Yukarı Çık




3   Önceki Bölüm 

           
Bu gece kraliyet sarayında, sayısız genç asilin bir araya geldiği o ışıltılı davetin ortasında, acil bir rapor ulaştı: Rachel’ın nişanı, Prens tarafından aniden bozulmuştu.

Dük’ün malikanesi, akıl sır ermez bir kaosa sürüklenmişti. Herkes cevaplar için Dük’e dönerken, o ise durumu bizzat kavramak adına yaverlerinden bilgi koparmak için oradan oraya koşturuyordu.

Astları birbiri ardına içeri dalıyor, her biri felaketten bir parça getiriyordu.

“Prens’in bu geceki partide Rachel ile nişanı attığı kesinleşti mi?“

“Evet efendim. Bunu birden fazla kaynaktan doğruladık. Şölenin tam ortasında, ziyafet salonunun göbeğinde derdest edildi ve götürüldü.“

Dük, şakaklarında zonklayan o tanıdık migrenin ayak seslerini duyabiliyordu.

“O geri zekalı Prens...! Olayın sansasyonel olmasını mı hedefledi bilmiyorum ama zamanlama berbat. Hiçbir zaman çok zeki biri olmamıştı ama bu artık bir sağduyu meselesi...“

Dük Dan, Prens’in kendi kuyusunu kazdığına çoktan hükmetmişti.

Nişanı bozmak bir yana, bir düzineden fazla asilzade görgü kuralını ve geleneği çiğnemişti. Durumu nasıl kurtarmaya çalışırsa çalışsın, bu işin sonu onun için kötü bitecekti.

Elbette içinde, kızının nişanının böylesine utanmazca bozulmasına duyduğu acı bir öfke vardı... Ancak dürüst olmak gerekirse, şu an Dük’ü her şeyden çok rahatsız eden, çok daha korkunç bir sorundu...

Dük, ellerini gürültüyle masaya vurdu, çıkan ses odada yankılandı.

“O herifin kafasının içi her zaman boştu... Ama şimdi gidip kendi isteğiyle İblis’i uykusundan uyandırdı...!“

Dük’ün büyük kızı Rachel, küçüklüğünden beri dünya güzeli bir çocuktu. Mütevazı hareketleri ve narin görünümüyle, dışarıdan bakıldığında utangaç ve nazik bir kızı andırıyordu. Dük ve karısı, hiçbir şeyden habersiz, dost meclislerinde onu överek göklere çıkarırlardı. Herkes onun hem bedenen hem de ruhen harika bir çocuk olduğunu düşünürdü.

Yanılıyorlardı.

Kız büyüyüp benlik algısı geliştikçe, Dük ve karısının gülümsemeleri de gölgelenmeye başladı.

Her halükarda, davranışları yaşıtlarına kıyasla... sorunluydu.

Bir grup çocuk ona zorbalık etmeye kalktığında, eteğiyle koca bir ağaca tırmanmış ve üzerlerine bir eşek arısı kovanı fırlatmıştı. Daha büyük çocuklar destek kuvvet olarak geldiğinde ise, eline geçirdiği koca bir sopayla onları yere sermiş, zorbalığın elebaşını ise gölete fırlatarak cezalandırmıştı.

Gürültüyü duyup olay yerine koşan Dük, kızını; çocuk her nefes almak için su yüzüne çıkmaya çalıştığında ona taş fırlatırken bulmuştu.

Dehşete düşen baba olayı durdurmaya çalıştığında, kızı o sırada ona son derece ciddi bir yüz ifadesiyle bakmış ve şöyle demişti:

“Sorun yok baba. Eğer o yukarı çıkmaya çalışırken taşları yeterince hızlı atarsam, su yüzeyine çıkmasını engelleyebilirim.“

İşte tam o an Dük, kızının bir psikopat olma ihtimalinin son derece yüksek olduğu sonucuna varmıştı.

Şimdilik, çocuğa taş atarak onu göletin dibinde tutmanın zorluğuna dikkat çekti. Suyun direncini ve o şekilsiz taşların nereye düşeceğini garanti edemeyeceğini uzun uzun anlattı. Ona tüm bu fizik kurallarını öğretiyordu ama Dan, tüm bu süre boyunca içten içe sessiz bir panik yaşıyordu.

Kızının gözleri parlıyordu. “Babamdan beklendiği gibi!“ diyerek onu övmüştü ama dürüst olmak gerekirse bu, kızının övgüsünün Dük’ün bir kulağından girip diğerinden çıktığı ilk andı.

Rachel’ın çarpık kişiliğini fark ettiklerinde iki ebeveynin harcadığı tüm çabaya değmişti; kızları olgunlaştıkça dış görünüşüne uygun sosyal becerileri kazanmayı başarmıştı.

Görgü kurallarını ve ahlakı bir oyunun kurallarına benzeterek, onun ideal bir şekilde büyümesini sağlamışlardı. “Hayatın kurallarını“ herkes için adil bir oyun haline getirmişlerdi.

Ancak anne ve baba her zaman tetikteydi.

Eğer kurallara göre oynaması gerektiği düşüncesini kaybederse, kızlarının neler yapabileceğine dair en ufak bir fikirleri yoktu.

Bu yüzden Rachel ve kardeşini, asiller için gerekli olan etik eğitimine ağırlık vererek büyütmüşlerdi... Ve nişanın bozulması, o kuralların pek çoğunu paramparça etmişti.

Şu anda ziyafet salonunda neler olabileceğini Dük herkesten iyi biliyordu.

Prens Elliot -o aptal süzme salak- az önce oyun masasını devirmişti.

Dük çalışma odasında bir ileri bir geri volta atıp olay yerinden bir haber beklerken, bir uşak nefes nefese odaya daldı.

“Detaylar geldi!“

“Hareketlilik var mı!?“

Dük’ün sabırsızlığı zirve yapmıştı. Uşak ise kötü haberi vermek zorunda olduğunu fark ettiğinde yüzü kireç gibi olmuştu.

“Durum biraz... Majesteleri, Hanımefendi’ye henüz bir ceza vermedi. Ancak Hanımefendi, sebep olduğu iddia edilen suç neyse onun için özür dilemeyi reddettiği için, zindana indirilmiş ve sessizce oraya hapsedilmiş görünüyor.“



--------------




“Hayır, her şey kontrol altında.“

“Her şeyi çoktan hazırladınız mı? Senden de bu beklenirdi.“

“Evet. Hanımefendi için gereken her şey hazırlandı ve içeriye nakledildi.“

“Anlıyorum, hazırlıklı olmanız güzel... Bir dakika, ne? İçeriye *nakledildi* mi?“

Söyledikleri akla mantığa sığmayan hizmetçiye tüm dikkatiyle dönen Dük, onun arkasında duran diğer iki gri saçlı hizmetçinin de keskin ve robotik bir hareketle başlarını salladığını gördü.

“Hanımefendi bu gelişmeyi önceden haber almıştı. Bu yüzden orada üç ay boyunca yaşamasına yetecek kadar yiyecek ve erzak hazırlayıp kraliyet zindanına taşıdık.“

Rachel’ın emrinde çalışan hizmetçiler, kapalı kapılar ardında genellikle efendilerinden bile daha küstah olurlardı. Bunun en büyük kanıtı, Sofia’nın sanki dünyanın en sıradan şeyinden bahsediyormuş gibi şaşkın Dük’e verdiği soğukkanlı cevaptı.

“.......Ha?“

Dük’ün zihninde aynı anda sayısız şüphe cirit atıyordu ama kendini toparlamaya çalışarak kızının sadık takipçisine en önemli soruyu sordu.

“Bi-bir saniye... Bu bilgiyi önceden mi aldı? Öyleyse Rachel neden hiçbir şey yapmadı? Ve dahası, kraliyet sarayına, hem de zindana, üç aylık erzakı nasıl gizlice soktunuz?“

Rachel’a sadakatiyle bilinen hizmetçi, cevap gün gibi ortadaymışçasına tekrar konuştu.

“Prens’in bunu gerçekten yapıp yapmayacağı şüpheliydi ancak Hanımefendi, Prens’in ’Nişanı Bozma Planı’ hakkında istihbarat almıştı. ’O aptal nişanı bozup sorumluluklarımı iptal ettiğinde, bir süre yan gelip yatamayacak mıyım? İstediğimi yapabilecek miyim? Kulağa harika geliyor!’ demişlerdi.“

“........Rachel.......“

“Ayrıca Prens ile nişan kesinleştiğinden beri, ’Zifiri Gece’nin Kara Kedileri’ni tüm kraliyet sarayını kapsayacak şekilde örgütlemişti. Bu sayede, kamu hizmeti adı altında kılık değiştirerek erzaklarını içeri sızdırmak basit bir işti.“

“Rachel, sen neyin peşindesin........!?“

Dük, kızının aklının yerinde olduğunu öğrenince bir nebze rahatlamıştı.

Ama bundan öte, kızının kalbindeki karanlığın sandığından çok daha derin olduğunu fark edince korkuyla titremeye başladı.

Neden ailenin geri kalanının haberdar olmadığı bir istihbarat örgütüne sahipti? Ve üç aydan fazla yetecek erzakı saraya sokabilmek... Bu, basit bir bilgi ağının çok ötesinde değil miydi? Bu imkanlarla istese Kraliyet ailesine suikast bile düzenleyemez miydi? Buna benzer pek çok dehşet verici düşünce Dük’ün zihninden hızla akıp geçiyordu...

“Her neyse, ben gidip hükümetin bu eylemlerini protesto edeceğim.“

“Lütfen, keyfinize bakın.“

Dük, az önce duyduklarını hiç duymamış gibi yapmaya karar verdi.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

3   Önceki Bölüm