Bölüm 153
Bölüm 153 - Yolumuzu Aydınlatan Yıldız
Çeviri: Raban
Üçü büyük salona getirildiğinde yeni bir meydan okuma yapılacağı haberi henüz şatoya yayılmamıştı. Bu yüzden içeride büyük bir kalabalık yoktu; yalnızca oradan geçerlerken gürültüyü duyup toplanan birkaç düzine insan vardı. Yine de sayıları her geçen dakika artıyordu.
Salonun girişinde bekleyen Nephis, aklından neler geçtiğini belli etmeden sakince karşıya doğru bakıyordu. Son derece soğukkanlı ve kendinden emin görünüyordu. Sunny ise tam tersine acayip gergindi.
Değişen Yıldız ne planlıyordu?
Kimsenin konuşmalarını duyamayacağından emin olmak için etrafına göz gezdirdi, ardından Nephis’e doğru eğilip fısıldadı:
“Gunlaug’ın komutanlarından biriyle ciddi ciddi dövüşmeyi düşünmüyorsun, değil mi?”
Çünkü bu düpedüz intihar olurdu. Neph ne kadar yetenekli ve güçlü olursa olsun, aradaki farkı biraz olsun kapatacak kadar ruh parçacığı özümsemeden böyle birini yenme şansı yoktu. Üstelik o insanlar bulundukları konuma tesadüfen gelmemişti.
Onların da kendilerine özgü yetenekleri vardı.
Nephis başını çevirmeden yalnızca şunu söyledi:
“…Yerin kulağı var derler.”
Sunny dişlerini sıktı ve karşılık vermek üzereydi ki onları içeri getiren Muhafız büyük salondan çıktı. Üçüne de sert bir bakış atıp tükürür gibi konuştu:
“Girin içeri, aptallar.”
Değişen Yıldız tek kelime etmeden ilerledi. Sunny ile Cassie’nin de onu takip etmekten başka seçeneği kalmadı.
Salondaki küçük kalabalık girişe bakıyordu. Nephis’i gördüklerinde aralarında şaşkın fısıltılar yayıldı.
“Bu kim?”
“Daha önce hiç görmedim.”
“Bu kızda tuhaf bir şeyler var…”
Ortamdaki gösteriş ve tiyatro havası, Jubei’nin öldüğü o günle kıyaslanamayacak kadar sönüktü. Parlak Lord’un kendisi bir yana dursun, komutanları bile orada değildi. Yalnızca Avcıların lideri Gemma, boş beyaz tahta çıkan basamaklarda oturuyordu. Yüzünde sıkkın bir ifade vardı.
Harus’un ortalıkta görünmemesi Sunny’yi epey rahatlattı.
Muhafız üçünü içeri getirdiğinde Gemma başını kaldırıp kaşlarını çatarak onlara baktı.
“Doğru mu duydum? Üçünüzden biri Meydan Okuma Hakkı’nı kullanmak istiyormuş.”
Nephis öne çıktı, doğrudan gözlerinin içine baktı ve her zamanki kayıtsız sesiyle cevap verdi:
“Evet, ben.”
İsteğinin bıraktığı ağır etkiyle sergilediği sakinlik birbirine tamamen tezattı. Üç gün önce Jubei’nin bu salonda öfke, küçümseme ve tutkuyla yaptığı suçlamaya hiç benzemiyordu. Gemma’nın yüzündeki şaşkın ifade daha da derinleşti.
“Bunun ne anlama geldiğinn farkındasın, değil mi küçük kız?”
Nephis en ufak bir korku belirtisi dahi göstermeden ona bakmayı sürdürdü.
“Farkındayım.”
Uzun boylu Avcı iç çekti.
“Dinle… Meydan Okuma Hakkı’nı kullanmak herkesin hakkıdır, bu doğru. Ama hayatını boş yere harcamak gerçekten çok aptalca. Buraya ulaşabilmek için pek çok badire atlattığından eminim. Bu şehirde yaşayan herkes aşağı yukarı aynı şeyleri yaşadı. Biraz daha düşünüp kararından vazgeçsen olmaz mı?”
Sesi düşmanca değildi. Hatta samimi geliyordu; sanki Gunlaug’ın komutanı, genç kızın boşu boşuna ölmesini gerçekten istemiyordu. Fakat sözleri Nephis’i hiç etkilemedi. Başını hafifçe yana eğip cevap verdi:
“Gerek yok.”
Gemma bir kez daha iç çekip başını iki yana salladı.
“Peki, sen bilirsin. Kimi suçlamaya geldin?”
Sunny cevabının ne olacağını zaten tahmin etmişti. Bu yüzden Nephis’in sözlerini onu şaşırtmadı:
“Andel adındaki Yol Bulucu’yu suçlamaya geldim.”
Andel, Jubei’nin meydan okuduğu ve tabii ardından bu uğurda öldüğü suçun failiydi.
Kalabalığın arasından yeni bir fısıltı dalgası yükselirken Gemma gözlerini kırpıştırdı. Yüzü hoşnutsuzlukla gerildi.
“Geçen sefer de dediğim gibi hem Avcıların hem de Yol Bulucuların lideri benim. Görevlerini yerine getirirlerken işledikleri her suç benim suçum sayılır. Bu yüzden bunun hesabını ben veririm. Bana meydan okumak istediğinden emin misin, küçük kız?”
Sunny nefesini tuttu. Neph’in vereceği cevabın kaderlerini belirleyeceğini biliyordu.
Adamın sesindeki ağır tona rağmen Nephis’in yüzünde en ufak bir tereddüt belirmedi. Ona soğuk bir bakış attıkrtan sonra yavaşça başını iki yana salladı.
“Onu dış yerleşimden gelen genç adamı öldürmekle suçlamıyorum. Hırsızlıkla suçluyorum. Andel kumarda yüklü miktarda Ruh Parçacığı kaybetmiş ama borcunu ödemeyi reddetmiştir. Bu apaçık hırsızlıktır. Üstelik bu suçu görevi başındayken değil, dinlenme zamanında işledi. Dolayısıyla meselenin sizinle hiçbir ilgisi yok.”
Gemma yüzündeki şaşkınlığı gizleyemeden ona bakakaldı.
Sunny de aynı durumdaydı.
‘Vay be… Bunu beklemiyordum. Çok zekice… Neph’in bu kadar kurnaz olabileceğini kimin aklına gelirdi?’
Nephis suçlamayı av sırasında işlenmiş bir cinayetten, Andel’in göreviyle hiçbir ilgisi olmayan farklı bir suça çevirmişti. Böylece komutanlardan herhangi birinin onun adına dövüşmesinin önünü de kesmişti.
En azından adil oldukları iddiasına sadık kaldıkları sürece.
Ama tecrübeli bir Yol Bulucu, Gunlaug’ın komutanlarından daha mı az tehlikeliydi sanki?
Dahası Gemma böyle bir meydan okumaya izin verecek miydi?
Uzun boylu Avcı, sanki Sunny’nin sorularına cevap verircesine kaşlarını kaldırdı.
“Ne? Kumar borcu mu… Sen buraya bunun için mi… Dur biraz, seni Aiko mu gönderdi?”
Nephis bir kez daha başını iki yana salladı.
“Hayır. Onunla hiç tanışmadım.”
Büyük salondaki herkes Nephis’e delirmiş gibi bakıyordu. Karizmatik komutan da kalabalıktan pek farklı durumda sayılmazdı. Sesine giderek artan bir bıkkınlık karıştı:
“Andel’in borçlu olduğu kişiyi bile tanımıyorsan ne diye onun adına buraya gelip de adama meydan okuyorsun?!”
Neph yalnızca omuz silkti.
“Suçluya hak ettiği cezayı vermek için mağduru şahsen tanımam mı gerekiyor?”
Gemma, yaşananların saçmalığına inanamıyormuş gibi ona baktı.
“…Alt tarafı bir kumar borcu. Ben ruh parçacıklarını şahsen öderim, herkes de—”
Fakat Değişen Yıldız sözünü kesti. Sesi hala anlaşılmaz derecede sakin ve ölçülüydü:
“Mesele ruh parçacıkları değil. Mesele adalet… mesele kanun! Ne de olsa bu karanlık dünyada yolumuzu aydınlatan tek yıldız kanunlarımızdır. Onun ışığı olmazsa geriye yalnızca karanlık kalır.”
Sözleri büyük salonda yankılandı. Gemma’nın yüzüne kasvetli bir ifade yerleşti. Nephis, Gunlaug’ın birkaç gün önce buada, bu salonda söylediği sözleri ona karşı kullanarak kendisine meydan okuma talebini kabul etmekten başka seçenek bırakmamıştı.
Aksi halde Parlak Lord’un iradesine karşı gelmiş sayılırdı.
‘Vay üç kağıtçı! Ulan ben mi bulaştırdım yoksa?’
Avcı pişmanlıkla bakışlarını kaçırdı. Bir süre sessiz kaldıktan sonra Muhafızlardan birine karanlık bir sesle emir verdi:
“Git, Andel’i buraya getir. O p*çe söyle, bu aptal kızı öldürdükten sonra kendisiyle uzun bir konuşma yapacağız…”
Ardından Neph’e baktı.
“Sen de arkadaşlarınla vedalaş ve dövüşe hazırlan. Ah, bu arada… adın ne? Söyle de en azından seni hatırlayalım.”
Nephis doğrudan gözlerinin içine baktı. Bir süre sessiz kaldıktan sonra cevap verdi.
Berrak sesi büyük salonda yankılandı:
“Ben Ölümsüz Alev klanından Değişen Yıldız’ım.”
Bir anda salondaki bütün sesler kesildi.
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.