Bölüm 104 - Ruh Cephaneliği Çeviri: Raban Sunny daha fazla vakit kaybetmeden, Ruh Denizi’ne daldı.
Değişen zihinsel durumuna rağmen burası her zamanki gibi sakindi. Durgun suyun sessiz enginliği boşluğa doğru uzanıyor, üzerinde ise karanlık bir yıldız gibi asılı duran Gölge Çekirdeği duruyordu. Etrafında süzülen minik ışık küreleri, dingin denizin yüzeyine yansıyordu.
Sessiz gölgeler ise hâlâ oradaydı; karanlığın kıyısında, kımıldamadan dikiliyorlardı. Öncekine kıyasla sayıları katbekat artmıştı. Artık aralarında her biçimden ve boyuttan yaratık da bulunuyordu; bu da Sunny’nin öldürdüğü düşmanlardan oluşan koleksiyonunu gitgide daha görkemli gösteriyordu. Yanlarından geçerken zaman zaman birine göz atıyor, yaşadığı çetin savaşları korku ve gururun garip bir karışımıyla anımsıyordu.
Burası onun kişisel müzesiydi; tüm günahlarının karanlık bir anıtı.
“Dur bir dakika… günahlarımın mı? Neden günahlarım ki?”
Tam o anda tökezleyerek durdu. Ondan çok da uzakta olmayan bir yerde, bir grup korkunç yaratığın arasında sıska bir gölge duruyordu ve boş gözlerle ona bakıyordu.
O gölge bir zamanlar, Sunny’den pek de büyük olmayan genç bir adama aitti. Kale kapılarının ardında derme çatma kulübelerde yaşamış, herkes gibi hayatta kalmaya çalışmıştı. Eskiden…
Sunny başını çevirdi.
“Bana öyle bakmayı kes. Bu tamamen senin suçundu… aptal. O kadar soru sormamalıydın!”
Kendi elleriyle üç kişiyi öldürmüştü ama yalnızca bir tanesi Sunny’e bir şeyler hissettirmişti. Çünkü bu, bir savaşın hararetiyle ya da kişisel bir hesaplaşma yüzünden yapılmış bir şey değildi. Bu… bu soğukkanlılıkla işlenmiş bir cinayetti.
Kaledeki hayatını geride bırakmasının nedenlerinden biri de buydu.
Sunny yüzünü buruşturdu.
“Sana bakmayı kes dedim! Sen artık ölüsün ve saçmalıklarınla beni rahatsız etmeyi bırak!”
Öfkeyle arkasını döndü ve bir süre sonra Kanperest’in, av grubu liderinin ve ölümcül Taş Azize’nin gölgesinin yanından geçti.
Taştan yaratığın heykelimsi siluetine bakınca, sıska gölgeyi tamamen unutarak sırıttı. Sonuçta buraya Yankı’sını görmek için gelmişti.
Emri altında bir Yankı’ya daha sahip olma fikri başlı başına heyecan vericiydi. Sadık ve tuhaf bir şekilde kişilikli olan Kıskaçlı Avcı, geçmişte Sunny’ye büyük fayda sağlamış, savaş gücünü ise ciddi ölçüde artırmıştı. Ne de olsa İlahi bir Yönelim’e ve eşsiz derecede güçlü bir yeteneğe sahip olsa bile, Sunny şuan yalnızca bir Uyuyandı; yani Yankısından bir rütbe aşağıdaydı.
Kıskaçlı Avcı yalnızca bir Yaratıktı… Taş Azize ise bir Canavardı. Gücü, vahşi Kıskaçlı Muhafızlarla kıyaslanabilecek düzeydeydi ve Sunny’nin bu lanetli yerde ulaşmayı hayal edebileceği her şeyin çok ötesindeydi. Sarsılmaz bir heykel olması ise onu daha da ürkütücü yapıyordu.
Böyle bir hizmetkâr, imkânsız pek çok şeyi mümkün hâle getirebilirdi. Ama Sunny daha fazlasını istiyordu. Yöneliminin nasıl bir mucize yaratacağını görmek için sabırsızlanıyor, ortaya çıkacak sonucun en çılgınca beklentilerini bile aşmasını umuyordu.
Çok geçmeden kendini Gölge Çekirdeği’nin siyah güneşi altında dikilmiş, Hatıralarını simgeleyen ışık kürelerini izlerken buldu.
Artık dokuz taneydiler.
En çok işine yarayanlar: Kuklacı’nın Pelerini, Gecenin Kılıcı, Sinsi Diken, Sıradan Taş ve Sonsuz Pınar.
Heyecanını körüklemek isteyen Sunny onları birer birer çağırdı ve Hatıraların çevresinde parlayan rünleri okudu.
Çok amaçlı kunaisini, dev bir kirpiye benzeyen, zırhlı, tuhaf bir yaratığı öldürdükten sonra kazanmıştı. Kemik kadar sert dikenler Sunny’nin üstüne yağarken vücudunda birkaç delik açmıştı ama ödül buna fazlasıyla değmişti.
Hatıra: [Sinsi Diken]
Hatıra Rütbesi: Uyanmış
Hatıra Kademesi: II
Hatıra Türü: Silah
Hatıra Açıklaması: [Bu fırlatma bıçağı, genç bir güzelin ilgisi gibidir; tahmin edilemez ve vefasız. Yine de bir o kadar ölümcül değildir.]
Hatıra Tılsımları: [İhanet Gülü]
Tılsım Açıklaması: [Sinsi Diken, kullanıcısına görünmez bir ip ile bağlıdır. Bu ip güçlüdür ama değişkendir de — tıpkı gönül bağlarının ihanete meyilli doğası gibi.]
Sunny bu açıklamayı ilk defa okuduğunda, Kâbus Büyüsü’nün bir zamanlar aşkı tarafından ihanete uğrayıp uğramadığını merak etmişti. Rünler hüzün ve acı saçıyordu.
Sıradaki, Sunny’nin en tehlikeli Hatırasıydı: Konuşan taş.
Hatıra: [Sıradan Taş]
Hatıra Rütbesi: Uyanmış
Hatıra Kademesi: I
Hatıra Türü: Araç
Hatıra Açıklaması: [Sadece sıradan bir taş.]
Hatıra Tılsımları: [Yok Artık]
Tılsım Açıklaması: [Söz, kılıçtan keskindir. Taş ise daha keskindir.]
İşin komik tarafı, birçok sesi tekrar edebilen bu Sıradan Taş, yalan söyleyemeyen birinin eline düşmüştü. Artık iki dünyadaki en dürüst Hatıra oydu.
…Ayrıca Sunny’ye, ağzını açmadan önce iki kez düşünmesi gerektiğini de öğretmişti. Bunu hatırladığı sürece tabii.
Son baktığı Hatırası ise belki de onun için en değerli olanıydı. Cassie’nin vedalaşırken verdiği o güzel cam şişe.
Hatıra: [Sonsuz Pınar]
Hatıra Rütbesi: Uyuyan
Hatıra Kademesi: IV
Hatıra Türü: Araç
Hatıra Açıklaması: [Bir zamanlar aşık bir Şeytan, kudretli bir nehri bu narin cam şişeye hapsetmişti. Onu güzel bir çöl ruhuna hediye etmişti.]
Hatıra Tılsımları: [Suyun Armağanı]
Tılsım Açıklaması: [Bu şişe, en ıssız, en çorak çöllerin kurumuş kalbinde bile çiçekler açtıracak kadar su barındırır.]
Bu Hatıra diğerlerine göre biraz romantikti. Kâbus Büyüsü bu açıklamaları yazarken galiba aklı bir karış havadaydı. Sunny, bunların ciddi bir dille mi yoksa alaycı bir dille mi yazıldığını dahi anlayamıyordu.
İç çekerek Sonsuz Pınar’ı barındıran ışık küresini dağıttı ve başını kaldırdı.
Kalan dört Hatırası pek işe yarar sayılmazdı: inanılmaz derecede ağır bir kule kalkanı, Kuklacı’nın Pelerini’ne kıyasla her açıdan daha kötü bir zırh, zararsız kırmızı ışınlar saçan cam bir göz ve kulakları acıtacak derecede gürültülü gümüş bir çan — Sunny’nin ilk Hatırası.
Son üçü ise lanetli şehrin sokaklarında nispeten zayıf yaratıkları öldürdüğü için verilmişti. Bir gün tekrar kaleye dönebilirse, onları daha kullanışlı şeylerle takas etmeyi umuyordu.
Hatıraları bir kenara bırakan Sunny, sonunda başının üzerindeki karanlık boşlukta süzülen en parlak ışık küresine odaklandı.
Yeni Yankı’sını barındıran küreye.
İradesiyle onu aşağıya indirdi. Küre süzülerek alçaldı ve birkaç saniye sonra karanlık suyun yüzeyine usulca dokundu. Işığı yavaşça soldu ve içindeki taştan figürü ortaya çıkardı.
Ruh Denizi’nin bu sessiz karanlığında Taş Azize, sıradan bir heykelden farksız görünüyordu. Boyu Sunny’ye yakındı ve Unutulmuş Kıyı’da karşılaştığı diğer Kâbus Yaratıklarıyla kıyaslandığında oldukça küçük duruyordu.
Görünüşü ise şaşırtıcı derecede insansıydı. Granit teninin taş benzeri yapısı ve koyu gri rengi olmasaydı, belki de Sunny bu tuhaf Canavar’ı bir Uyuyan sanabilirdi. Tabii, zarif ve koyu siyah zırhının ardındaki vücudunu neredeyse hiç göremediği gerçeği de vardı.
Bu tuhaf yaratıkların doğası tam bir muammaydı.
Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.