Yukarı Çık




88   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   90 

           
89.Bölüm: 18.Kısım – Bir Okuyucunun Savaşı (2)


Whoooooosh!

Bedenimi saran serin rüzgârı hissederken, yeteneğin bahsedildiği Hayatta Kalma’nın Üç Yolu’nun satırlarını hatırladım. Yanımda avatarını çağıran Han Han Sooyoung, hangi yeteneği kullandığımı fark etti.

   “Ne lan? Öğrenemediğini söylememiş miydin?!”

   “Uzak dur.”

   ‘Rüzgârın Yolu’.

「Fırtınayı sol elinde, kasırgayı sağ elinde tut. Düz çizgilerle eğrilerin kesişiminde, Rüzgârın Yolu ortaya çıkacak.」

Bir zamanlar hiçbir anlam ifade etmeyen o gizemli sözler, rüzgâr ayaklarımın altından eserken gerçek olmuştu.

Aniden Myung Ilsang’in yumruğu bana doğru fırladı, burnumun ucundan kıl payı geçti. Acı vermesi gereken saldırı, hiçlikte yok olmuştu.

Bu, ezici stat farkını aşabilecek bir yeteneğin gücüydü; bu, Imyuntar’ın nihai tekniğiydi.

Myung Ilsang’ın gözleri garip bir şekilde parladı.

   “…Hmm? Hızlandın sanki.”

Sözünü görmezden gelerek, tüm dikkatimle yeteneği uygulamaya odaklandım. Şu itibaren zamanla yarış başlıyordu.

Yer iminin aktivasyon süresi 30 dakikaydı.

   “Ah, anladım. Bu, o kurt serserilerden birinin yeteneği, değil mi?”

Myung Ilsang’ın yüzünde alaycı bir sırıtış belirdi.

   “Neden böyle önemsiz bir yeteneği kullanırken, büyük bir aydınlanma kazanmış gibi davranıyorsun?”

   “...”

   “Komik olan ne biliyor musun? O kurtların kralını kendi ellerimle öldürdüm.”

Elbette biliyordum.

O yabancı gezegende yitip giden hayatları, Kronos’un yok olmuş halkını hatırladım.

İmyuntarların Prensi Lycaon.

Parazitlerin Kraliçesi Antinus.

Yurtları yok edilmiş olsa bile inatla hayatta kalmış, sonra da başka bir gezegende oynanan senaryolar için malzeme haline getirilmişlerdi.

Dünya yok olursa, insanlar da aynı kaderi paylaşacaktı.

Myung Ilsang’in sağ kolu Küçük Kızıl Alev Topu’nu ateşledi.

「Bir rüzgâr diğer rüzgârla birleştiğinde Taegeuk oluşur, ardından rüzgâr yine başka bir rüzgârla buluşur ve Yin ile Yang ortaya çıkar.」

Bu ifadenin somut bir görüntüsünü oluşturmak için sahip olduğum tüm hayal gücünü seferber ettim. Gözlerimin önünde soğuk ve sıcak enerjiler birbirine karışıyor, rüzgârın yönünü bükerek girdap gibi dönüyordu.

Pat! Çatt!

 Alev Topu’nun hafifçe saptırılmış eteri kendi kendine çarpıştı ve enerjiyi her yöne saçtı.

Tüm eter bazlı saldırılar bir ortam aracılığıyla yayılırdı, ve o ortam bozulursa, saldırı işlevini yitirirdi.
Myung Ilsang şaşkın bir ifadeyle bana baktı.

   “…Fena değil. Demek bu kadarını yapabiliyorsun, ha?”

Dudağını ısırarak yeniden koşmaya başladı.

   [Karakter ‘Myung Ilsang’, yetenek ‘Kıpırtı Sv.4’ü etkinleştirdi!]

Bir Kıpırtı daha. Ancak peşinden gitmek artık zor değildi. Gözlerimi kapatıp rüzgâra odaklanınca çevredeki tüm varlıkları hissedebiliyordum.

Yoo Joonghyuk’un ‘Anka Yürüyüşü’ kadar bir hızla, Myung Ilsang’ın arkasından fırladım ve yetiştim. Tek kelime etmeden, sırtına bir tekme indirdim.

Myung Ilsang’ın bedeni, bir binanın çelik kirişlerini parçalayarak ileriye fırladı. Darbe kemiklerini kırabilirdi, fakat Ilsang, hiç yara almamış gibi ayağa kalktı.

   [Geri dönen ‘Myung Ilsang’ın yirmi dördüncü mührü kaldırıldı.]

Kıl payı farkla, bir sonraki mührü de kırılmıştı.

   “…Biraz gıdıkladı.”

Şakacı tavrı, hâlâ kazanacağına inandığını gösteriyordu. Her mühür açıldığında yaraları iyileşiyor, benim mana tüketimim ise sürekli artıyordu.

   “Hahaha! Bi’ de bunu durdur bakalım!”

Yalnızca ‘Rüzgârın Yolu’nu bir güç takviyesi olarak kullanmak, Myung Ilsang’ı öldürmek için yeterli değildi. Zaten bu, Sorular Felaketi’ni yenmek için yeterli olsaydı, Kronos yıkılmazdı.

‘Onu’ kullanmak zorundaydım.

Sorun şu ki… bana zaman kazandıracak birine ihtiyacım vardı.

…Huh?

Aniden gökyüzünden çaprazlamasına düşen bir şey belirdi. Şahine benzeyen siyah bir figür, atmosferi yararak Myung Ilsang’a çarptı.

Bumm!

Kulağı sağır eden bir patlamayla küçük bir yarık oluştu. Ezilmiş Myung Ilsang’ın üzerinde tanıdık bir figür vardı. Şaşkınlıkla ona bakıp mırıldandım.

   “…Yoo Joonghyuk?”

Bu şerefsiz iki günde toparlanacağını söylememiş miydi?

Yoo Joonghyuk uzun adımlarla yaklaşırken istemsizce birkaç adım geri çekildim.

Herhâlde bana vurmak için gelmemişti, değil mi?

Ancak Yoo Joonghyuk tam önümde durdu, ardından sırtını bana dönüp Myung Ilsang’a baktı.

   “Başla.”

Sanki planladığım şeyi tam olarak biliyordu.

   “Onu oyalayacağım.”

Yakınlarda yere yığılmış olan Han Sooyoung, benim yerime homurdandı.

   “Ha, lanet olsun. Ana karakterden beklendiği gibi…”

Kulağa ne kadar cesurca gelse de, Yoo Joonghyuk’un hâli hiç iyi görünmüyordu.

Vücudu tam olarak iyileşmemişti. Kararmış damarlar derisinin altından belirgin şekilde görülebiliyordu.

Yarığın içindeki Myung Ilsang kan tükürerek, kahkahalarla doğruldu.

   “Ah, artık sinir bozucu olmaya başladı… Şimdi gerçekten kötü adama benziyorum.”

O darbeyi yemesine rağmen neredeyse hiç hasar almamıştı. Gelecekte ortaya çıkacak geri dönenler arasında nispeten zayıf sayıldığına inanmak zordu.

Myung Ilsang ileri atıldı ve Yoo Joonghyuk onu karşılamak için öne çıktı.

O sırada ben de ‘Rüzgârın Yolu’nu etkinleştirdim.

   「Dört rüzgâr buluşup ana yönleri oluşturur, bir başka dört rüzgâr daha katıldığında Sekiz Trigram’ın özü yaratılır. Böylece rüzgâr hem her yerde hem de hiçbir yerdedir.」

Lycaon’un bir zamanlar kavradığı o ifadeyi şimdi kullanma sırası bendeydi.

Trigramın rüzgârlarının oluşturduğu mistik bariyer dönerek yükseldi; beni, Yoo Joonghyuk’u ve Myung Ilsang’ı içine alan kubbe benzeri bir alan yarattı. Hava geçirmez bir mahkûmiyetin boğucu baskısı her yanı sardı.

Artık bu savaş zamana karşı bir yarıştı. Yoo Joonghyuk sert darbe ile savrulurken, Myung Ilsang’ın yüzü gerildi. Bunun bir oyun olmadığını nihayet anlamıştı.

   “Ne çeviriyorsun…?!”

İşte o anda, kubbenin içindeki bütün havayı serbest bıraktım.

Bir anda, kulakları sağır eden bir sessizlik alanı doldurdu. Dışarıda rüzgâr çılgınca ulurken, kubbenin içi bir kasırganın gözü¹ kadar sakindi. Myung Ilsang ağzını açtı.

   “…”

   “…”

Ne kadar denese de tek bir kelimesi bile duyulmadı.
Ortamsız bir boşlukta ses yayılmazdı. Ilsang artık tam bir vakumun içindeydi.

Pssssh!

Basınç farkı nedeniyle Myung Ilsang’ın akciğerlerindeki hava zorla dışarı atıldı. Onu biraz daha hayatta tutabilmek için kaçan havayı hemen geri topladım.

Kubbenin dışındaki Han Sooyoung bir şeyler bağırıyordu fakat sesi buraya ulaşmıyordu.

   [Özel yetenek ‘Her Şeyi Bilen Okuyucunun Bakış Açısı 2.Aşama’, etkinleştirildi!]

   「Bu ne lan?」

Myung Ilsang’ın düşünceleri zihnimde yankılanmaya başladı.

   「Neden konuşamıyorum? Bu bir çeşit büyü mü?」

Paniğe kapılmıştı. Çok doğaldı. Tüm ‘geri dönenlerin’ cezaları vardı. Orijinal güçlerine hızla geri dönebilenler, genellikle çok daha ağır bedeller ödemek zorundaydı.

   [‘Soruların Felaketi’ne yerleştirilen ceza yürürlüğe girdi.]

   [Geri dönen ‘Myung Ilsang’ın gücü zayıflatıldı.]

   [Geri dönen ‘Myung Ilsang’ın yirmi dördüncü mührü yeniden uygulanıyor.]

「Hayır, hayır! Olamaz!」

Güçlenmeleri ne kadar kolaysa, uygun koşullar altında zayıflamaları da o kadar kolaydı.

   [Geri dönen ‘Myung Ilsang’ın yirmi üçüncü mührü yeniden uygulanıyor.]

Soruların Felaketi neden durmadan sorular soruyordu?

Cevabı basitti: Uzun süre kimseye bir soru soramazsa, statları hızla zayıflıyordu.

   「Siktir! Bırak beni! Çıkarın beni buradan!」

 Myung Ilsang bariyeri defalarca yumrukladı ancak kıramadı. Ortamsız bir alanda, Kızıl Alev Topu’nun alevleri bile tutuşamıyordu.

   [Geri dönen ‘Myung Ilsang’ın yirmi ikinci mührü yeniden uygulanıyor.]

‘Rüzgârın Yolu’ yeteneği, adını ‘Vakum Hapishanesi’ koyduğum şeyi yaratmamı sağlıyordu. Bu, Soruların Felaketi ile başa çıkmak için en ideal stratejiydi.

   「Aaaaargh!」

Çaresizlik içindeki Myung Ilsang üzerime atıldı; beni öldürürse bu hapishanenin dağılacağını sanıyordu. Fakat öyle olmayacaktı. Burası benim irademle var olan, benim yarattığım bir ortamdı. Rüzgârın Yolu ile saldırılarından sıyrılırken, etrafındaki bariyeri daraltmaya devam ettim.

Güüürrrr!

Duvarlar daralmaya başladığında, Yoo Joonghyuk’la kendimi kubbenin dışına çekmek için küçük bir geçit açtım. Artık içeride yalnızca Myung Ilsang kalmıştı.

   「…Lanet piçler!」

Fakat bir geri dönen, yine de geri dönendi.

Saldırılarının gücü kubbede çatlaklar oluşturmaya başladı. Elimi kaldırarak rüzgârları yönlendirdim ve zayıflayan bölümleri güçlendirdim. Duvarlar daha da içeri çekildi, bir ilmik gibi sıkıla sıkıla daraldı.

Konsantrasyonumu sınırlarına kadar zorladığımda burnumdan kan damlamaya başladı. Nihai hedefim ‘Vakum Hapishanesi’ni, yalnızca Myung Ilsang’ın bedenini saracak kadar küçültmekti. Ancak bunun için gereken kontrol seviyesi akıl almazdı. Lanet olsun, Yoo Joonghyuk yaparken çok kolaysa ben neden bu kadar zorlanıyordum?

   “Rüzgarı zorla kontrol etmeye çalışma. Sadece yönlendir.”

Yoo Joonghyuk’un sesi duyuldu, ardından aklıma bir fikir geldi.

Belki de bir duvar oluşturmam gerekmiyordu. Asıl önemli olan, bedeninin çevresindeki ortamı ortadan kaldırmaktı.

   「Ahhhh! Nefes alamıyorum!」

Myung Ilsang çaresizlik içinde boğazını tırmaladı, tırnakları derisini parçalıyordu. Mücadelesi giderek daha da umutsuzlaşırken kan gözyaşlarına karışıyordu.

   “...Fena değil. Tamamen kabiliyetsiz sayılmazsın.”

Yoo Joonghyuk’un sesi tekrar duyuldu ancak bu nadir övgünün tadını çıkaracak vakit yoktu. Myung Ilsang son bir saldırıyla harekete geçti.

   [Karakter ‘Myung Ilsang’, yetenek ‘Büyük Kızıl Alev Topu Sv.3’ü etkinleştirdi.]

Sağ kolu, kendi bedenini yakıt olarak kullanan kara alevlerle kaplandı.

Boom!

Devasa patlama kubbeyi yarıp geçti, alevler dışarı doğru fışkırdı. Saldırı üzerimizden geçerken Yoo Joonghyuk’u yere çekip ikimizi de yere bastırdım. Çok mana harcamış olmasına rağmen alevler hâlâ devam ediyor; Ilsang, gücünü son damlasına kadar kullanıyordu.

Ama rüzgârın rüzgâr olmasının bir sebebi vardı.
Alevler fışkırdığı anda kubbenin rüzgârları aralığı kapattı ve neredeyse anında söndürdü. Myung Ilsang ne kadar çırpınırsa çırpınsın hiçbir şey değişmiyordu. Tek sorun, alevlerden sıçrayan kıvılcımlardı. Yakınlardaki insanları öldürüyorlardı.

Yoo Joonghyuk ifademi fark edip konuştu.

   “Kim Dokja, aptalca bir şey yapma. Onların hayatları kurtarılmaya değer değil.”

   “Bazıları öyle, evet.”

Ama hepsi değil.

Zorla ayağa kalktım ve rüzgârı kalan közleri engelleyecek şekilde yönlendirdim.

Alevler dağıldı; kubbenin içinde dönerek güçlerini yitirdiler. Ancak geride kalan ısı derime işledi. Ateş derimi kavururken acı inanılmazdı, kemiklerimdeki hisleri yavaş yavaş yiyip bitirdi.

Yapabilirdim.

Bu herif sandığım kadar güçlü değildi.
O anda içimde bir şeylerin bir eşiği aştığını hissettim. Bedenim sanki rüzgârın kendisiyle birleşmişti.

   [Çabayı seven bir takımyıldızı, çektiğin acıdan haz alıyor.]

   [Ruhunun derinliklerinde gizlenen kabiliyet filizlendi.]

Sol elimle ‘Vakum Hapishanesi’ üzerindeki kontrolümü sürdürürken, sağ elimle rüzgârları yönlendirip Myung Ilsang’ın alevlerini dağıtıyordum. Mutlak odak hâlindeyken ‘Rüzgârın Yolu’ hakkında yeni bir kavrayışa ulaştım. Emrimdeki rüzgârlar, daha önce hayal bile edemediğim sahneleri çizmeye başladı.

   [Özel yetenek ‘Dördüncü Duvar’, kısmen inceldi.]

Demek böyle bir histi. Karakterler dünyayı böyle görüyordu.

Ne kadar okumuş ya da analiz etmiş olursam olayım, bunu asla gerçekten anlayamazdım. Sanki salt okumanın ötesinde bir aleme adım atmıştım.
Okumakla anlamak aynı şey değildi.

Belki de bu dünyanın gerçeğinin yüzde birini bile kavrayamamıştım.

Yavaş yavaş, Myung Ilsang’ın alevlerindeki enerjinin sönmeye başladığını hissettim.

   「Şerefsiz piçler! Ölün! Hepiniz geberin!」

Gücü zayıflarken, çaresiz haykırışı düşüncelerinde duyuluyordu. Buna karşın manam, şaşırtıcı biçimde, hâlâ doluydu. İnanılmaz derecede tükenmişken bu kadar enerjiye nasıl sahip olabiliyordum? Bir gariplik vardı.

Arkamda, Yoo Joonghyuk keskin bir tonla konuştu.

   “…Seni öldüren ben olacağım.”

Sırtımdaki o sıcaklık… Yoo Joonghyuk’un manası mıydı?

Birkaç saniye sonra, Myung Ilsang’ın saldırısı tamamen durdu.

   [Geri dönen ‘Muong Ilsang’ın tüm mühürleri yeniden uygulandı.]

   [Özel yetenek ‘Rüzgârın Yolu Sv.8’ devre dışı bırakıldı.]

Myung Ilsang, boğazını tutarak bana doğru döndü; gözlerinde saf bir dehşet vardı.

   “Ku… kuh… kuhuk…“

Nefes nefese kalmış hâlde kaçmaya çalıştı. ‘Kırılmaz İnanç’ı ona doğru fırlattım.

Bıçak sırtına saplandı ve onu yere çiviledi. Artık kaçmak için ‘Kıpırtı’yı kullanamayacaktı. Yanına yaklaşıp ensesinden tuttum ve yukarı çektim.

   “…Yeterince soru sordun, değil mi? Sonunda tatmin oldun mu?”

   “Kuh… kuh…“

   “Bundan sonra bir soru daha sorarsan, ölürsün.”

Geri dönenler, Hayatta Kalma’nın Üç Yolu dünyasındaki en kibirli ve en acımasız varlıklardı.

Onların arasında Myung Ilsang ise en iğrenç olanlardan biriydi.

   “Urrghhhh!”

Kan çanağına dönmüş gözleri bana odaklanmıştı; yüzü öfke ve korkunun karışımıyla bozulmuştu. Ağzı küfür etmek istercesine titriyordu ama tek bir kelime bile çıkmıyordu. Çırpınışını izlemek bile insanın içini daraltıyordu.

   “Bu… bu olamaz…“

Dudaklarından dökülen o cılız mırıltılar, geçmişine dair bir bölümü hatırlattı.

   「“Ben mi? Kahraman mı? Kahraman olarak mı seçildim? Gerçekten mi?”」

On yedi yaşındaki Myung Ilsang.

Dünyayı kurtarması için seçilip Kronos’a bir kahraman olarak atılmış, sıradan bir lise öğrencisi.

 O zamanlar saf ve masum bir çocuktan başka bir şey değildi. Belki de bir kıtanın tüm canlılarını yok eden, soykırımcı bir canavara dönüşmeyi hiç istememişti.

Ama olmuştu.

   “Bir felaket olmayı seçen sendin.”

Ve artık bunu hiçbir şey değiştiremezdi.

   [Karakter ‘Myung Ilsang’, üzerindeki anlayışın arttı.]

Ilsang’ın yüzü acıyla buruştu.

   “Ben… ben… başkahramanım…”

Zavallı iddiası, gerçek başkahraman ortaya çıkınca yarım kaldı.

Ardından Yoo Joonghyuk, tereddüt etmeden kılıcını Myung Ilsang’ın kalbine sapladı. Gözlerindeki ışık söndü ve cansız bedeni yere yığıldı.

Az önce ölen geri dönene baktım. Bir dünyayı mahvoluşa sürüklemiş biri için, sonu tuhaf bir şekilde boş ve anlamsızdı.

   [Senaryolar içerisinde bir ‘Geri döneni’ yenen ilk kişisin!]

   [Ana Katkı: Kim Dokja, Yoo Joonghyuk.]

   [Başarım ödülü olarak 40.000 jeton kazandın.]

   [Yeni bir hikâye oluşturuldu.]

   [Hikâye, Olağanüstü Olana Göğüs Geren, eklendi.]

   [Yeni bir stigma için olasılık elde ettin.]




*¹ Kasırganın Gözü: Kasırga ya da tayfunun tam merkezindeki rüzgârın en zayıf olduğu, görece sakin ve açık bölgedir.

Etrafı şiddetli rüzgârlarla çevrilidir ama içi kısa süreliğine sessiz ve durgundur.




Çeviri: Sansanson
Son Kontrol: Hono

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

88   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   90