Yukarı Çık




21   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   23 

           
Bölüm 22: Liderler ve Takipçiler! II


Taş Toprakları’nda Yol Böceği denilen bir yaratık vardır.


Kendisinden önceki böceklerin bıraktığı izleri takip eder, sayısız neslin açtığı oluklarda yürür. Asla sapmaz. Yıpranmış yolların ötesinde ne olduğunu asla merak etmez. Sadece takip eder, çünkü takip etmek Yol Böcekler’inin her zaman yaptığı şeydir.


Ve yol bir uçurumdan aşağı saptığında, Yol Böceğ’i yine de takip eder.


Tüm koloniler bu şekilde ölüme yürümüştür; Her böcek bir öncekine güvenmiş, hiçbiri başını kaldırıp, gerçekte nereye gittiklerine bakmaya cüret etmemiştir.


Şamanlar, Cultivation yolunda olanların da pek farklı olmadığını söylerdi. 


Başkalarının yürüdüğü yollarda yürürler, başkalarının düşündüğü düşünceleri düşünürler ve başkalarının inandığı şeylere inanırlar. Bu yollar en iyisi olduğu için değil, sadece var oldukları için, bu düşünceler tanıdık olduğu için.


Yenilik, çoğunun midesinin kaldıramayacağı bir tür küstahlık gerektirir. Sizden önceki her neslin yanlış yöne yürüdüğünü söyleme küstahlığı.


Sayısız Nesil tarafından takip edilen aynı yol, her zaman sadece takipçilerin gitmesi gereken yere çıkardı!


Damian, kendisinin bir Lider mi yoksa bir Takipçi mi olduğunu düşünürken, gözleri ışıl ışıldı!


Ne yaparsa yapsın gücü yetmeyecekse, neden Gelişimin Dokuz Katmanı’nı takip etmek zorundaydı ki?


Sadece herkes bunu takip ettiği için mi?


Buna kim karar vermişti?


Bunlar kim olduklarını sanıyorlar? 


Bu Katmanlar’ı kim uydurmuştu?


Neden... Kendi Katmanlar’ını, Âlemler’ini oluşturamıyordu?


Neden diğer herkese kıyasla kendine çok daha fazla Güç veremiyordu?


Neden kendi Gelişim Metodolojisi’ni oluşturamıyordu?


GÜM!


Düşünce, bulutsuz gökyüzünden düşen bir yıldırım gibi ona çarptı.


Etrafındaki havadaki Mana, artan bir yoğunlukla parlayan yosunların yansıttığı desenler hâlinde dönerek tepki veriyor gibiydi. Adam Amca, Savaşçı içgüdüleri enerjideki değişimi fark ederek, sertçe başını kaldırdı.


Damian’ın gözleri uzaklara dalmıştı; Zihni, daha önce kendine asla izin vermediği ihtimaller arasında yarışıyordu.


Herkes Dokuz Katman’ı takip ediyordu çünkü öyle karar kılınmıştı.


Ama Primus Dil diye bir şey vardı 


Ölümcül yaraları iyileştirmişti. Paramparça olmuş Temel’ini Arındırmıştı. Tek bir Telaffuz’la etindeki Mana Konsantrasyon’unu İki Kat’ına çıkarmıştı.


Dokuz Katman’ın bir parçası değildi.


Daha eski, daha Temel bir şeydi.


Peki ya onları birleştirebilseydi?


Ya Primus Dil’i ayrı bir araç olarak değil, tamamen yeni bir Gelişim Metodolojisi’nin Temel’i olarak kullanabilseydi?


Ya daha önce hiç kimsenin yürümediği Katmanlar ve Âlemler Yaratabilseydi?


Bu düşünce, hayal bile edilemeyecek yüksekliklere ya da akıl almaz bir yıkıma yol açabilecek bir yolun ilk adımı gibi hissettiriyordu!


Fikir aynı zamanda hem cesurca hem de gülünçtü.


Çünkü aklı başında hiç kimse öylece oturup, “Pekala, bugün Taş Toprakları’ndan Mana çekmek için yeni bir yöntem icat edeceğim,“ diye düşünmezdi.


Herkesin bildiği ve takip ettiği Metodoloji, Taş Topraklar’ı genelindeki Temel Çizgi’ydi çünkü öyle karar kılınmıştı. Nesiller boyu işe yaramıştı. Savaşçılar, Reisler ve İmparatorlar yaratmıştı. Sayısız ömür boyunca kanıtlanmış, test edilmiş ve Râfine edilmişti.


Eğer birisi başka bir rotaya girerse, bu kendisi için son derece tehlikeli olacak şeyler keşfettiği ve yaptığı anlamına gelirdi.


Çünkü Bir kişi başlangıçta etini sertleştirir ve kemiklerine, kanına, iliğine ve organlarına geçmeden önce onu Mana ile yıkardı. Her adım bir öncekinin üzerine inşa edilirdi. Her Katman vücudu bir sonrakine hazırlardı.


Eğer birisi bir adımı atlamaya veya farklı bir şey denemeye karar verirse, kendini ağır yaralayabilir ve daha cüretkar Fânteziler kurmaya bile başlayamadan hayatının son bulduğunu görebilirdi.


Ama onun için farklı olmaz mıydı?


Vücudunda herhangi bir şey ters giderse, her şeyi Yeniden Düzeltmek için Primus Dil’e sahip değil miydi?


Gülünç görünen bu fikir, kendisine umutlu ve beklenti dolu gözlerle sessizce bakan Adam Amca’ya baktıkça, zihninde daha da sağlamlaştı.


Damian, tekrar etrafına bakmadan önce bir saniye düşündü.


Bulundukları açıklık, Mana dokunuşlu bitki örtüsünün yumuşak ışıltısıyla yıkanıyordu. Altlarındaki yosunlar soluk yeşil bir Lüminesans’la titriyor, her bir Lif Dağ’ın gücünden içiyordu. Onları çevreleyen ağaçlar içsel bir ışıkla parıldayan yapraklara sahipti, kabuklarının içinden Kükreyen Taş Dağı’nın açıkta kalan kaya yüzeyleriyle eşleşen mor kristal damarlar geçiyordu.


Ve havanın kendisi Mana ile yoğundu. Buradaki Konsantrasyon aşağıdaki köyden çok daha fazlaydı. 


Burası denemek için bir nevi mükemmel bir yerdi.


O görünmez kastaki zonklama ve hafif zayıflık, en son “Sebat“ kelimesini söyleyişinden bu yana geçen zamanın iyileşmesine izin vermesiyle bir nebze azalmıştı. Gerekirse, onu bir kez daha söyleyebilmeliydi.


Bunu nasıl yapması gerektiğini düşündü.


Bir iddiada bulunmak bir şeydi.


Bunu gerçekleştirmek ise bambaşkaydı. 


Ancak Gelişimin Dokuz Katmanı’nı düşündükçe, düşünceleri bir inanca dönüşürken, kendini yüksek sesle fısıldarken, buldu:


“Neden önce Etime, sonra Kemikler’ime, Kanıma, iliğime ve ardından Organlar’ıma odaklanmak zorundayım?“


Adam Amca dikkatle dinleyerek, hafifçe ileri eğildi.


“Neden başkalarının o Seviye’ye kadar erişemediği lütufları kazanmak için birinden diğerine atlayamıyorum?“


Karanlık gözleri ihtimallerle keskinleşti.


“Neden sadece Etimi değil, aynı zamanda Kemikler’imi, Kanımı, İliğ’imi ve Organlar’ımı eş zamanlı olarak Râfine etmek için Mana çekmiyorum?!“


Düşünce ağır ve görkemliydi.


Ve başlamak için heyecanlıydı.


Daha önce hiç kimsenin denemediği bir şeyde başarılı olursa; Kendi gelişim tarzıyla, sıradan Savaşçılar’ın, hatta Yer ve Gök Fizikler’i ile kutsanmış diğer Genç Lugaller’in asla boy Ölçüşemeyeceğ’i bir Güc:e sahip olamaz mıydı?


Beklenti içindeydi ve ihtimalleri dört gözle bekliyordu!


Önündeki yol karanlık ve bilinmezdi, ancak yıllar sonra ilk kez Damian Vakochev her şeyden kaçıyormuş gibi değil, bir şeye doğru yürüyormuş gibi hissetti.



Not: Lol... Delirmiş bu. Bu. Bu... Diyor ki... Kendi Âlemler’imi Yaratacağım. Bunu Ölçekler’le sakın karıştırmayın. Ölçekler Bambaşka bir şey. Spoi vermeyeceğim. Vakochev ilk başta kendi Özel Âlemler’ini kuracak bu aynı zamanda Temel daha sonra da Ölçekler’ini kuracak. Çıldırmış bu. Hangi Cultivation Karakter’i kendi Âlemler’ini Kurabilir ki? Hem de En başta bir de ama başı geçtim Final de bile yapamazlar. Hangi Cultivation Karakter’i en başta Kalb’i sökülüp, alınırken, Cesedi soğurken, hayata dönebilir ki? En başta? Hiç kimse. Daha sonra bu onlar için mümkün olabilir de gene de.. Vakochev çok sert başladı. Çok sert başladı. Ne yapıyorsun sen? 

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

21   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   23