Yukarı Çık




106   Önceki Bölüm 

           
Bölüm 107 - Gelişen Gölge
Çeviri: Raban
 
Sunny, rünlere dalgın dalgın bakıyordu.
 
Sonra gözlerinde bir ışık parladı. Nihayet bir Yankı ile bir Gölge arasındaki asıl farkın ne olduğunu kavramıştı.
 
Aslında mesele son derece basitti.
 
Yankılar, ölen yaratıkların birebir kopyalarından ibaretti. Onların suretinde şekillenir, asla değişmezlerdi; öldükleri an nasıl görünüyorlarsa bu görünümü sonsuza dek korurlardı.
 
Gölgelere gelince… onlar bambaşkaydı. Doğaları gereği değişkenlerdi; çevrelerine göre biçim ve şekil değiştirebilen varlıklardı. Belli ölçüde boyutları da değişebilirdi.
 
Yani gelişebilirlerdi.
 
Sunny’nin gözleri fal taşı gibi açıldı.
 
Kâbus Yaratıklarını öldürdükçe, onların gölge parçacıklarını emiyor ve güçleniyordu. Eninde sonunda Gölge Çekirdeği evrim geçirecek, bir Uyuyan’dan Uyanmış’a dönüşecekti… ve gelişmeye devam edecekti. Bu evrimle gelen güç sıçraması, kelimenin tam anlamıyla eşi benzeri olmayan bir şeydi.
 
Elbette bu sürecin nasıl işleyeceğini tam olarak kestiremiyordu. Üstelik bir insan olarak, Rüya Diyarı’ndan gerçek dünyaya dönmeden Uyanmış olamazdı — kaldı ki bu lanet yerde, bu imkânsızdı. Rünlerinde yazan o bin gölge parçacığını gerçekten biriktirmeyi başarırsa ne olacağını da hiç bilmiyordu.
 
Ama ne olursa olsun, Uyanmış olma yolunda ilerlemeye devam ederse, eninde sonunda Hatıralarını ve Yankılarını aşacaktı. İşte o zaman, kendi rütbesindeki düşmanlarına karşı Hatıraları ve Yankıları zayıf ve işe yaramaz hâle gelecek, Sunny de onları bir kenara atıp kendine daha uygun daha gelişmiş olanlarını, yani yenilerini aramak zorunda kalacaktı — kaldı ki işe yarar bir şeyler bulmak bile başlı başına bir meseleydi.
 
Hatıralar söz konusu olduğunda bu sorun o kadar da büyük değildi; sonuçta onları elde etmek bir nebze daha kolaydı. Ancak Yankılar son derece nadirdi. Bir Yankı efendisine eşlik edemeyecek kadar zayıfladığında, onu değiştirmek neredeyse imkânsız bir işti.
 
Ama Gölgelere gelince… Gölgelere öyle değildi. Gölgeler Sunny ile birlikte gelişebilirdi, Sunny güçlendikçe onlar da güçlenirdi. Yeter ki Sunny emek vermeye istekli olsun — o zaman Gölgesi asla geride kalmazdı.
 
Bu basit niteliğin açtığı olasılıklar gerçekten sonsuzdu. Geleceğe dair tüm planlarını kökten değiştirmeye yetecek kadar büyük ve sonsuz ihtimaller… Geçmişte Sunny, kendisini her zaman savaş alanındaki ana güç olarak hayal ederdi; Hatıralarına ve arada sırada ona destek olan bir iki işe yarar Yankı’ya güvenerek savaşırdı.
 
Bunun sebebi açıktı tabii; yüksek rütbeli ve yüksek sınıflı Yankılar akıl almaz derecede nadirdi. Hatıralardan çok daha ender olmalarına rağmen, hâlâ pek çok Uyuyan Yankı vardı ve az da olsa Uyanmış olanlar vardı elbet. Bunlar da çoğunlukla, bu rütbedeki Kâbus Yaratıklarını kolayca alt edebilen Ustalar ve Azizler arasında paylaşılıyordu.
 
Ama Düşmüş ve Yozlaşmış canavarlarla yapılan savaşlar hiçbir zaman kolay değildi — daha korkunç olanları saymaya gerek bile yok. Bu yüzden, bu tür yaratıkları öldürdükten sonra elde edilen ganimetler arasında, yüksek rütbeli bir Yankı bulma fikri olasılık dışı kalıyordu.
 
Tabii bu başkaları için geçerliydi… Sunny için değil.
 
O, zayıf canavarları katlettikten sonra elde ettiği düşük seviyeli Yankıları durdurulamaz ölüm makinelerine dönüştürebilirdi. Olasılık yasalarına ve geliştikçe azalan şanslara bağlı kalmadan, yavaş ama güçlü Gölge’lerden oluşan bir ordu kurabilirdi; o keyif çatıp kokteylini yudumlarken Yankıları onun yerine savaşabilirdi.
 
…Ah, şey... Zenginler böyle şeyler içiyordu, değil mi?
 
Üstelik canavarlar, rütbe atlamak için Kâbuslardan geçmek zorunda falan da değildi — yani en azından Sunny öyle olmasını umuyordu. Açıkçası, Kâbus Yaratıklarının çekirdeklerini nasıl evrimleştirdiği konusunda pek bir fikri yoktu. Kıskaçlı İblis, Ruh Ağacı’nın meyvelerini yiyip yavaş ama büyük miktarda ruh özü emerken gayet iyi gelişmiş gibiydi.
 
Her hâlükârda, Taş Azize’yi Unutulmuş Kıyı’da kendisinin ulaşabileceğinden çok daha güçlü bir noktaya taşıma ihtimali vardı.
 
Hatta belki buradaki hayatını gerçekten katlanılabilir kılacak kadar güçlü.
 
Gözlerinde kıvılcımlar dans ederken Gölgesine bakan Sunny’nin ağzı kulaklarına varmıştı.
 
“Sen ve ben, birlikte büyük işler başaracağız, dostum.”

Eğer kendi gölgesi hâlâ kalbindeki yeri için endişelenmiyorsa, endişelenmeye başlasa iyi olurdu.


***


Şimdi Sunny’nin aklını kemiren bir başka soru: Taş Azize’yi gölge parçacıklarıyla tam olarak nasıl besleyecekti?
 
Eğer kendi parçacıklarından bazılarını ona aktarabilseydi, hiç düşünmeden yapardı — bu, kendi gücünü biraz daha azaltacak olsa da böyle bir ihtimal varmış gibi görünmüyordu. Rünlere bakmak, sessiz taş yaratığa dokunmak ya da Büyü’yle konuşmaya çalışmak… bunların hiçbiri işe yaramadı.
 
Hatta kendi gölgesinden bile akıl almaya çalıştı, ama o herifin pek de konuşası yoktu. İfadesiz karanlık yüzünün her yerine “hain!” kelimesi yazılmış gibiydi.
 
En azından Sunny, gördüğü muameleden bunu anladı. Tüm bu heyecanın içinde, gölgenin fiziksel olarak konuşamadığını unutmuştu.
 
Başının arkasını kaşıyan Sunny, Ruh Denizi’nde volta atmaya başladı; bu ketum taş canavarın içine birkaç gölge parçacığı tıkmanın makul bir yolunu bulmaya çalışıyordu.
 
“Şey… en bariz çözüm, gidip birkaç Kâbus Yaratığı öldürtmek. Ama işe yarar mı ki? Sadık Kıskaçlı yaratığım bir şey öldürdüğünde, parçacıkları alan hep ben oluyordum, o değil. Dur biraz… sadık yaratığım mı? Cassie bana kendi huylarını mı bulaştırdı yoksa? Yaratığım değil, o yaratık! O şey bir yaratık ve ben de insanım ve kendimden… şey… ben ne düşünüyordum az önce?”
 
Dış dünyaya göz atan Sunny, kaşlarını çattı. Şu an gündüzdü… normalde bu saatlerde çoktan uyumuş olurdu. Gündüz dışarı çıkmak tehlikeliydi. Gölgelerin dışına adım atmak zorunda kalacak ve her türden Düşmüş varlığın dikkatini üzerine çekecekti.
 
Bu cehennemde bu kadar uzun süre hayatta kalabilmesinin sebebi, geceleri avlanan aşırı temkinli biri olması ve ödlekçe davranmasıydı. Bu dersleri öğrenirken ağır bedeller ödemişti hatta bir keresinde neredeyse ölecekti.
 
Ama yine de…
 
Yine de…

Risk almalı mıydı?

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

106   Önceki Bölüm