118.Bölüm: 23.Kısım – Terk Edilmiş Bir Dünya (3)
Beklendiği gibi, itiraza zerre yer yoktu. O herif için senaryoya girecek kişileri seçmek bir tartışma konusu değil, ilan edilecek bir meseleydi.
“İtirazı olan varsa, şimdi konuşsun.”
Kan donduran öldürme niyeti durmaksızın yayılırken kim itiraz edebilirdi ki? Yoo Joonghyuk’un ezici gücünü çok iyi bilen krallar tir tir titriyordu. Direnmek akıllarının ucundan bile geçmiyordu.
Ah—bir kişi hariç.
“H-Hey! Ayağını üzerimden çek!”
Ne yazık ki kendini Yeouido Başkanı ilan eden adam, Yüce Kral’ın hikâyelerini hiç duymamıştı. Politikacılar dedikoduya gerçekten sağır olabiliyordu.
“Kim olduğunu san—Aaaaargh!”
Yoo Hyeonho, elindeki kemikler ezilirken çığlık attı.
“Elim! Elim! Koruma! Korumalarım nerede?!”
Kıvranarak yardım dilendi ancak buradaki kimse onu kurtaramazdı. Yoo Joonghyuk’un botu onu yere çivilemişti; kısa süre sonra Yoo Hyeonho boğuk bir hırıltı çıkarıp bayıldı. Sessizlik çöktüğünde Yoo Joonghyuk konuştu.
“Anlaşılan itiraz yok. O hâlde kadroyu açıklıyorum.”
Gerginlik kralların yüzlerine yayıldı. Yoo Joonghyuk gerçekten dehşet vericiydi; gücün sarkacını bir anda ele geçirmişti. Kısa bir süre içinde ‘seçenler’ tarafından ‘seçilenler’ tarafına düşmüşlerdi.
Tabaktaki kurutulmuş etten bir parça koparıp sakince sonraki sözlerini bekledim. Yanımda Güzellik Kralı Min Jiwon bana inanamaz bir ifadeyle bakıyordu.
“—Nasıl bu kadar sakin kalabiliyorsun?”
Kusura bakma ama benim durumum seninkinden farklı. Ne de olsa Joonghyuk’un bizzat ‘yoldaş’ olarak kabul ettiği biriyim. Yeminlerin bozulduğundan söz ederek beni tehdit edebilecek olsa da, o herifin bana ihtiyacı vardı.
Yoo Joonghyuk devam etti.
“İlk olarak, elbette, ben.”
…Ee, tabii. Kendi seçtiği bir kadrodan kendini neden çıkarsın ki?
Arkasında, fark edilmeden ekibi de gelmişti—Lee Jihye ve Lee Seolhwa. Endişeli gözlerle bakanlar ise Lee Hyunsung ve Jung Heewon’du. Heewon içeri dalmaya hazır görünüyordu; ben de onu bir bakışla durdurdum.
“İkinci, Lee Jihye.”
İkinci sıranın bana geleceğinden emindim; biraz şaşırtıcıydı.
Gerçi asıl yoldaşları listesinde yoktum. Beni eski yoldaşlarının önüne koyması onların duygularını incitebilirdi. Soğuk görünse de kendi adamlarını kollayan biriydi.
Sevincini gizleyemeyen Jihye, bana keskin bir sırıtış attı.
Biraz sinir bozucu...
“Üçüncü, Lee Seolhwa.”
Seolhwa başını sallayıp öne çıktı. Her isimle birlikte kralların yüzleri daha da kararıyordu; hissediyorlardı.
Bu liste, nihai liste olacaktı.
“Yedi yer kaldı. Hâlâ şansımız var.”
“Yüce Kral’ın ekibi sadece bu üç kişi, geri kalanları dışarıdan seçmek zorunda.”
“Ve kalanlar arasında en güçlüler biziz, yani—”
Düşünceleri yüzlerinden okunuyordu.
Ben mi? Endişelenmiyordum. Elbette listede olacaktım.
Kesin sıradaki kişi ben—
“Dördüncü, Lee Hyunsung.”
…Ne?
Arkalarda duran Hyunsung’un, adı yankılanınca beti benzi attı.
“B-Ben mi, efendim…?”
Onu görmezden gelen Yoo Joonghyuk, bir sonrakine baktı.
“Beşinci, Jung Heewon.”
“…Ben mi?”
Heewon’un gözleri faltaşı gibi açıldı. Ben bile beklemiyordum; herif resmen ekip arkadaşlarımı toplu halde alıyordu!
“Altıncı, Lee Gilyoung.”
“…Hı? Ben mi?”
Sonra bakışlarını Gilyoung’un yanındaki Shin Yoosung’a çevirdi.
İrkilen Yoosung, Gilyoung’un arkasına saklandı. Afallayan Gilyoung bir an tereddüt etti, ardından korurcasına önüne geçti. Joonghyuk iki çocuğu ifadesizce inceledi, sonra başını çevirdi.
“Ve…”
Sonunda bakışları bana takıldı.
Tamam, nihayet sıra bana geldi—dramatik etki için en sona saklanmışım, ha? Ana karakter şovu gerçekten iyi yapıyordu.
“Geri kalanınız kendi aranızda karar verin.”
Bisküviden bir parça yanlışlıkla soluk boruma kaçtı, öksürmeye başladım.
Joonghyuk çadırın içini şöyle bir süzdü, bana acıyan bir bakış attı ve sanki burada artık işi bitmiş gibi arkasını döndü.
Ne, bu kadar mı? Cidden mi? …Peki ya ben?
Dışarı fırladığımda çoktan uzaklaşmıştı.
Bir süre öylece durmuş olmalıyım ki sonunda Heewon temkinli bir sesle sordu.
“Siz ikiniz yakın değil miydiniz?”
Ben de öyle sanıyordum.
[Takımyıldız ‘Şeytanvari Ateş Yargıcı’, memnun bir gülümseme takınıyor.]
Jihye de aynı derecede şaşkın bir hâlde ekledi.
“Ahjussi, usta ile şafakta buluşmadın mı? Kesin listede olursun diye düşünmüştüm…”
“Ne diyorsun sen?”
“Usta, şafaktan hemen önce seni görmeye gideceğini söylemişti.”
“Tam olarak ne zaman?”
“Bir–iki gibi? Uyuyor muydun?”
Geriye doğru hesapladım. Sabah bir ile iki arası…
Yeraltı Dünyası’na gitmemden hemen önceydi.
“O saatte uyanıktım ama Joonghyuk hiç gelmedi.”
“Tuhaf. Kesinlikle gitti, hatta biraz sinirli bir şekilde geri döndü.”
“Sinirli mi?”
“Hani zavallı insanlara baktığında yaptığı o yüz ifadesi var ya? Sanki tiksiniyormuş gibi…”
Hafızamı yokladım. Yeraltı Dünyası’na inmeden hemen önce ne yapıyordum?
Ah, doğru ya. Hatırladım.
Sangah’la içiyordum. Dionysos durmadan alkol yolluyordu, ortam tuhaflaştı ve sonra… ee… evet.
[Takımyıldız ‘Şarap ve Coşkunun Tanrısı’, yaramazca sırıtıyor.]
[Takımyıldız ‘Şeytanvari Ateş Yargıcı’, sevgiyle gülümsüyor.]
[500 jeton sponsor olundu.]
İçimde karmaşık duygularla olan biteni anlattım. Ekiptekiler şaşkınlıkla bana bakarken Jung Heewon gözlerini kıstı.
“...Sangah-ssi’yi mi öptün?”
“Öyle bir şey söylemedim… Buna nasıl vardın?”
“Gerçekten Dionysos muydu? Sarhoş numarası yapmıyordun yani?”
“Dionysos’tu ve hiçbir şey olmadı.”
Heewon kuşkuyla bana baktı.
…Söylemese miydim acaba?
“Hm… Belki Joonghyuk görmüştür de ortam garipleştiği için geri çekilmiştir…”
“Yok, onun tarzı değil.”
“Sizi öpüşürken görse bile neden buna bozulsun ki—”
“Öpüşme falan olmadı.”
Homurdanırken Uriel’in mesajı havada yankılandı.
[Takımyıldız ‘Şeytanvari Ateş Yargıcı’, bunun yoldaşlık olduğunu söylüyor.]
Huiwon başını yana eğdi.
“…Yoldaşlık mı?”
Jihye kahkahaya boğuldu.
“Unnie, sponsorun buna yoldaşlık mı diyor?”
“Bu ne demek şimdi?”
“Sanırım anlıyorum.”
Hyunsung beklenmedik şekilde elini kaldırdı.
“Aslında düşününce, Dokja-ssi böyle şeylerle uğraşıyor olsaydı ben de kötü hissederdim.”
[Takımyıldız ‘Şeytanvari Ateş Yargıcı’, bu beklenmedik yoruma homurdanıyor.]
“…Eh? Neden kötü hissedersin ki, Hyunsung-ssi?”
Jihye ağzı açık kalmıştı ancak Hyunsung son derece ciddiydi. İçimden bir bombanın patlamak üzere olduğunu hissettim.
“Her senaryoda hayatımı ortaya koyuyorum. Joonghyuk’la birlikte her sabah bir sonraki senaryo için hazırlık yapıyoruz. Yoldaşlarımızı koruma niyetiyle, gün be gün acımasız antrenmanlara katlanıyoruz.”
“…Ha?”
Jihye bomboş bir ifadeyle bakarken, Heewon sözlerini tartar gibi dinliyordu.
“Böyle bir durumda, arkamı kollayan yoldaşım şehvetle kıkırdıyorsa, elbette kötü hissederdim. Hele ki sadece erkeklerden oluşan ortaokul, lise ve mühendislik fakültesinden geçmiş biri bunu görürse…”
Heewon araya girdi.
“Kimmiş sadece erkeklerden oluşan ortaokul, lise ve mühendislik okuyan kişi?”
“…Her neyse. Bu, ihanet gibi hissettirirdi.
Gözlemlediğim kadarıyla Yoo Joonghyuk son derece baskıcı; asker olmamasına rağmen akerlere yaraşır bir disipline sahip. Böyle biri, birlik disiplinini bozabilecek her şeye sert tepki verir. Yoldaşlığın çöktüğünü hisseder.”
“Şey… tamamen mantıksız da sayılmaz.”
Huiwon başını salladı.
[Takımyıldızı ‘Şeytanvari Ateş Yargıcı’, onaylarcasına başını sallıyor.]
Onları dinlerken, gerçekten böyle olabileceğini düşünmeye başladım. Hayatta Kalma Yolları’ndan bir sahne aklıma geldi; Yoo Joonghyuk’un üçüncü regresyonunu gözden geçirdim ve kanıtı buldum.
「Acınası. Bir kadın yüzünden dikkatinin dağılması.」
「Şehveti güçlü olan erkekler yoldaşım olamaz; görevi tehlikeye atarlar.」
Mesele yanlış anlamaysa, bu haksızlıktı. Öpüşmemiştik bile.
Lanet olsun; üstelik şimdi çıkıp ‘hepsi bir yanlış anlaşılma’ da diyemezdim.
“Dokja-ssi? Geri kalan üyeleri seçelim mi?”
Min Jiwon, fark etmeden yanıma gelmişti. Diğer krallar da izliyordu.
“Yüce Kral altı kişi alıyor, geriye dört kalıyor.”
“Yani aramızdan dört kişi seçmemiz gerekiyor…”
Yeouido grubu çoktan dağılmıştı; ben dâhil beş kral kalmıştı.
Kısa bir sessizliğin ardından, Maitreya Kralı Cha Sangkyung ilk konuşan oldu.
“Hım, madem sadece dört kişi kaldı, o zaman gerisi—”
“Krallar arasında bir dövüşle belirlemeye ne dersiniz?”
Bu öneri bendendi.
“Tartışmak sadece zaman kaybı. Herkes kendi takipçilerini götürmek istiyor, o hâlde düello yapalım. Kazanan, kalan tüm kontenjanları alsın.”
Krallar bakışlarını birbirleriyle paylaştı.
Birkaç saniye sonra cevap geldi.
“Kabul.”
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *
Yine ilk geri çekilen Tarafsız Kral Jeon Ildo’ydu.
“Ben kalacağım. Burada insanları düzenli tutacak birine ihtiyaç var…”
Akıllıca bir seçimdi. Senaryoda parlayamıyorsa, burada bir güç tabanı kurmak kötü değildi. Üstelik insanlar henüz farkında olmasa da, geride kalan enkarnasyonları mutlaka başka bir senaryo bekliyordu; dokkaebiler fazla heyecanı severdi, kimseyi öylece rahat bırakmazlardı.
Gezginler Kralı da elini kaldırıp geri çekildi. Diğerleri, bir rakipten kurtuldukları için hem şaşkın hem de rahatlamış görünüyordu.
Jiwon bana kendinden emin bir şekilde dedi ki,
“Geçen sefer kullandığın numara bu kez işe yaramaz.”
Mutlak Taht yarışmasını kazanmak için biriktirdiğim paraları harcadığımı biliyor olmalıydı… Evet, beni hafife alıyordu.
Rakipleri sırayla değiştirdik; iş beş dakikadan kısa sürede bitti.
“Nasıl olur… Yalnızca Yüce Kral’ın canavar gibi olduğunu sanıyordum. Nasıl bu kadar güçlendin?”
Sangkyung kanlar içinde yere serilmişti, Jiwon ise her yeri morarmış hâlde soluk soluğa bu sözleri söyledi. Açıkçası en başından böyle yapsaydık daha kolay olurdu.
Omuz silktim.
“On kişi sadece ilk tur kotasıydı. Biraz bekleyin, ikinci kota da yakında açılır.”
“…Peki. Dört kontenjan kazandın. Kimleri alacaksın?”
“Biri benim, diğeri de şu çocuk.”
Bakışımı fark eden Shin Yoosung’un yüzü aydınlandı; geride bırakılmaktan korkmuş olmalıydı.
“Geriye kalan iki kişi içinse… aklımda bazı isimler var.”
“Ben değilim, değil mi?”
“Hayır, Jiwon-ssi, sen değilsin.”
“…Anladım.”
Üzerindeki tozu silkerek ayağa kalkan Jiwon, uzaklaştı. Morali bozuk krallar da birer birer dağıldı. Grubuma döndüm.
“Önden gidin. Halletmem gereken bir iş var. Az sonra istasyonun önünde buluşalım.”
Başlarıyla onaylayıp ayrıldıklarında, az önce kaynayan çadır bir anda boşaldı.
Bir süre sonra, sonunda geriye yalnızca iki kişi kaldık: maskeli kadın ve ben. İlk o konuştu.
“Görünüşe bakılırsa epey arkadaş edinmişsin.”
Son ana kadar tereddüt ettim—onunla konuşmalı mıydım, yoksa tanımıyormuş gibi yapıp gitmeli miydim?
Ancak cevap en başından belliydi. Bir sonraki senaryo için gerekli kişiyi elde etmek istiyorsam, ondan yardım istemek zorundaydım. Yavaşça nefes alıp Gezginlerin Kralı’na döndüm.
“Uzun zaman oldu, anne.”
Çeviri: Sansanson
Son Kontrol: Hono