Bölüm 167
Bölüm 167 - Affedilemez
Çeviri: Raban
Sunny, Nephis’e şaşkınlıkla bakakaldı. Bunu böyle kolay itiraf etmesini hiç beklememişti.
Nephis ise yalnızca omuz silkti.
“Ne var yani? İlla inkâr mı etmem gerekiyordu? Niye edeyim ki? Yalanlara kafayı takan sensin, Sunny. Ben değilim.“
Değişen Yıldız’ın dudağının bir köşesi seğirdi.
“Aslında sana teşekkür etmem gerek. Sen olmasaydın insanların bu kadar kolay kandırılabileceğini hiç öğrenemezdim. Malum sebeplerden ötürü dış dünyadan uzak, fazlasıyla korunaklı bir ortamda büyüdüm. İnsanlarla iletişim kurmak benim için hiçbir zaman kolay olmadı.“
Yüzünde karanlık bir gülümseme belirdi.
“Bu lanetli diyarda, onca insan arasından seninle karşılaşmış olmak, gerçektende büyük bir talih. Ne kadar da şanslıyım, değil mi?“
Sunny gözlerini kırpıştırdı. Ne demek istiyordu? Karanlık Şehir’e yaptıkları yolculuk sırasında Nephis’in, insanlarla konuşurken Cassie’nin tavırlarını taklit etmeye çalıştığını hatırladı. Yoksa biryandan da Sunny’yi mi gözlemliyordu?
Neph bir adım öne çıktı, bakışları Sunny’yi delip geçiyordu.
“Rüya Diyarı’nda hiç kimse tek başına hayatta kalamaz. Bu neredeyse kesin bir kuraldır ve benim de bu kuralın bir istisnası olamayacağımı biliyordum. Bu yüzden seni ve Cassie’yi izledim, gözlemledim; ikinizden bir şeyler öğrenmek için var gücümle çabaladım. İşte o zaman, söylediğin ve yaptığın hiçbir şeyin aslında hiç de göründüğü gibi olmadığını fark ettim. Haksız mıyım?“
’Hay s*keyim!’
Sunny’nin omurgasından soğuk bir ürperti geçti.
Nephis alayla dudak büktü.
“Başımıza ne gelirse gelsin, gerçekte ne düşündüğünü ne istediğini ve neden öyle davrandığını bir şekilde hep gizlemeyi başardın. İnsanları kandırmakta senin kadar usta birini hiç görmedim. Tebrikler, Sunny! Akıl oyunların, Ruh Yiyen Ağaç’ın zihnimize kadar işleyen laneti kadar sinsiceydi. Doğrusu sen benim için fazlasıyla ilham verici biri oldun.“
Değişen Yıldız bir an için durup başını iki yana salladı.
“Gerçekleri bile kolayca istediğin tarafa çekebiliyorsun yada yalanlarına alet edebiliyorsun. Gerçekten... dâhice. Böyle bir şey yapmayı hiç akıl edemezdim. Meğersem ne kadar da safmışım, seninle tanışmadan önceki düşüncelerim ne kadar da çocukçaymış.“
Gülümsedi.
“Anlayacağın... sen benden kılıç kullanmayı öğrenirken ben de senden insanları kullanmayı öğrendim. Bu yüzden lütfen en içten teşekkürlerimi kabul et, Sunny. Senden daha iyi bir öğretmen bulamazdım. Sen olmasaydın bunların hiçbiri mümkün olmazdı!“
Nephis elini kaldırıp işaret parmağını suçlarcasına Sunny’ye doğrulttu. Ardından öfkeyle çıkıştı:
“Sen istisnasız herkese bunu yaparken, beni bununla suçlamaya nasıl cüret edersin?“
Sunny istemsizce titredi. Doğruyu mu söylüyordu? Neph insanları böyle parmağında oynatmayı ve böylesine alçakça davranmayı gerçekten... kendisinden mi öğrenmişti?
’Olamaz...’
Bu kadar deneyimsiz biri, özellikle arasa bile kendine bundan daha kötü bir örnek bulamazdı. Kaderin acı cilvesi. Nephis, Rüya Diyarı’na onun gibi ruhu yaralı ve acımasız bir adamla birlikte gönderilmişti...
Sunny dişlerini sıktı.
“Bu aynı şey değil...“
Değişen Yıldız’ın kaşları çatıldı.
“Benim yaptığımın seninkinden ne farkı var, ha? Bu insanlara bir tek yalan bile söylemedim. Tıpkı bana öğrettiğin gibi, onlara yalnızca kendi kendilerini kandırmalarına yetecek kadar doğru bilgi verdim. Ama aynı yöntem bu kez sana karşı kullanıldı diye birden haksızlık mı oldu? Şimdi işin aslını duymadan için rahat etmeyecek, değil mi?“
Alaycı bir ifadeyle gülümsedi.
“Peki. Sende bil. Ve evet, bir konuda haklısın da. Her yerden alevler yükselecek, kan nehir olup akacak. Planım aynen bu. Ee, ne olmuş yani? İnsanların yaşadığı bu sefil ve umutsuz hayattan daha mı kötü? Değil. Gunlaug’ı da öldüreceğim. Ve o öldüğünde parlak şatoda ne olacak dersin; iç savaş çıkacak. Gunlaug’ın beş yardımcısı da taht için bir araya girecek. Onları da öldüreceğim. Parlak şatonun tek hâkimi olduğumdaysa...“
Gözleri parladı.
“...işte o zaman aramızdan sağ kalanları bir araya toplayacağım. İçlerinden şanslı birkaçını Geçit’e ulaştıracak kandan ve kemikten bir yol açacağım; bedeli sayısız can olsa bile. Sözüm budur. Karanlık Şehir halkına sunduğum kurtuluş da budur. Gerçek dünyaya dönme şansı yada korku içinde bir sıçan gibi yaşamaktansa başları dik, ellerinde kılıçlarla insana yakışır bir biçimde ölme şansı! Bunu en iyi senin anlayacağını sanmıştım.“
Sunny, duyduklarına inanamayarak Nephis’e bakıyordu. Nasıl olabilirdi bu? Bunca insanın ölümüne yol açacak bir plandan nasıl bu kadar umursamazca söz edebilirdi? Bu insanların hayatı onun gözünde hiçbir değer taşımıyor muydu?
Derken meseleye bütünüyle yanlış açıdan baktığını fark etti. Nephis’in sözlerini kendi değerleriyle, yani ne pahasına olursa olsun hayatta kalma uğruna savaş veren birinin değerleriyle ölçüyordu. Oysa bu bakış açısı eski Sunny’nin bakış açısıydı.
Sunny, Unutulmuş Kıyı’ya geldikten sonra hayatta kalmaktan daha değerli şeyler de olduğunu öğrenmişti. Üstelik bunu ona öğreten kişi de Neph’ti.
Nephis’in bakış açısından, uğruna yaşamaya değmeyen bir hayattansa, onurlu bir ölüm çok daha kıymetliydi. Belki gerçekten de onları kurtarmaya çalıştığına inanıyordu.
Ama bu kararı onlar adına verme hakkını ona kim vermişti?
Sunny başını iki yana salladı ve alçak sesle sordu:
“Burada yaşamak gerçekten bu kadar korkunç mu? Gunlaug gerçekten de o kadar kötü mü ki onun yönetimi altında yaşamaktansa hepimizin ölmesini yeğliyorsun?“
Değişen Yıldız’ın yüzü karardı. Sözlerinde buz gibi bir küçümseme vardı:
“Gunlaug alçakça pek çok şey yapmış olabilir. Ama ben onu bu yüzünden yargılamıyorum. Onun yerinde biz olsak daha iyisini yapabilir miydik sanki? Bu cehennemde umudunu yitirmiş binden fazla insanı hayatta tutmak, gönlü geniş, aziz ruhlu insanlara bile ağır gelecek bir yük. Hayır... Onu affedemeyeceğim tek bir suçu var.“
Sunny bir kaşını kaldırdı.
“Neymiş?“
Nephis başını hafifçe öne eğip dişlerini sıktı:
“Vazgeçmesi.“
Sunny’ye bakarak büyük bir kararlılıkla devam etti:
“Geçit’e ulaşmayı bir kez olsun denemedi. Yıllarca hazırlanma fırsatı vardı; emrinde de yüzlerce güçlü savaşçısı vardı. Bunca imkânı olmasına rağmen Kızıl Kule’ye girmek için elinden hiçbir şey gelmediğine gerçekten inanıyor musun? Hayır... Kesinlikle hayır, onun derdi başkaydı. Burada… bu lanet Şehir’de bir kral gibi yaşayabiliyorken niye geri dönsün ki? Bir Uyanmış olarak üzerine düşen görevi terk etti. O Büyü’ye boyun eğdi.“
Üstelik Gunlaug, krallığını tehdit edebilecek herkesi daha güçlenmeye fırsat bulamadan ortadan kaldırıyor, böylece kimselere de bunu deneme fırsatı bırakmıyordu.
Ne var ki Sunny, Nephis’in sözlerinden başka bir şey daha sezmişti; onu harekete geçiren asıl nedene dair küçük bir ipucu. Gunlaug’ı suçlarken seçtiği sözler fazlasıyla tuhaftı.
Parlak Lord her türlü vahşice suçu işlemiş, sayısız insanı ölüme, aşağılanmaya ve acıya sürüklemişti. Buna rağmen Değişen Yıldız’ı en çok öfkelendiren şey onun bu yoldan çıkmış davranışları ya da zalimliği değildi. Onu asıl öfkelendiren, Gunlaug’ın Büyü’ye boyun eğmiş ve sınavını tamamlayamamış olmasıydı.
Üstelik Nephis’in geldiği aileyi de düşününce...
Gizemli amacını anlamanın anahtarı bu olabilir miydi?
Sunny kaşlarını çatarak sordu:
“Belki de yüzlerce insanın ölüp gitmesine gönlü razı olmadı. Bunu hiç düşündün mü? Dış yerleşimde ve Parlak Şatoda yaşayan onca kadın ve erkek... sırf amacına ulaşmak uğruna… kaçını feda etmeye senin gönlün razı gelir?“
Sonra sustu. Nephis’in vereceği cevabın şüphelerini doğrulamasından korkuyordu.
Neph duruşunu dikleştirdi ve gözlerini Sunny’ye dikti. Yeniden kararlı ve sakin görünüyordu. Bir an bile düşünmeden cevap verdi. Sesinde zerre kadar tereddüt yoktu:
“Hepsini tabii ki.“
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.