Bölüm 155
Bölüm 155 - İlk Neferler
Çeviri: Raban
Kaleden ayrıldıklarında Andel’in kesik başından hala kan damlıyordu. Nephis, saçlarından tuttuğu başla beraber salına salına yürürken yüzü her zamanki kadar kayıtsızdı. Sanki sıradan bir şey taşıyordu; sanki insan başı taşımak, yüzündeki ifadeyi değiştirmeye değmeyecek kadar basit bir şeydi.
Bu olayla beraber Sunny, Değişen Yıldız’a bambaşka bir gözle bakmaya başladı. Uzun zamandır ona karşı temkinli olma gereği duymamıştı ama şimdi aklına olur olmadık bazı sorular geliyordu.
Geçmişte tam olarak kaç kişiyi öldürmüştü acaba?
Diğer insanların yüzündeyse şaşkınlıktan dehşete varana dek türlü türlü ifadeler vardı. Düelloya tanık olanlar Nephis’e bir intikam meleğiymiş gibi bakıyordu. Geri kalanlarsa ona korkunç bir iblismiş gibi davranıyordu.
’Acaba... tek bir kişiyi öldürerek ne kadar ruh özü emdi? Herhalde epey çoktur?’
...Ama bunlar yalnızca kalede yaşayanlardı. Dış yerleşimdekilerin tepkileri ise tuhaf biçimde bastırılmış, fakat çok daha yoğundu. Aralarından birinin kadim şatoya elini kolunu sallayarak girip bir Yol Bulucunun kesik başıyla hiçbir engelle karşılaşmadan çıktığını daha önce hiç görmemişlerdi. Şimdi hepsi sessizce onları seyrediyordu ama gözlerinde dizginlenemez, karanlık ve boğucu bir duygu yanıyordu.
Bütün bunlar Sunny’yi fazlasıyla huzursuz ediyordu.
Nephis’in bu hamlesiyle insanların yüreğinde nasıl bir fırtına kopardığının farkında olup olmadığını bilmiyordu. Böyle bir duygu tehlikeliydi ve kontrol altında tutulması neredeyse imkânsızdı. Nephis bunun farkında değilse işler çok kısa sürede fena halde sarpa sarabilirdi.
...Ama farkındaysa ve bunu kasıtlı olarak yaptıysa durum daha da kötüydü. Neph gerçekten insanları böylesine ustaca ve etkili biçimde yönlendirebilecek biri miydi? Baştan beri planı bu muydu?
Sunny, Değişen Yıldız’ı tanıyamıyor gibiydi.
Doğrusu, biraz düşününce onun hakkında pek de bir şey bilmediğini fark etti.
Bu kuşkulara öylesine dalmıştı ki Effie’nin kulübesinin önüne geldiklerini bile fark etmedi. Gökyüzüne baktığında güneşin Kızıl Kule’nin uğursuz siluetinin ardına gizlendiğini gördü.
Tıpkı Nephis’in söz verdiği gibi olmuştu; akşama kadar dönmüşlerdi.
’...bu biraz ürpertti.’
Başına buyruk avcı, onlar daha kapıyı çalmadan kulübenin kapısını açtı. Gözlerinde belli belirsiz bir öfke vardı.
“N’oluyo lan, yine ne var?! Bir huzur vermediniz...“
Karşısındaki üçlüyü fark edince donakaldı.
Nephis, üstün körü bir şekilde Andel’in başını Effie’nin ayaklarının dibine fırlattı ve sordu:
“Eee, artık konuşabilir miyiz?“
Ayaklarının dibindeki ürpertici armağana bakan avcı gözlerini kıstı. Yüzü kararmıştı. Birkaç saniye sonra başını kaldırıp sert bir sesle konuştu:
“İçeri geçin.“
***
Kapı arkalarından kapanır kapanmaz Effie öfkeli bir fısıltıyla sordu:
“Söylesene sen ne halt ettin, prenses, ha?!“
Nephis başını yana eğip hafifçe kaşlarını çattı. Ardından, sesinde içten bir şaşkınlıkla karşılık verdi:
“Gücümü kanıtlamamı söylememiş miydin?“
Avcı ona inanamıyormuş gibi baktı. Gözlerini kırpıştıran Neph avcı kızın sessizliğini yanlış anlayarak ekledi:
“Bu kimin kafası diye soruyorsan...“
“Bu kimin kafası biliyorum! Nereden buldun da getirdin bunu buraya?!“
Sunny iç çekip sağlam sandıklardan birinin üzerine çöktü. Ardından zoraki, kasvetli bir gülümsemeyle konuştu:
“Ha, bu arada bil diye söylüyorum... Karanlık Şehir’de bunu öğrenen son insan muhtemelen sensin ama şu anda tam karşında duran kişi, tüm ihtişamıyla Ölümsüz Alev Klanı’ndan Değişen Yıldız’ın ta kendisi; adaletin vücut bulmuş hali, o bir kahraman. Buradan çıkıp dosdoğru kaleye gitti, içeri girip o p*çe meydan okudu ve herkesin gözü önünde tek kılıç darbesiyle oğlanın kellesini uçurdu. Şimdi tahmin et bakalım bir memleket kimden bahsediyor?“
Sesindeki en ufak eğlence kırıntısı bile yoktu. Aksine, yüksek sesle küfretmemek için kendini zor tutuyor gibiydi.
Neden... Neden her gittiği yerde belasını bulmak zorundaydı?
Neph ile Cassie endişeyle Effie’nin vereceği yanıtı beklerken Sunny, biraz olsun anlayış bulmayı umarak gölgesine baktı. Ne yazık ki şerefsiz gölgede anlayıştan eser yoktu. Hatta keyiften dört köşe olmuş bir halde ve Sunny’nin haline güldüğü belliydi.
Bu sırada Effie gözlerini kırpıştırıp neye uğradığını anlamamış bir halde tuhaf bir ifadeyle onlara bakmaya devam ediyordu.
’Aynen kızım. Koş, arkana bile bakma...’
Sonra Effie başını geriye atıp kahkahalarla gülmeye başladı.
“Ah! Ah, tanrılar! Siz ciddi misiniz?! Buna inanamıyorum! Keşke orada olsaydım da meymenetsiz suratlarını görebilseydim!“
Sunny’nin çenesi yere düştü. Hiç böyle bir tepki beklemiyordu.
’S*kerler böyle işi... Bunların hepsi manyak! Etrafım manyaklarla çevrili!’
Effie’nin kahkahaları dindiğinde yüzünde karanlık ama keyifli bir ifadeyle Değişen Yıldız’a baktı.
“Pekâlâ prenses, kendini kanıtladın. Ama bilmen gereken bir şey var. Zamanında Ordu’ya katılmayı reddettiğimde Gunlaug, beni kendi saflarına katamıyorsa başka hiç kimsenin de beni yanına alamayacağını açık açık söyledi. O günden beri beni aralarına davet etmeye cüret eden her grup, bu kararından pişman oldu tabii. Beni rehber olarak tutarsan kendini onun hedefi hâline getireceksin haberin olsun. Hala bunu yapmak istediğine emin misin?“
Demek hikayesinin başka bir yüzü daha vardı... Bu kadar yalnız dolaşmasına şaşmamalıydı.
Ardından gelen sessizliği ilk bozan Sunny oldu. Sesi buruk ve bezgin çıkmıştı:
“Yani... bilin diye söylüyorum; bunu dert etmek için biraz geç kalmadık mı?“
***
Ertesi sabah ava çıkmaya hazırlanıyorlardı. Dış yerleşimde yaşayan Uyuyanlardan küçük bir grup, onları uğurlamak için çevrelerinde toplanmıştı. Karanlık yüzlerinde ıstırap yer etmişti ama gözlerinde tuhaf bir umut parıltısı vardı.
Değişen Yıldız’ın zekice kurduğu oyun ve yavş*k Yol Bulucu Andel’e karşı verdiği kahramanca mücadele çoktan dört bir yana yayılmış, her anlatılışında biraz daha inanılmaz bir hal almıştı. Şimdi bu insanlar onu kendi gözleriyle görmeye gelmişlerdi.
En çok Yıldız Işığı Lejyonu Zırhı’nı ve zırhın göğüslüğüne kazınmış simgeyi merak ediyorlardı. Sıradan bir Kabuklu Muhafızdan elde edilen Hatıranın Karanlık Şehir sakinleri üzerinde böylesine büyük bir etki yaratacağını kim bilebilirdi?
Sunny durumdan hiç memnun değildi.
Önceki akşam barınaklarına döndüklerinde Nephis’e birkaç soru sorma fırsatı bulmuştu. Ancak duygularını nasıl dile getireceğini bilemediği için çoğunu kendine saklamıştı. Sonunda yalnızca, fiziksel güç bakımından kendisinden çok daha üstün olan insan rakibini nasıl bu kadar kolay yenebildiğini sormuştu.
Değişen Yıldız’ın cevabı basitti. Yalnızca omuz silkmiş ve şöyle demişti:
“Mirasçılara özgü eski bir numara.“
Bu cevap neredeyse her şeyi açıklamış ama aslında hiçbir şeyi de açıklamamıştı.
Şimdiyse canavar avlamak için Karanlık Şehir’e ineceklerdi.
Dördü yola çıkmaya hazır olduğunda kalabalıktan yükselen ani bir uğultu, dönüp arkalarına bakmalarına neden oldu. Dış yerleşim sakinleri iki yana çekilerek uzun boylu genç bir adama yol açtı.
Sunny kaşlarını çattı.
’Aman ne güzel. Bir sen eksiktin zaten.’
Yanlarına yaklaşan Caster, birkaç metre ötede durup kibarca öne doğru eğildi.
“Leydi Nephis, Avcı Athena, Cassia ve Sunny. Hepinizin sabahı aydın olsun. Ben, Han Li Klanı’ndan Caster ve av grubunuza katılmak istiyorum. Beni de aranıza alır mısınız?“
’Hmh... Mirasçılar.’
Herkes birkaç saniyeliğine sessizliğe gömüldü. Sunny yakışıklı Mirasçıdan hoşlanmasa da Caster’ın yanlarında olması inanılmaz bir avantaj sağlayacaktı. Caster gibi önemli savaşçılara pek rastlanmazdı; Unutulmuş Kıyı’da ise çoık çok zor. Bu yüzden ne düşüneceğini bilemiyordu.
İnsanlar fısıldaşmaya başladı. Kalabalığın arasından bir uğultu yükseldi. Kaleden gelen bir savaşçının dış yerleşimden bir av grubuna gönüllü olarak katılmak istemesi insanları şaşkına çevirmişti. Üstelik söz konusu kişi korkutucu bir üne sahipti!
Kısa bir sessizliğin ardından Değişen Yıldız yalnızca omuz silkti.
“Sen bilirsin.“
Böylece Han Li Klanı’nın gururlu savaşçısı, grubun beşinci üyesi olmuştu. Labirent’te aylar boyu yalnızca üçü vardı ve şimdi sayılarının arttığını görmek biraz tuhaf geliyordu ama bu zaten kaçınılmazdı.
Sunny ne bekliyordu ki? Sonsuza kadar yalnızca üçü mü olacaktı?
‘Kafan hiç çalışmıyor...’
Beş Uyuyan birlikte dış yerleşimin köhne kulübelerini arkalarında bırakıp lanetli harabelerin içine uzanan beyaz taşlı yola adım attılar.
...Ve böylece Karanlık Şehir’deki bütün insanların kaderi mühürlendi.
Artık son başlamıştı.
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.