Yukarı Çık




115   Önceki Bölüm 

           
116.Bölüm: 23.Kısım – Terk Edilmiş Bir Dünya (1)


Yeraltı Yargıcı’nın rehberliğinde, yeraltı dünyasının çıkışına doğru ilerledim. Özel bir göz bağı taktığım için nerede olduğuma dair hiçbir fikrim yoktu. Bazen yukarı tırmanıyormuşuz gibi hissediyordum, bazen de aşağı iniyormuşuz gibi. Ancak epeyce yürüdükten sonra yargıç göz bağını çıkardı.

   [Bu yolu takip et.]

Gözlerimi açtığımda dar, loş bir ara sokak gördüm. Bu, kayıkçı Kharon’dan geçmeden yeraltı dünyasından ayrılmayı sağlayan bir çıkış olmalıydı.

   [‘İleride’ olanı arasan iyi edersin.]

   “O ne demek?”

Arkamı döndüğümde yargıç çoktan kaybolmuştu. Başka çarem olmadığı için ara sokağı takip ettim. Kısa süre sonra son ışık kırıntıları da yok oldu ve mutlak bir karanlık çöktü. İlk başta elimle duvarı yoklayarak yönümü bulmaya çalışsam da çok geçmeden duvar bile kayboldu. Tutunacak hiçbir şeyim kalmayınca, kendimi uçsuz bucaksız bir denizde şamandırası olmayan, başıboş bir tekne gibi hissettim.

Bir anda Orpheus’un¹ miti aklımdan geçti. Burada arkamı dönersem ne olurdu? Tam o anda, karanlığın içinde soluk ışık harfleri belirdi.

   [Arkanda olandan korkuyorsun. O zavallı çocuk da aynısını hissetmişti.]

Bu, Persephone’den bir mesajdı.

   [Ama unutma, ‘ileri’yi bulabilmek için önce ‘arka’nın neresi olduğunu bilmelisin. Sonuçta ‘ileri’, ancak bir ‘arka’ varsa söz konusudur.]

Düşününce, yargıç da buna benzer bir şey söylemişti. Ancak kulağa mantıklı gelen bir gerçeği duymak, insanın bir anda aydınlanıp değişmesi demek değildi.

   [Anlaşılan biraz motivasyona ihtiyacın var…]

Havada asılı duran ışık iplikleri, tereddüt ediyormuş gibi uzadı.

   [Pekâlâ. Dünyaları birbirine bağlayan labirentin eşiğinde olduğu için onu sana getiremem, ancak en azından bunu yapabilirim.]

Ne demek istediğini anladığım anda iplikler kayboldu ve önümde ateşböceği gibi soluk bir ışık noktası belirdi; uzakta bir parıltı, kırılgan ve nazik. Kimse söylememişti ama o ışığın ne olduğunu biliyordum.

   —Sen…

41. Regresyonun Shin Yoosung’uydu.

   —Ah… ah…

Sadece sesi bile her şeyi anlatıyordu.

Çok uzun süre beklemiş olmalıydı. Çoktan dünya çizgisini aşmanın eşiğine gelmişse, orada zaman bambaşka akıyor olmalıydı. Benim için onu bırakalı çok olmamıştı ama Shin Yoosung için belki de yıllar geçmişti bile.

O minicik ışık defalarca titredi, sonra tereddüt ederek usulca konuştu.

   —Ahjussi.

Sesinden belliydi. Küçük hâlinin anılarından etkilenmişti.

   —…B-Ben de öyle diyebilir miyim?…

Birine hitap etmek bir bağdır; bir şeye bağlanma arzusudur. Belki de ‘Ahjussi’ kelimesi, 41. Regresyondaki Shin Yoosung’un sahip olduğu son, solmakta olan bağdı. Hafifçe gülümsedim.

   “Benden daha büyüksün, biliyorsun değil mi? Senin için bir sorun yok mu?”

Yumuşak ışık bir kez daha titredi. Bir şaka yapar gibi yanağıma dokundu ve geri çekildi. O küçük sıcaklık, o ufak hareket…

Göğsüm sanki acıyla patlayacak gibiydi. Gerçekten çok uzun süre beklemişti. Ve buna rağmen, bu çocuk daha da beklemek zorundaydı.

   “Üzgünüm. Seni şu anda kurtaramam.”

Minik ışık, anlamış gibi aşağı yukarı sallandı.

   —Kendini zorlama. Benim hikâyem zaten…

   “Sona ermedi.”

Sözünü bitirmesine izin vermeden araya girdim.

   “Bunca yıl acı çektikten sonra, böyle sona eremez.”

   —…

   “Buna asla izin vermeyeceğim.”

Işık, kafası karışmış ve acınası bir titreyişle bana baktı.

   —Seni bu dünyanın anıları sayesinde tanıdım. Ama yine de… neden bana karşı bu kadar iyisin? Beni neredeyse hiç tanımıyorsun.

Cevap vermedim. O beni çocukluğunun anıları aracılığıyla tanımıştı; ben ise onu Harap Olmuş Bir Dünyada Hayatta Kalmanın Üç Yolu sayesinde tanıyordum. Fakat bunu açıklayamazdım.

   —Garip… Seni tanımadığımdan eminim ama böyle yan yanayken, sanki benimle ilgili her şeyi biliyormuşsun gibi geliyor; sanki bir tanrının karşısında duruyormuşum gibi…

Gerçekten bir tanrı olsaydım, her şeyi bilen ama hiçbir şeyi açıklayamayan, en güçsüz tanrı olurdum.

Shin Yoosung’un ışığı hızla sönüyordu. Yüzünü görmesem bile nasıl bir ifade takındığını tahmin edebiliyordum.

   —Lütfen… beni kurtar. Lütfen…

   “Kurtaracağım.”

Titreşen ışık küçüldü, ona doğru uzandım. Göğsüm sıkıştı—Shin Yoosung’un umutsuzluğu, o uzun bekleyiş… Tarifsiz bir hüzün, bıçak gibi kalbimi kesti.

Yavaş yavaş Persephone’nin sözlerini anlamaya başladım: ancak bir ‘arka’ olduğunda insan ‘ileri’ye bakabilirdi. Bu benim ‘arka’mdı ve aynı zamanda yürümem gereken ‘ileri’ydi. Belki Joonghyuk da aynısını hissetmişti—sürekli geçmişe dönmek zorunda kalan ama ancak geri dönerek ilerleyebilen biri olarak.

Yönümden emin olduğum anda etrafımdaki karanlık çatladı. Loşun içinde ışık iplikleri parladı.

   [Onu gücümle kısa bir süreliğine yerinde tutabildim, ama kurtarmak istiyorsan zamanın daralıyor.]

Elimde kalan o silik sıcaklığa tutundum. Persephone yeniden konuştu.

   [Unutma, insanlar ‘hikâyelerdir.’ Onu sonunda geri getirdiğinde, hikâyesinden ne kadarının kalacağını kimse bilemez.]

Bu sözlerle birlikte çekilip götürüldüm.

 Aahhhh.

Ruhların feryatları uzaklaştı, bedensel duyularım birer birer geri döndü. Keskin güneş ışığı göz kapaklarımı iğneledi. Sırtımdaki ıslaklığı hissedince sıçrayarak uyandım ve tanıdık bir yüz gördüm.

   “…Ahjussi?”

Genç Shin Yoosung bana bakıyordu. Çocuğun gözlerindeki berraklık içimi rahatlattı ve çılgınca atan kalbim yavaş yavaş sakinleşti.

Geri dönmüştüm.

Derin bir nefes aldım; vücudumdaki kasların yeniden canlandığını hissettim.

   [Gizli Senaryo – Yeraltı Dünyasının Kraliçesi sona erdi.]

   [Ödül olarak 15.000 jeton aldın.]

Güncellenen senaryonun ödülü de geldi. Görünüşe göre çaylak dokkaebi evrak işlerini düzgünce halletmişti.

   [Takımyıldızı ‘Şarap ve Coşkunun Tanrısı’, sağ salim dönüşünü tebrik ediyor.]

Bu dolaylı mesaj ancak gecikmiş öfkemi körükledi.
O lanet Dionysos beni Tartarus’a fırlatmasaydı, bütün bunları yaşamazdım. Az kalsın Kim Namwoon’la birlikte Tartarus’ta mahsur kalacak, ömrümü maket yaparak geçirecektim.

   [Takımyıldızı ‘Şarap ve Coşku Tanrısı’, barış istiyor.]

   [7.942 jeton² sponsor olundu.]

…7942 mi? Eski usul bir çağrı cihazı özrü mü bu?

Neyse... jeton jetondur. Bu seferlik bir şey
demiyorum.

   [Yeni bir gizli senaryo ortaya çıktı.]

Hemen kontrol ettim.


   <Gizli Senaryo – Yılan Avı>


Kategori: Gizli

Zorluk: S-

Temizleme Koşulları: Altıncı Ana Senaryo bölgesinde bulunan hedefi avla.

Süre Sınırı: Ana senaryonun sonuna kadar.

Ödüller: 80,000 jeton. En Karanlık Baharın Kraliçesi’nin güveni.

Başarısızlık: Yeraltı Dünyası’na girişinin yasaklanması.

Beklendiği gibi, Persephone’nin verdiği görev bir Gizli Senaryo şeklinde gelmişti.

   [Hedef, menzil içerisinde belirdiğinde, senaryo alarmı otomatik olarak etkinleşecektir.]

Yılan Avı.

Hedef belirtilmemişti ancak bir sonraki senaryoda hangi ‘yılanın’ ortaya çıkacağını tahmin edebiliyordum.

Yavaşça doğrulduğumda, Yoosung endişeyle sordu.

   “Ahjussi, şimdi iyi misin?”

   “Evet. İyiyim.”

   “Sangah unnie seni yakından izlememi söyledi…”

Doğru ya, bayılmadan hemen önce Yoo Sangah’tan her şeyi toparlamasını istemiştim.

   “Sangah-ssi nerede?”

Bulmak zor olmadı. Sangah biraz ileride, çıplak zeminde kıvrılmış halde uyuyordu. Uyuyan yüzüne bakınca Persephone’nin onun suretine bürünmüş hâli aklıma geldi, sebepsiz yere yanaklarım ısındı.

   “Sen uyanmadan biraz önce uyuya kaldı.”

   “Ah.”

   “Bir de eğer uyanmazsan diğerlerine haber vermemi söyledi.”

Peş peşe yaptığı açıklamalar suçluluk duygumu daha da ağırlaştırdı. Yoo Sangah’ın gözlerinin altında koyu halkalar vardı. Kendisi de muhtemelen korkunç bir akşamdan kalmalık çekiyordu.

Kahretsin, gerçekten berbat biriyim.

   “Uyandın mı?”

Biraz öteden Jung Heewon ile Lee Hyunsung yaklaşıyordu. Ter içindeki hâllerine bakılırsa şafakta idman yapmış olmalıydılar. Jung Heewon konuştu.

   “O zaman yola çıkmaya hazırlanalım.”

   “Ne yolu?”

   “Diğer herkes çoktan gitti.”

Düşününce, dün burada olan kalabalık artık yoktu.
Sordum.

   “Gece ne oldu?”

   “Altıncı Ana Senaryo için bildirim yayınlandı.”

…Şimdiden mi? Hiçbir şey söyleyemeden, gökyüzünde devasa bir cümle belirdi.

   [Tüm hayatta kalanlar, lütfen Yongsan İstasyonu’nda toplanın.]

Hemen toparlanıp yola çıktık.

Zaten Yongsan-gu’da olduğumuz için istasyona ulaşmak zor olmadı. Sangah’ı sırtımda taşıyordum. Heewon ve Hyunsung geri kalan eşyaları aldı. Gilyoung ile Yoosung birbirlerinden biraz mesafeli şekilde bizi takip ediyordu. Joonghyuk’un grubundan ise eser yoktu.

Bir süre sonra istasyona vardığımızda, ortalık şimdiden insan kaynıyordu. Seul’de hâlâ bu kadar çok kişinin hayatta olmasına inanmak zordu. Herkes havada asılı duran dev ekrana bakıyordu.

   “Ah…?”

   “Orası mı?”

Biz de ekrana baktık. Yeraltı dünyasında gördüğüm görüntünün aynısıydı.

Sık ormanlarla kaplı bir ormanlık alan ve içinden koşarak geçen canavarlar. Yakından bakıldığında dehşet vericiydiler ancak geniş açıdan bakınca devasa bir ekosistemin parçası gibi görünüyorlardı. Enkarnasyonlar da vardı. Bazıları şimdiden avlanmaya başlamış, kestikleri canavarların kafalarını kameraya doğru tutup sırıtarak poz veriyordu. Lanet dokkaebiler görüntüleri resmen bir turizm tanıtımı gibi kurgulamıştı.

Birisi mırıldandı.

   “Huh? O adam Japon değil mi?”

Yanlış hatırlamıyorsam, altıncı senaryo diğer kubbelerle birlikte yürütülen bir etkinlik senaryosuydu.

Ekrandaki adam muhtemelen ünlü Japon enkarnasyon Izumi’ydi. Tokyo Kubbesi bizden öndeydi, yani altıncı senaryoya daha erken yerleştirilmiş olmalıydılar. Hangi açıdan bakarsam bakayım, Kore kısa çöpü çekmişti.

   [Yeni bir Ana Senaryo ulaştırıldı.]


*¹Orpheus, Yunan mitolojisinde lirini çalarak insanları, hayvanları ve hatta doğayı bile büyüleyebilen efsanevi bir ozandır. En çok, ölen eşi Eurydike’yi geri almak için yeraltı dünyasına inmesiyle tanınır; müziğiyle Hades’i bile etkiler, ancak geriye bakma yasağını bozduğu için onu sonsuza dek kaybeder.

Geriye bakma yasağı, Orpheus mitinde Hades’in koyduğu şarttır: Orpheus, Eurydike’yi yeraltı dünyasından çıkarırken yeryüzüne ulaşana kadar arkasına dönüp ona bakmamalıdır. Bu yasağın anlamı, sabır ve güvenin sınanmasıdır.

*²Korecede 7.942 sayısı ‘arkadaşlar’ kelimesiyle aynı şekilde okunur.




Çeviri: Sansanson
Son Kontrol: Hono

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

115   Önceki Bölüm