Bölüm 188
Çeviri: Animeci_Reyiz
14. Bölüm: Seçim
Şaşırtıcı derecede... sakin hissettim.
Maomao fikrinin ağzından çıkmasını engellemek için elini hafifçe ağzına bastırdı. Bunun yerine ellerini özenle yıkadı ve kıyafetlerini değiştirdi. Sırada banyo vardı. Hepsi bu kadardı.
İlk defa bir insan bedenini, hırsızlıktan asılan bir adamın cesedini diseke etmişti. Şimdi her yeri kesiklerle doluydu. Öldükten sonra dilim dilim edileceğini bilseydi, belki de hayat seçimlerini yeniden gözden geçirirdi.
Çok iyi yıkandığımdan emin olmalıyım, diye düşündü Maomao. Hâlâ kokup kokmadıklarını anlamak için ellerini kokladı. Ne olur ne olmaz diye yedek kıyafetlerini de kokulandırmıştı, o yüzden sorun olmayacağını düşünüyordu...
“Niang-niang!“
Durup durmaması gerektiğinden emin değildi. Ona böyle seslenen tek bir kişi vardı. Dönüp baktığında Tianyu’yu gördü.
Tek kelime etmedi—bunu yapmak “Niang-niang“ ismine cevap verdiğini kabul etmek demekti. Öte yandan onu öylece görmezden gelmek de pek doğru hissettirmiyordu.
Eğer bana sadece gevezelik edecekse, çeker giderim.
Aslına bakılırsa, Tianyu’nun bugün onu durdurmak için iyi bir nedeni vardı. “Doktor Liu bizimle konuşmak istiyor,“ dedi.
“Peki ya banyom ne olacak?“
“Anlaşılan beklemesi gerekecek,“ dedi Tianyu, azımsanmayacak bir hayal kırıklığıyla—belli ki yıkanmayı dört gözle bekleyen tek kişi Maomao değildi. Tianyu kıyafetini burnuna bastırıp derin bir nefes çekti.
Eğer geciken tek kişi o değilse, Maomao’nun şikâyet etmeye pek hakkı yoktu. Tianyu’yu takip etti. Fakat diğer çırakların hepsinin eve doğru yöneldiğini fark etmeden edemedi.
“Peki ya diğerleri?“ diye sordu.
“Ne olacak? Sınıfta kaldılar,“ dedi Tianyu ve o zaman her şey mantıklı geldi. Diğer çıraklar hayvanları diseke ederken yeterince iyi iş çıkarmışlardı ama insan eti keserken elleri titremişti. Görünüşe göre sadece Maomao ve Tianyu oraya aitmiş gibi görünmeyi başarabilmişti.
Yani o da mı başardı? Peh. Her neyse, en azından birkaç deneme şansımız daha olur sanıyordum, diye düşündü Maomao ve ellerini tekrar kokladı.
Doktor Liu, Maomao’nun babası (yani Luomen) ve birkaç hekimin daha bulunduğu bir odaya alındılar. Etrafına banklar dizilmiş uzun bir toplantı masası vardı ve herkes uzak ucun etrafına toplanmıştı.
Bunların hepsi... kıdemli hekim mi?
Orada bulunan tüm adamlar yetenekli ve bilgiliydi. Tıp ofisinin de her yer gibi kendi hiyerarşisi vardı ama genel olarak hekimler yaygın olarak kıdemli, orta kademe veya çırak olarak anılırdı.
Maomao gözlerini ovuşturdu, çünkü o yüce topluluğun içinde hiç beklemeyeceği birini gördü. Adam ona hevesle el sallıyordu; şefkatli gözleri, iri yarı bir cüssesi vardı. Bir hadım olmasına rağmen çopra balığına benzeyen bir bıyık bırakmıştı.
“Başhekim Efendi...“ dedi Maomao. Ki bu elbette şöyle de nitelendirilebilirdi: Arka saray hekimi.
Şarlatandı bu.
Onun burada ne işi var? Yani, aslında bir bakıma mantıklı. Tıbbi uzmanlığı hakkında ne düşünürse düşünsün, arka sarayın tıp ofisiyle tek başına ilgileniyordu, bu da en azından diğer kıdemli hekimlere eşdeğer bir unvana sahip olması gerektiği anlamına geliyordu. Yine de göze batacak kadar eğreti duruyordu. Zekâları ve becerileriyle öne çıkan adamların safları arasında bir domuz yavrusu gibi oturuyordu.
Düşünüyorum da... Şarlatan ölü bir bedene dokunmaktan bile korkardı. Çıraklıktan hekimliğe nasıl yükselebilmişti acaba?
Bu bir muammaydı. Kraliyet sarayının yedi harikasından biri bile denebilirdi.
Maomao’nun düşünceleri bir el çırpmasıyla bölündü. “Görünüşe göre hepimiz buradayız,“ dedi Doktor Liu, odadaki uğultuyu susturarak.
Maomao bir ara birkaç orta kademe hekimin de onlara katıldığını fark etti; Maomao’ya, sanki burada şarlatandan bile daha eğreti duruyormuş gibi bakıyorlardı. Şarlatan fiziksel olarak diğerleri kadar etkileyici olmayabilirdi ama bu erkekler meclisinin tam ortasında bir kadın her zaman dikkat çekerdi.
“Pekâlâ, başlayalım. Boş bulduğunuz bir yere oturabilirsiniz.“
Söylemesi kolay tabii...
Kıdemli hekimlerin hepsi oturuyordu; şimdi orta kademe hekimler hareketlenmeye başladı. Bir çırak olan Tianyu ayakta kaldı, Maomao da aynısını yaparak diğer herkesin oturmasını bekledi. Doktor Liu’nun daveti herkese yönelik gibi görünse de burada hâlâ bir hiyerarşi vardı. Bir düzen. Acil bir durumda farklı olabilirdi ama şu an gereksiz bir sürtüşmeye yol açmak istemiyorsa protokole saygı duymak en iyisiydi.
Tianyu en alt sıradaki sandalyeye oturdu, Maomao da ondan sonra kalan son sandalyeyi işgal etti.
Yine belirsiz bir konumda buldum kendimi, diye düşündü. Belli ki kimse kıdemli hekimlerin hemen yanına oturmaya cesaret edememişti, bu yüzden tek boş koltuk şarlatanın yanıydı. Maomao otururken ona dostça sırıttı. “Vay canına, görüşmeyeli epey oldu,“ dedi. “Bir parça ister misin?“ Masanın altında sakladığı şekeri gizlice ona gösterdi.
Mahallenin teyzesi falan mı bu? diye düşündü Maomao ama “Belki şimdi değil,“ dedi.
Kibarca reddetmek en iyisiydi; ağzında şeker yuvarlanırken tartışmaya asla odaklanamazdı. Üstelik Doktor Liu onlara ters ters bakıyordu. Şarlatan ise fark edildiğini fark etmemişti bile.
Doktor Liu, görünüşe göre şarlatanın dolu yanaklarını görmezden gelmeyi seçerek onları buraya neden çağırdığını açıklamaya başladı.
“Batı başkentine kimin gideceğine karar vermek için sizi bir araya topladım,“ dedi. Maomao’nun Jinshi ile tartıştığına kulak misafiri olduğu konuyla aynıydı. Jinshi uzun yolculukta kendisine eşlik edecek hekimler istemişti—mümkünse iki kişi daha.
İki kişi daha... Acaba şu an kaç kişi var?
O anın hararetiyle Maomao kendini aday olarak öne sürmüştü. Bundan bir şey çıkıp çıkmayacağını bilmiyordu. Ancak seçilmezse bunun onun için sorun demek olduğunu biliyordu. Hem de büyük bir sorun.
“Aramızda özellikle batı başkentine gitmek isteyen biri var mı?“ diye sordu Doktor Liu. Maomao etrafına bakındı ve tam elini kaldıracaktı ki biri ondan önce davranıp elini havaya fırlattı. “Sorum var efendim!“
Eğer birinin sorusu varsa, Maomao henüz gönüllü olamazdı. Elini yavaşça geri indirdi.
“Bu seyahatin parametreleri fazlasıyla muğlak. Neden batı başkentine gitmemiz isteniyor? Bu cezalandırıcı bir atama mı?“
Konuşan orta kademe hekimlerden biriydi, oldukça yetenekli olduğu söylenen biri. Maomao adını hatırlamıyordu.
Aslında haklı bir soru. Jinshi bu seyahat hakkında onunla zaten konuştuğu için, doğal olarak bunun sadece uzun bir keşif gezisi olduğunu varsaymıştı. Ancak durumu bilmeyen biri, Jinshi’nin fiilen rütbesinin düşürüldüğünü pekâlâ düşünebilirdi.
Bir dakika... Öyle mi yoksa?
Cezalandırıcı bir atama, rütbe düşürme... Eh, ama Jinshi’nin konuşma tarzına bakılırsa çok yakında yola çıkacak gibi görünüyordu, bu yüzden rütbe düşürme gibi durmuyordu. Ancak diğer herkese göre, hem Majesteleri hem de İmparatoriçe Gyokuyou, Jinshi’nin çok uzun bir yolculuğa çıkmasını arzuluyor gibi görünüyordu. İmparator’un birkaç prens babası olmasıyla birlikte, kendi erkek kardeşi bile bir engel olarak görülebilirdi.
“Ne dedin? Ceza mı?“ dedi şarlatan endişeyle Maomao’ya sessizce.
Duymamış mı?
Görünüşe göre diğer tüm kıdemli hekimler konuya aşinaydı. Belki de şarlatan sırf şarlatan olduğu için döngünün dışında bırakılmıştı. Ya da belki de şeker emmekle o kadar meşguldü ki kaçırmıştı.
Doktor Liu manidar bir şekilde öksürdü; Maomao’nun iri yarı doktoru duymamış gibi yapmaktan başka çaresi kalmamıştı.
“Bu görev cezalandırıcı değil. Ancak gidilecek yer göz önüne alındığında uzun bir yolculuk olacak. En iyimser tahminle bile başkentten en az üç ay uzak kalmayı beklemelisiniz.“
“Savaş mı çıkıyor?“ Zor bir konuydu ama bu orta kademe hekim lafını esirgemiyordu. Toplanan doktorlar mırıldanmaya başladı ve şarlatan korkuyla Maomao’ya sarıldı. Herkesin onlara baktığını neredeyse hissedebiliyordu.
“Sevgili Guen. Zahmet olmazsa,“ dedi Luomen şarlatanı dürterek.
Adı mı var? Guen mi?
Maomao arka sarayda onun adını öğrenme fırsatı hiç bulamamıştı; herkes ona sadece “doktor“ derdi. Tamam, belki bir ara duymuş olabilirdi ama dürüst olmak gerekirse insanların isimlerini hatırlamak Maomao’nun özel yeteneklerinden biri değildi.
O asker asla unutmazdı, diye düşündü Rikuson’u gözünün önüne getirerek. Batı başkentine gönderilmişti, değil mi? Onun durumunda, bu kesinlikle bir rütbe düşürmeydi.
Şarlatan Maomao’yu bıraktı ama bu kez de Luomen’e yapıştı. “Bütün bunlardan ne anlıyorsun Luomen?“
“Hımm. Eh, onu bir dinleyelim bakalım nereye varacak.“
Doktor Liu bu noktada şarlatanın maskaralıklarından o kadar bıkmıştı ki ona bakmayı bile bırakmıştı. Tamamen habersiz olmak da kendi içinde bir tür dâhilikti.
Onu hâlâ kovmadıklarına inanamıyorum. Hâlâ nasıl bir işi olduğu hayatın gizemlerinden biriydi.
“Savaş ihtimali hakkında konuşamam,“ dedi Doktor Liu. “Bizim işimiz hastaları ve yaralıları tedavi etmektir. Bize söyleneni yaparız. Dahası, bu yolculuk çok büyük çaplı bir yolculuk olmayı vaat ediyor.“
Doktor Liu hekimler arasında pek sıcak karşılanmıyordu. Kimsenin gönüllü olması pek olası görünmüyordu.
Eğer onlara bu seferin merkezinde kimin olduğunu söylerse fikirlerini değiştirebilirler. Jinshi kraliyet ailesinin bir üyesiydi ve onunla giden bir hekimin onunla bizzat konuşma fırsatı olabilirdi. Ama Jinshi’nin gideceğinin halka açıklandığından emin değilim...
Statüsü göz önüne alındığında, mesele muhtemelen son ana kadar gizli tutulacaktı—ve bu yüzden kimse elini kaldırmayacaktı. Kendini az çok rahat hisseden Maomao bir kez daha elini kaldırmak üzereydi ki Doktor Liu’nun ona ters ters baktığını gördü.
Nesi var bunun? diye merak etti. Kendini öne atmamasını mı söylüyordu? Düşük statüsü gerçekten de eninde sonunda yoluna taş mı koyuyordu?
“Gönüllü yok mu? Tahmin etmiştim. Üç adaylık bir listeyle hazırlıklı geldim ama bir yeri daha doldurmak istiyorum. O son koltuğu kimse istemiyor mu?“
Doktor Liu’nun teşvikine rağmen kimse tepki vermedi. Kıdemli hekimler bu durumdan düpedüz bıkmış görünüyordu; belki de hikâyeyi çoktan duymuşlardı.
“Evet efendim!“
Biri elini kaldırdı: Tianyu.
“Hâlâ bir çırak olduğumu biliyorum ama başka kimse gitmeyecekse, ben gidebilir miyim?“
Sesi her zamanki gibi neşeli geliyordu. Bir hayvanı—ya da bir insanı—diseke ediyormuşçasına mutluydu.
En’en’in tamamen kayıtsız kalmasına rağmen ısrar etmesi, Maomao’nun Tianyu’nun gerçekten yüzsüz bir adam olduğunu düşünmesine neden olmuştu ama onunla çalışırken konuştukça, durumun pek de öyle olmadığını yavaş yavaş anlamaya başlamıştı. Tianyu sadece diğer insanların yaşadığı o geniş duygu dalgalanmalarını yaşamıyordu. Konuşkan doğası dışarıdan bakanlara duygusal olduğunu düşündürebilirdi ama En’en’le konuşmasının asıl sebebinin, kimseden görmediği o soğuk karşılamanın ilgisini çekmesi olması bile mümkündü.
Çarpık bir adam, diye düşündü Maomao. Konunun üzerine gitmeye hiç niyeti yoktu; herkesin kendine göre zaafları vardı.
“Başka kimse var mı?“ diye sordu Doktor Liu. Hiçbir el kalkmadı. Kıdemli hekimler hep birlikte nefes verdiler.
Jinshi’nin geleceğini bilselerdi içlerinden birini kesin ikna edebilirdi. Ancak işin başında Doktor Liu varken bu asla gerçekleşmezdi. Maomao babası Luomen’in iyi bir aday olabileceğini düşündü—batı bölgeleri hakkında derin bir bilgiye sahipti ve dili de biliyordu—ama başını iki yana salladı. Çok yaşlı ve artık yeterince güçlü değil. Hadım olmak onu yaşlı olmaktan bile daha fazla yaşlandırmıştı. Diz kapağının eksik olması da cabasıydı. Böylesine uzun bir yolculuk onu aşardı.
Ancak üç kişi çoktan seçildiyse Maomao’ya ne olacaktı? Sanırım şimdiden listede olduğuma inanmaktan başka çarem yok.
Bu durum utanç verici görünüyordu. Çoğu insan batı başkentini kırsal bir taşra kasabası olarak görüp küçümserdi ama gerçek bundan daha farklı olamazdı. Gelişen bir şehirdi, batı kültürünün bir merkeziydi. En yeni tıbbi becerileri ve teknolojiyi edinmenin çok daha kolay olacağı bir yer olmasından bahsetmiyordu bile.
Babamın gitmeyeceğinden emin miyim?
Soruyu sorarken bile bunun olmayacağını, imkânsız olduğunu biliyordu. Luomen’e gelince, şarlatan hâlâ ona yapışık durumdaydı; Luomen pek memnun görünmüyordu ama kendini de kurtaramıyordu.
“Başka kimse yok mu?“ diye sordu Doktor Liu tekrar, bunun üzerine o hırslı orta kademe hekim elini bir kez daha kaldırdı. “Gönüllü müsün?“ dedi Doktor Liu.
“Bir sorum daha var efendim.“ Hekim doğrudan Maomao’ya baktı. “Saray hanımlarımızdan birinin burada ne işi var?“ Hiç şüphesiz bu soru herkesin aklındaydı—ama hepsi de bunu sormanın pek sırası olmadığını sezmişti. “Herhâlde bu istisnai varlığı, onun da hekimler arasında sayılacağı anlamına gelmiyordur?“
Vay canına, umarım öyledir. Eğer Maomao cevabını nihayet tam da burada ve şimdi alabilseydi bu harika olurdu ama odanın geri kalanı onun coşkusunu paylaşmıyordu. Kıdemli hekimler, sanki artık dinlemiyorlarmış gibi pek tepki vermediler ama orta kademe hekimlerin bakışları iğneleyiciydi. Tianyu ise yüz ifadesinde hiçbir değişiklik olmadan sahnenin gelişimini izliyordu.
“O bir hekim olarak görülmeyecek. Ancak bizimle geliyor,“ dedi Doktor Liu.
Maomao bir rahatlama dalgası hissetti. Demek bir uzlaşma yolu bulmuştu. Önemli olan, onun da gidebilecek olmasıydı.
“Efendim, bir saray hanımının bu kadar uzun sürecek bir yolculuk için uygun olduğundan emin değilim.“ Orta kademe hekim pes etmeyecekti.
“Bir erkeğin dayanıklılığına sahip olmayabileceğini kabul ediyorum ama uygulamalı sınavı geçti. En azından bir hekimin becerilerine sahip. Dahası, dürüst olmak gerekirse, ilaç bilgisi muhtemelen seninkinden daha iyidir. Gideceğimiz yerde tıbbi malzemelerimiz tükendiğinde, eldeki malzemeleri kullanarak ve bir ders kitabına başvurmadan ikameler yapabilecek birinin olması çok işimize yarayacaktır.“
Doktor Liu sert olabilirdi ama aynı zamanda karakter ve yetenek konusunda da sağlam bir yargıçtı.
Orta kademe hekimler hâlâ pek memnun görünmüyordu. Birkaçı Maomao’ya, sanki O sınav mı? ve Bundan emin miyiz? dercesine inanmaz bakışlar attı.
“Bir kadının da sizinle gelip sizinle aynı muameleyi görmesinden hâlâ memnun değil misiniz? O zaman şöyle düşünün. Bu sefer büyük bir grup olacağız. Diğer idari görevlere yardımcı olmak için bize eşlik edecek bir sürü saray hanımı olacak. Biraz fazladan yardıma itiraz etmezsiniz herhalde, değil mi?“
“Yine de bir hanımın ilk kez özellikle tıbbi bir kapasitede getirilmesi söz konusu. Ve onu sınava sokmak! Bu kadarı fazla, Doktor Liu, sizin için bile.“
Hımm. Bu orta kademe hekim Tianyu’nun tam zıttı gibi görünüyordu: Biraz baş belasıydı ama Maomao için endişeleniyor gibiydi. En patavatsız çıkışları bile başka şartlar altında Maomao’nun minnettar olabileceği şeylerdi. Ancak şu an, o zaman değildi.
“Bu kararı ben vermedim,“ dedi Doktor Liu, tehlikeli bir şekilde huysuz bir tona bürünerek. Bu arada bir sonraki duyurusu, her türlü itirazı susturmaya yetecek cinstendi. “Büyük Komutan Kan bu sefer bize katılıyor.“
Bu sözler orta kademe hekimler arasında bir uğultuya neden oldu. Maomao bütün tüylerinin diken diken olduğunu hissetti. Luomen’e baktı, o da ona kederli bir şekilde karşılık verdi.
Maomao bir En’en değildi ama dişlerini gıcırdatmanın eşiğindeydi.
“Hepiniz onunla başa çıkabileceğinizi mi sanıyorsunuz?“ diye sordu Doktor Liu, tehlikeli bir şekilde çaresiz bir tona bürünerek. Bu, daha fazla itirazı susturmaya yetti. Belki Doktor Liu bu gizli bilgiyi kendine saklamalıydı ama ne olursa olsun, diğer hekimler bu özel kişiyle başa çıkmalarına yardım edecek herkesi kesinlikle yanlarına alırlardı.
Ancak Maomao’nun meseleyi bu sakin ve mantıklı şekilde düşünecek vakti yoktu. Sahip olduğu tek şey, çok öfkelendiği bir andı. O orospu çocuğu! Biliyordu!
Uzun zamandır ilk defa Maomao, Jinshi’nin orada olmasını ve ona su birikintisinde mahsur kalmış bir solucanmış gibi bakabilmeyi diledi.
Doktor Liu’nun sözleri henüz bitmemişti. “Beş gün sonra yola çıkıyoruz. Hazırlanmanız için hepinize izin vereceğim, o yüzden vedalaşın ve gitmeye hazırlanın.“
Maomao’nun ağzı bir karış açık kaldı ve bir türlü kapanmak bilmedi.
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.