Yukarı Çık




129   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   131 

           
130.Bölüm: 25.Kısım – Tanrıyla Yüzleşenler (3)


Çoğu enkarnasyon, Yıldız Akışı’ndaki en güçlü varlıkların takımyıldızları olduğunu düşünür.

Tüm hikâyelerin zirvesinden dünyayı izleyen varlıklar.

Daha önce de söylediğim gibi, takımyıldızlarına karşı koyabilenler yalnızca takımyıldızlarıdır.

…Ancak bu, bütün gerçek değildir.

Takımyıldızı olma vasfına sahip olmalarına rağmen o yolu reddedip şeytani sanatların zirvesine ulaşan şeytan krallar vardır. Doğuştan canavar ırklarının tepesinde hükmeden ejderhalar da vardır.

Peki ya insanlar?

Ne şeytanların yolunu yürüyen ne de insanlık dışı varlıkların yoluna sapan insanlar, takımyıldızlarına karşı durabilecek bir seviyeye ulaşabilir mi?

Bu sorunun cevabı, gözlerimin önünde duruyordu.

   [İlginç. Başka bir gezegen uğruna kendi varoluşunu terk eden biri.]

Kyrgios, tek bir bakışta kimliğimi çözmüş gibiydi. Yanımda baygın yatan Asuka Ren’e baktı ve tekrar konuştu.

   [Cesaretini göz önünde bulundurarak bu seferlik görmezden geleceğim. Yoldaşını al ve kaybol.]

Geri dönenler. Yıldız Akışı’nın lütufları altında doğmuş, insanlığın ötesine geçmiş özel yetenekli varlıklar.

Onların arasında Kyrgios Rograim, bambaşka bir istisnaydı.

Geri dönenler arasında bile böylesine ezici bir güç kazanmış, dokkaebilerin yarattığı senaryoların çekim alanının dahi ötesinde bir statüye ulaşmış bir varlık.
Hayatta Kalma Yolları boyunca bu seviyede olan geri dönenlerin sayısı ondan bile azdı.

   “Size söyleyecek bir şeyim var.”

Bir anda çevremizdeki tuhaf kaya oluşumlarının tamamı aynı anda titredi. Aşkın bir varlık, varlığını açıkça hissettiriyordu. Takımyıldızı seviyesinde bir mevcudiyet, sırf varlığıyla bile ölümlüleri yok edebilirdi.

   [Benimle konuşabilecek konumda olduğunu mu sanıyorsun?]

Vücudumda ne kadar nem olduğunu o an fark ettim. Sırtım bir anda terden sırılsıklam olmuştu.

   [Ne cüretle… beni, Paradoksun Beyaz Yıldırımı’nı kendine denk görürsün?]

Güçlüydü. Bir ölümlünün, üstelik küçük insanlardan birinin, bu kadar güçlü olması tüylerimi diken diken etti.

   [Özel yetenek ‘Dördüncü Duvar’ etkinleştirildi!]

Ama bir duvarım vardı. Duvarın ötesindeki varlık ne kadar korkunç olursa olsun, o duvarı aşamadığı sürece bana zarar veremezdi.

   [Karakter ‘Kyrgios Rograim’ sana karşı merak duyuyor.]

O sırada Kyrios, tuhaf bir şey fark etmiş gibi göründü.

   […İlginç. Başka bir üst düzey varlık tarafından mı korunuyorsun?]

İlgisi tuhaf bir yöne kaymadan önce ağzımı açtım.

   “Kyrgios. Bu dünyanın yardımınıza ihtiyacı var.”

Kyrgios’un ifadesi hafifçe değişti.

   [Bu yüzden mi beni arıyorsun?]

   “Evet.”

   [O küçük olan da aynısını söylemişti…]

Tam o anda, o küçük olan cevap verdi.

   [Küçük gezegenin küçük takımyıldızı, Kyrgios Rograim’e gözleri dolu dolu bakıyor.]

   [Küçük gezegenin küçük takımyıldızı, Kyrgios Rograim’e 10 jeton sponsor oldu.]

Rahatsız olmuş gibi görünen Kyrgios kaşlarını çattı.

   [İhtiyacım yok.]

   [Küçük gezegenin küçük takımyıldızı derin bir şok yaşadı.]

Gökyüzünden birkaç damla yağmur düştü.

   […Her dünyanın bir yok oluş zamanı, her hikâyenin de bir sonu vardır. Bu gezegen için o zaman geldi.]

Uzağa bakarken Kyrgios’un gözlerinde tek bir duygu bile yoktu.

Ama biliyordum. İnsan her şeye karşı hissizleşse bile, hiçbir varlık kendi inşa ettiği hikâyenin bağlarından tamamen kaçamazdı.

   “O zaman neden geri döndünüz? Barış Diyarı’nı çok uzun zaman önce terk etmiştiniz.”

   [Bir şey beni çağırdı.]

Hem Kyrgios’un hem de benim bakışlarım, yere yığılmış Asuka Ren’e yöneldi. Kyrgios’un ne hissettiğini az çok anlayabildiğimi düşündüm.

   “Kendinizi kandırmayın. Evinizi korumak için geri geldiniz, değil mi?”

   [Bu yerle ilgili hiç iyi anım yok. Bu gezegen…]

   “Zayıf doğmanıza neden olduğu için mi?”

Kyrios’nun bakışları ilk kez dalgalandı.

   “Size lanetli bir beden veren, lanet olası anavatanınız burası diye mi?”

   [Sözlerine dikkat etsen iyisi olur. Son kez söylüyorum. Defol. Üçüncü bir uyarı olmayacak—]

   “Korkuyor musunuz?”

   [Ne?]

   “Korkuyor musunuz diye sordum. Dünyanızı talan eden o takımyıldızlarından, o sinsi yılandan kork—”

Kugugugugugu!

Tüm bedenimi ezen bir baskı, gözlerimin yerinden fırlamasına ramak kalmıştı.

   [Ölmek istiyorsan, sana ölümü bahşederim.]

Nefes nefese kalmışken bile konuşmayı bırakmadım.

   “Buraya neden geldiğiniz konusunda yalan söylemeyin.”

   [Takımyıldızı ‘Altın Başlığın Esiri’, Kyrgios Rograim’in davranışını onaylamıyor.]

   [Takımyıldızı ‘Şeytanvari Ateş Yargıcı, Kyrgios Rograim’in adalet anlayışını kınıyor.]

   [Takımyıldızı ‘Cennetin Kâtibi’, Kyrgios Rograim’in senaryoya müdahalesini sert biçimde azarlıyor.]

Arka arkaya beliren dolaylı mesajlarla birlikte Kyrgios’un ivmesi bir anda sarsıldı.

   [Tuhaf tipler peşine takılmış. Maymun Kral ve hatta bir başmelek mi? Ne garip. O gururlu varlıklar bile…]

Dudaklarımda biriken kanı tükürüp ağzımı yeniden açtım.

   “Beni dinleyin. Bu gezegenin sonunu görmek için gelmediniz mi?”

   [Bu gezegene yardım edemem.]

Tssssst.

Mavi kıvılcımlar bedeninden sıçradı. Bir olasılık fırtınası. Az önce o iki Rüzgâr Gölge Birliği üyesini öldürmesinin bedeliydi. Senaryonun gereği olarak çağrılmış bir varlık olmadığı için, gökteki takımyıldızları kadar olmasa da güçlü olasılık kısıtlamalarına maruz kalıyordu.

Kyrgios, elinin üzerinde çakan kıvılcımları yumruğunda sıktı ve konuştu.

   [Olasılık bedelini yüklenerek ilk hamleyi yaparsam, bu yalnızca gezegenin yıkımını hızlandırır.]

Ne demek istediğini anlıyordum. Takımyıldızı düzeyindeki varlıklar için olasılık, bir terazi gibiydi. Taraflardan biri yeterli olasılık olmadan hikâyenin akışını değiştirirse, Yıldız Akışı’nın yasaları o teraziyi zorla dengelemeye çalışırdı.

   [Senaryoya müdahale edersem, senaryoyu izleyen diğer takımyıldızları da harekete geçmek için olasılık kazanır. Bu yüzden yapabileceğim tek şey… vatanımın son anlarına tanıklık etmek.]

Hatırlıyordum. Bu, bildiğim Kyrgios Rograim’in gerçek yüzüydü. Vatanını terk eden, sayısız sınavı aşan ve geri dönen biri. Ancak bu kadar güçlü olmanın bedeli, artık vatanını kurtaramayacak olmasıydı.

İşte Paradoksun Beyaz Yıldırımı, Kyrgios Rograim.

   “Doğrudan harekete geçmenize gerek yok.”

Ancak burada geri adım atacaksam, Kyrgios’la buluşmaya hiç gelmezdim.

   “Göklerin iradesi sizden bir mürid hikâyesi talep ediyor olmalı, değil mi?”

Bu kez soğukkanlı Kyrgios bile afallamış görünüyordu.

   “Beni müridiniz olarak kabul edin. Vekiliniz olup Barış Diyarı’nın Felaketlerini yeneceğim.”

Ama bu şaşkınlık sadece bir an sürdü.

   […Dışarıdan gelenleri mürid olarak almam. Ayrıca gücümü miras alacak niteliklere de sahip değilsin.]

Gururum biraz incinmişti. Burada benim yerimde Yoo Joonghyuk olsaydı, Kyrgios onu hiç tereddüt etmeden müridi olarak kabul eder miydi?

   “Peki bu beni yeterli kılmaz mı?”

Yakındaki bir ağaç dalını elime aldım.

Kiiiiing!

En Saf Yıldız Enerjisi’nin manası tamamen emildi ve kılıcımın ucundan parlak dalgalar halinde titreşen mavi mana fışkırdı. Güç hâlâ yetersizdi ama o seviyeye ulaşıldığını göstermek için fazlasıyla yeterliydi.

Kyrgios’un gözleri yavaş yavaş şaşkınlıkla doldu. İkinci senaryo biter bitmez satın aldığım ilk gizli yetenek. En Saf Yıldız Enerjisi, Kyrgios Rograim’in nihai imza tekniğinin ta kendisiydi.

   “Kendimi tekrar tanıtayım. Beyaz Saflık Klanı’nın dış müridi Kim Dokja, okulunun büyüğünü selamlıyor.”

Kyrgios kararını tam iki saat sonra verdi. Bedenini saran beyaz yıldırım enerjisini serbest bırakarak, insan sesiyle konuştu.

   “Ben ayrıldıktan sonra Beyaz Saflık Klanı yok olmuştu. Hâlâ mürid kaldığını bilmiyordum.”

Sırf bunu söylemek için birini iki saat ayakta bekletmek…

Yıldız Akışı’nın güç merkezlerinin, uzun yıllar boyunca benliklerini koruyabilmek için kendi zaman akışlarında yaşadıkları söylenir. Belki de doğrudur.

   “Güzel. Seni müridim olarak kabul ediyorum.”

Kyrgios, En Saf Yıldız Enerjisi’ni nasıl öğrendiğimi ya da onun gizli geçmişini nereden bildiğimi sormadı.
Ve böylece eğitim başladı.

      * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * 

「… Kyrgios Rograim, bir dövüş sanatları dünyası geri döneniydi. Küçük insan olmasının doğuştan gelen sınırlamalarına rağmen, eşi benzeri görülmemiş bir gayret gösterdi ve Sistem’in yardımı olmadan dövüş sanatlarında ustalaşarak türünün sınırlarını aştı.

<İlk Murim Dünyası>’na yükseldikten sonra mutlak bir usta olarak hüküm sürdüğüne dair efsaneleri hâlâ pek çok biçimde anlatılır. Kendinden uzun olan tüm Şeytani Tarikat üyelerini katlettiği zaman ya da boyuyla alay eden bir ittifak liderinin erkekliğini kestiği olay gibi. Bunların arasında en meşhuru ise Göğü Yaran Kılıç Azizi’yle olan bağlantısıdır…」

   “…Telefonun da seninle birlikte mi küçüldü?”

Han Sooyoung’un yaklaşan sesiyle telefonu kapatıp ayağa kalktım.

   “Altuzay ceketine koyunca böyle oldu.”

   “Kahretsin, hep iyi şeyleri sen kapıyorsun.”

Homurdanan Han Sooyoung, Rüzgâr Gölge Birliği’nden başarıyla sıyrılıp yanımıza katılmıştı. Ölü numarasının yine işe yaradığını söyledi; daha önce beni de kandırdığı için buna inanmak zor değildi.

   “İlk Murim Dünyası’nın en güçlüsünün Barış Diyarı’ndan çıkacağını hiç düşünmezdim.”

   “Mutlak anlamda en güçlüsü olup olmadığı tartışmalıydı ancak en yakın olan oydu. Onu biliyor muydun?”

   “Adı erken bölümlerde de geçiyor. Ama kendisini ilk kez yüz yüze görüyorum.”

   “Benim için de öyle. Şimdilik Ren’in yanında bekle.”

Tuhaf kaya oluşumları bölgesindeki formasyon tekniği içinde Kyrgios’un öğretilerini alıyor, dövüş sanatlarını öğreniyordum.

Amacım, iki hafta içinde Kyrgios’nun gizli nihai tekniğini öğrenip Veronica Kalesi’ne dönmekti. Orijinal hikâye akışına göre Sekiz Başlı Hükümdar da o sıralarda tüm kaleyi ezip geçmeye gelecekti.

Elbette işler bu kadar kolay ilerlemezdi. Kyrgios’nun bana eğitim vermeye başladığı ilk gün, yaptırdığı şey şuydu:

   “Şunları tak.”

Kyrgios’nun fırlattığı şeyler Barış Diyarı demirinden yapılmış bileklikler ve halhallardı. Büyük bir ganimet sanıp hevesle üzerime taksam da…

   [Metalik Eğitim Prangaları bedenini kısıtlıyor.]

Lanet olsun. Aniden Dayanıklılığım birinci seviyeye düşmüş gibi hissettim. Tüm bedenim, sanki ağır bir gribe yakalanmışım gibi ağırlaştı. Yüz ifademi gören Kyrgios konuştu.

   “Bunlar en hafif olanları. Bu hâlde, az önce öğrettiğim şeyi bir milyon kez tekrar edeceksin.”

   “…Bir milyon kez mi?”

   “Evet, bir milyon kez. Gösterdiğimi düzgünce izledin, değil mi?“

İzlemiştim. Kyrgios önümde dimdik durdu, sonra kılıcını boşluğa doğru basitçe ileri savurdu. Temel bir saplama duruşuydu.

   “Neden böyle bir şeyi—”

   “Beyaz Saflığın tüm dövüş sanatları buradan başlar. En küçük noktayı açmaktan. Son derece yoğunlaştırılmış ve bastırılmış tek bir noktadan, evren başlar.”

   “…Anlıyorum.”

Ne dediğine dair zerre fikrim yoktu.

   “Senin gibi büyük doğan ırklar, küçük olmanın anlamını bilmez.”

Bunu duyunca aklıma bir şey geldi. Hayatta Kalma Yolları’nın kurgusuna göre Kyrgios’un boyuyla ilgili bir kompleksi vardı.

   “İnsanlar da pek büyük sayılmaz.”

   “Evet, tam olarak söylemeye çalıştığım da bu. Nihayetinde kozmik bir bakış açısından tüm varlıklar toz zerresinden ibarettir. O hâlde küçük insanlara ‘küçük’ demek yanlıştır. İnsanlar da küçük insanlar da eninde sonunda sadece tozdur.”

Kendi küçüklüğünü kozmik ölçekte gerekçelendiriyormuş gibi geliyordu.

   “Ama büyük tozla küçük toz farklı değil mi?”

   “Önemli olan tozun büyüklüğü değil, evrenin büyüklüğüdür. Varlık yalnız bir zerre bile olsa, algıladığı dünyanın genişliğine göre konumu değişir. Hatta tam tersine, ne kadar küçük olursan evrenin kökenine o kadar yakın olursun; bu yüzden özü kavramak açısından aslında daha avantajlıdır.”

Kulağa etkileyici geliyordu, ben de oyuna geldim.

   “Aha.”

   “Anlıyor musun?”

   “Peki bunun saplamayla ne ilgisi var?”

Kyrgios bana küçümseyen bir bakış attı.

   “…İşte bu yüzden büyük doğanlardan hiç hoşlanmam. Sadece düzgünce sapla.”

Bu sözleri söyledikten sonra Kyrgios ortadan kayboldu.

Hayal kırıklığına uğramış gibiydi. Haklıydı da. Rüzgârın Yolu’nda kabiliyetimin ne kadar berbat olduğu zaten fazlasıyla kanıtlanmıştı. Dövüş sanatlarını gerçekten düzgün öğrenmeye kalksam, iki hafta değil, belki onlarca yıl gerekirdi.

Kyrgios’un acımasız eğitimi bundan sonra da devam etti. Mesela üçüncü gün aldığım övgü şuydu:

   “Düzgün yap. Zayıf doğduysan, en azından çok çalışmaya gayret etmen gerekmez mi?”

Beşinci gündü galiba. Her neyse.

   “İşte bu yüzden iri cüsseli doğanlar…”

Kyrigos’un büyük doğanlara olan nefreti kelimenin tam anlamıyla göklere uzanıyordu. En akılda kalıcı sözü ise eğitimin yedinci gününde geldi:

   “Neden bir böcek olarak doğmadın? Hamam böceği bile senden daha iyi öğrenirdi.”

   “Öyle bir hamam böceği varsa, ustam olarak kabul etmek isterim.”

   “Canına mı susadın?“

Ve nihayet, ikinci haftanın akşamında… Binlerce saplamadan sonra yorgunluktan yere yığıldım.

   “Sen…”

Hâlâ tekniği öğrenememiştim. Kabiliyetimden fazlasıyla hayal kırıklığına uğramış olan Kyrgios, bana acıyan gözlerle bakıyordu.

   “En Saf Yıldız Enerjisi’ni nasıl öğrenmeyi başardığını gerçekten merak ediyorum.”

   “Sırlarla dolu bir kitabı itinayla okudum, sonra da kendiliğinden oldu.”

Yalan değildi; sonuçta Hayata Kalma Yolları’nı gerçekten itinayla okumuştum. Her zamanki gibi söylenmesini bekliyordum ama Kyrigos’un ifadesi garipti.

   “Ne büyük laf… Bu zavallı derecede zayıf bedenle, çok geçmeden paramparça edilip dağılacaksın.”

   “Endişenizi göstermek için ne şiddetli bir yol.”

   “Beyaz Saflığın itibarını lekeleyeceğinden endişeleniyorum.”

Kyrigos dürüst değildi. Hayatta Kalma Yolları’nda da her zaman böyleydi.

   [Karakter ‘Kyrgios Rograim’ üzerindeki anlayışın arttı!]

Güneş, ıssız, tuhaf kaya oluşumlarının bulunduğu dağların üzerinden batıyordu. Kyrgios, benden biraz daha yüksek bir taş kule üzerinde bağdaş kurmuş oturuyordu.




Ben de o taş kulenin dibine yaslanmış, batmakta olan güneşi izliyordum.

   “Dövüşe girmeden antrenmanda öleceğim galiba.”

   “Evrenin bakış açısından, bu da sadece kısa bir an.”

   “Küçük bir gezegende bile, güneş inanılmaz büyük görünüyor.”

   “O da evrenin bakış açısından sadece bir avuç toz.”

   “Çok insan o toz üzerinde öldü.”

   “…”

   “Kozmik bakış açısından, bu da toz gibi önemsiz bir şey mi?”

Kyrgios cevap vermedi. Bunun yerine uzak yıldızlara baktı. Yıldız Akışı’nın galaksisini oluşturan takımyıldızları, bu trajediyi izliyordu. Kyrgios onları sessiz gözlerle izledi ve konuştu.

   “Uzun zamandır bir öğrencim olmadı.”

   “Böyle bir antrenmanla, hamam böceği bile kaçar giderdi.”

   “…Olabilir.”

Kyrgios’un yıldızlara bakarken ne düşündüğünü anlayabiliyordum. Kyrgios’un geçmişi, Hayatta Kalma Yolları’nda anlatılan bir hikâyeydi. Bu dünyanın en küçük süper insanı. Sadece gözleriyle yıldızları kavrayabilen, Kyrgios Rograim.

Beyaz Saflık Klanı’nın son ustası ve tek hayatta kalanı.

   “Onların hepsi, her biri, zayıftı.”

Dövüş sanatındaki kardeşleri, İlk Murim Dünyası’ndaki kan banyosunda hepsi ölmüştü.

En güçlü küçük insan, Kyrgios Rograim hariç.

   “Büyükler hep acınası derecede zayıftı. O yüzden çok daha fazla çalışmaları gerekirdi. Artık karşılaşacağın senaryolar, bugüne kadar yaşadığın hayattan kıyaslanamayacak kadar farklı—”

Kyrgios’un bunu neden söylediğini anlamıştım. İnsanlardan daha küçük, küçük insanlar. Evrenin perspektifinden dünyayı görebilene kadar denemeye devam eden bir varlık. Yüksek yıldızların tahtlarına meydan okuyabilecek kadar güçlü bir şahsiyet.

   “Biliyor musun?”

   “Mm?”

   “Senaryolar yokken bile, insanlar ölüyordu. Belki şimdiye göre çok daha mütevazı sebeplerden, toz gibi öldüler.”

Neden böyle söylediğimi bilmiyordum. Kyrigos’un başı yavaşça bana doğru döndü.

   “Dürüst olmak gerekirse, o zamanlar hayat benim için daha zordu. Çünkü o dünya benim gözümde son derece mantıksızdı. Ne kadar çabalasam, uğraşsam da çıkamadığım bir bataklık gibiydi. Demek istediğim şey…”

   “…”

   “Endişelenme. Ölmeyeceğim.”

Kısa bir süre içinde güneş batmış, ıssız bir gece yükselmişti. Solgun ay ışığının yarattığı gölgelerde Kyrgios uzun uzun bana baktı ve sonra şunları söyledi:

   “Tuhaf birisin.”

   “Biraz öyleyimdir.”

   “…Seksen iki bin kez daha.”

Lanet olsun. Hiç merhameti yok.

Homurdanarak tekrar taş kuleye baktım, ancak Kyrgios hiçbir yerde yoktu. Hava almak için gitmiş olmalıydı. Nefesimi yavaşça düzenledim, ayağa kalktım ve tozu silkeledim. Kyrgios’un tamamen uzaklaştığını görünce uzaklarda bekleyen Asuka Ren ve Han Sooyoung’u buldum.

   “Hey, Hadi kaçalım.”

   “Ne? Hepsini öğrendin mi? Az önce gördüm, hiçbir şey yapamıyordun.”

   “Hepsini çaldım.”

Gözlerimi sessizce kapattım ve bir şey mırıldandım. Ardından bir anda, etrafımda yoğun beyaz şimşekler çaktı ve enerji yükselmeye başladı.

Kyrgios’un gizli nihai tekniği, Elektrifikasyon.

   “Huh? Bu ne şimdi? Az önce yapamazdın…”

   “Dediğim gibi. Çaldım.”

  [Kyrgios Rograim, 5. Yer İmi yuvasına eklendi.]

Baştan beri hedefim buydu. En güçlü geri dönenlerden Kyrgios’u Yer İmi’me almak ve anlayışını mümkün olduğunca yükseltmek.

Kyrgios muhtemelen başından beri, benim gibi bir aptala gerçek nihai tekniğini öğretmeyi hiç düşünmemişti.

Kyrgios gibi güç merkezleri, birkaç tatlı söz karşılığında gerçek güçlerini kolayca vermezlerdi.

   “Yani buradan hızla çıkmamız gerekiyor.”

   “Lanet olsun, tamam.”

Homurdanan Sooyoung, Asuka Ren’e destek olurken hazırlıklarını tamamladı. Gece boyunca kayalık dağlardan koştuk ve koştuk. Çok geçmeden ufukta doğan güneşi gördük. Sabahın sıcaklığı çevreyi renklendiriyordu.

Barış Diyarı’nda mevsimler her iki haftada bir değişiyordu.

Eğitim başladığında kesinlikle kıştı, ancak artık bahar gelmişti.

O sırada Asuka Ren’in yüzü soldu. Aniden kalbini tuttu ve acı dolu bir inilti çıkardı.

   “Hey! İyi misin?”

Uzaklarda hafif bir gök gürültüsü duyuldu. Aydınlanan sabahın ortasında karanlık bulutlar toplanıyordu. Garip kayalık alanın ötesinden uğursuz, kötü bir şeytanî enerji hissediliyordu.

   “…Sekiz Başlı Hükümdar hareket etmeye başladı. Felaketleri Mutlak Taht’a çağırıyor.”

Zamanın geldiğini anlamıştım.

Bahar, kış uykusuna çekilen canlıların birer birer uyanma zamanı.

Sonunda, Yılan Avı mevsimi gelmişti.
 

+

*Fanart

+


Çeviri: Sansanson
Son Kontrol: Hono

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

129   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   131