Bölüm 149
Bölüm 149 - Yağız Dalgıç
Çeviri: Raban
Sunny bir süre sessiz kaldıktan sonra iç çekti.
“Effie’nin, Gunlaug’ın neredeyse ölümsüz sayılabileceğini söylediğini hatırlıyor musun? Haksız değil. Gunlaug muhtemelen Unutulmuş Kıyı’daki herkesten daha fazla Ruh Özü özümsemiş bir adam. Üstelik hem Kâbus Yaratıklarıyla hem de Uyanmışlarla dövüşme konusunda buradaki herkesten daha tecrübeli… Ama mesele yalnızca bu değil.”
Nephis kaşlarını çattı.
“Yönelim Yeteneği çok mu güçlü?”
Sunny başını iki yana salladı.
“Yönelim Yeteneği, su altında nefes almasını ve suda inanılmaz bir hızla hareket etmesini sağlıyor. Ama anlatacaklarımı bir dinle.”
Bir an tereddüt etti.
“Gunlaug yaklaşık sekiz yıl önce Karanlık Şehir’e gelmiş. Yeteneği harabelerde hiçbir işe yaramadığı için çok sürmeden dışlanmış. Öğrenebildiğim kadarıyla Şato’daki düzen o zamanlar bugünkünden bile daha berbatmış. Güç, her şey demekmiş. Güçsüzsen seni insan yerine bile koymuyorlarmış.”
Sunny ürperdi. O günlerin nasıl olduğunu gözünde canlandırmak hiç de zor değildi.
Parlak Şato’nun gördüğü en acımasız ve en kanlı dönem açık ara buydu. Kadim hisarı ele geçiren ilk gruptan hayatta kalan son kişi de öldükten sonra şato başsız kalmış, Gunlaug yönetimi ele geçirene kadar her şey bir süre çığırından çıkmış ve insanlar deliliğe sürüklenmişti.
O p*ç hakkında kim ne demiş olursa olsun, en azından buradaki insanların tamamen hayvanlaşmasını engellemişti… neredeyse.
Sunny anlatmaya devam etti:
“Ama Gunlaug, o delirmiş uyuyanlardan bile daha betermiş. O gidip kara denizde avlanıyormuş.”
Değişen Yıldız bir an bakakaldı.
“Ne?”
Sunny başını salladı.
“Evet. Alacakaranlıkta şehir surlarından kara suya dalar, suyun gelişiyle beraber basınçla ezilen Labirent canavarlarının Ruh Parçacıklarını toplarmış. Su yükselmeden, yani derinlerden gelen korkunç yaratıklar ona yetişmeden önce alabildiğini alır sonra da kaçarmış. Şafak sökerken de tekrar çekilmekte olan denize dalar, kara suyun altında yaşayan varlıkların birbirlerini öldürüp ardında bıraktıkları yaratıkların etlerini toplarmış.”
Nephis sessizce ona baktı. Lanetli denizin kara yüzeyinin altında gizlenen o iğrenç, dehşet verici varlıklarla yalnızaca iki kez karşılaşmışlardı ve bu her iki karşılaşma da zihinlerinde ve ruhlarında derin izler bırakmıştı.
Gunlaug ise bunu her gün yapıyordu, günde iki kez…
Bunu yapmak için gerçekten de çıldırmış olmalıydı.
Her ne kadar yaptıkları çılgınca olsa da aynı zamanda dahiceydi.
Sunny derin bir nefes aldı.
“İşte, kimsenin umursamadığı, dışlanmış bir adamken Parlak Lord’a dönüşmesi de bu vesileyle olmuş. Gunlaug bir gün şafakta yine denize dalıyormuş, deniz çekilirken zeminde can çekişen bir deniz yaratığına rastlamış. Yaratık akıntıya kapılıp oralara kadar sürüklenmiş, devasa bedeninde ölümcül yaraları varmış. Yaratık hala hayattaymış ama son nefesini vermek üzereymiş. Labirent’teki leş yiyicilerin çok geçmeden gelip yaratığa üşüşeceğini bildiğinden — belki yemek için belki de ruh parçacığını almak için orasını bilmiyorum artık — hemen etini kesmeye koyulmuş.”
Bir an durdu. Ardından tuhaf derecede kasvetli bir sesle devam etti:
“Tesadüf oalcak ya, Gunlaug bıçağını sapladığı sırada yaratık aldığı korkunç yaralara daha fazla dayanamayarak ölmüş. Son darbe Gunlaug’ın bıçağında geldiği için Büyü de yaratığı Gunlaug öldürdü kabul etmiş. Ve o ölüm… ona bir Hatıra kazandırmış. Hiçbir insan silahının üzerine çizik dahi atamadığı, olağanüstü bir altın zırh.”
Derinliklerde yaşayan varlıklar hakkında kimse pek bir şey bilmiyordu. Ancak Sunny ile Nephis, bir keresinde iki Kabuklu Muhafızın bu yaratıklardan birinin cesedinden iki Üstün Ruh Parçacığı çıktığına şahit olmuştu. Bu da Gunlaug’ın zırh türü Hatırasının, Unutulmuş Kıyı’daki bütün insanların ruh çekirdeklerinden en az üç rütbe daha yukarıda olduğu anlamına geliyordu.
İnsanların elindeki silah türü Hatıraların neredeyse tamamı ya Uyuyan ya da Uyanmış rütbesindeydi. Birisi Düşmüş bir yaratığı öldürüp de ondan Yükselmiş bir silah Hatırası elde etmeyi başarsa bile, bu silah büyük ihtimalle Üstün zırha karşı yine de hiçbir işe yaramazdı. Üstelik o lanet zırhta saldırılabilecek tek bir açıklık bile yoktu…
Kısacası Gunlaug yenilmezdi.
Sunny iç çekti.
“O zırhla Karanlık Şehir’e dönmüş, birkaç yandaşını toplamış, yoluna çıkan herkesi öldürmüş ve Şato’nun yönetimini ele geçirmiş. O günden beri kimse onu hükümdarlığına karşı duramadı. Deneyenlerin sonuysa… malum. Kafatasları hala şatonun kapısını üzerinde sallanıyor. Cümle aleme ibret olsun diye.”
Nephis uzun süre sessiz kaldı, gözlerini yere dikmişti. Biraz cesareti kırılmış gibiydi. Sonunda sordu:
“Zırhın ne gibi özellikleri var?”
Sunny omuz silkti.
“Kim bilir? Bunu öğrenen hiç kimse anlatacak kadar uzun yaşamadı, maalesef. Altın zırh hakkında herkesin bildiği tek şey, tuhaf ve sıvı metalden yapılmış olduğu, ayrıca çevresine insanı ezen bir zihinsel baskı yayıyor. Ama bana kalırsa bu tam olarak doğru değil. Bence miğferinde kendi yansımasını görenler etkileniyor. Çünkü Cassie hiçbir şey hissetmedi.”
Kör kız bir kaşını kaldırdı. Gunlaug’ın yanında kendisi dışındaki herkesin ezici bir baskı hissettiğini ancak şimdi öğreniyordu. Korkunç Kusuru, bir kereliğine de olsa ona avantaj sağlamıştı. Buna karşılık Sunny de değerli bir sır öğrenmişti. Ama buna sevinecek zamanı yoktu.
Konuşmanın asıl önemli kısmına geliyorlardı. Değişen Yıldız’ı Gunlaug’ı öldürme düşüncesinden vazgeçirmeliydi. Aksi takdirde üçünün de sonu ölüm olacaktı.
Sunny ona baktı; dikkatle konuştu ve sesini olabildiğince tarafsız tutarak sordu:
“Peki, sen ne düşünüyorsun?”
Değişen Yıldız bir süre sessiz kaldıktan sonra aniden konuştu:
“Sen yokken ben de birkaç şey öğrendim.”
Sunny hafifçe kaşlarını çattı. Nephis konuyu mu değiştirmeye çalışıyordu? Yüreğine ağır bir huzursuzluk çökerken tereddütle sordu:
“Ah, ne güzel. Peki neler öğrendin?”
Bir nefes sonra tüm kaygıları yok oldu. Çünkü Nephis doğrudan gözlerinin içine bakarak şöyle dedi:
“Meğer burada gerçekten de bir Geçit varmış.”
Sunny’nin zihninde bir şey patladı.
‘Geçit mi… ne… burada gerçekten de… Geçit mi varmış?’
Gözlerini şaşkınlıkla ayırırken Neph’e bakakaldı.
Bu nasıl mümkün olabilirdi? Neden hiçkimse bundan söz etmemişti? Hayır, bunun hiçbir anlamı yoktu, saçmalıktı. Eğer burada bir Geçit varsa insanlar neden Karanlık Şehir’de kalmaya devam etsindi ki? Ayrıca Effie ile Caster neden buradan çıkmanın hiçbir yolu olmadığını bu kadar kesin bir dille söylemişti o halde?
Tanıdık, karanlık bir huzursuzluk yeniden yüreğine çöktü.
Kendini toparlamaya çalışarak ağır ağır konuştu:
“O zaman neden… neden kimse gitmedi? Nerde bu Geçit?”
Nephis pencereye baktı. Birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra donuk bir sesle cevap verdi:
“Sence nerede olabilir? Tabii ki Kızıl Kule’de.”
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.