Bölüm 148
Bölüm 148 - Son Hasat
Çeviri: Raban
Pencereden bakınca, lanetli şehrin göz alıcı manzarası görünüyordu. Şehir, çok aşağılarda her yöne doğru alabildiğine yayılmıştı. Sabah güneşinin solgun ışığı harabelerin üzerine vuruyor, onlara tehditkâr ve gizemli bir görünüm kazandırıyordu.
Nephis gülümsedi.
“Hem… şu can alıcı manzaraya değmez mi?”
Sanki sorusuna cevapmışçasına, uzaklardan korkunç bir feryat yükseldi. Can çekişen birinin çığlığı rüzgârla birlikte etrafta yankılandı.
Sunny ürperdi.
‘Sanırım “can alıcı” derken şaka yapmıyor.’
İç çekerek Değişen Yıldız’ın bu tuhaf ev seçimine şimdilik kafa yormamaya karar verdi ve et yığınına doğru yaklaştı.
“Önce karnımızı doyuralım.”
Üçü taş zemine oturup canavar etini yemeye başladılar. Cassie’nin güzel cam şişesini de sırayla birbirlerine uzatıyorlardı. Tıpkı eski güzel günlerdeki gibiydi…
Tabii o günler aslında o kadar eski değildi ve Sunny’nin hatırladığı kadar da güzel oldukları söylenemezdi.
Yine de ona yakın bir şey denilebilirdi.
Üçü de karınlarını doyurduktan sonra Nephis sakin ama delici bakışlarını Sunny’ye çevirdi. Sunny nedense Gunlaug’ın gittiği her yerde çevresine yaydığı o görünmez baskıyı hatırladı.
“eee… şatoda neler öğrendin?”
Sunny iç çekti.
Bu uzun bir konuşma olacaktı.
Önce kadim hisardaki düzeni genel hatlarıyla anlattı. Neph’e altı ayrı gruptan ve bu gruplraın arasındaki karmaşık ilişkilerden söz etti. Her birinin nasıl yaşadığını da kısaca açıkladı. Cassie zaman zaman araya girip birkaç ayrıntı ekliyordu.
Değişen Yıldız kaşlarını çattı.
“Dur biraz… Şatoda beş yüz kişi mi yaşıyor dedin?”
Sunny başını salladı.
“Aşağı yukarı öyle. Neden?”
Nephis bir süre düşündükten sonra konuştu:
“Bir mantıksızlık var. Dış yerleşimde de neredeyse bir o kadar insan yaşıyor, hatta belki daha fazla. Bu durumda Karanlık Şehir’de yaklaşık bin kişi yaşıyor demektir. Üstelik çoğu oldukça genç. Yani her yıl yüzlerce kişi Unutulmuş Kıyı’ya gönderiliyor ve bunların büyük bir kısmı bir şekilde hayatta kalıp Parlak Şato’ya kadar da ulaşmayı başarıyor olmalı.”
Bir an sustu.
“Ama dış yerleşimde bizimle aynı dönemde gelmiş tek bir Uyuyan bile görmedim. Bildiğim kadarıyla son gündönümünden sonra Karanlık Şehir’e ulaşan yalnızca biz üçümüzüz.”
Sunny isteksizce ensesini kaşıdı.
“Aslında dördümüz. Caster da burada. Şatoda da keyfi yerinde.”
Nephis bir anda alışılmadık bir biçimde canlandı.
“Han Li klanından Caster’ı mı diyorsun? O da mı burada?”
‘Bu kadar heyecanlanmana gerek yoktu, lanet olsun!’
Sunny yüzünü buruşturmamaya çalıştı.
“Evet. Neredeyse başından beri buradaymış. Hatta bize bu yıl Büyü’nün Unutulmuş Kıyı’ya yalnızca yedi Uyuyan gönderdiğini de söyledi. Bu arada evet, bence de garip.”
Birkaç saniye duraksadıktan sonra devam etti:
“Doğrusunu söylemek gerekirse bu tuhaflık benim de dikkatimi çekti. Ama bunun bir açıklaması var. Büyü’nün buraya gönderdiği insan sayısında belli bir düzen var gibi görünüyor. On beş yıl önce, bir grup manyak şatoyu ele geçirip buraya yerleştiğinde her yıl yalnızca on, on beş civarı yeni gelen oluyormuş. Sonra bu sayı zamanla artmaya başlamış. Bir ara yüze ulaşmış. Son birkaç yıldaysa her seferinde birkaç yüz kişi geliyormuş.”
Sunny üçünü işaret etti.
“Ta ki bu yıla kadar. Bu yıl yalnızca yedi Uyuyan geldi. Büyü’nün yedi sayısına karşı tuhaf bir takıntısı olduğu için bazıları bunun on dört yıllık bir döngünün sonu ve yenisinin ilk yılı olduğuna inanıyor. Bana da mantıklı gelmiyor değil.”
Değişen Yıldız bir süre düşündükten sonra sordu:
“Caster bu yıl gelenlerin toplam sayısını nereden biliyor?”
Elbette bu iyi bir soruydu. Sunny de uzun süre aynı şeyi merak etmiş, sonunda yakışıklı Mirasçı’yı bulup doğrudan sormaya karar vermişti.
“Şatoda tuhaf yeteneği olan bir Zanaatkar var. Bir insanın ömrü boyunca tanıdığı kişilerin yerini yaklaşık olarak tespit edebiliyor. Caster da tanıdığı insanlardan herhangi birinin Unutulmuş Kıyı’ya ulaşıp ulaşmadığını öğrenmek için ona bir yığın Ruh Parçacığı vermiş. Kız da burada tanıdığı altı kişinin bulunduğunu söylemiş.”
Nephis birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra konuştu:
“Devam et.”
Sunny de devam etti. Öğrenebildiği her şeyi ana hatlarıyla anlattı. Şahit olmak zorunda kaldığı bütün iğrençliklerden ve görkemli hisarın kusursuz beyaz görüntüsünün ardındaki düzenin gerçekte nasıl işlediğine dair düşüncelerinden söz etti.
Kaçınılmaz olarak, Parlak Lord’un Karanlık Şehir üzerindeki hakimiyetinin ne kadar ustaca kurulmuş ve sarsılmaz olduğunu da açıklamak zorunda kaldı.
Sunny kasavetle konuşmaya devam ettikçe Cassie’nin yüzü soldu ve genç kız iyice sessizliğe gömüldü. Değişen Yıldız’ın yüzüyse her cümlede biraz daha karardı. Sunny, Jubei’nin korkunç ölümüyle sonuçlanan o sözde yargılanma rezaletini de anlattığında ve Maiyet’in gerçekte ne kadar güçlü olduğuna dair düşüncelerini de paylaştığında Nephis’in dudakları öfkeyle aşağı doğru kıvrıldı.
Sonunda Sunny vardığı sonucu açıkladı:
“…İşte bu yüzden Gunlaug’ı yenmek imkânsız. Buradaki hayatın hem somut hem de soyut her yönünü kontrol ediyor. Yiyecek, barınak, umut, korku… Hepsi onun hakimiyeti altında ve bu hakimiyet mutlak. Gücü bile istediğine veriyor istediğinden alıyor. Herif burda tanrı gibi, aksini düşünmek zor.”
Nephis uzun süre sessiz kaldı. Ardından alçak sesle konuştu:
“O bir tanrı değil. O yalnızca… sahtekarın teki.”
Sunny kıkırdadı.
“Bu cehennemde… ikisi arasında bir fark mı var?”
Nephis ona sert bir bakış atıp dişlerini sıktı.
Gergin bir sessizlik içinde geçen birkaç dakikanın ardından Neph birden konuştu:
“İyi de tüm bunlar yalnızca Gunlaug’ın neden bir isyanla devrilemeyeceğini açıklıyor. Anlamadığım konu neden biri gece vakti uykusunda onu öldürmedi? Neden komutanlarından biri ona darbe yapmadı? Sonuçta zalimlerin sonu genelde böyle gelir, değil mi? En çok güvendikleri kişinin eliyle.”
Sunny karanlık bir gülümsemeyle karşılık verdi.
“Ah, mesele de bu zaten. Şimdiye kadar yalnızca bir hükümdar olarak sahip olduğu güçten bahsettik. Duyduklarımın yarısı bile doğru çıksa, bu bile her şeyi yeterince dehşet verici yapar zaten.”
Ürperdi, ardından boğuk bir sesle ekledi:
“Ama olay bizzat kendisinin ne kadar güçlü olduğuna gelince… İşte o, çok daha beter. Hem de çok daha beter.”
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.