MANGA-TR
Bölüm 166
Bölüm...
Action,Adventure,Fantasy,Romance

Bölüm 166

Işık ve Gölge
Yazar: Raban Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 6 dk Kelime: 1.531

Bölüm 166 - Işık ve Gölge
Çeviri: Raban
 
Değişen Yıldız’ın kaşları çatıldı. Soğuk gri gözlerinde belli belirsiz bir şaşkınlık vardı.
 
“Amacım... mı? Bu gayet açık değil mi?“
 
Ona etrafı, dış yerleşimin harap kulübelerini ve üzerlerinde yükselen görkemli parlak şatoyu işaret etti.
 
“Bu insanlara yardım etmeye çalışıyorum. Başka ne olacak?“
 
Sunny iç çekti.
 
Ardından yüzünü başka tarafa çevirip sordu:
 
“Sana hiç… kız kardeşimden hiç bahsetmiş miydim?“
 
Nephis gözlerini kırpıştırdı.
 
“Hayır. Durduk yere bu nerden çıktı ki şimdi?“
 
Sunny buruk bir ifadeyle gülümsedi.
 
“Geçenlerde aklıma gelmişti de… sana da anlatayım dedim. Şey... Anne babamız biz daha çok küçükken öldü. Bir süre sonraysa onu birileri evlat edindi, bense sokaklara düştüm. Günler benim için pek de iyi geçmiyordu. Hayat bana rezillik ve acıdan başka bir şey sunmadı. Ben de çocuk aklımla onun hayatının da benimkinden farksız olduğunu sanırdım. Bir hayalim vardı; onu bulup kurtaracaktım, koruyacaktım ve yeniden bir aile olacaktık. Bu fikre adeta saplanıp kalmıştım, anlıyor musun?“
 
Sunny yüzünü buruşturdu.
 
“Ama benim gibi beş parasız ve dışlanmış biri öyle canı istedi diye birilerini nasıl bulacaktı ki? Şehrin veri tabanı malum. Çalışır durumdaysa bile herhangi bir kayda erişebilmen için önce kayıtlı vatandaş olmalısın. Öyle sıradan bir vatandaş olmak da yetmez; kademen hatırı sayılır bir sınıfta olmalı. Yine de amacıma ulaşmak için her şeyi yapmaya hazırdım. Bu yüzden para biriktirmeye başladım. Bir sokak çocuğunun eline geçecek para ne kadar olacaktı ki? Ama ne kadar az olursa olsun elimden geldiğince kendimi sıktım.“
 
Yüzüne karanlık bir ifade çöktü.
 
“Uzun süre karnımı bile doğru dürüst doyuramadan, bin bir türlü iğrenç işe bulaşıp elime geçen üç beş krediyi bir kenara koymaya devam ettim. Bu böyle dört beş yıl sürdü. Sonra nihayet, on yedi yaşıma az kala özel bir dedektif tutacak kadar param olmuştu.“
 
Gülümsedi.
 
“Arada sırada bilgi toplamak için bizim gibi sokak çocuklarını tutan bir dedektif vardı. Ücreti a z değildi ama ona güveniyordum. Daha doğrusu, onu bulabileceğine inanıyordum. Bu yüzden biriktirdiğim tüm paramı o adama verip kız kardeşimi bulmasını söyledim. Ve inanır mısın, gerçekten de onu buldu. Aradan yaklaşık bir ay geçmişti, bir gün elime üzerinde bir adres yazan kâğıt parçası tutuşturdu. Ben de hemen gittim tabii.“
 
Nephis birkaç anlık bir tereddütten sonra alçak sesle sordu:
 
“Ne yaptın peki? Kız kardeşinle görüştün mü?“
 
Sunny yüzünü ovuşturdu, sonra başını kaldırıp gökyüzüne şöyle bir baktı.
 
“Sayılır. Aslında onunla mahallelerindeki tramvay durağının orada karşılaştım. Ama onu tanıyamadım. Düşünsene... onun kurtarıcısı olacağıma dair ne hayaller kuruyordum… ama gel gör ki yüzünü bile hatırlamıyordum. Adresteki eve doğru giderken, on iki yaşlarında, tertemiz okul üniformasıyla o tarafa doğru yürüyen bir kız vardı. Adresteki eve ulaşıp da içeri girdiğini görene kadar onun kız kardeşim olduğunu anlamadım.“
 
Bir süre sustuktan sonra devam etti. Sesinde tuhaf bir hissizlik vardı:
 
“Hava çoktan kararmıştı. Galiba yağmur da yağıyordu. Ev çok güzel bir semtteydi, kocamandı. Yani o koca evde tek bir ailenin yaşadığına inanabiliyor musun? Gerçi… senin için çok da şaşılacak bir şey değildir. Neyse. Evin dört tarafını saran çimlerle kaplı bahçeleri bile vardı. Ve bir de pencere vardı... ışık saçan koca bir pencere. Onları o pencereden izledim sanki bir televizyon programı izlemek gibiydi.“
 
Sunny o manzaranın görkemini hatırlayıp karşısında utanç ve şaşkınlıkla kalakaldığı o anı düşünüp gülümsemeye çalıştı. Ama başaramadı.
 
“Işığın bittiği, gölgelerin başladığı yerde durup bir süre onları izledim. Onu seven, ona iyi davranan anne babası vardı. Çeşit çeşit yemekleri vardı; hem de aç kalmayacakları kadar çok. Güzel kıyafetleri ve yepyeni ders kitapları vardı. Sevimli küçük kardeşleri bile vardı. Mutlulardı. Hepsi gülümsüyor, kahkaha atıyor, neşeyle birlikte vakit geçiriyorlardı.“
 
Neph ona bakarak sordu:
 
“Peki sen ne yaptın?“
 
Sunny hemen cevap vermedi. Öylece dikilip o mutlu insanları seyrettiği anı hatırladı. Başını eğip kendi çelimsiz bedenine, kirli, lime lime olmuş giysilerine, kan içinde, pis ve morarmış parmaklarına bakmış ve o tabloya zerre kadar ait olmadığını anlamıştı.
 
Yıllarca kız kardeşini bulup kurtarmayı düşledikten sonra çok basit bir gerçekle yüzleşmişti. Kız kardeşinin... ona hiç ama hiç ihtiyacı yoktu. Muhtemelen Sunny’nin varlığını bile hatırlamıyordu. Dahası, Sunny’nin yeniden hayatına girmesinin ona hiçbir faydası olmayacaktı. Sunny’nin hayatına katabileceği güzel ya da yararlı hiçbir şeyi yoktu. Muhtemelen her şeyi daha kötü bir hale getirirdi.
 
O karanlık ve yağmurlu gecede, Sunny gölgelerin arasında dururken yüreğindeki bir şey sonsuza dek yok oldu. İçinde bir parça öldü.
 
O günden kelli başına ne gelirse gelsin, hiçbiri o anda içine çöken karanlıkla boy ölçüşemezdi.
 
Uzun süre kıpırdamadan durduktan sonra ağır ağır geri çekilmiş ve arkasını dönüp karanlığın içine doğru yürümüştü.
 
...Bundan birkaç gün sonra Kâbus Büyüsü’ne yakalandığını gösteren ilk belirtiler baş göstermişti.
 
Gerisi malum.
 
Sunny tatsız anılarını zihninden uzaklaştırmaya çalışarak hiçbir şeyi umursamıyormuşçasına omuz silkti.
 
“Hayatım boyunca ilk kez kendimi değil başkasını düşündüm. Sadece arkamı dönüp gittim. Neden biliyor musun?“
 
Nephis ağır ağır başını iki yana salladı.
 
Sunny sırıttı. Bastırdığı öfkesi gözlerine vuruyor, başı zonkluyordu.
 
“Çünkü benim gibi aptalın teki bile kurtarmaya çalıştığı insanın aslında yardıma ihtiyacı olmadığını anlayabildi. Öyleyse söyle bana Neph. O parlak zekana rağmen sen neden bunu anlayamıyorsun?“
 
Nephis ona dik dik baktı. Kaşları iyice çatılmıştı.
 
“Ne yani, insanlara yardım etme konusundaki niyetimden şüphen mi var, onları kandırdığımı mı ima ediyorsun? Şunu bil ki Sunny, yanılıyorsun.“
 
Sunny yumruklarını sıktı. İstemeden de olsa sözcükler ağzından dökülüverdi.
 
...Hayır. Kendine karşı tamamen dürüst olacaksa susmaya hiç niyeti olmadığını kabul etmeliydi. Bu oyunu devam ettiremeyecek kadar tükenmişti artık. Çok yorgundu; canı yanıyordu, yaşadıkları onu derinden sarsmıştı. Ne var ne yoksa ortaya dökme vakti gelmişti.
 
Belki o zaman bulanık zihni tekrardan berraklaşabilirdi.
 
Gözleri Değişen Yıldız’a döndü ve tükürürcesine konuştu:
 
“...S*ktir git, Neph.“
 
Nephis donakalmıştı.
 
“Ne?“
 
Sunny çarpık bir gülümsemeyle karşılık verdi:
 
“Dedim ki: S*ktir git... O saçmalılarını al bir tarafına sok… Azize Nephis. Başkalarını kandırmış olabilirsin ama bana yutturamazsın. Bana maval okuma; seni herkesten daha iyi bilirim. O kurtarıcı numaralarına bir saniye bile kanmadım.“
 
Sunny de az önce onun yaptığı gibi derme çatma kulübeleri işaret ederek konuştu:
 
“Bu insanlara yardım edeceksin demek? Hadi be oradan! Nasıl bir yardım yapacaksın söylesene? Hepsinin birer cesede dönmesine mi yardım edeceksin? Bunun nasıl biteceğini ikimiz de biliyoruz. Cassie bunu bize çoktan söyledi. Ateş ve kan nehirleri... öyle değil mi, ha? Planladığın şey bu değil mi?“
 
Nephis hiçbir şey yapmadan sadece ona bakıyordu; fildişi rengindeki yüzünde karanlık bir ifade vardı. Soğuk gri gözleri durgunluğunu yitirmişti. Sonunda o gözlerde güçlü bir duygu alevlenmişti. Bu bakış... şaşkınlık mıydı? Acı mıydı? Yoksa hayal kırıklığı mı?
 
Ağzını açtı ama tek kelime etmeden geri kapattı. Ardından ne diyeceğini bilemez gibi başını ağır ağır iki yana salladı.
 
Sonunda Değişen Yıldız aradığı sözleri bulmuş gibi Sunny’nin gözlerinin içine bakıp çenesini hafifçe kaldırdı ve konuştu:
 
“...Peki. Beni yakaladın.“
 

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi