Bölüm...
Drama,Fantasy,Historical,Josei,Novel,Romance,Tragedy

Bölüm 130

Yazar: Hanagasumi Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 7 dk Kelime: 1.673

Varkas, başparmağını Talia’nın dudaklarında usulca gezdirdi; ardından burnunu onun şakağına yasladı.
“O gece odanın tamamen karanlık olmasını sağlayacağım.“
Talia, geniş göğsüne omuzlarını yaslayıp gözlerini bir sağa bir sola kaçırdıktan sonra yavaşça başını salladı.
Varkas çenesini avuçlarının arasına alarak uzun uzun gözlerinin içine baktı.
Sebebini açıklayamadığı bir utanç duygusu, onu oradan kaçıp gitmeye zorlarken Varkas yeniden eğildi ve dudaklarına bir öpücük kondurdu. Bu kez öpücüğü, gagasını usulca diğerine değdiren bir kuşunki kadar hafifti.
Tüy kadar hafif o dokunuş, Talia’nın yüreğinin derinliklerinde bir şeyi paramparça etti. Sanki bunu inkâr etmek istercesine, gözyaşlarıyla ıslanmış gözlerini sıkıca kapattı.
                                       ~~~
O günden sonra Talia, sanki bu dünyanın en doğal şeyiymiş gibi Varkas’ın yatak odasında kalmaya başladı. Güvenilmez şifacıyı gözetim altında tutması gerektiğini bahane ediyordu.
Ne var ki tedavi sona erdikten sonra bile odadan ayrılmadı.
Varkas ilacını istediğinde gönülsüz davranıyor, ağırdan alıyor, sonunda da onun yatağında uyuyakalıyordu. Oysa daha yalnızca bir ay önce, kendi odasına dönmektense ölmeyi tercih edeceğini söyleyerek ortalığı ayağa kaldıran kişi yine kendisiydi.
Kendi hâlinden bıkmış olsa da, davranışlarını sayısız bahaneyle haklı çıkarmaya çalışıyordu.
Bu yalnızca geçici bir değişiklik.
Sadece geçici bir taviz... Yaralı olduğu hâlde onu geri çeviremediği için.
Varkas tamamen iyileştiğinde, kendi çizdiği sınırın gerisine çekilecekti.
İşte bu yüzden, Varkas’ın kendine gerektiği gibi bakmamasına öfkelenmesi son derece haklıydı. İyileşmesi ne kadar gecikirse, aralarındaki bu belirsizlik de o kadar uzayacaktı.
Bütün gün içinde biriken huzursuzluk, Varkas akşam vakti nihayet odaya döndüğünde bir anda taştı.
“Sağlığım konusunda bana söylenmeye hiç hakkın yok.“
Odaya henüz adım atmış olan Varkas ona şaşkınlıkla baktı.
Talia elindeki kitabı dizlerinin üzerine fırlattı, yatağın üzerinden atlayarak indi ve öfkeyle sesini yükseltti.
“O hâlinle her gün öküz gibi çalışıyorsun! Üstelik şafak sökerken ateşin on derece yükselmişti...“
“Gayet iyiydim.“
Varkas, ceketini çıkarırken sakin bir sesle karşılık verdi.
Talia’nın kaşları çatıldı.
“Hayır... Demek istediğim, vücudun normalden çok daha sıcaktı.“
“Eğer öyleyse, bunun sebebi ateş değildi.“
Talia bir an afalladı; ardından yanakları kıpkırmızı kesildi.
Böyle bir sözü en ufak bir duygu kırıntısı göstermeden nasıl söyleyebildiğini aklı almıyordu. Sanki utanmak diye bir kavram onun dünyasında hiç var olmamıştı.
Dişlerini sıkarak konuştu.
“Canavar zehri hâlâ damarlarında dolaşırken iyi olman mümkün değil. Zehir tamamen etkisiz hâle gelene kadar düzgünce dinlenmen gerekiyor.“
“Aslına bakarsan son zamanlarda işlerimi eskisine göre daha erken bitiriyorum.“
Varkas, kılıcını kemerinden çıkarıp silahlığa bırakırken kayıtsız bir ifadeyle cevap verdi.
Talia alaycı bir kahkaha attı.
Bugün, uşağı uzun uzun sorgulayarak nihayet öğrenebildiği günlük düzeni, adeta bir işkenceydi. Böylesine bir hayatı, en çileci keşişin bile sürdürebileceğinden şüphe ediyordu.
Her sabah güneş doğmadan önce yatağından kalkıyor, doğruca talim meydanına gidiyordu. Dövüş eğitimini tamamladıktan sonra askerî karargâha geçiyor; her birliğin eğitim durumunu, yeni asker alımlarını ve erzak yönetimini tek tek denetliyor, ardından önüne yığılan onay belgelerini inceliyordu.
Bundan sonra doğu topraklarının dört bir yanından gelen dilekçeleri gözden geçiriyor, Kent Meclisi üyeleriyle yönetim meselelerini görüşüyor; zaman zaman da Büyük Katedral’in düzenlediği törenlere ya da Soylular Birliği toplantılarına katılıyordu.
Bunca işi tek bir insanın omuzlayabilmesi inanılır gibi değildi.
Dayanamayarak kaygılı bir sesle sordu:
“Senin gibi yaşayan biri, tamamen sağlıklı olsa bile uzun yaşamaz.“
“Sekiz yaşımdan beri böyle bir düzeni kaldırabilecek şekilde yetiştirildim. Merak etme... Benim yüzümden dul kalmayacaksın.“
Bu umursamaz cevap karşısında Talia’nın elleri yumruk hâline geldi. Varkas aklı başında olsaydı, o ifadesiz yüzüne çoktan bir yastık fırlatmış olurdu.
“Bundan nasıl bu kadar emin olabiliyorsun? Fazla çalışmaktan ölen herkes senin gibidir. Sağlığına gereğinden fazla güvenir, sonra bir gün ansızın yere yığılır ve bir daha gözlerini açamaz. Böyle yaşamaya devam edersen sıradaki kişi sen olacaksın.“
“…Bu bir endişe mi, yoksa beddua mı?“
Düğmelerini çözen Varkas, şaşkınlık dolu bakışlarla ona döndü.
Talia, zehirli bir kediyi andıran acımasız bir tebessümle karşılık verdi.
“Sence hangisi?“
Varkas gözlerini hafifçe kıstı, küçük bir iç çekti ve ceketini çıkarıp sandalyenin üzerine bıraktı.
Göğsünün çıplak hâli ışığın altında görünür görünmez Talia istemsizce nefesini tuttu. Dün gece kendi elleriyle sardığı bandaj tamamen çıkarılmıştı.
Yanına yaklaşarak omzunu dikkatle inceledi. Yaranın bulunduğu yerde artık yalnızca silik bir iz kalmıştı.
“Ne oldu? Tamamen iyileşmesi için bir gün daha gerektiğini söylemiştin.“
“O şifacının hazırladığı merhem beklediğimden daha etkili çıktı. Zehirlenme belirtilerinin tamamen kaybolduğunu doğrular doğrulamaz rahibe gidip tedavi oldum.“
Talia sessizce yutkundu.
“...Bu iyi olmuş.“
Garip bir ifadeyle geri çekilirken, eldivenli bir parmak usulca yanağına dokundu.
“Şimdi biraz olsun rahatladın mı?“
Varkas, gözlerinin içine bakarak sordu.
Nedense ensesinden aşağı buz gibi bir ürperti aktı; sanki usul usul etrafında dolaşan uysal bir av köpeği ansızın boynunu dişlemişti.
Talia, elini üzerinden atmak istercesine başını yana çevirdi ve kısa bir sesle karşılık verdi.
“Evet... Sanırım artık endişelenmeme gerek kalmadı.“
Aralarına tuhaf bir sessizlik çöktü.
Talia, halının üzerine düşen gölgesine dalıp kalmışken usulca başını kaldırdı. Tam karşısında, derin düşüncelere dalmış gibi görünen gözler kendisine bakıyordu.
Varkas, alnına düşen bir tutam saçı nazikçe geriye itti.
“Benden ne yapmamı istiyorsun?“
Talia eteğinin ucunu avuçlarının içinde sıkıca buruşturdu. Dudakları sanki ateşler içinde yanıyordu.
Neden hâlâ nazlanıp durduğunu kendisi de anlayamıyordu. Onun iyileşmesini istemesinin sebebi, sonunda onunla birlikte olabilmek değil miydi? Planladığı gibi şimdi ondan kendisiyle aynı yatağı paylaşmasını istemeliydi.
Elbisesinin eteğini sımsıkı kavrayıp kuruyan dudaklarını diliyle ıslattı. Tam o sırada, başının üzerinden yumuşak bir ses döküldü.
“Eğer istemiyorsan... Biraz daha beklerim.“
Fakat sanki odadan ayrılmasına asla izin vermeyecekmiş gibi, iri eli usulca belini sardı.
Talia titreyen gözlerle ona baktı.
Yakınlaşmayacaksak burada kalmamın hiçbir anlamı yok. Öyleyse neden bu eli kendimden itemiyorum? Ve sen... Neden benim yanında kalmamı istiyorsun?
Sadece birlikte olmak... Hiçbir şey yapmasak bile bunun yeterli olması...
Bu... Sevgiye benzemez mi?
O anda, dehşete yakın bir his omurgasından aşağı süzüldü. Kendini, görkemli bir şölen salonunun tam ortasında çıplak kalmış gibi hissediyordu.
Titreyen ellerini sıkıca birbirine kenetledi.
Hiçbir şey bekleme.
Asla hiçbir şey bekleme.
Bu sözleri saplantılı bir şekilde zihninde tekrar edip dururken, boğuk bir sesle konuşabildi.
“Bütün ışıkları söndür.“
O an tek istediği, boğulacak olsa bile karanlığın içinde saklanmaktı.
Kaygıyla onu acele ettirdi.
“Hemen... Şimdi.“
“………… Gerçekten iyi misin?“
“Niye iyi olmayayım ki?“
Talia alaycı bir tonla karşılık verdi.
“Senden istediğim tek şey bu. Başka hiçbir şey istemiyorum.“
Varkas’ın yüzünden belli belirsiz bir ifade geçti. Bunun ne anlama geldiğini öğrenmek istemiyordu.
Talia bakışlarını yere sabitlemiş hâlde, bıçak kadar keskin sessizliğe katlandı.
Sonunda Varkas arkasını dönerek odadaki bütün kandilleri birer birer söndürdü. Ancak pencereden içeri süzülen ay ışığı hâlâ odayı aydınlatmaya devam ediyordu.
Talia zorlanarak çıkan sesiyle yeniden konuştu.
“Perdeleri de kapat.“
Adam ağır ağır pencereye doğru yürüdü. Fakat perdeleri çekmek yerine olduğu yerde durup gökyüzünde parlayan dolunaya baktı.
Tarif edemediği bir korku yüreğini kaplarken Talia, onun dimdik duran sırtına gözlerini dikti.
Tam o sırada, uzun süre kıpırtısız durarak derin düşüncelere dalmış gibi görünen Varkas aniden arkasını döndü ve kararlı adımlarla ona doğru yürüdü.
Talia panikle geriye çekildi. Varkas kolunu uzatarak onu kolayca kollarına aldı ve doğruca yatağa yöneldi. Talia içgüdüsel olarak çırpınmaya başladı.
“Hayır! Perdeleri kapatmanı söylemiştim!“
“Sana, göstermek istemediğin hiçbir şeye bakmayacağım.“
Varkas onu yatağın üzerine usulca bıraktı ve kulağına alçak bir sesle fısıldadı.
Talia korkuyla dolu gözlerle ona baktı.
Varkas üzerine eğildi ve battaniyeyi ikisinin de üzerine örttü.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi