Bölüm 159
Bölüm 159 - Aydınlanma
Çeviri: Raban
Onca kuşkuya ve huzursuzluğa rağmen Sunny, bu avın her şeyi değiştireceğini aklının ucundan bile geçirmemişti. Pek kafa yormadan yalnızca üzerine düşeni yapıyordu. Bu büyük, ortak av mevzusu onu biraz diken üstünde tutsa da çevresindeki kalabalık avcı grubu Sunny’i tuhaf bir biçimde rahatlatıyordu.
Bu alışılmadık av grubu öğle vakti dış yerleşimden ayrıldı. Doğuya, şehrin en ucunda bulunan yıkılmış deniz fenerinin devasa kalıntılarına doğru ilerliyorlardı. Neredeyse yirmi kişiydiler. Dar sokakların oluşturduğu ölümcül labirentte büyük bir dikkatle yol alıyorlardı. Grubun rehberi ve Yol Bulucusu Effie’ydi; Sunny ise ileriyi gözetleyerek ona yardım ediyordu.
Plan olabildiğince basit ve açıktı. Ne var ki Karanlık Şehir’de hiç kimse ya da hiçbir şey hiçbir zaman güvende değildi. Bu yüzden herkes en kötü ihtimale hazırlıklıydı.
Zaten çok geçmeden korktukları başlarına geldi.
Yolun yarısını aşmışlardı ki ansızın duyulan bir ses Effie’yi olduğu yere mıhladı. Bir yumruğunu kaldırarak herkese durmalarını işaret etti, ardından yüzünde karanlık ve uğursuz bir ifadeyle sisin içini süzdü. Kötü bir şey olmak üzere olduğunu sezen Sunny, gölgesine geri dönmesini emredip Cassie’nin yanına sokuldu. Eli, her an havada belirecek Geceyarısı Parçası’nın kabzasını kavramaya hazırdı.
Birkaç saniye boyunca çıt çıkmadı.
Sonra Effie’nin gözbebekleri ansızın büyüdü.
“Dağılıııın!“
Emir ağzından çıkar çıkmaz deneyimli avcılar dört bir yana fırladı. Sunny de Cassie’yi kavradığı gibi yana atıldı ve onu yanında sürükledi.
Hemen ardından büyük ve ağır bir şey yukarıdan düşerek, Uyuyanların daha bir saniye önce durduğu taş döşeli sokağa çakıldı. Effie’nin zamanında gelen uyarısı sayesinde çoğu avcı çoktan oradan uzaklaşmıştı.
Ancak birkaç kişi tepki vermekte geç kaldı. Çığlıkları, etin parçalanırken çıkardığı mide bulandırıcı sesin içinde boğuldu.
Sunny küfretti.
Gölgesi hala çok uzaktaydı. Onun yardımı olmadan savaşmaktan başka çaresi yoktu. Hızla arkasını dönüp Geceyarısı Parçası’nı çağırdı... fakat karşısında gördüğü şey yüzünden bir anlığına donakaldı.
Görür görmez de beti benzi attı.
Sokağın ortasında, çatlamış, dağılmış taşların üzerinde devasa, kanatlı bir yaratık duruyordu. Soluk bedeni ve siyah tüyleri, talihsiz avcıların kanına bulanmıştı. Dehşet verici gagası ardına kadar açıktı; içinde sıra sıra dizilmiş, iğne gibi sivri dişler vardı.
Kule Habercisi!
Sunny korkudan donakalmış bir halde bakarken yaratığın ağzından uzun, kırmızı bir dil yılan gibi uzandı ve yüzündeki kanı yaladı.
’Kımılda artık!’
Kendisini esir alan korkudan sıyrılan Sunny, kılıcını sıkıca kavrayıp canı pahasına savaşmaya hazırlandı.
...Yalnızca kendi hayatı değil, Cassie’ninki de buna bağlıydı.
Bundan sonra her şey baş döndürücü bir hızla gelişti. Yine de Sunny’ye her an sonsuzluk kadar uzun geliyordu. Avcıların önünde iki seçenek vardı: Ya küçük gruplara ayrılıp harabelerin arasına çekilecek ve en az bunun kadar, hatta belki daha da korkunç bir şeyle karşılaşmayı göze alacaklardı ya da yerlerini koruyup Düşmüş Yaratığı püskürtmeye çalışacaklardı.
Kimsenin bunu tartışmasına gerek kalmadı. Çünkü herkes aynı karara vardı. Çünkü herkes ikinci yolu seçti.
Ne kadar tehlikeli olursa olsun, bildiğin yol en iyi yoldur hesabı; tanınan, bilinen düşman bilinmeyenden her daim daha iyiydi.
’Bilinmeyen...’
Hayatta kalan avcılar bütün güçleriyle Haberciye saldırdı. Hatıralarının korkunç yaratığın derisini delebilecek gücü yoktu ama her darbe yine de canını yakıyordu. Doğrudan zarar verebilen Yönelim Yeteneklerine sahip olanlar da hiç vakit kaybetmeden Yeteneklerini kullandı. Hiç değilse yaratığın dengesini bozmayı umuyorlardı.
Elbette hiçbir Uyuyanın Yeteneği, bir Düşmüş Yaratığı gerçekten yaralayabilecek güçte değildi. Yine de saldırıları yeterince amansız olursa Haberci geri çekilip daha kolay bir av aramaya karar verebilirdi.
Ama saldırıları onu daha da fazla öfkelendirirse, bu çoğu ölecek demekti. Bu rütbedeki bir yaratığa karşı koymaya çalışmak, her şeyden önce büyük bir kumardı.
Birkaç saniye boyunca savaşın nasıl sonuçlanacağı belli olmadı. Haberci, üzerine yağan saldırılardan etkilenmemişçesine gagasını savurdu. Gagası avcılardan birinin gövdesinin içinden geçti. Adamın iri yapısı ve ağır zırhı hiçbir işe yaramamıştı.
Bir başka avcı ise korkunç pençeler tarafından neredeyse parçalanacaktı. Fakat Caster, inanılmaz hızı sayesinde son anda yetişip genç adamı çekerek kurtardı.
Sunny geride kalmış, Cassie’yi koruyordu. Bir yandan da gölgesinin zamanında dönüp ona lanet olası yaratığı yaralama fırsatı vermesi için dua ediyordu.
...Ancak Effie’nin darbesi savaşın dönüm noktası oldu.
Silahını çağırdığı anda ileri atıldı. Buğday tenli hatunun sıkı ve güçlü kasları çelik halatlar gibi geriliyordu. Bütün bedeni bir yay gibi gerildi ve ardından tüm kuvvetiyle ileri fırladı. Saldırısı öylesine güçlüydü ki bir dağı ikiye ayırmaya yeterdi.
Mucize eseri, silahının ucu Habercinin göğsündeki solgun deriyi yırtarak derine gömüldü.
Yarasından kan fışkırıyordu. Yaratık çığlık atıp güçlü pençelerini Effie’ye doğru savurdu.
Effie’nin sol elinde büyük, yuvarlak bir kalkan belirdi. Sandaletli ayaklarını yere sabitleyip öne eğildi ve korkunç pençe darbesini karşıladı. Ayaklarının altındaki taşlar çatladı ama avcı yerini korumayı başardı.
Ağız dolusu kan tükürürken, delicesine sırıttı ve silahını yaranın içinde döndürdü. Böylece daha da derine gömülüp Habercinin acısını artırdı.
Anlaşılan Düşmüş Yaratık, bir avuç karıncadan böylesine şiddetli bir direniş görmeyi beklememişti. Üstelik gerçekten yaralanacağı aklının ucundan bile geçmemişti. Bir kez daha çığlık atıp kanatlarını şiddetle çırptı ve Uyuyanları geriye savurdu. Ardından ölen avcıları pençelerine alarak havalandı.
Çok geçmeden gökyüzündeki karanlık bir noktaya dönüştü. Geride yalnızca kan birikintileri, parçalanmış taşlar ve hırpalanmış insanların inlemeleri kaldı.
Nihayetinde hayatta kalmışlardı... yani… en azından çoğu.
Effie doğrulup kalkanını geri yolladı, ardından sol koluna baktı.
“Hay bin lanet. Galiba kolum kırıldı!“
Çenesinden kan süzülürken gülümseyen avcı, bitkin bir halde silahına yaslandı.
Sunny o müthiş darbe için onu kutlamak üzereydi ki başka bir şey dikkatini çekti.
İçini ansızın buz kesmişti. Gözlerini Effie’nin silahına dikti. Daha önce onu savaşırken hiç görmemişti; bu yüzden hatunun savaşta hangi Hatırayı kullandığını da ilk kez görüyordu.
Bu bir mızraktı.
Bronzdan dövülmüş, kadim işlemeli, güzel bir mızrak.
Sunny’nin aklında darmadağın olmuş bir halde dolaşan parçalar sonunda yerine oturdu. O ana dek birbirinden kopuk halde duran yapbozun parçaları nihayet birleşmişti.
Ardından Sunny’nin kafası patladı.
…
...Ya da en azından bir an için öyleymiş gibi geldi.
Çünkü Sunny sonunda geleceği kavramıştı.
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.