MANGA-TR
Bölüm 110
Bölüm...
Action,Adventure,Fantasy,Romance

Bölüm 110

Yâdigâr
Yazar: Raban Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 5 dk Kelime: 1.280

Bölüm 110 - Yâdigâr
Çeviri: Raban
 
Sunny, Gölge Azize’ye afallamış bir hâlde bakakaldı.
 
Kule kalkanının parçalanmasının içinde kopardığı duygu fırtınası hâlâ yüreğini dağlıyordu ama şimdi göğsünün derinliklerinde en az onun kadar güçlü başka bir his yavaş yavaş kabarıyordu. Bütün bunları nasıl anlamlandıracağını bilemeyince birkaç kez gözlerini kırpıştırdı ve dümdüz bir sesle konuştu:
 
“Ha?“
 
’Yani şimdi doğru mu anlıyorum?..’
 
Evcil canavarına kalkanı, kullansın diye vermişti. Ve o da bir bakıma kullanmıştı. Sadece Hatıra’yı kuşanmak yerine... onu yemişti.
 
Sunny birkaç an tereddüt etti; sonunda aklını gerçekten kaçırıp kaçırmadığını düşündü. Ama hayır. Büyü’nün sesi hâlâ karanlık suların üzerinde yankılanırken aynı cümleyi tekrar tekrar fısıldıyordu.
 
[Taş Azize güçleniyor.]
 
Derin bir iç çeken Sunny, rünleri çağırdı ve Gölge’nin açıklamasını buldu. En alt kısımda rünler değişmişti:
 
Gölge Parçaları: [2/200].
 
Gözlerinde vahşi bir parıltı belirdi. İki parça... kule kalkanı Hatırası’nı, epey dayanıklı bir hortlağı öldürdükten sonra kazanmıştı. Korkunç görünüşüne rağmen o yaratık aslında sadece Uyanmış bir Canavar çıkmıştı. Sunny o dövüşten sonra dört gölge parçası almıştı.
 
Ama bunun sebebi kendi Gölge Çekirdeği’nin Uyuyan olmasıydı. Bu yüzden de daha yüksek rütbedeki yaratıklarla yaptığı savaşlarda ödülü hep iki kat alıyordu — Uyanmış bir yaratığın sahip olduğu her Ruh Çekirdeği için iki parça.
 
Taş Azize de Uyanmış bir canavardı; dolayısıyla onun aynı avantajı elde etmeyeceğini düşünmek mantıklıydı. Kule kalkanı, iki Uyanmış çekirdeğe sahip bir canavardan düşmüştü; o yüzden Hatıra’yı tükettikten sonra iki parça kazanmıştı.
 
Bu da demek oluyordu ki...
 
Gözlerinde heyecan alevleri yanarken Sunny aceleyle bir başka Hatıra çağırdı. Aşağı inen ışık küresinin dağılan parlaklığından, tehditkâr dikey bir gözbebeğine sahip iğrenç bir göz ortaya çıktı.
 
Bu göz, Sunny’nin birkaç hafta önce öldürdüğü basiliski andıran bir yaratıktan geliyordu. O savaştan sağ çıkabilmek için gözlerini kapalı tutarak dövüşmek zorunda kalmış, yıkıntıların arasında ilerlemek ve ölümcül yaratığın saldırılarından kaçmak için yalnızca Gölge Duyusu’na güvenmişti.
 
Sonunda da pençeleri tarafından lime lime edilmesine ramak kala, süratle kılıcını savurup o iğrenç mahlukun kafasını uçurmuştu. Yeni filizlenen savaş becerisi için oldukça iyi bir sınav olmuştu.
 
Ne yazık ki Hatıra, gerçek yaratığın sahip olduğu güçlerden hiçbirini taşımıyordu. Tek yapabildiği, zararsız bir kırmızı ışın üretmekti; Sunny gibi karanlıkta görebilen biri için ise işe yarar bir yanı yoktu, sadece ortama biraz ışık katıyordu.
 
Gözü eline alan Sunny, Taş Azize’nin alması için ona uzattı.
 
Gölge o iğrenç şeyi kavradı, göğsüne götürdü ve sonra zırhlı yumruğunda paramparça etti. Hatıra bir kez daha sayısız küçük ruhani ışık kıvılcımına dönüştü; ardından o kıvılcımlar, zarif varlığın bedeninde saklanan karanlık tarafından emildi.
 
[Taş Azize güçleniyor.]
 
Sunny sırıttı, sonra başını geriye atıp kahkaha attı.
 
Demek mesele buydu... Gölgeler Hatıralarla besleniyordu! Güç kazanmak için onları tüketiyorlardı; tıpkı Sunny’nin, Kâbus Yaratıkları’nı öldürüp gölgelerinin kalıntılarını özümsemesi gibi.
 
Emin olmak için rünlere bir kez daha baktı ve tam da görmeyi beklediği şeyi gördü:
 
Gölge Parçaları: [3/200].
 
Birinci kademe Uyanmış Hatıra, tek parça. Mantıklı.
 
Beklentinin coşkusuyla yerinde duramayan Sunny bir sonraki Hatıra’yı çağırdı. Işık küresinden iri, paslı bir plaka zırh takımı çıktı ve önünde havada asılı kaldı. Bunu, et yiyen korkunç termitlerin dev yuvasını yakıp kül ettikten sonra elde etmişti.
 
Unutulmuş Kıyı’nın mutlak karanlığa gömülü gecesinde böylesine büyük bir ateş yakmak son derece tehlikeliydi, ama Sunny o obur, küçücük yaratık sürüsünü tamamen yok ederek yüzlerce gölge parçası kazanmayı ummuştu. Yuvanın çevresine saçılmış kemiklerin çokluğuna bakılırsa, gerçekten de tam bir belaydılar.
 
Ne yazık ki bütün koloninin aslında tek bir varlıktan ibaret olduğu ortaya çıkmıştı; Sunny öldürdüğü iblisten sadece altı parçacık kazanımştı. Üstelik parlak alevlerin çektiği birkaç Düşmüş yaratığın yaklaşmasıyla korkup geri çekilmek zorunda kalmış, kovanın tüten kalıntıları arasındaki ruh parçacıklarını bile toplayamamıştı. Bu Hatıra da pek teselli sayılmazdı, çünkü Kuklacı’nın Kefeni her açıdan ondan üstündü.
 
Ama şimdi, sonunda bir işe yarayabilirdi!
 
Taş Azize zırhı da önceki iki Hatıra’yı yediği gibi yuttu. Büyü bir kez daha gölge canavarın güçlendiğini ilan etti. Rünler yeniden değişti:
 
Gölge Parçaları: [6/200].
 
Sayılar her değiştiğinde Sunny’nin içine derin bir tatmin duygusu doluyordu. Tehditkâr taş şövalyesi her saniye biraz daha korkutucu hâle geliyordu. Sunny, kumar bağımlılarının nadir gelen bir kazanma serisine kapıldıklarında hissettikleri şeyin buna benzediğini düşündü.
 
O anın coşkusuna kapılıp sıradaki Hatıra’yı kavradı, ama sonra durup avucunda sessizce duran küçük gümüş çana baktı.
 
Bu... bu onun aldığı ilk Hatıra’ydı; İlk Kâbus’un dondurucu soğuğu ve dehşeti içinde, hayata zar zor tutunurken elde ettiği ilk Hatıra. Sahip olduğu en zayıf Hatıra oydu, ama aynı zamanda en anlamlı olanı da. Onu kazanmak için bir insan öldürmüş, sonra da başka bir insanı öldürmek için kullanmıştı.
 
Gümüş Çan onun için bir hatırlatmaydı.
 
Kasvetli gözlerle, ruhunun ışıksız boşluğunda parıldayan rünleri okudu:
 
[Çoktan yitip gitmiş bir yuvanın küçük yâdigârı. Bir zamanlar sahibine huzur ve sevinç getirirdi...]
 
Az önce içini kavuran heyecan bir anda çekilip gitmişti. Sunny ağır bir iç çekerek Hatıra’yı geri yolladı. Yüzünde karanlık bir ifade vardı.
 
Kıpırtısız duran Gölge Azize’ye bir bakış attı, sonra başını çevirip ondan uzaklaştı.
 
“Bugünlük bu kadar... Ah, epey uzun bir gündü. Artık uyumalıyım.“
 
Ruh Denizi’nden çıktıktan sonra birkaç dakika sessizce ayakta durdu. Ardından ağır ağır yatağına yürüdü ve kendini üzerine bıraktı. Kuklacı’nın Kefeni’ni geri yollayıp battaniyeye sarındı ve gözlerini kapattı.
 
Çok yorgundu.
 

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi