Gençken yaptığı idmanlar şimdi çok uzak görünüyordu ama yine de onları bir nebze hatırlıyordu.
Taş sütunların Kadim Gözcüler gibi yükseldiği ve yerin, duruşlarını bulan nesillerin ayaklarıyla aşınarak, pürüzsüzleştiği eğitim alanları... Küçük ellerindeki eğitim silahlarının ağırlığı... Teknik düzgün uygulandığında, onaylayarak başını sallayan, uygulanmadığında ise düzeltmeler yapan babasının yüksek platformdan izleyişi...
Bu anılar sanki başka birine aitmiş gibi geliyordu. Farklı bir hayattaki farklı bir çocuğa.
Adam Amca, saldırmak üzere olan bir avcının dinginliğiyle duruyordu. Vücudunda gezinen Mana Lifler’i yoğunlaşmış; Atılmaya hazırlanan yılanlar gibi kollarına ve omuzlarına dolanmıştı. Mızrağı kavrayışı gevşek ama emindi; Bu, sadece On Yıllar’ca süren tekrarın getirebileceği bir tutuştu.
Damian’ı her an biçebilecek vahşi bir canavar gibi görünüyordu.
Ama aynı zamanda...
DÜM!
Kalbinin ritmi o kadar yüksek sesle çınladı ki, Damian açıklayamayacağı bir güven hissetti. Bu bir kibir değildi. Cehaletten doğan sahte bir cesaret gösterisi de değildi. Sekiz Yıldır tepki vermediği bedeninin ona yanıt verdiğini hissetmekten gelen bir şeydi.
Yaşıyordu.
Gerçekten, tamamen, muhteşem bir şekilde yaşıyordu.
“Hadi bakalım ihtiyar!“
Açıklığ’ın Mana ile yoğunlaşmış havasında sesi yankılanarak, önündeki Savaşçı’ya seslendi.
Bir sonraki Saniye’de, Adam Amca harekete geçti.
Ve...
Ve...!
...!
Damian hayretler içinde kaldı.
Yaşlı Savaşçı kendini ileriye doğru fırlatırken, Adam Amca’nın kasları üzerinde gezinen çatırdayan Mana Lifler’ini gördü. Bu güç pırıltılarının mızrak sapı boyunca dans ettiğini; Darbeye yıkıcı bir kuvvet katacakları o taş uçta yoğunlaştıklarını gördü.
Ve her şey ağır çekimde ilerliyor gibiydi.
Sanki Adam Amca hareket ediyordu, evet, ama Damian onu akıl almaz derecede yavaş hareket ederken, izliyordu. Bunu tam olarak açıklayamıyordu. Zihni’nin rasyonel tarafı, Adam Amca’nın zirve seviye bir Etin Uyanışı Savaşçısı’nın hızıyla saldırdığını; Bu hızın normalde net bir şekilde takip edilmesinin imkansız olması gerektiğini biliyordu.
Ancak kendi gözleri de Mana ile parlıyordu.
Adam Amca’nın kollarındaki kasların bükülme şeklini, Lifler’in hassas bir sırayla kasılmasını gördü. Mana’nın bu kasılmaları nasıl desteklediğini, her kas grubuna ihtiyaç duyulmadan bir kalp atışı kadar kısa bir süre önce hücum ederek, gücü ve hızı sadece Etin başarabileceğinin Ötesi’ne taşıdığını gördü.
Mızrağın tam olarak nereye gittiğini gördü.
Yörünge onun için netti; Havada çizilen bir çizgi gibi, gelişmiş algısı bunu taşın üzerindeki kelimeler gibi okuyabiliyordu.
Ve vücudu yanıt verdi.
DÜM!
O ritmi tekrar hissetti ve her parçası sanki çok canlıydı. Çok bağlı. Tek bir amaçta birleşmişti!
Et’i, bu sabah orada olmayan Mana ile karıncalandı. Kemikleri depolanmış güçle uğuldadı. Kan’ı, yeni bir hayatiyetle yanan damarları üzerinden Enerji taşıdı. İliğ’i üretimin başlangıçlarıyla kıpırdandı. Organları uyum içinde attı; Her biri, parçaların toplamından daha büyük olan bir bütüne katkıda bulundu.
Öyle ki, elindeki baltayı kullanmadı bile.
Sadece hareket etti.
Et’i üzerinden, Kemikler’inden, Kan’ından, İliğ’inden ve Organlar’ından; O ağır kalp atışıyla eşzamanlı olarak mavi Mana darbeleri salındı. Işık, Adam Amca’nın oturmuş gelişimiyle kıyaslandığında zayıftı; Dağın yamacındaki Mana zengini havada zar zor seçiliyordu.
Ama oradaydı.
Ve bu yeterliydi.
Damian ağırlığını hafifçe kaydırdı, ayağı yosun kaplı taşın üzerinde mükemmel bir yerleşimle kaydı. Gövdesi tam gerektiği kadar döndü, kafası tam doğru açıyla eğildi. Hareket minimaldi. Verimli. Ekonomisindeki o sadelik muazzamdı!
Ona isabet etmesi gereken mızrak, yüzünün bir santim uzağından geçti.
Daha önce hiç deneyimlemediği detayları algılayabilen gözlerle onun geçişini izledi. Mızrak ucundaki çakmaktaşının yontulduğu oyukları, her küçük kusurun onun yaratılış hikayesini anlatışını gördü.
Ahşap sapın damarlarını, ellerin yıllarca süren kullanımda onu pürüzsüzleştirdiği yerleri gördü. Taşı ahşaba bağlayan, bugünkü savaştan dolayı hafifçe yıpranmış ama hâlâ güçlü duran sinir bağlarını gördü.
Ve Adam Amca’nın parmaklarındaki zayıf Mana parıltılarını; Kavrayışından geçip, silaha aktarılan, darbe boşluğa vurduğu için şimdi havada dağılan o gücü gördü.
VUUŞ!
Mızrak hiçbir şeye çarpmadı.
Adam Amca, isabet etmesi gereken bir darbenin savruluşunun ardından bedeni donakalmış bir halde durdu.
...!
Damian, Adam Amca’nın ona baktığında ne gördüğünü bilmiyordu.
Ancak bu Yaşlı Savaşçı’nın gözleri titriyordu; Bu sabahki o tanıdık ifadeyle fal taşı gibi açılmıştı. Kabile halkının onu Mavi-Altın alevlerle sarmalanmış halde ölümcül yaralardan dirilirken izlediği andaki o ifadeyi.
Umarım... o da ona Tokoloshe demeye başlamazdı.
“Sen... Benden daha mı hızlısın, Genç Lugal?“
Adam Amca bu sözleri bir şaşkınlık içinde söyledi. Sesi bir fısıltıdan halliceydi.
Sonra şoku dönüştü.
Hemen ardındab yıpranmış yüzü mutluluk gülümsemesine eridi; Gözler’i bir şeyle parladı...
Umut.
Saf, katıksız bir umut!
“Benden daha hızlısın, Genç Lugal!“
GÜM!
Bu sözlerle birlikte Adam Amca, çok uzun süredir kendisini bağlayan zincirlerinden kurtulmuş bir canavar gibi patladı.
Vay be!
İhtiyar sanki öldürmeye geliyormuş gibi görünüyordu!
Damian ona, heyecanının kazara Genç Lugal’ini öldürmesine izin vermemesini söylemek istedi. Sergilediği o imkansız hız her neyse, bu konuda hâlâ yeni olduğunu hatırlatmak istedi. Hâlâ öğreniyordu! Zanaatını mükemmelleştirmek için On Yıllar’ını harcamış bir Savaşçı’ya kıyasla hâlâ kırılgandı.
Ama kelimelere vakit yoktu.
Adam Amca, neden bir zamanlar bir Genç Lugal’i korumakla görevlendirildiğini kanıtlayan bir vahşet ve teknikle mızrağını ileri sürdü. Silah, durmaksızın birinden diğerine akan kalıplarla yukarıdan vurarak, aşağıdan hamle yaparak, savurarak, saplayarak ve keserek bir hareket bulanıklığına dönüştü.
Ancak Damian ne zaman bir saldırı tehdidi hissetse, tüm bedeni dikkat ve kudretle alevlendi.
DÜM!
DÜM!
DÜM!
Vücudunun çeşitli sistemlerinde gezinen o az miktardaki Mana Lifler’i her kalp atışına yanıt veriyor, duyularını işlenmesi imkansız olması gereken bilgilerle dolduruyordu. Bu durum, Adam Amca’nın sanki suyun içinde hareket ediyormuş gibi, Damian’ın ise havada hareket ediyormuş gibi görünmesini sağlıyordu!
Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.