MANGA-TR
Bölüm 157
Bölüm...
Action,Adventure,Fantasy,Romance

Bölüm 157

Değişim Rüzgârları
Yazar: Raban Grup: Bağımsız Okuma süresi: 7 dk Kelime: 1.826

Bölüm 157 - Değişim Rüzgârları
Çeviri: Raban
 
O günden sonra olaylar öylesine hızla olup bitiyordu ki Sunny neye uğradığını şaşırmış durumdaydı. Sanki karşı koyamayacağı kadar güçlü bir akıntıya kapılmıştı ne yavaşlayabiliyor ne de yönünü değiştirebiliyordu. Bir değişikliğe ayak uyduramadan bir yenisi geliyor, kontrolün elinden kayıp gittiğini hissediyordu. Her şey o kadar çabuk gelişiyordu ki olan bitene uyum sağlamakta gitgide daha da zorlanıyordu.
 
Böyle giderse eninde sonunda geride kalacağından korkmamak elde değildi.
 
Nephis, ilk avdan elde ettikleri ganimetin büyük bölümünü dağıttıktan sonra grubu birkaç kez daha ava çıkarmıştı. Bu avların hepsi sorunsuz geçmemişti tabii; kimi zaman biraz hırpalanmışlardı ama her seferinde zaferle dönmeyi de başarmışlardı. Her seferinde, Nephis dönüşte Effie’ye etten payını veriyor, kendilerine yetecek kadar küçük bir miktar ayırıyor, geri kalanını da dış yerleşimde yaşayanlara karşılıksız olarak dağıtıyordu.
 
Kendilerine ayırdıkları pay bu kadar az olunca ayda bir iki kez yerine iki günde bir ava çıkmak zorunda kalıyorlardı. Sunny bütün bu gereksiz riskleri neden aldıklarını bir türlü anlayamıyordu.
 
Gerçi kendisi pek fazla tehlikeye atılmıyordu. Neph ile Caster’ın desteğe ihtiyaç duyduğu birkaç kısa çatışma dışında zamanının çoğunu Effie’yle geçiriyor, onun adına gözcülük yaparken Karanlık Şehir’de hayatta kalmanın inceliklerini de yavaş yavaş öğreniyordu.
 
Başına buyruk avcının engin bilgi birikimi ile Sunny’nin çevik gölgesi bir araya gelince av grubu, hazırlıksız yakalanacağı bir düşmanla neredeyse hiç karşılaşmıyordu. Bu da onlara dış yerleşimdeki diğer av gruplarına, hatta Gunlaug’a bağlı gruplardan bazılarına karşı inanılmaz bir üstünlük sağlıyordu.
 
Kısa süre içinde, bu kadar sık ava çıkıp neredeyse kusursuz sonuçlarla dönmeleri gruba büyük bir ün ve saygınlık kazandırdı. Artık kimse onları yeni gelenler olarak görmüyordu. Aksine, dış yerleşimin tartışmasız en güçlü avcıları sayılıyorlardı. Hatta artık birçok kişi, Değişen Yıldız ve ekibinin Parlak Şato’nun Avcılarından aşağı kalır bir tarafları olmadığına inanıyordu.
 
Nephis, Andel’le yaptığı gösterişli düellodan beri zaten korku uyandıran bir savaşçı olarak tanınıyordu. Effie ise uzun zamandır dış yerleşimin en iyi avcılarından biri sayılıyordu. Yakışıklı ve yetenekli Caster da cana yakın kişiliği, asil duruşu ve ustalığı sayesinde insanların saygı ve hayranlığını kısa sürede kazandı.
 
Bu üçü grubun çekirdeği sayılıyor, Cassie ile Sunny ise ekibe tutunmaya çalışan yancılar gibi görünüyordu. İnsanlarc aslında Cassie’yi seviyordu; çünkü Neph, karşılıksız et dağıtma işini ona emanet etmişti... Bir de bu tatlı, olağanüstü güzel ve bir o kadar da talihsiz kızı sevmemek neredeyse imkânsızdı. Dış yerleşimdekilerin çoğu için grubun güler yüzlü kızıydı.
 
Sunny’ye gelince... Ona pek dikkat eden yoktu. Karanlık Şehir’in canavarlarını alt ederek kazandığı ya da herkesçe bilinen kahramanca bir zaferi olmadığından çoğu kişi onu grubun sıradan bir destek elemanı sanıyordu. Bir ihtimale göre o önemsiz biriydi... diğer bir ihtimale göre ise onu sırf acıdıkları için gruba almışlardı… sadece fazlalıktı.
 
Tabii varlığını hatırlayan olursa.
 
Sunny gözlerden uzak kalmaktan memnundu ama böyle görmezden gelinmek de içten içe kanına dokunuyordu. Gerçek gücünden kimsenin şüphelenmemesi iyi bir şeydi. Ama yine de... insanların Caster’ın çevresinde pervane olup onu tamamen yok saymaları, Sunny’de birkaç canavar öldürme isteği uyandırıyordu. Ya da birkaç insan.
 
Kaldı ki grubun savaş düzeni yüzünden Nephis zamanının çoğunu yakışıklı Mirasçıyla geçiriyordu. Üstelik birlikte son derece uyumlu çalışıyorlardı.
 
İçinde biriken öfke onu boğacak gibi olduğunda uzaklaşıp sessiz bir köşe buluyor ve bedenindeki her kas ağrıyana kadar, kolları tutmayana kadar kılıç talimi yapıyordu. Geceyarısı Parçası’nın havayı yararken çıkardığı ıslık sesi çoğu zaman sakinleşmesine yetiyordu. Her gün aralıksız talimle, kılıç ustalığını geliştiriyor ve bunda tuhaf bir huzur buluyordu. Hiç değilse bunu yapmak onun elindeydi.
 
...Elbette Sunny hiçbir zaman tam anlamıyla rahatlayamıyordu. Hatta her geçen gün kaygısı biraz daha artıyordu.
 
Çünkü yaşanan değişimler yalnızca böylesine basit şeyler değildi.
 
Değişen Yıldız her avdan sonra dış yerleşim halkına bedava yiyecek dağıtmaya devam ediyordu. İnsanlar ona önce kuşkuyla yaklaştılar, sonra minnet duymaya başladılar, şimdi ise neredeyse kutsal bir varlıkmış gibi saygı gösterir oldular. Sunny’nin daha önce gözlerinde gördüğü o tuhaf ışık, her geçen gün biraz daha güçleniyordu.
 
Bazıları ona şakayla karışık “Azize Nephis“ demeye bile başlamıştı; sanki bir melekmiş gibi. Ne var ki günler geçtikçe bu sözlerin ardındaki şaka giderek kayboluyordu.
 
Bu durum gerçekten hem tehlikeli hem de çok tedrigin ediciydi. Gitgide daha çok insan Neph’e kendi kurtarıcılarıymış gibi bakıyor ve buna karşılık Gunlaug’dan gelecek tepkinin de bir o kadar sert ve amansız olacağından korkuyordu. Eğer tarihten çıkarılacak bir ders varsa, o da kralların işlerine karışan kurtarıcılara asla hoşgörü göstermediğiydi.
 
Bütün bunlar yaşanırken; bu soru Sunny’nin zihnini ağır ağır kemiriyordu.
 
Tüm bunlar bir tesadüfler zinciri miydi, yoksa Nephis bunları bilerek mi yapıyordu?
 
Zaman geçtikçe gruba daha fazla insan katılmaya başladı. Avcı değillerdi; yalnızca dış yerleşimden, yardım etmek isteyen zavallı genç erkekler ve kadınlardı. Avdan getirilen canavar derilerini temizleyip işliyor, kullanılan türlü alet ve teçhizatın bakımını yapıyor, Cassie’ye yiyecek dağıtırken yardım ediyor ve küçük ama işe yarar başka görevleri üstleniyorlardı.
 
Çok geçmeden derme çatma barınakları bu gibi Uyuyanlarla doldu. Sunny çoğunun adını bile bilmiyordu. Her gün yeni biri çıkageliyor ve sanki en başından beri grubun bir parçasıymış gibi davranıyordu. Daha da kötüsü, gelenlerden hiçbiri Sunny’nin kim olduğunu bilmiyordu. Öyle bir iki defa değil, birçok defa birileri ona gülümseyerek ve tabii dostça bir tavırla şöyle demişlerdi:
 
“Yeni mi geldin?“
 
...Elbette o p*çlerden hiçbiri Caster’a gidipte yeni mi geldin diye sormuyordu.
 
Sunny yavaş yavaş kendi evinde bir yabancıya dönüştüğünü hissediyordu. Bu durum zaten Sunny’nin duygularını iyiden iyiye incitiyordu; ama yetmezmiş gibi tüm bu yaşananlar kuruntularını ister istemez daha da körüklüyordu.
 
Daha da kötüsü, bu yeni insanların davranışları onu gerçekten rahatsız ediyordu. Değişen Yıldız’a yardımcı olmak için mi buradaydılar, yoksa hayran oldukları için mi, emin olamıyordu.
 
Onun sadık destekçileri mi olmuşlardı, yoksa... müritleri mi?
 
...Bu durum birkaç hafta böyle sürüp gitti.
 
Sonra bir gece Cassie’nin kolundan çekiştirmesiyle ansızın uyandı. Kör kız telaşla fısıldıyordu:
 
“Sunny! Uyan Sunny!“
 
Bir an sonra ayağa fırlamış, Geceyarısı Parçası’nı çağırmaya hazırdı bile. Diğer odadan sızan ışık, Neph’in de uyanmış olduğunu gösteriyordu.
 
’Gunlaug saldırıya mı geçti? Biri bize ihanet mi etti?’
 
“Ne oldu?“
 
Cassie elindeki mum ışığını eliyle perdeleyip endişeli bir sesle cevap verdi:
 
“Bir şey geliyor... Yoldan bize doğru gelen bir şey var. Rüyamda gördüm.“
 
’Kâbus Yaratığı...’
 
Ne yapmaları gerektiğini anlayan Sunny yalnızca başını salladı, Cassie’yi rahatlatmak için omzunu sıvazladı ve Nephis’in yanına gitti.
 
Barınakları yerleşim alanın en ucunda, kadim yolun girişinin tam karşısında olduğundan savaşmaktan başka çareleri yoktu.
 
O gece üçü — Değişen Yıldız, Sunny ve Caster — tepeye kadar tırmanan bir Şeytanla savaştı ve dış yerleşime ulaşmasına izin vermeden onu geri püskürttüler.
 
Şafak söktüğünde dehşete düşmüş insanlar, titreyen bacaklarla derme çatma kulübelerinden çıktılar. Beyaz taşlarda yaratığın pençelerinin bıraktığı korkunç izleri ve sabah ayazında tüten kan birikintilerini gördüler; kanın bir kısmı insanlara, bir kısmıysa yaratığa aitti.
 
Değişen Yıldız’ı da gördüler; gümüş kılıcına bitkin halde yaslanmış duruyordu.
 
Sunny ise barınağın duvarına sırtını vermiş oturuyor, soluk soluğa Nephis’e bakıyordu.
 
...Sunny daha önce Nephis’e Gunlaug’ın neden asla yenilemeyeceğini anlatırken, buradaki hayatın her yönünün onun kontrolünde olduğunu söylemişti: yiyecek, güvenlik, umut, korku, hatta gücün kendisi bile.
 
Şimdiyse Değişen Yıldız bu insanlara yiyecek vermişti. Dış yerleşimi koruyarak onlara güvenlik sağlamıştı. Onlara umut olmuştu.
 
Bir de Neph’in şato halkı için çok kıymetli olan Yol Buluculardan birinin başını kolayca kesmesinden sonra şato da yaşayanların ona karşı korkusu oluşmuştu.
 
Bu da demekti ki geriye yalnızca güç kalıyordu.
 
Sonunda üzerine çöken, aklını kemiren o sorunun cevabını bulmuştu.
 
Tüm bunlar tesadüf müydü; hayır, bunların hiçbiri tesadüf değildi. Dış yerleşimin en dışındaki binayı üs olarak seçmesinden yiyeceği karşılıksız dağıtmakta diretmesine kadar yaşanan her şey, Değişen Yıldız’ın tuhaf ama sistemli planının bir parçasıydı. Ne yaptığını ta en başından beri biliyordu.
 
Peki ama neden? Asıl amacı neydi? Bütün bunlarla nereye varmaya çalışıyordu?
 
İçini kemiren huzursuzlukla Nephis’e bakan Sunny, geleceğin onlara daha neler getireceğini düşündü.
 

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi