117.Bölüm: 23.Kısım – Terk Edilmiş Bir Dünya (2)
Senaryonun açıklaması, mesajla birlikte zihnimde belirdi.
+
< Ana Senaryo #6 – ????? >
Kategori: Ana
Zorluk: ???
Temizleme Koşulları: ???
Süre Sınırı: ???
Ödüller: ???
Başarısızlık: ―
+
“Ha? Zorluk seviyesi ya da temizleme koşulları yok mu?”
“…Bu da ne böyle? Her şey soru işareti!”
İnsanlar panik içinde mesaj pencerelerini tekrar tekrar açıp kapatıyordu, ancak senaryo açıklaması hâlâ soru işaretleriyle doluydu. Elbette şaşırmamıştım; nedenini zaten biliyordum. Bu senaryo…
“Bu senaryo yalnızca sınırlı sayıda katılımcı tarafından yürütülebilir.”
Ses, yakınımda beliren uzun boylu, orta yaşlı bir adamdan gelmişti.
“Sen…?”
“Kim Dokja-nim, resmi olarak ilk kez karşılaşıyoruz.”
Demek bu adam da buradaydı.
Ağzımı açar açmaz, adam elini uzattı.
“Ben Jeon Ildo. Bana ‘Tarafsız Kral’ derler.”
“Kim Dokja.”
Jeon Ildo, Tarafsız Kral. Maitreya Kralı Cha Sangkyung ve Güzellik Kralı Min Jiwon ile birlikte, Mutlak Taht Yarışması’ndan sağ çıkan az sayıdaki Seul kralından biriydi. Onu iyi hatırlıyordum; yarışma sırasında tahtan kendi isteğiyle vazgeçen tek kral oydu.
“Gerek şimdi, gerekse tahta giden mücadele sırasında sergilediğiniz başarılar takdire şayandı. Sponsor takımyıldızım hakkınızda durmadan konuşup duruyor; en azından yarınız kadar adam olmam gerektiğini söylüyor.”
Jeon Ildo dostça bir gülümseme takındı. Takımyıldızı hangisiydi ki? Hiç vakit kaybetmeden yeteneğimi etkinleştirdim.
[Özel yetenek ‘Karakter Listesi’ etkinleştirildi.]
Özet versiyon, yalnızca takımyıldızı ve nitelikler.
[Özet versiyon ayarları değiştirildi.]
+
<Karakter Özeti>
İsim: Jeon Ildo
Sponsor Takımyıldızı: İki Yüzlü Uzman
Özel Nitelikler: Sözde Entelektüel (Sıradan), Tarafsız Kral (Kahraman)
+
Baktıktan sonra neden kontrol ettiğimi bile sorguladım. Elbette o takımyıldızıydı. ‘İki Yüzlü Uzman’ kulağa eski usul bir çapkın lakabı gibi geliyordu ama gerçekte bir kralın nitelendiricisiydi.
[Tarafsız diplomasi savunan bir takımyıldızı, nitelendiricisini açığa çıkarıyor.]
[Takımyıldızı ‘İki Yüzlü Uzman’, sana karşı düşkünlük gösteriyor.]
İki Yüzlü Uzman, Joseon’un usta tarafsız diplomasisiyle ün salmış Kral Gwanghae’un¹ lakabıydı. Jeon Ildo’nun niteliğinin Tarafsız Kral olması şaşırtıcı değildi.
“Daha fazlasını duymak isterim. Senaryonun yalnızca ‘sınırlı sayıda’ kişi tarafından yürütülebilmesi ne anlama geliyor?”
“Ah, demek bilmiyordunuz.”
Akıllı kralların bir şeylerin kokusunu aldığı belliydi. Yine de dinledim; bildiğim Hayatta Kalma Yolları değişmiş olabilirdi.
“Düşük seviye dokkaebiler bu sabah, gönüllülerin ayrı olarak toplanacağını duyurdu.”
“Gönüllü mü?”
“Evet. Herkesin katılması gerekmiyor ve katılmamanın da bir cezası yok—önceki senaryolar düşünülünce inanılmaz bir şey.”
Dedikleri bildiklerimle örtüşüyordu. Ekranı işaret ettim.
“Katılımcılar oraya mı gidecek?”
“Öyle duydum.”
Etrafı rahatlama fısıltıları sardı.
“Yani hepimiz gitmek zorunda değiliz?”
“Şükürler olsun. O canavarı gördüğümde neredeyse altıma yapıyordum… Neden o kadar büyük?”
Bu noktada Enkarnasyonlar üç gruba ayrıldı.
İlki, sıvışmaya çalışanlardı. Çoğu herhangi bir gruba bağlı değildi; buradan sonra idare edebileceklerini sanıyorlardı. Yanılıyorlardı. Yıldız Akışı’ndaki her senaryo bir noktada zorluk seviyesini katlanarak artırırdı ve katılmadıkları için onları korkunç bir gelecek bekliyordu.
“Eğlenceli duruyor ama.”
İkincisi, sertliğe az çok alışmış olanlardı; ekipmanlarını kontrol ediyor ya da kararlılıklarını pekiştiriyorlardı. Bir süre hayatta kalırlardı.
Ve üçüncüsü…
“Jeon Ildo-nim! Neredesiniz?”
Kalabalığın ötesinden biri seslendi. Ildo saatine baktı ve homurdandı.
“Zaman ne kadar hızlı geçti böyle?”
“Gidebilirsin. Sorun yok.”
“Hayır, tek başıma gidemem. O zaman anlamı kalmaz.”
“…Ne anlamı?”
“Dokja-nim, aslında sizi almak için geldim.”
“Beni almak mı?”
Başını salladı.
“Kralsız bir dünya.”
Bir oyuncu edasıyla konuştu, sonra etrafına göz gezdirdi. Sessizlikte üzerimize çevrilen sayısız bakışı hissettim. Hafifçe gülümseyerek devam etti.
“Yarattığınız o dünyada geride kalan krallar, gelişinizi dört gözle bekliyorlardı.”
Üçüncü grup—başkalarını kullanarak hayatta kalanlar.
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *
Jeon Ildo’nun peşinden krallar meclisine gittim. Yongsan İstasyonu’nun ortasına kurulmuş dev bir çadırın altında toplanmışlardı.
Her biri korkutucu birer enkarnasyon olan muhafızlar çadırı çepeçevre sarmıştı; kralların kendi seçkin birlikleri. Biz Shin Yoosung’la savaşırken, muhtemelen başka yerlerde canavar avlıyorlardı.
“Üzgünüm, buradan sonrası yalnızca ‘krallara’ açık.”
Nöbetçi tarafından durdurulunca grubuma baktım. Heewon ve Hyunsung anlayışla başlarını salladı.
Sırtımda taşıdığım Yoo Sangah’ı Hyunsung’a verdim.
“Bir şey olursa hemen bağır, tamam mı?”
Heewon bunu söyleyince içim rahatladı. Hafifçe gülümseyip çadırın örtüsünü araladım.
[Bu alan ses yalıtımı sağlayan bir yetenekle korunmaktadır.]
Ses yalıtımı mı? Oldukça düzgün bir düzen kurmuşlardı.
İçeride geniş, dairesel bir masa vardı. Üzerinde birkaç parça kurutulmuş et ve bisküvi duruyordu—artık lüks sayılırlardı.
Sandalyelerin hiçbiri birbirine benzemiyordu: plastik, ahşap, hatta biri koca bir kanepe sürükleyip getirmişti. Ama nerede otururlarsa otursunlar, hepsi tartışmasız birer tahttı.
“Size demiştim, grubumuzun gitmesi daha iyi olur. Kore geç kaldı. Yerleşmiş olanlarla yüzleşebileceğimizi mi sanıyorsunuz? Ancak benim grubum giderse iş değişir. Gidersem—!”
Gür, orta yaşlı bir adam sesi içeri girmemle birlikte kesildi.
Bütün krallar bana baktı.
“Son kral da geldi.”
Bunu söyleyen Güzellik Kralı Min Jiwon’ydu. Ona doğru başımı sallayıp odayı süzdüm. Yoo Joonghyuk yoktu—doğal olarak. Benim dışımda beş kral vardı:
Güzellik Kralı Min Jiwon.
Maitreya Kralı Cha Sangkyung.
Tarafsız Kral Jeon Ildo.
Gezginlerin Kralı.
…ve bir kişi daha.
Tanımadığım biri.
“Peki sen kimsin?”
“Kim Dokja.”
“Ah, sen… Hım-hım. Ben Yeouido Başkanı Yoo Hyeonho.”
Yeouido Başkanı mı? Başkan ölü olmalıydı. bu saçmalık da neydi?
“Yoo Hyeonho-ssi kral değil ama bir gruba liderlik ediyor, bu yüzden katılmasına izin verildi.”
“Kral mı? Joseon Hanedanlığı’nda falan mı yaşıyoruz sanıyorsunuz? Liberal bir demokrasideyiz, kendinize gelin!”
Özet listesini açtım.
+
<Karakter Özeti>
İsim: Yoo Hyeonho
Sponsor Takımyıldızı: Devlet İşlerinin Usta Manipülatörü
Özel Nitelikler: Yolsuz Politikacı (Nadir)
Özel Yetenekler: [Rüşvet Sv.5] [Askerî Komuta Sv.4] [Yozlaşmış Otorite Sv.6] [Kitle Hakimiyeti Sv.7]…
Bir anda hatırladım; Meclis binasında ilk senaryodan canlı çıkan politikacıydı. Normalde Yeouido canavar selinde silinip giderdi ama o şanslıydı.
+
[Takımyıldızı ‘Deniz Savaşı Tanrısı’, yozlaşmış bir Joseon yetkilisine öfke duyuyor.]
[Takımyıldızı ‘Adaletin Kel Generali’, enkarnasyon Yoo Hyeonho’dan hoşlanmıyor.]
Muhtemelen sponsoru yüzündendi. Hangi yozlaşmış yetkiliydi acaba; keşke Sangah burada olsaydı da sorabilseydim.
“Buradaki de Lee Sookyung-ssi… sözde Gezginlerin Kralı.”
Maskeli Gezginlerin Kralı bana baktı. Ben de ona baktım, ardından masaya döndüm.
“Tanışma faslı yeter. Beni neden çağırdınız?”
Ortada oturan Jeon Ildo konuştu.
“Altıncı senaryoya girecek temsilcileri seçmeyi planlıyoruz.”
Tahmin ettiğim gibi. Hyeonho devam etti:
“Altımız, Seul Kubbesi’ndeki en büyük güçlere komuta ediyoruz. Sizin grubunuz daha küçük, Dokja-ssi, ama katkınız yüksek olduğu için buradasınız— onur üyesi olarak.”
“Ah… öyle mi.”
Ne büyük bir onur. Tüm senaryo boyunca ortalıkta görünmeyen bir adamdan ne kadar da zarif bir lütuf. Konuşmayı sürdürdü:
“Barbarlığı geride bırakmanın zamanı geldi. Kısa bir süreliğine ilkel hâllerimize geri dönmüş olabiliriz ancak özümüzde, toplumsal sözleşmeye bağlı, yasa çerçevesinde yaşayan vatandaşlarız! Katılımcıları demokratik bir usulle seçmeliyiz.”
Boş laf, sosyolojiyle süslenince kulağa mantıklı
geliyordu. Min Jiwon sordu.
“Tam olarak nasıl bir usul?”
“Kontenjanları grup büyüklüğüne orantılı olarak dağıtalım.”
Jeon Ildo itiraz etti.
“Sayılara bakılırsa Yeouido en büyük grup. Bu pek adil sayılmaz.”
“Saçmalama, Ildo-ssi. Biz tek bir halk değil miyiz? Senaryo başladığında ve diğer uluslarla karşı karşıya geldiğimizde grup muhabbeti kalmaz. Düşman önümüzdeyken birbirimizle mi savaşacağız?”
Klasik bir politik laf kalabalığıydı ancak Ildo yumuşamadı.
“Kimlerin seçildiği önemli değilse, grubuna daha fazla kontenjan vermek için bir sebep yok.”
“E-hem—demokratik usule göre, daha büyük grup…”
Sıkılıp araya girdim.
“Sırf tartışmak için mi toplandık? Neden eleme yapıyoruz ki? Gitmek isteyen gitsin.”
“Aslında plan buydu ama işler değişti.”
“Değişti mi?”
Jiwon başını salladı.
“Bu senaryonun katılımcı sayısı sınırlı.”
…Sınırlı mı?
“Dokkaebiler krallara mesaj gönderdi, sanırım sana ulaşmadı.”
Tam o anda bir mesaj belirdi.
[Seul Kubbesi’nin başlangıç kontenjanı on katılımcıdır.]
[Ek kontenjanlar, görevlendirilen enkarnasyonların ilerleyişine göre verilecektir.]
Demek bu yüzden kapışıyorlardı.
Korkan enkarnasyonların aksine, krallar erken yerleşimin hayati olduğunu biliyordu. İlk kotayı kendi adamlarıyla doldurabilirlerse, ileride inisiyatif onların eline geçecekti. Bu toplantı, tam anlamıyla bir taht kapma mücadelesiydi.
“Benim grubum gidecek. Senaryo alanının Japonlarla dolu olduğunu duydum. Silla soyundan biri olarak liderliği benim almam en doğrusu.”
“Hayır, ben gitmeliyim. Baekje’nin Japonya’yla eski bağları vardı.”
“O antik Baekje’ydi. Sponsorun daha sonraki Baekje’den.”
“Lütfen, herkes sakin olsun…”
Jeon Ildo arabuluculuk yapmaya çalışsa da nafileydi. İç çektim, maskeli Gezginler Kralı’nın gözleriyle buluştum—yarı maskeli dudakları sanki ‘Sıra sende’ der gibi kıvrıldı.
Alevlenmiş krallar artık öldürme niyetiyle gerilmişti.
“Burada kendi aramızda kapışmanın bir anlamı yok.”
Tüm bakışlar bana döndü. Yoo Hyeonho öfkeyle bana baktı. Ayaklarımın altında hafif bir sarsıntı hissettim ve bir bisküvi aldım. Evet, sonunda gelmişti.
“Çünkü son ‘kral’ henüz gelmedi.”
Bisküviden ısırdığım anda çadırın bir yanı patladı ve kendini Yeouido Başkanı ilan eden adam yere çakıldı.
“Gaaah!”
Hyeonho’nun sırtına basmış hâlde bir adam duruyor, arkasında düzinelerce muhafız kanlar içinde yatıyordu.
Sevgili regresörümüz, her zamanki gibi...
Hangi tur olursa olsun, o berbat huylu tavrı hiç değişmezdi. Yırtıcı bakışları odayı taradı ve bana kilitlendi.
“Y-Yüce Kral…!”
Kralların beti benzi attı.
Yüce Kral Yoo Joonghyuk ağzını açtı.
“Şimdi, bir sonraki senaryoya kimlerin gireceğini açıklıyorum.”
+
*¹ Kral Gwanghae, Joseon Hanedanı’nın 15. hükümdarıdır (1608–1623). Japon istilalarından sonra ülkeyi toparlamaya çalışmış, iç reformlar yapmış ve dış politikada Ming Çin’i ile yükselen Mançu gücü arasında dengeci bir politika izlemiştir. Ancak saray entrikaları ve muhalefet nedeniyle darbeyle tahttan indirilmiştir.
Çeviri: Sansanson
Son Kontrol: Hono