereydim ama kendimi tuttum. 

’En azından bir devlet kurumunun veya şüpheli bir dinî tarikatın ID’si değil.’

Şükürler olsun ki sadece bir şirket çalışanı ID’siydi.

Biraz utanç verici olmasına rağmen görünüşe göre personel bunu o kadar çok söylemişti ki buna alışmıştı ve profesyonel bir tavırla karşılıyordu.

Bununla beraber, çalışan ID kartını aldıktan sonra çark etkinliği bitmişe benziyordu.

“Teşekkür ederim.“

Üzerinde ismim yazılı olan ID kartına baktım ve içimden iç çektim.

“Bu... bu kimsenin bulamayacağı bir yere saklanmalı.“

Ne olursa olsun, utanca karşı toleransım artık bunu kaldıramıyor.

O sırada personel neşeli bir şekilde tekrar sordu.

“Beğendiniz mi? Çok değer vereceksiniz değil mi?“

“Evet.“

“Yalancı.“ 

“...?“

Yanlış duyduğumu düşünerek başımı kaldırdım.

Sırıtır.

Personel doğal olmayan geniş bir sırıtışla bana gülümsüyordu.

Ağzı doğal olmayan bir şekilde yukarıya doğru uzanmış ve neredeyse kulaklarına kadar ulaşmıştı...

“...?“

Bir anda. 

Başımın çok fena döndüğünü ve sersemlediğimi hissettim.

“...!“

Pop-up mağazasındaki sesler bir anda kesildi. 

Önümdeki her şey siyah boyayla kaplanmışçasına bulanıklaşarak kırmızı ve mavi renklerde titredi. 

Sersemliğim geçerken dünyanın tamamen değişeceği aklımın ucundan bile geçmezdi... en çılgın hayallerimde bile.

[Daydream A.Ş.’ye hepiniz hoş geldiniz!]

“...?!“

Farkına bile varmadan kendimi büyük bir konferans salonunun köşesinde, ortadaki kürsüye bakarken buldum. 

Ve.

Buum!

Alkışlar eşliğinde kürsünün üstündeki ekrana yansıtılan PPT* sunumunda havai fişekler patladı.
*PowerPoint

[Yeni Çalışan Oryantasyonu]

Alkışlar ve tezahüratlar yankılanırken, sunucuya benzeyen kişi neşeyle gülümsedi ve PPT sunumunu ilerletti. Bunun, büyük bir şirketin yeni çalışanlara yönelik oryantasyon etkinliği olduğu barizdi. 

Takım elbise giymiş yeni işe alınanlar heyecanla ve gergin bir gururla alkışlayıp tezahürat ediyorlardı.

İş bulduklarından dolayı oldukça heyecanlı görünüyorlardı. 

[145:1 yarışmasını başarıyla geçen yeni çalışanlarımız kendileriyle gurur duymalılar! Haha! Şimdi, yeni çalışan oryantasyonuna başlayalım!]

“...“

Bu da ne?

Tereddütle geri adım atmaya çalıştım ama bir sandalyede oturduğumu farkettim.

Takım elbise giyiyordum.

Öğlen bir müşteriyle buluşacağımdan dolayı giymiştim ama tesadüfen konferans salonundaki ’yeni çalışanlar’a benziyordum.

Bu sırada çark etkinliğinde kazandığım ürün kutusuysa sessizce kucağımda duruyordu.

“Pardon, onu bir yerden mi aldınız? Şirket ondan dağıtıyor mu?“

“...“

Yanımda oturan yeni çalışanın sorusuna cevap veremedim.

[Sizler seçilmiş adaylarsınız!]

[Aslında, şu an Oryantasyon Odası A’daki özel oturum için iş ilanına başvuranlardan sadece özel seçilmiş kişiler toplandı ve bu kişiler de sizlersiniz!]

[Tebrikler! Yetenek sınavını başarıyla geçtiniz ve özel takım, ■* atandınız.]
*Saha Araştırma Ekibinden bahsediyor, İngilizce çeviride ’the .’ yazılıdığından dolayı böyle yazdım (Genelde Karanlık Araştırma Kayıtları için ’the .’ geçiyor).

“Atamaları çoktan yapmışlar mı?“

“Saha Araştırma Ekibi mi? Daydream A.Ş.’nin böyle bir departmanı mı var?“

“Bir ilaç şirketi için... Saha araştırması mı?“

“Uh, bir yere sürgün falan mı ediliyoruz? Neden ana karargâh değil de bir şubeye atanıyoruz? Süslü sözlerle bizi kandırmaya mı çalışıyorlar?“

Etrafımdaki yeni çalışanların mırıldanan konuşmalarını duyabiliyordum fakat onlara odaklanacak zamanım yoktu. 

Şirketin ve ekibin adı kulağıma tanıdık geldi.

Daydream A.Ş.

Saha Araştırma Ekibi

Wiki’den bir sayfa aniden zihnimde belirdi.

____________________

[Saha Araştırma Ekibi] (Daydream A.Ş.)
Devasa organizasyon Daydream A.Ş.’deki Geliştirme Departmanı’nın altındaki beş ekipten biri, ■’da öne çıkanlardan.
 
Genellikle ’intihar takımı’ olarak bilinir. Trajik bir takım ama hayalet hikâyesi yazarları için eğlenceli bir ekip.

____________________

’Bekle biraz’

...Bu az önce katıldığım pop-up mağazası etkinliğinden bir hayalet hikâyesi.

Yani bundan sonra olacaklar...

____________________

Oryantasyondaki yepyeni çalışanlar arasından kimin tam zamanlı işe alınacağını belirlemek için ölümcül bir hayatta kalma oyununa atılırlar.

Bu klasik ve popüler bir wiki konusu çünkü normal insanlar karanlığı araştırmaya çalışınca neler olduğunu gösteriyor.

____________________

“...!“

“Uh, n-ne yapıyorsunuz...?“

Hızlıca sandalyeden kalktım. 

Durumu anlamak umrumda bile değildi - düşündüğüm tek şey bir an önce oradan çıkmaktı. 

Ama iş işten geçmişti.

[Resmî işe alımından önce kısa bir deneme sürecine gireceksiniz ama endişelenmeyin, uzun sürmeyecek! Sizin pratik yeteneklerinizi kesin bir değerlendirme yöntemiyle ölçeceğiz o kadar.]

[Tabii ki düzgün bir değerlendirme için tam katılım şart! Beleşçiliğe müsamaha gösterilmeyecektir!]

Pat, pat, pat!

Konferans salonunun kapıları birer birer kapandı. 

’Kahretsin!’ 

Ben paniklerken, Daydream A.Ş.’nin sadece sıradan bir eczacı şirket olduğunu zanneden saf yeni çalışanlar gerçekten neler yaşandığının farkında değildi.

Ve böylece yüze yakın yeni çalışan dikkatlice sunucuyu dinlerken sunucu, neşeli bir şekilde, 

[Şimdi, haydi başlayalım!]

O heyecanlı sesiyle bağırdı. 

Konferans salonundaki ışıklar kapandı.

“...?“

“Ha?“

Hâlâ kafası karışık olan yeni çalışanlar video veya bir şeyin hazırlandığını düşünüyor, hafif bir merak besliyorlardı.

Bunu düşünmeleri beklenebilirdi.

Sırf iş buldukları için bu kadar çılgınca bir şey olacağını kim tahmin edebilirdi ki? 

Örneğin... Çevrenin aniden ıssız bir metro treninin içine dönüşmesi gibi.

[Değerli yolcular, bugün Abyss Transpo’yu tercih ettiğiniz için teşekkür ederiz. Trenimiz durmayacaktır.]

[Keyifli bir yolculuk için lütfen anonsları dikkate alınız.]

Garip istasyon isimleri içeren tanıdık olmayan bir anons çalmaya başladı. 

“...?!“

“B-bu da ne böyle?!“

Konferans salonundan oldukları gibi buraya taşınan ve hâlâ konferans salonundaki gibi düzgünce oturan takım elbiseli yeni çalışanların hepsi ayağa kalktı.

Şaşırmaları anlaşılabilir bir durumdu. 

“Affedersiniz?“

“Bu bir tür VR mı? Gerçekten buraya gelip alan mı değiştirdik?“

Daha önceden konferans salonunda bulunan insanların hâlâ orada olması diğerlerine teselli gibiydi ve insanların durumu daha rahat karşılamasına sebep oldu.

Ayağa kalkanlar metroda dolaşarak şirketten veya etkinlikten herhangi bir iz ya da açılabilecek kapıları aradılar. Çok geçmeden durumu daha iyi anlamaya başladılar.

“Yan vagonda insanlar var! Ama... uh, kapılar açılmıyor? Bu yeni bir teknoloji mi?“

Soğuk soğuk terlerken gözlerimi sıkıca kapatıp tekrar açtım.

Bunun hangi hayalet hikâyesi olduğunu zaten biliyordum.

____________________

[Abyss Transpo’ya hoşgeldiniz]
■ içinde yer alan bir hayalet hikâyesi.

Kaçması gülünç derecede zor ve en rezil hikâyelerden biri olan D-Sınıfı Karanlık. Saha Keşif Ekibi bundan dolayı durmadan acı çekiyor.

Keşif Kayıtları’nda toplam ■■ giriş bulunmakta.

____________________
 

Tahmin edebileceğiniz gibi Kore metro sistemine dayanan bir hayalet hikâyesi.

-Uyuyakalıp metro treninde uyanıyorsunuz.

Her zamanki işe gidip gelme gibi hissettirse de garip istasyon isimleri görünmeye başlar.

İşte böyle başlıyor.

Bu hayalet hikâyesinin ana kitlesi şu ana kadar bir kez bile olsa işe gidip gelirken metroya binmiş kişiler, bu yüzden okuyan çalışanlar için daha rahatsız edici oluyor. 

“...“

’Ve bu hayalet hikâyesi... Daydream A.Ş.’nin yetki alanı altında, değil mi?

Görünüşe göre Daydream A.Ş. yeni çalışanlarını bu hayalet hikâyesiyle ’filtrelemeyi’ amaçlıyordu.

...Kahretsin!

“Burası bir kaçış odası gibi bir şey mi?“

“Saç dökülmesi tedavisi yapan bir eczacı ilaç şirketi neden satış görevlileri için kaçış odası yapmaya uğraşsın ki?“

İşte o zaman ’o’ oldu.

[Bu durak Keder, Keder İstasyonu.]

“...!“

“Ke-keder mi?“

İlk anons hoparlörden geldi.

Nefesimi tutup başımı çevirdim. 

[Kapılar sağınızdadır...]

Klik.

Tren durdu.

[Kapılar açılıyor.]

Kapılar açıldı.

Sıradan bir gün gibi görünüyordu ama-

[Kapılar 30 saniye içinde kapanacaktır. Kapandıktan sonra, kapılar açılmayacaktır.]

[Varış noktası Keder İstasyonu olan yolcularımız anonsa uyarak inmelilerdir.]

Tanıdık ses sakince tuhaf kelime ve cümleleri anonsa karıştırdı.

Ama insanlar güvence bulabilmek için her şeyi mantıklı bir zemine oturtmaya çalıştılar.

“Dışarıya bakın! Burası sadece bir metro istasyonu!“

Ama gerçekten de, haklıydılar.

Trenin dışındaki platform açıkça görülebiliyordu.

Biraz karanlık ve nemli görünse de sıradan bir metro istasyonu gibi duruyordu. Bu yüzden rahatlayan iki-üç kişi kapıya doğru hareket etti.

Ah, hayır.

“Bence inmezseniz daha iyi olur.“

“Ha?“

Durum kötü.

İç çekip hızlıca konuşmaya başladım. 

“Anonsun ’Keder İstasyonu’ dediğini duydunuz. Kore’de böyle bir istasyon yok. Kim olsa bunun garip olduğunu düşünürdü.“

“Oh..“

“Evet, bence de bu adam haklı. Belki beklesek ve neler olacağını görsek daha iyi olur..“

Durumu daha hızlı anlayanlardan birisi beni destekledi. Bu kişi daha önce yanımda oturan yeni işe alınanlardandı.

Onun sözlerinden dolayı tam inmeye hazırlananlar daha da tereddüt ettiler.

“Ama yine de...“

“Hey kapılar kapanıyor!“

Ancak kapıların kapanma sesi paniklemiş birkaç kişinin düşünmeden aniden inmesine sebep oldu...

Tam bir felaketti.

[Kapılar kapanıyor.]

“Ah!“

“Kaçırdım. Lanet olsun!“

Trenden inmeyenler, inenlerin platformdan bize el sallayışlarını görünce iç çektiler.
Hatta bazıları bana göz ucuyla bakıp küfürler mırıldandı.

Onları anlıyordum. Böylesine garip ve rahatsız edici bir durumda birçok kişinin içgüdüsü düşünmeden kaçmak olurdu.

Ama yine de...

“Bu da ne...?“

“Şuna bakın...“

Korkunç bir manzara gözlerimizin önüne serildi.

İnenler tam da yürümek için arkalarına döndükleri sırada... 

Platformun tavanından ve sütunlarından aşağı aniden gümüş damlacıklar damlayarak inenlerin üzerine yağmaya başladı. 

Pıt. Pıt. Pıt.

Devasa gözyaşlarına benziyorlardı. Ancak sayısız gümüş damlacık, erimiş metal gibi vücutlarına damlayarak korkunç parçalanma sesleri çıkarıyordu.

Çığlıklar.

Çırpınmalar.

Sessizlik.

Gümüş sıvıyla kaplı kan camlara doğru sıçradı.

[Trenimiz Keder İstasyonu’ndan ayrılıyor.]

Camda gördüğümüz son şey.

“...“

Sürgülü kapıların önünde, pislik ve kan içindeki yeni çalışanların ezilmiş kalıntıları hafifçe seğiriyordu.

“Ahhhhh!!“

“Ahhh!“

Yanlış kararı seçmişlerin kaderi işte buydu.

[Keyifli bir yolculuk için lütfen anonsları dikkate alınız.]

Sonunda, çığlıklar ve bağırışlar etrafta yankılandıkça korku insanlar arasında yayılmaya başlamıştı.

’Başladı.’

Gözlerimi sıkıca kapadım.

Ben bir hayalet hikâyesinin içinde miyim?

Bu nasıl oldu bilmiyorum ama gerçekten de bir hayalet hikâyesindeki şirketin yeni çalışanı oldum gibi görünüyor. Hem de son derece yüksek bir ölüm oranı olan bir departmanda.

’Bu gerçek mi?’

Evet, dürüst olmak gerekirse, ben büyük ihtimalle diğer yeni çalışanlara kıyasla daha avantajlı bir pozisyondayım.

■ hakkında wikideki her şeyi okumuştum.

____________________

3.2 Keşif Kayıtları (■■ kadar giriş bulunmakta)

____________________

Neredeyse bu seviyeye kadar olan şeyleri oldukça net hatırlıyorum.

Bu noktadan itibaren, kulağa klasik aşırı güçlü ana karakter klişesi gibi geliyor.

Belki üstün bilgilerimi kullanarak bu durumdan kaçıp havalı görüneceğimi düşünüyorsunuzdur? 

Ya da belki de ileride ortaya çıkacak gizli hazineleri ve eşyaları ele geçireceğimi bile düşünüyorsunuzdur?

Bunlar doğru olabilir.

Ama tek bir sorun var.

Çok kritik bir sorun.

’... Ben korku türüne dair her şeyden ölesiye korkuyorum!’

Bu doğru.

Ben... bir korkağım.

Yazıda sorun yok. Onu keyifle okuyabilirim. 

Ama görselleştirildiği an, kaldıramıyorum.

Ve sadece sıradan bir korkak da değil - öyle bir korkağım ki arkadaşlarım sürekli benimle dalga geçerlerdi.

-kim soleum’un hoşlandığı kız ona korku filmi izlemeyi teklif etmiş ama o ck korktuğundan onu reddetmiş? Bu gerçek mi?  

-asjhfğsd

-knk adın resmen tüyler ürperticinin ses efekti* ama sen bi korku filmi bile izleyemiyosun dkhajdfh
*sfx’ten bahsediyor

-harbi miiiiğğ hoşlandığın kızın kaçmasına şaşmamalı lasrğejwljdfn

-Ölmek mi istiyorsunuz?

-üzgünüm.

--zgnm.

Ben öyle bir korkağım ki, iş yerinde gün ışığının altında korku hikâyeleri okurken arka plan resimlerini ve seslerini sadece yazıya odaklanabilmek için kapatıyordum!

O kadar korkuyorum ki, kendi yazdığım korku hikâyesine görsel bile eklememiştim!

Korkak Kediler Barınağı’nın uzun süreli sakini, işte o benim!

“...“

Yüzümü iki elimle kapadım.

Mahvoldum, çok fena hem de...





Annebenbalıkmıyım Çevirmen Notu:
Merhabalar, gsgw ilk bölümünün Türkçe çevirimi okuduğunuzdan dolayı çok teşekkür ederim! Beklediğimden daha uzun ve uğraştırıcı bir işti ama yaparken açıkçası çok eğlendim. Keyifli okumalar dilerim.

Bu bölüm İngilizce’den Türkçe’ye KiyoshiSai’nin çevirisinden çevirilmiştir. 
Romanın asıl dili Korece’dir ve Baek Deok-soo tarafından yazılmıştır.

Bana yardım eden Ponyeonghaseyo ve artemis’e çok teşekkür ederim!!

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi