Bölüm 5702
>>Süreklilik Paradoks’u.>>
“Boyutsal Köken Tren’inde“ yolculuk yapıyorlardı.
Yapıyorlardı ama...
Çekim gücü, cümlelerinin ortasında onları yakaladı ve ayakları yere basmadan önce Varoluş buna tepki gösterdi.
|ÜÇ KATILIMCI, BOYUTSAL KÖKEN TRENİ’NİN ÖTESİ’NE ÇEKİLDİ.|
|Şu anda devam etmekte olan bir Varoluş Öyküsü’nün içine giriyorsunuz.|
|Kayıtlar’a Göre: Bu Öykü eğlendirmekte başarısız olmuştur. İçindeki Savaşçılar, kayda değer hiçbir Zorluk’la karşılaşmamıştır. Zafer, Bedelsiz, Mücadele Olmadan ve tek bir Ânlık tereddüt bile yaşanmadan gelmiştir.|
|Bu Kabin’in hüküm süren Şampiyonlar’ı, Yutma ve Gâsp üzerine kurulu bir Varoluş Öyküsü’ne sahiptir. Bu Öykü, önüne konan her şeyi Yutmuş ve bunu çok fazla Kolaylık’la başarmıştır.|
|Gelen katılımcılar zafer kazanır ve bu Varoluş Öyküsü’nü KIRARSA, ek ödüller verilecektir.|
...!
Aynı anda üç kaş çatıldı!
Descartes, Süreklilik Paradoks’u, gelen Bilgi’yi olduğu gibi kabul etti ve kaşlarını çatmaktan öte yüzünde hiçbir kasını kıpırdatmadı. Yanında duran BU İlkel Paradoks, omuzlarını silkti ve sorulmadan hareket ettirildiği için açıkça tiksinti dolu bir ses çıkardı. Erwin ise, BU Yaşayan Paradoks, sadece başını yana eğdi.
Sonra etrafa baktılar!
Gaz halindeki Yıldız Mâdde’si ve enkazdan oluşan bir Boyut’ta duruyorlardı. Her yöne doğru uzanan devasa bulutlar vardı — Yeşiller, pas rengi ve Koyu Morlar birbirlerinin içinden yavaşça akıyordu — Ve Bulutlar’ın arasından kayalar süzülüyordu: Dâğlar, Kıtalar, Zemin’i, Boyut ve hiçbirinin bulamadığı bir Son’u olmayan bir Alan’da acele etmeden yuvarlanıyorlardı.
Her yer Âuralar’la doluydu. Binler’ce Âura. Soy’undan Gelenler ve BU İlkel’i Varoluşlar, Varoluşlar’ının ağırlığı her yönden aynı anda Yıldız Bulutlar’ına baskı uyguluyordu; Ufka kadar Üst Üst’e yığılmış Boyutlar’ı yerle bir edecek kadar güç toplamışlardı.
Ve ortalık sessizdi.
Sessiz değil. SESSİZ! O yüzen taşların arasında tek bir ses, tek bir nefes, tek bir hareketin çıkardığı ses bile yoktu. Binler’ce kudretli Varoluş burayı işgal etmişti ve hiçbir ses çıkarmıyordu.
Her şeyin üzerinde, bir Göz izliyordu.
Boyutlar’ın Ötesinde’ki Üst Karanlık’ta asılı duruyordu, devasa ve sabırlıydı; Ve Bu Boyut’a bakmıyordu bile. Onlara bakıyordu, programındaki işleri halletmiş birinin sakin beklentisiyle.
Erwin ona baktı ve hoş bir gülümseme attı.
Göz tepki vermedi!
Sonrasında olanlara kıyasla, bunların hiçbiri tuhaf olan kısım değildi.
Çünkü üçü, Boyut’ta süzülen taşı incelemek için döndüklerinde, bu yerin kudretlilerinin her yerinde oturmuş ve ayakta durduğunu gördüler. Yuvarlanan kayanın üzerinde, cüppeli, boynuzlu ve işaretli torunlar. BU İlkel’i Varoluşlar, tüm asteroitlerin üzerine yayılmıştı; Kâdim, devasa ve hareketsiz. Bazıları bağdaş kurmuş oturuyordu. Bazıları kenarlarda durmuş, boşluğa bakıyordu. Binler’ce Tâne’si, her yöne dağılmış enkazın arasında.
Ve üçü oraya vardıklarında, hepsi Aynı Ân’da döndü.
Her biri!
Binler’ce Kafa, Aynı Ân’da ve aynı hızla geldikleri noktaya doğru döndü; Binler’ce Yüz aynı açıyla eğildi ve binlerce çift göz, Obsidyen Mor’u bir parıltıyla donmuş Hâl’de onlara sabitlendi!
BU İlkel Paradoks gözlerini kırptı.
Yanındaki Erwin de gözlerini kırptı.
“Şey,” dedi Erwin yumuşak bir sesle. “Bu… Tanıdık geliyor.”
Daha ileriye, Boyut’un merkezine doğru baktılar; Orada, her şeyin yörüngesinde döndüğü tek bir devasa yüzen Asteroid’in etrafında enkaz yoğunlaşıyordu.
Üzerinde iki Varoluş oturuyordu.
İlki Beyaz Cüppe’li bir adamdı ve sıradan standartlara göre oldukça ortalama biriydi. Ortalama bir Vücut Yâpı’sı. Ortalama bir Boy. Kalabalık bir pazarda ikinci bir bakış bile çekmeyecek Sıradan ama Daha Alt Düzey’deki Varoluşlar tarafından Ölümler’e neden olabilecek Bir Yüz. Onda en ufak bir şekilde bile göze çarpan hiçbir şey yoktu.
Göğsündeki daire hariç!
Dokuz bölüme ayrılmıştı; Göğsünde Dokuz Köşe’li bir Yıldız’ın izi vardı ve kenarlarına Mücevherler yerleştirilmişti. Dokuz Tane, ışıltılı, her biri farklı bir Renk’te — Ümkansız gibi görünen Renkler — Ve her bir Mücevher, Saf bir İlk Neden’in derin Âurası’nı yayıyordu.
Dokuz İlk Neden! Tek bir adamın göğsünde! Sanki o sabah seçtiği süsler gibi bir Enneagram’ın kenarlarında parıldıyorlardı!
Ve gözleri berraktı.
BU Süreklilik Paradoks’un hemen fark ettiği şey buydu; Zira tüm Boyut’ta uymayan tek şey buydu. Bu adamın bakışlarında o Obsidiyen Mor’u bütünlüğün tek bir İpliğ’i bile yoktu. Tamamen kendisiydi ve Erwin’e, kibar olmaktan çok uzak bir soğuklukla doğrudan bakıyordu.
“BU Yaşayan Paradoks’a“, bir adamın kavga etmeye çoktan karar verdiği birine baktığı gibi bakıyordu.
Ancak iki Paradoks’un dikkatini çeken şey, göğsünde Dokuz İlk Neden taşıyan adam değildi!
Onun yanında oturan varlıktı.
Bir Yıldız Titan’ı, İnsan’sı, o kadar devasa ki Asteroit ona tabure görevi görüyordu. Tüm vücudu Obsidyen bir cazibeyle parlıyordu; Işığ’ı Yutmak yerine geri yansıtan bir karanlık. O devasa bedenin her bir inçinde, durmaksızın çalkalanıp, Katlanıp, kendilerini yok eden Sınırsız Kaos Dokumalar’ı uzanıyordu. Bir kolunu kaldırılmış dizinin üzerine atmış oturuyordu ve yüzünde derin ve kadim bir can sıkıntısı ifadesi vardı.
Ve her iki Paradoks da o yüzü tanıyordu!
“Abbadon?”
BU İlkel Paradoks bunu yüksek sesle söyledi ve bu söz, inanamama duygusuyla birlikte sessiz Boyut’un her köşesine yayıldı!
“Neden gözlerin o eski, hüzünlü Hâl’iyle görünüyor? Bildiğim kadarıyla Zihni’nin tamamı ele geçirilmişti! Görünüşe göre buradakilerin her biri için de durum aynı...”
Elini salladı ve bu hareket, Hâlâ mükemmel bir uyum içinde onlara dönük olan Binler’ce Mor Göz’lü yüzü kapsadı.
Uzakta, Abbadon homurdandı.
İlk Kaos devasa bedenini hareket ettirdi; Vücudundaki Kaos Dokumalar’ı bu hareketle daha hızlı çalkalandı ve konuştuğunda sesi, Yıldız Bulutlar’ının hiçbirini rahatsız etmeden içinden yuvarlandı.
“Kendi Özerkliğ’imle hareket etmek için bir Anlaşma Yaptım.“
Üçünü pek de hevesli olmayan bir bakışla süzdü.
“Ben ve Efendim için bir porsiyon yemek daha geleceğini sanıyordum. İkinizi göreceğimi beklemiyordum. Hâlâ tanıdık sayılır mıyız? Yoksa Düşman mıyız?“
BOOM!
Soru düşer düşmez patladı; Çünkü Abbadon’un az önce söylediği her şeyin içinde, Asıl Hasar’ı tek bir Kelime verdi!
Efendi!
Tek bir Zihin. Binler’ce Soy’lu ve BU İlkel’i Varoluş üzerinde aynı anda bütünleşen, tek bir Birlik Zihni; Onları, Daha Aşağı bir Varoluş’un giysi giydiği gibi giyiyor, kafalarını aynı anda hareket ettiriyor ve Gözler’ini aynı Obsidyen Mor’uyla parlatıyordu. Binler’ce Kudret’li Varoluş burada toplanmıştı ve artık Hiçbiri Birer Birey değildi.
BÜYÜK Gaspçı Muazzam bir şekilde Büyümüş’tü!
Şu anda Boyutsal Köken Treni’nin tamamen farklı bir bölgesini işgal eden, BU MÜHÜRLENMİŞ OLAN’IN bir aracı olan ve olmayan, GASPÇI Unvan’ını taşıyan Varoluş’la karıştırılmamalıdır.
Tek bir Tren’de İki Yutucu!
Ve hepsinin üzerinde, devasa Göz kısıldı!
|GÖZETMEN, artan bir hoşnutsuzlukla gözlemliyor.|
|Birbirinizi TANIYOR MUSUNUZ?|
|Kayıtlar, yeni gelenler ile yerli sakinler arasında önceden bir tanışıklık olduğunu doğruluyor. Bu hesaba katılmamıştı. Karşılaşma etrafında Kurgulanmış bir Anlatı, karşı karşıya gelen taraflar birbirlerinin sağlığını sorup, selamlaşarak başladıklarında gerilimini yitirir.|
|Bu Anlatı plana göre ilerlemiyor.|
|Bu konuda başka bir şey yapılması gerekecek.|
Göz bir kez titredi ve tüm Boyut onunla birlikte titredi; Yıldız Bulutlar’ı düzleşip, Gigaparsekler boyunca geri sıçradı!
|Eğlenceyi garanti eden yeterli bir Varoluş Öykü’sü seçildi.|
|VAROLUŞ ÖYKÜ’SÜ: TRAJİK KAHRAMANLAR uygulamaya konuluyor.|
...!
Not: Hahaha. Teşekkür Ederim, Adui. Hahahaha. Hoş Geldin tekrardan Abbadon. Artık Bir Ana Karakterimiz daha var. Adui işte. Karakterler’ini öldürmeye kıyamıyor. Hatta hepsini Ana Karakter Yapıyor. Kahraman Yapıyor. Aramıza birisi daha geldi. Abbadon. Bundan 10.000 hatta Öte’si Bölüm Sayısında da sıkça okuyacağımız bir Baş Kahraman’ımız geldi. Gerçi o zamanlar da artık ne Yazar, Ne Baş Kahraman, ne de başka bir şey olur bunlar. Kısacası hiçbir Kelime, Hiç Bir Terim, Hiçbir Öz... Onlar’ı tanımlayamaz. Belki Minimum düşünüyorumdur. Kim bilebilir 10.000 Bölüm ve Ötesi’nde ne olacağını. Ama Minimum bu dediklerim olacak. Minimum. Şimdi umarım BU Mühürlü Olan da bize katılır. 10.000 ve Öte’sine doğru o da gider. Umarım.
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.