Yukarı Çık




22   Önceki Bölüm 

           
Bölüm 23: Liderler ve Takipçiler! III



Damian, Kükreyen Taş Dağı’nın ücra bir köşesinde kendi Gelişim Metod’unu yaratma işine girişmişken, Taş Topraklar’ı amansız dokusunu örmeye devam ediyordu.


Başka yerlerde, pek çok olay cereyan etmekteydi.


Mor Taş Kabilesi’nden bilinmeyen bir uzaklıkta...


Her zamanki gibi, pürüzlü taşlar kanla boyanmıştı. Şuna benzer sahnelere sayısız kez tanıklık etmiş rüzgarların taşıdığı haykırışlar orada burada yankılanıyordu. Kaplan Kabile’si olarak bilinen yerin yakınında benzersiz bir tablo açığa çıkıyordu.


O anda, Kabile’nin Reis’i güçlerinin en önünde duruyordu.


İkinci Katman bir Savaşçı’ydı. İskelet’i yıllarca süren gelişimle Güçlendirilmiş, kuvveti herhangi bir Et’in Uyanış’ı Gelişimcisi’ni Kat Kat Aşan bir Kemik Tavlama Savaşçı’sıydı. Derisi’nin altındaki Mana Lifler’i, gücü bizzat Kemikler’inde depolamayı öğrenmiş birinin koyu mavisiyle titreşiyordu.


Güçleri, köylerinin önünde bir savunma hattı oluşturmuştu; Taş silahlar havada, yüzler sevdikleri her şeyi koruyanların kararlılığıyla sertleşmişti.


Bu çelik gibi bakışlarla düşmanlarına bakıyorlardı.


Düşmanları, Altın Kabile’den olanlardı.


Son birkaç haftadır çevre bölgelere bir Kasap göndererek nam salan Altın Kabile. Adı zalimlikle ve zorla haraç toplamayla eş anlamlı hâle gelen Altın Kabile.


Kaplan Kabilesi’ni dehşete düşüren şey ise, şu anda onları ziyaret edenin Kasap olmamasıydı.


Bizzat Altın Kabile’nin Lider’i oradaydı.


Zulmü ve feraseti Kasab’ın gösterdiğinin bile ötesinde olmasıyla tanınan kişi.


Ve söylentiler doğruydu.


Kaplan Kabilesi’nin Reis’i bakışlarını çevirdiğinde, pek çok kişinin korktuğu o gaddar Altın Kabile Lideri’nin; Omuzlarından aşağı kıvrılmış yılanlar gibi dökülen, sıkı örgülerle örülmüş ateş kızılı saçları olan, metanetli ve narin yapılı bir Kadın olduğunu gördü.


Vücudu saf bir güç yayıyordu; Oyle bir güç ki, havanın kendisini bile ağırlaştırıyordu. Kemikler’i, sıradan bir sıkışla bir Mamut’u çatlatabilecekmiş gibi hissettiriyordu.


Yine de Kaplan Kabile’si Reis’i ona baktı ve toplayabildiği tüm otoriteyle konuştu:


“Ne yaparsan yap, şunu bil ki bugün burada her iki taraftan da çok kan dökülecek!“


Sesi, iki birlik arasındaki boşlukta yankılandı.


“Herkes kendi Kabilesi’nde hayatına devam edebilecekken, neden tüm bunlar? Tam olarak ne istiyorsun?!“


Sesi meydan okuma ve zar zor gizlenen bir korkuyla doluydu.


Diğer tarafta, Altın Kabile’nin Lider’i sakince dinledi.


Narin yapılıydı, evet, ama vücudu en verimli çağındaki bir Kadın’ın dolgunluğuna sahipti; Her bir kıvrımı, sayısız savaşla bilenmiş kasların kompakt yoğunluğuyla dengelenmişti. Cildi ışıl ışıldı, sanki kanındaki Mana onu içeriden ısıtacak kadar sıcak akıyormuş gibi içeriden gelen bir parıltı taşıyordu.


Üzerinde, kumaş kadar yumuşak olana dek işlenmiş ve kabilesini simgeleyen o hastalıklı sarıya boyanmış deri giysiler vardı. Boynundan ve bileklerinden kemik süsler sarkıyordu ama bunlar sadece birer ganimet değildi. Bunlar, kendisine karşı gelen herkese bir uyarı olsun diye sinir kordonlarına dizilmiş, mağlup edilmiş Reisler’in parmak kemikleriydi.


Bir Kemik Tavlama Savaşçı’sı olarak gücü, oradaki herkesten daha ağır hissettiriyordu. Daha Yoğun.


Daha Râfine.


Sanki İkinci Katman’ını, diğerlerinin ancak hayal edebileceği yüksekliklere taşımıştı.


Yanında, kendi Katman’ıyla eşleşen heybetli görünümlü bir Savaşçı duruyordu. Kadın narin yapılıyken, adam devasaydı; Vücudu bir kas ve güçlendirilmiş kemik duvarıydı. Elinde, bir İlkel Canavar’ın kafatası plakasından yapılmış, yüzeyinde hâlâ ışıkta parlamasını sağlayan zayıf Mana izleri taşıyan büyük bir kalkan tutuyordu. Diğer elinde ise, çoğu adamın boyundan uzun, sivriltilmiş kemikten bir mızrak her an hazır bir şekilde duruyordu.


Arkasında, hepsi Altın Kabile’nin sarı boyalı derilerini giymiş bir düzineden fazla Et’in Uyanış’ı Savaşçı’sı bekliyordu. Sessizlik içinde ileriye bakıyorlardı, ifadeleri hiçbir şeyi ele vermiyordu.


Bir ordu.


Küçük ama yıkıcı. 


O sırada Lider, elini salladı.


İfadesi zalim ve sıkılmıştı, sanki bu yüzleşme onun dikkatine değmeyecek kadar önemsizdi.


“Onları dışarı çıkarın.“


Onları dışarı çıkarın mı?


Kimi?


Pek çok kişinin bakışları altında, Altın Kabile güçlerinin arkasında ayak sesleri duyuldu. Saflar bir şeye yol açmak için ayrıldı.


İki figür saçlarından tutularak, öne sürüklendi; Bedenleri, tahıl çuvalları gibi çekilirken, tozun içinde izler bırakıyordu. Yaşlıca olan kadının yüzü şişmiş ve kan içindeydi, bir gözü yediği dayak yüzünden tamamen kapanmıştı. Henüz bir kız çocuğu olan kızın kollarında savunma yaraları vardı ve koyu saçları kanla birbirine yapışmıştı.


Savaşmışlardı.


Kaybetmişlerdi.


Sahne tamamen korkunçtu.


Kaplan Kabilesi Reis’i onları gördüğünde, beti benzi attı, yüzü kül gibi oldu. Duruşundaki o meydan okuyan güç yerle bir oldu. Silah’ı hafifçe aşağı indi.


O, onun kadınıydı.


O, onun kızıydı.


“Kadının ve soyun burada, elimde.“


Altın Kabile’nin Lider’i, sanki hava durumundan bahsediyormuşçasına hiçbir duygu barındırmayan, sakin ve zalim bir ifadeyle konuştu.


O, Kemik Kıran olarak bilinirdi.


Morgana.


Görkemliydi ve başkalarının hayal bile edemeyeceği şekillerde savaşırdı.


Dizlerini kırıp, annenin göz hizasına gelmek için akıcı bir zarafetle çömelirken, kanlı kadınları işaret etti. Narin parmakları kadının çenesini kavradı, hırpalanmış yüzünü yukarı kaldırdı.


Morgana konuşurken, Kaplan Kabilesi’ne doğru dönüp bakmadı bile:


“Eğer silahlarınızı bırakmazsanız ve sen ve Savaşçılar’ın önümüzdeki on saniye içinde diz çökmezseniz, kafaları uçacak.“


Sanki iki insanı değil de, hangi sebzeleri ekeceğinden bahsediyormuş gibi gündelik bir tavırla, mutlak bir hissizlikle konuştu.


Önündeki kadınlar titredi!



Not: Bekleyin siz. Vakochev yükseliyor. Elbet bunun cezasını verecek. 

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

22   Önceki Bölüm