Yukarı Çık




127   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   129 

           
128.Bölüm: 25.Kısım – Tanrıyla Yüzleşenler (1)


Veronica Kalesi’ne vardıktan sonra grup bir gün boyunca dinlendi.

Ertesi sabah, şafak söker sökmez uyanan ilk kişi bendim. Planımı ekibe bildirdim ve kalenin girişinde durdum. Hyunsung bana bir soru sordu.

   “Yoksa tek başına gitmeyi mi düşünüyorsun?”

   “Tek başıma değil. Şu ikisiyle gideceğim.”

Han Sooyoung ile Asuka Ren’i işaret ettiğimde Jihye homurdandı.

   “Öylece bırakıp gidersen biz ne yapacağız, ahjussi?”

   “Sen ve Hyunsung-ssi Veronica Kalesi’ni savunacaksınız. Güncellenen senaryoyu kontrol ettin, değil mi?”

   “Senaryo süresi bitene kadar Veronica Kalesi’ni savunmayı mı diyorsun?”

   “Doğru. Göreviniz bu.”

   “Ama—”

   “Söylediğimi yap yeter.”

   “…Peki.”

Hemen Hyunsung’a döndüm.

    “Gong Pildu burada ama yalnızca Silahlı Kale ile gelen Felaketleri durdurmak zor olacak. Üzerine yıkıyormuşum gibi olduğu için üzgünüm…”

   “Savunma benim uzmanlık alanım, merak etmeyin.”

Kendinden emin sözleri içimi rahatlattı ama bunun kolay olmayacağını biliyordum. Dışarıdan basit bir görev gibi görünse de, bu senaryoda geride kalmanın benimle gelmekten çok daha zor olduğu gerçeği değişmiyordu.

   “Birinci dalga katılımcıları ya da Yılan ortaya çıkarsa, hiçbir koşulda doğrudan çatışmaya girmeyin. Veronica’yı terk etmek pahasına bile olsa kaçmalısınız. Bana bunu vaat edebilir misin?”

   “Söz veriyorum.”

Onların görevi, ben dönene kadar bu kaleyi tutmaktı. Lee Gilyoung ve Shin Yoosung’a da sıkı talimatlar verdim.

   “Olabildiğince çok böcek ve canavar güvence altına alın. Göreviniz zaman kazandırmak.”

Gilyoung ile Yoosung başlarını salladı.

   “Kuzeye, ormanın içine giderseniz Barış Diyarı’na özgü pek çok canavar türü bulursunuz. Vakit buldukça oraya gidin ve canavarları ehlileştirin.”

   “Tamam, hyung.”

   “Anlaşıldı, ahjussi.”

Canavarların sayıca artması, az da olsa Felaketlerle aradaki güç farkını kapatmaya yardımcı olacaktı. Ayrıca bu süreçte çocukların ustalığı da kayda değer biçimde artacaktı.

Veronica Kalesi’nden hemen ayrıldım. Ekibin bizi uğurlayışını arkadan izleyen Sooyoung konuştu.

   “Peki nereye gidiyoruz?”

   “Doğudaki kayalık bölgeye.”

Asuka Ren araya girdi.

   “Japonlar o bölgeyi çoktan ele geçirdi.”

   “Biliyorum.”

Bakışlarımı doğrudan Asuka Ren’e çevirdim.

Yumuşak dalgalarla kesilmiş kısa saçlar. Sanki kendini adamış bir manga çizeri tarafından özenle çizilmiş gibi net ve cesur yüz hatları. Sadece güzel olmanın ötesinde, yüzü bir savaşçının dürüstlüğünü yansıtıyordu.

   “Bu yüzden seni yanıma aldım.”

   “Bana güveniyor musun?”

   “Hayır. Sadece hayatını kurtarmanın borcunu tahsil etmek istiyorum.”

   “…Anlıyorum.”

Böyle konuşmak gönlünü kazanmaya çalışmaktan daha kolaydı. Nitekim Ren düşünceli bir hâl aldı. Bu düşünme hâli sona erdiğinde, muhtemelen ciddi biçimde bilgi vermeye başlayacaktı.

Ovaları titizlikle tarayarak kayalık bölgeye doğru ilerledik.

Tahmini yolculuk süresi iki gündü ama hızlanırsak bir günde kat edilebilecek bir mesafeydi. Sooyoung sordu.

   “Peki plan ne?”

Omuz silktim ve boşluğa baktım. Bir senaryo aldıysam, Sooyoung da mutlaka almıştı. Yani neye baktığımı biliyordu.

+


   [Karşılaşılan Meşhur Felaketler (1/2)

   –Felaketlerin Kralı, ??????

   –Tahtı Ele Geçirmeyi Düşleyen Felaket, Yamamoto Hajime (Bin Yıllık Yüz Bacaklı Yaratık).]


+

   [Felaketlerin Kralı’nı bul ya da yeni ipuçları topla.]

   “Felaketlerin Kralı’nı bulmayı mı planlıyorsun?”

Beklendiği gibi, Sooyoung hemen kavradı.

   “Senaryo bu hâle geldiyse, onu öldürmeden bitmeyecek.”

   “Hm, yani baştan boss’u avlayıp işi bitireceksin, öyle mi? Hırslı bir hedef. Hoşuma gitti.”

Tam o sırada Asuka Ren araya girdi.

   “…Felaketlerin Kralı’nın kim olduğunu gerçekten biliyor musun?”

   “Bundan sonra onu bize sen anlatacaksın.”

Ren sadece gözlerini hafifçe indirdi, cevap vermedi. Belli ki içinde pek çok şeyi tartıyordu. Bize güvenip güvenemeyeceğini. Konuşmaya karar verirse nereden başlaması gerektiğini.

Ama sabrım pek yoktu. Konuşmayacaksa, onu konuşturmanın başka yolu kalmıyordu.

   “Yüz Şeytan Kralı Izumi Hiroki neden Felaketlerin Kralı oldu?”

Soruyla sarsılan Asuka Ren, bir süre ağzını açıp kapadı ancak kelimeleri bulamadı.

   [Felaketlerin Kralı’nın kimliğini kendi başına çözdün.]

   [Bazı takımyıldızları olağanüstü çıkarım yeteneğinden etkilenerek sana 500 jeton sponsor oldu.]

Izumi Hiroki, Yüz Şeytan Kralı.

Sonraki regresyonlarda Izumi, Joonghyuk’un destekçisi ve Japon tarafında da yetkin bir Kral’dı. Erken senaryoları mükemmel sonuçlarla temizlemiş, Mutlak Taht’ı ele geçirerek Tokyo Kubbesi’ni birleştirmiş bir adamdı.

Ve o adam, bir Felaket olmayı seçmişti.
Bu, Hayatta Kalma Yolları’nın orijinal erken gidişatında yaşanmamış bir şeydi.

   “Bunu nereden biliyorsun…?”

   “Nasıl bildiğim önemli değil. Şu an bunu düşünecek vaktimiz yok.“

İç çektikten sonra Ren sonunda bir karar vermiş gibi ağzını açtı.

   “…Izumi’nin o hâle gelmesinin sebebi benim. Küçük insanlarla savaşmayı reddettim.”

   “Demek Boyutlararası Verici’ye ‘küçük insanları öldürmeyin’ yazan sendin.”

Ren başını salladı.

   “Muhtemelen biliyorsundur, buradaki küçük insanları öldürmek Dünya’da yaşadıklarımızı tekrar etmekten ibaret.”

   “Herkes bu fikre katılmamıştır.”

   “İlk karşı çıkan liderdi. O yüzden tam tersini söyleyen bir verici gönderdi. Bu senaryoyu Felaketler tarafında tamamlamak istiyordu.”

Bir an duraksadıktan ardından Ren ekledi.

   “Daha doğrusu, grubun çoğu da böyle düşünüyordu.”

Bu gayet doğaldı. Senaryoyu kolayca bitirmenin ve ödül almanın bir yolu vardı. Karşılığında kazanacakları tek şey, küçücük bir suçluluk duygusuydu. Felaketler tarafını seçerlerse, bu senaryo Dünya’dakilerin herhangi birinden daha kolay olacaktı. Han Sooyoung alaycı bir tonla konuştu.

   “Yani yoldaşlarını mı öldürdün? Ne kadar da takdire şayan bir adalet duygusu.”

Ren hiçbir şey söylemedi ama sonuç ortadaydı. Küçük insanları korumak için yoldaşlarıyla savaşmıştı. Ve kendisi de bir küçük insana dönüşmüştü.

   “Gerçekten tuhafsın. Yoldaşların Felaket olmuş olsa bile, küçük insanlardan daha değerli değil miydi?”

   “Şey…”

Neden böyle davrandığını biliyordum ama üzerine gitmedim. Önce öğrenmem gereken başka bir şey vardı.

   “Izumi Mutlak Taht’ı kullandıysa, ortada bir çatışma olmaması gerekirdi.”

   “Mutlak Taht’ın gücü, çoktan Felaket’e dönüşmüş olanlar üzerinde pek işe yaramıyordu.”

O anda her şeyi kavradım. En azından bu senaryoda Kore ya da Japonya gibi ulusal kavramların hiçbir anlamı yoktu. Burada yalnızca iki taraf vardı: küçük insanlar ve Felaketler. Bu taraflardan birini kontrol etmenin tek yoluysa, o tarafın Kralı olmaktı.

   “Izumi küçük bir insanı öldürdü.”

   “…Evet.”

Yani Izumi Hiroki seçimini yapmıştı.

   「“Felaketlerin Kralı olacağım.”」

Asuka Ren’i ve yoldaşlarını kurtarmak, aynı zamanda Felaket’e dönüşmüş yoldaşlarını kontrol altına almak için, Yüz Şeytan Kralı bu dünyanın bir Felaketi olmayı seçmişti.

   “Izumi Mutlak Taht’ı kullanmaktan nefret ederdi ama büyük bir karar aldı.”

   “Onu bayağı iyi tanıyor gibisin.”

   “Hakkında birkaç şey duydum. Ancak sonrasında ne oldu? Hâlâ hayatta olduğuna bakılırsa, tahtın emri işe yaramış olmalı.”

   “Emir devreye girdi. Ama…”

Asuka Ren, iki kolunu omuzlarına dolayarak titredi. Bir şey hatırladıkça dudakları aralıklı olarak titriyordu. Düzgün anlatamayacak gibiydi, bu yüzden yeteneğimi etkinleştirdim.

   [‘Her Şeyi Bilen Okuyucunun Bakış Açısı 2.Aşama’ etkinleştirildi!]

   [Anlayışın yetersiz olduğu için yalnızca düşünce parçacıklarını okuyabilirsin.]

   「“I-Izumi-san? Ne oluyor?!”」

İzumi’nin tüm bedeninden şeytani enerji taşıyordu. Mutlak Taht’ın gücü açıldığı anda, gözleri yavaşça geriye doğru kaydı. Sekiz uzun boyun Izumi’nin sırtını yararak karanlık gökyüzüne fırladı. Ağzından köpükler gelen Izumi bağırdı.

    「 “Kaçın! Millet, benden uzak durun…”」

Anı parçası orada kesildi. Gölgelerin içine gömülen Izumi, çevresindeki onlarca metreyi harabeye çeviriyordu. Bu, Asuka Ren’in Izumi’yi son görüşüydü. Ve şaşırtıcı bir şekilde, o hâli benim başından beri aradığım belirli bir hedefe fazlasıyla benziyordu. Asuka Ren titreyen bir sesle devam etti.

   “Onu öldürmenin bir yolu yok. Anlaşma yaptığı takımyıldızının kim olduğunu bilseydin…”

   “Sekiz Başlı Hükümdar.”

Asuka Ren, dehşete kapılmış bir hâlde sarsıldı.
Bu çok doğaldı. İlk dalga girenlerden biri olarak, Sekiz Başlı Hükümdar’ın nasıl bir varlık olduğunu gayet iyi biliyordu.

Sekiz Başlı Hükümdar. Kısaca Yılan.

   “Görünüşe göre bu niteleyiciyi bir yerlerden duymuşsun ama o aslında—”

   “Gerçek adını da biliyorum. Yamata no Orochi, değil mi?”

Sözlerimle birlikte gökyüzü bir anlığına karardı ve uzaktan gök gürültüsü koptu. Sanki o varlık adını duymuş gibiydi. Bir takımyıldızının gerçek adında bu denli büyük bir güç vardı.

   “Orochi mi? Japon mitlerindeki canavarın adı değil mi bu?”

   “Evet.”

   “İnanılmaz derecede güçlü bir takımyıldızı.”

Sooyoung, Asuka Ren’e bakıp alçak sesle fısıldadı.

   “Peki o herifin asıl takımyıldızı gerçekten o muydu?”

Başımı salladım. Orijinal üçüncü regresyonda, Izumi Hiroki’nin takımyıldızı Yılan Avcısı’ydı. Kurduğum strateji de bu varsayıma dayanıyordu. Ancak beklenmedik şekilde, Yılan Avcısı olması gereken takımyıldızı, Yılan’ın kendisi olmuştu.

   “Bu iş biraz sıkıntılı olacak.”

Çünkü sıradan bir enkarnasyon değil, Japonya’nın en güçlü enkarnasyonu Yılan’ın enkarnasyonu hâline gelmişti. Bu Felaketlerin Kralı, Joonghyuk’un tüm regresyonları arasında bile en güçlülerinden biri olacaktı. Üstelik diğer regresyonlardan farklı olarak, Yılan Avcısı’ndan yardım bekleme şansımız da yoktu.

   “Sekiz Başlı Hükümdar, enkarnasyonlarla ruh sözleşmesi yapan bir varlıktır. Başlangıçta büyük bir güç verir, ama karşılığında zamanla enkarnasyonun bedeninin kontrolünü ele geçirir… Görünüşe göre bu senaryoda işler ters gitmiş.”

Sözlerimi dinleyen Asuka Ren’in ağzı açık kaldı. Başka bir ülkeden gelen bir enkarnasyonun, kendi ülkesine dair bu kadar şeyi bilmesine şaşırmaması mümkün değildi. Han Sooyoung alaycı bir sesle konuştu.

   “Gördün mü? Takımyıldızı sözleşmeleri konusunda dikkatli olman gerektiğini söylemiştim.”

Gerçi Abisal Kara Alev Ejderhası’nın peşindeyken bunu söylemen pek de sana düşmüyor ya.

   “Hadi gidip şunu düzeltelim. Mutlak Taht da onda olacak. Yakaladığımız an iş biter.”

  “Şu anda onu yakalayamayız. Senaryo zorluğu beklediğimden çok daha arttı, o yüzden biraz hazırlık yapmamız gerek. Kayalık bölgeye gitmemizin sebebi de orada buluşmamız gereken birinin olması.”

   “Buluşacağımız biri mi? Kim… Joonghyuk mu?”

   “Joonghyuk’tan bile daha güçlü biri.”




Çeviri: Sansanson
Son Kontrol: Hono

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

127   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   129