Drama,Fantasy,Historical,Josei,Novel,Romance,Tragedy
Bölüm 98
Omurgasından aşağı soğuk bir ürperti indi.
Utancını gizlemek istercesine bakışlarını yere çevirdi. Neden öyle bir şey söylediğini kendisi bile bilmiyordu.
Kalbi öylesine şiddetle çarpıyordu ki her an göğsünü yarıp dışarı fırlayacakmış gibi hissediyordu. Kalbinin bu kadar gürültülü attığını Varkas’ın fark edebileceği düşüncesi bile onu titretti.
Paniğe kapılan ve ne yapacağını bilemeyen Talia, kısa süre sonra aklına gelen her şeyi gelişigüzel söylemeye başladı.
“İnsan düşününce bile dehşete kapılıyor, değil mi? O yüzden şu berbat ilacı bana zorla içirmeyi bırak. Ondan bu kadar... evet, bu kadar nefret ediyorum...“
Gerçek duygularını gizlemek için ağzından kaçırdığı sözler, sanki tam tersine kalbinin en derinlerini açığa vurmuştu. Yüzü bir anda ateş gibi kızardı. Kuruyan dudaklarını diliyle ıslattı.
Bir süredir kıpırdamadan duran Varkas’ın yatağa doğru yaklaştığını hissediyordu. Fakat başını kaldırmaya cesaret edemedi.
Muhtemelen yüzünde son derece şaşkın bir ifade vardı. Daha birkaç saat önce şeytan çarpmış gibi öfkeye kapılan kadın şimdi de saçmalıyordu. Ondan tiksiniyor olmalıydı. Belki de dudaklarında alaycı, soğuk bir gülümseme vardı.
Talia, görünmez bir şey tarafından kovalanıyormuş gibi konuşmayı sürdürdü.
“O ilacın ne kadar kötü olduğunu biliyor musun? İçtikten sonra insanın midesi ağrıyor. Ama sen durmadan zorladığın için sırf bırakmanı söylemek adına içtim...“
“Talia.“
Alnının hemen üzerinde yankılanan sesi duyunca sustu.
Gıcırdayan bir hareketle başını kaldırdığında, görüşünü kış sabahında bir gölü andıran gözler doldurdu.
Adam onu, bir türlü tamamlanamayan bir yapbozun parçalarına bakar gibi izliyordu.
“Ben içiririm. Buraya gel.“
Talia boş boş gözlerini kırpıştırdı.
Duyduklarını tam olarak kavrayamamıştı.
Şaşkın bir ifadeyle önce elindeki ilaç şişesine baktı, ardından gözleri adamın pürüzsüz dudaklarına kaydı.
İçinde garip bir susuzluk yükseldi.
Kuruyan dudaklarını dişleyip başını başka yana çevirdi.
“Ben sadece...“
“Aslında öyle demek istememiştim, neden bu kadar ciddiye alıyorsun?“ diyecekti ki Varkas şişenin kapağını açtı.
Talia irkilerek başını kaldırdı.
Şeffaf, okunması imkânsız gözleri onu inceliyormuş gibi bakıyordu. Sanki içini bütünüyle görebiliyor, ama aynı zamanda hiçbir şey görmüyormuş gibiydi.
Maden cevheri kadar soğuk o gözlerini üzerinden ayırmadan şişeyi dudaklarına götürdü.
Talia’nın kalbi sertçe sarsıldı.
Ona durmasını söylese, en azından gururundan geriye kalan son parçayı koruyabilirdi.
Bunca zamandır, ölmek pahasına da olsa elinde tutmaya çalıştığı şey bu değil miydi?
Bunu da kaybederse geriye hiçbir şeyi kalmayacaktı.
“Ama...“
Titreyen gözlerle ona baktı.
Bir zamanlar dudaklarının kendi dudaklarına değdiği gece zihninde canlandı. Gururundan küçük bir parçayı feda ederek o geceyi yeniden yaşayabilecekse...
Talia gözlerini sımsıkı kapattı.
Tam o sırada, iri ve kemikli bir el ensesini kavradı.
Her zaman içinde huzursuzluk uyandıran su, nane ve rüzgâr kokusu burnuna değdi. Ardından yabani çiçeklerin yoğun kokusunu taşıyan dudaklar onun dudaklarını örttü.
Bir zamanlar yalnızca keskin ve yürek yaralayan sözler söyleyen dudaklardı bunlar. Küçükken, o dudaklar kendisine değerse bıçakla kesilmiş gibi hissedeceğini düşünürdü. Şimdi ise aynı dudaklar bütün duyularını altüst ediyordu.
Talia farkında olmadan adamın gömleğini sımsıkı kavradı.
Varkas başını geriye eğip dudaklarını daha da güçlü bastırdı. Bedeni gerilen Talia, yanaklarına uygulanan baskıya karşı koyamayınca dudaklarını araladı. Yoğunlaştırılmış şifalı ot özü dilinin ucuna aktı.
Ağzını yayılan yakıcı acı tad karşısında kaşlarını çatsa da, hemen ardından yumuşak bir dil dudaklarının arasından içeri süzüldü.
Boğazına kadar ulaşacakmış gibi hissettiren ani temas karşısında irkilip göğsünü itti. Ancak adam çok az geri çekildi. Rahatladığını sanırken bu kez yanağının iç kısmı hafifçe baskı altında kaldı.
Bu yabancı his karşısında bedeni yeniden titredi. Islak sıcaklık yön değiştirerek damağına dokundu, sonra diline dolanıp kaldı. Ağzı tükürükle doldu.
İlacın acı tadı, birbirine karışan nefesleri ve sıcaklıkları arasında yavaşça dağılıp gitti.
Talia nefes almakta zorlanırken adamın gömleğine daha da sıkı tutundu.
Sonunda Varkas dudaklarını geri çekti.
Talia titreyen gözlerle ona baktı.
Az önce yaşananların gerçekten olup olmadığından bile emin değildi. Çünkü Varkas’ın yüzü öylesine sakindi ki, sanki hiçbir şey yaşanmamış gibiydi.
Adam elindeki şişeyi hafifçe salladı.
“Hâlâ biraz ilaç kaldı.“
Kulaklarının dibinde yankılanan sakin ses, beklenmedik şekilde yüreğine dokundu.
Talia’nın gözleri büyüdü. Ardından aceleyle bakışlarını yere indirdi.
Şakaklarında güçlü bir zonklama hissediyordu.
Varkas eğilip kulağına doğru konuştu.
“Buna ne yapacağız?“
Talia yanmakta olan dudaklarını ısırdı ve yere düşen kızıl gölgeye baktı.
Uzun süren sessizliğin ardından başını hafifçe salladı.
Fakat Varkas yerinden kıpırdamadı.
Bir an tereddüt eden Talia, düğümlenen boğazından güçlükle kelimeleri çıkardı.
“...İçir bana.“
Bir sonraki anda başı geriye düştü.
Yoğun sıvı yeniden ağzına doldu. Yutkundukça hoş olmayan sıcaklık boğazından aşağı süzüldü.
Fakat acı tat, çok geçmeden başka bir sıcaklığın içinde kaybolup gitti.
Talia nefes nefese kalırken adamın gömleğini kavradı.
Yatağın üzerinde yavaş yavaş geriye itildiğini fark etti. Sonunda sırtı çarşaflara değdi.
Tedirginlikle ona baktı.
Doğrulmak istiyordu ama bir an olsun uzaklaşamıyordu.
Bir eli yatağa dayanmış hâlde üzerine eğilen Varkas, dudaklarını bırakmıyordu.
Derin gölgeler altında kalan yüzünde yalnızca gözleri parlak şekilde seçiliyordu. Sanki buz gibi bir alevin içine dalıyormuş gibi hissediyordu. Bütün duyuları eriyip giderken göğsünün içinde tuhaf bir yanma büyüyordu.
“Ağzını biraz daha aç.“
Nemli sesi dudaklarının üzerinde yankılandı.
Titreyen gözlerle ona bakan Talia, yavaşça çenesini biraz daha araladı.
Zihni giderek bulanıklaşıyordu.
Tekrarlanan yakınlık, düşüncelerini sisler içinde bırakmıştı.
Nefes almak için başını yana çevirdiğinde Varkas saçlarını kavradı. Uzun parmakları saçlarına dolandı ve canını yakmayacak kadar hafif bir kuvvetle geri çekti.
Bu bile ona son derece mahrem ve baş döndürücü geliyordu.
“Varkas...“
Adını fısıldayan sesi, düzensiz nefeslerine karıştı.
Neden yalvarıyormuş gibi konuştuğunu kendisi de bilmiyordu.
Gözleri yaşlarla dolarken başını kaldırdı. Adamın yüz hatları hafifçe sertleşmiş görünüyordu. Pürüzlü avucu terle nemlenen ensesini okşadı.
Birden içine acı veren bir merak düştü.
Acaba daha önce başka bir kadına da böyle dokunmuş muydu?
Ayla’nın görüntüsü zihninde belirdi.
Muhtemelen onu da yatağa yatırmış, aynı sakin ifadeyle yanında durmuştu.
Nasıl kendi isteklerine sessizce karşılık veriyorsa, onun isteklerine de aynı şekilde karşılık vermiş olmalıydı.
Çünkü Varkas için bunların hiçbir önemi yoktu.
Onun dünyasını altüst eden şeyler, adam için sıradan ve önemsizdi.
“...Neden ağlıyorsun?“
Varkas, kaşlarını hafifçe çatarak sordu.
Parmakları gözlerinin altındaki yaşları sildi.
Talia kirpiklerinin ardına saklandı.
“Yorgunum... Uyuyacağım.“
Bir süre ona bakan Varkas yavaşça doğruldu.
Az önceki yakınlığı yaşayan kişinin aynı adam olduğuna inanmak güçtü.
Pencereye gidip kanatları açtı.
Serin ve nemli gece havası içeri dolarak odadaki ağır sıcaklığı dağıttı.
Talia karanlıklar içindeki siluetine boş gözlerle baktı.
Sonra yüzünü çevirip gözlerini kapattı.
Bilinci giderek uzaklaşırken tek bir düşünce zihninde yankılanıyordu.
Yarın uyandığında, bugün yaşananların da bir rüyadan ibaret olduğunu mu sanacaktı?
Bu düşünceler arasında kısa süre sonra derin bir uykuya daldı.
───
“Dün geceki tatsız olayın dışarı sızmaması için herkesin ağzını sıkı tuttum. Endişelenecek bir şey yok.“
Söylenip duran Torque’un başını okşayan Varkas, bakışlarını Dorcaen Lordu’na çevirdi.
Adam sırıtarak umursamaz bir tavırla konuştu.
“Bu arada gerçekten etkileyici bir hanımı evine getirmişsin. O melek yüzün ardında böylesine ateşli bir mizacın saklı olduğunu kim tahmin edebilirdi ki...“
“Uzan Darken.“
Sesindeki uyarıyı fark etmiş olmalıydı ki adam sustu.
Varkas ifadesiz bir yüzle ekledi:
“Kendi ağzını da sıkı tutman senin yararına olur.“
Utancını gizlemek istercesine bakışlarını yere çevirdi. Neden öyle bir şey söylediğini kendisi bile bilmiyordu.
Kalbi öylesine şiddetle çarpıyordu ki her an göğsünü yarıp dışarı fırlayacakmış gibi hissediyordu. Kalbinin bu kadar gürültülü attığını Varkas’ın fark edebileceği düşüncesi bile onu titretti.
Paniğe kapılan ve ne yapacağını bilemeyen Talia, kısa süre sonra aklına gelen her şeyi gelişigüzel söylemeye başladı.
“İnsan düşününce bile dehşete kapılıyor, değil mi? O yüzden şu berbat ilacı bana zorla içirmeyi bırak. Ondan bu kadar... evet, bu kadar nefret ediyorum...“
Gerçek duygularını gizlemek için ağzından kaçırdığı sözler, sanki tam tersine kalbinin en derinlerini açığa vurmuştu. Yüzü bir anda ateş gibi kızardı. Kuruyan dudaklarını diliyle ıslattı.
Bir süredir kıpırdamadan duran Varkas’ın yatağa doğru yaklaştığını hissediyordu. Fakat başını kaldırmaya cesaret edemedi.
Muhtemelen yüzünde son derece şaşkın bir ifade vardı. Daha birkaç saat önce şeytan çarpmış gibi öfkeye kapılan kadın şimdi de saçmalıyordu. Ondan tiksiniyor olmalıydı. Belki de dudaklarında alaycı, soğuk bir gülümseme vardı.
Talia, görünmez bir şey tarafından kovalanıyormuş gibi konuşmayı sürdürdü.
“O ilacın ne kadar kötü olduğunu biliyor musun? İçtikten sonra insanın midesi ağrıyor. Ama sen durmadan zorladığın için sırf bırakmanı söylemek adına içtim...“
“Talia.“
Alnının hemen üzerinde yankılanan sesi duyunca sustu.
Gıcırdayan bir hareketle başını kaldırdığında, görüşünü kış sabahında bir gölü andıran gözler doldurdu.
Adam onu, bir türlü tamamlanamayan bir yapbozun parçalarına bakar gibi izliyordu.
“Ben içiririm. Buraya gel.“
Talia boş boş gözlerini kırpıştırdı.
Duyduklarını tam olarak kavrayamamıştı.
Şaşkın bir ifadeyle önce elindeki ilaç şişesine baktı, ardından gözleri adamın pürüzsüz dudaklarına kaydı.
İçinde garip bir susuzluk yükseldi.
Kuruyan dudaklarını dişleyip başını başka yana çevirdi.
“Ben sadece...“
“Aslında öyle demek istememiştim, neden bu kadar ciddiye alıyorsun?“ diyecekti ki Varkas şişenin kapağını açtı.
Talia irkilerek başını kaldırdı.
Şeffaf, okunması imkânsız gözleri onu inceliyormuş gibi bakıyordu. Sanki içini bütünüyle görebiliyor, ama aynı zamanda hiçbir şey görmüyormuş gibiydi.
Maden cevheri kadar soğuk o gözlerini üzerinden ayırmadan şişeyi dudaklarına götürdü.
Talia’nın kalbi sertçe sarsıldı.
Ona durmasını söylese, en azından gururundan geriye kalan son parçayı koruyabilirdi.
Bunca zamandır, ölmek pahasına da olsa elinde tutmaya çalıştığı şey bu değil miydi?
Bunu da kaybederse geriye hiçbir şeyi kalmayacaktı.
“Ama...“
Titreyen gözlerle ona baktı.
Bir zamanlar dudaklarının kendi dudaklarına değdiği gece zihninde canlandı. Gururundan küçük bir parçayı feda ederek o geceyi yeniden yaşayabilecekse...
Talia gözlerini sımsıkı kapattı.
Tam o sırada, iri ve kemikli bir el ensesini kavradı.
Her zaman içinde huzursuzluk uyandıran su, nane ve rüzgâr kokusu burnuna değdi. Ardından yabani çiçeklerin yoğun kokusunu taşıyan dudaklar onun dudaklarını örttü.
Bir zamanlar yalnızca keskin ve yürek yaralayan sözler söyleyen dudaklardı bunlar. Küçükken, o dudaklar kendisine değerse bıçakla kesilmiş gibi hissedeceğini düşünürdü. Şimdi ise aynı dudaklar bütün duyularını altüst ediyordu.
Talia farkında olmadan adamın gömleğini sımsıkı kavradı.
Varkas başını geriye eğip dudaklarını daha da güçlü bastırdı. Bedeni gerilen Talia, yanaklarına uygulanan baskıya karşı koyamayınca dudaklarını araladı. Yoğunlaştırılmış şifalı ot özü dilinin ucuna aktı.
Ağzını yayılan yakıcı acı tad karşısında kaşlarını çatsa da, hemen ardından yumuşak bir dil dudaklarının arasından içeri süzüldü.
Boğazına kadar ulaşacakmış gibi hissettiren ani temas karşısında irkilip göğsünü itti. Ancak adam çok az geri çekildi. Rahatladığını sanırken bu kez yanağının iç kısmı hafifçe baskı altında kaldı.
Bu yabancı his karşısında bedeni yeniden titredi. Islak sıcaklık yön değiştirerek damağına dokundu, sonra diline dolanıp kaldı. Ağzı tükürükle doldu.
İlacın acı tadı, birbirine karışan nefesleri ve sıcaklıkları arasında yavaşça dağılıp gitti.
Talia nefes almakta zorlanırken adamın gömleğine daha da sıkı tutundu.
Sonunda Varkas dudaklarını geri çekti.
Talia titreyen gözlerle ona baktı.
Az önce yaşananların gerçekten olup olmadığından bile emin değildi. Çünkü Varkas’ın yüzü öylesine sakindi ki, sanki hiçbir şey yaşanmamış gibiydi.
Adam elindeki şişeyi hafifçe salladı.
“Hâlâ biraz ilaç kaldı.“
Kulaklarının dibinde yankılanan sakin ses, beklenmedik şekilde yüreğine dokundu.
Talia’nın gözleri büyüdü. Ardından aceleyle bakışlarını yere indirdi.
Şakaklarında güçlü bir zonklama hissediyordu.
Varkas eğilip kulağına doğru konuştu.
“Buna ne yapacağız?“
Talia yanmakta olan dudaklarını ısırdı ve yere düşen kızıl gölgeye baktı.
Uzun süren sessizliğin ardından başını hafifçe salladı.
Fakat Varkas yerinden kıpırdamadı.
Bir an tereddüt eden Talia, düğümlenen boğazından güçlükle kelimeleri çıkardı.
“...İçir bana.“
Bir sonraki anda başı geriye düştü.
Yoğun sıvı yeniden ağzına doldu. Yutkundukça hoş olmayan sıcaklık boğazından aşağı süzüldü.
Fakat acı tat, çok geçmeden başka bir sıcaklığın içinde kaybolup gitti.
Talia nefes nefese kalırken adamın gömleğini kavradı.
Yatağın üzerinde yavaş yavaş geriye itildiğini fark etti. Sonunda sırtı çarşaflara değdi.
Tedirginlikle ona baktı.
Doğrulmak istiyordu ama bir an olsun uzaklaşamıyordu.
Bir eli yatağa dayanmış hâlde üzerine eğilen Varkas, dudaklarını bırakmıyordu.
Derin gölgeler altında kalan yüzünde yalnızca gözleri parlak şekilde seçiliyordu. Sanki buz gibi bir alevin içine dalıyormuş gibi hissediyordu. Bütün duyuları eriyip giderken göğsünün içinde tuhaf bir yanma büyüyordu.
“Ağzını biraz daha aç.“
Nemli sesi dudaklarının üzerinde yankılandı.
Titreyen gözlerle ona bakan Talia, yavaşça çenesini biraz daha araladı.
Zihni giderek bulanıklaşıyordu.
Tekrarlanan yakınlık, düşüncelerini sisler içinde bırakmıştı.
Nefes almak için başını yana çevirdiğinde Varkas saçlarını kavradı. Uzun parmakları saçlarına dolandı ve canını yakmayacak kadar hafif bir kuvvetle geri çekti.
Bu bile ona son derece mahrem ve baş döndürücü geliyordu.
“Varkas...“
Adını fısıldayan sesi, düzensiz nefeslerine karıştı.
Neden yalvarıyormuş gibi konuştuğunu kendisi de bilmiyordu.
Gözleri yaşlarla dolarken başını kaldırdı. Adamın yüz hatları hafifçe sertleşmiş görünüyordu. Pürüzlü avucu terle nemlenen ensesini okşadı.
Birden içine acı veren bir merak düştü.
Acaba daha önce başka bir kadına da böyle dokunmuş muydu?
Ayla’nın görüntüsü zihninde belirdi.
Muhtemelen onu da yatağa yatırmış, aynı sakin ifadeyle yanında durmuştu.
Nasıl kendi isteklerine sessizce karşılık veriyorsa, onun isteklerine de aynı şekilde karşılık vermiş olmalıydı.
Çünkü Varkas için bunların hiçbir önemi yoktu.
Onun dünyasını altüst eden şeyler, adam için sıradan ve önemsizdi.
“...Neden ağlıyorsun?“
Varkas, kaşlarını hafifçe çatarak sordu.
Parmakları gözlerinin altındaki yaşları sildi.
Talia kirpiklerinin ardına saklandı.
“Yorgunum... Uyuyacağım.“
Bir süre ona bakan Varkas yavaşça doğruldu.
Az önceki yakınlığı yaşayan kişinin aynı adam olduğuna inanmak güçtü.
Pencereye gidip kanatları açtı.
Serin ve nemli gece havası içeri dolarak odadaki ağır sıcaklığı dağıttı.
Talia karanlıklar içindeki siluetine boş gözlerle baktı.
Sonra yüzünü çevirip gözlerini kapattı.
Bilinci giderek uzaklaşırken tek bir düşünce zihninde yankılanıyordu.
Yarın uyandığında, bugün yaşananların da bir rüyadan ibaret olduğunu mu sanacaktı?
Bu düşünceler arasında kısa süre sonra derin bir uykuya daldı.
───
“Dün geceki tatsız olayın dışarı sızmaması için herkesin ağzını sıkı tuttum. Endişelenecek bir şey yok.“
Söylenip duran Torque’un başını okşayan Varkas, bakışlarını Dorcaen Lordu’na çevirdi.
Adam sırıtarak umursamaz bir tavırla konuştu.
“Bu arada gerçekten etkileyici bir hanımı evine getirmişsin. O melek yüzün ardında böylesine ateşli bir mizacın saklı olduğunu kim tahmin edebilirdi ki...“
“Uzan Darken.“
Sesindeki uyarıyı fark etmiş olmalıydı ki adam sustu.
Varkas ifadesiz bir yüzle ekledi:
“Kendi ağzını da sıkı tutman senin yararına olur.“
Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.