61.Bölüm - Turnuva (5/???)—————————————————————Elaria, Kael’i görmezden gelerek kızların yanına oturdu..AmaYüzünde bir gülümseme vardı.. birini seven bir kişinin yüzü.—————————————————————...Elaria ve Lysara’nın maçından sonra, gün tamamlanmıştı.
Seyirciler ve VIP’ler yavaş yavaş ayrılmaya başlamıştı, ama bazıları Kael’e, kızlara ve diğerlerine hâlâ bakıyordu. Kael ve kızlar onları umursamadan, kendi boyutlarına çekildiler.
Oradan yerleştirilmiş bir boyut kapısından Moonlight Malikanesi’ne doğru ilerlediler.
Maria gözlerini büyüterek baktı:
“Vay canına… burası gerçekten çok güzelmiş.”
“Sonuçta burası
Moonlight ailesinin malikanesi.”
“–!”
Kael duraksadı ve bir an için etrafı taradı:
“Kayınpeder sen miydin…
İlahi Kademe gerçekten oldukça güçlü, seni neredeyse hissedemedim bile.”
Aurelion, kaşlarını çatarak Kael’e baktı
“( ̄– ̄メ)”Kael gülerek cevap verdi
“Haha, öyle sinirli bir şekilde bakma. Seni annem ve babamla, bir de kız kardeşimle tanıştıracağım.”
Kael derin bir nefes aldı ve gülümsedi:
“Annem,
Maria Oksileon… kendisi yetiştiriciliğe fazla önem vermediği için sadece
Elmas Kademe’de. Anne, karşındaki kişi ise Syr’in babası,
Aurelion Moonlight.”
Maria hafifçe başını salladı ve Kael’in sözlerini onayladı. Kael devam etti:
“Babam ise
Carlos Oksileon… kendisi en son
Efsanevi Kademedeydi. Ama anlaşılan o ki, yeniden bir atılım yapmış. Tebrikler baba.”
Carlos, elini Aurelion’a doğru uzattı ve ciddi ama nazik bir ifadeyle konuştu:
“Tanıştığıma memnun oldum efendim. Oğlumuz size sorun çıkardıysa şimdiden özür dilerim.”
Aurelion hafifçe gülümsedi, kaşlarını kaldırarak:
“Ne bu resmiyet? Kael’in benimle uğraşması sinir bozucu olsa da, haklı. Yakında bir aile olacağız; bana adımla seslenebilirsiniz–
Aurelion.”
Carlos ve Maria birbirine baktı, sonra gülümseyerek:
“Peki o zaman… Aurelion, sen de bizi isimlerimizle çağırabilirsin;
Maria ve
Carlos.”
Aurelion, kısa bir duraklamadan sonra konuşmaya devam etti:
“Devam etmeden önce size eşimi tanıtayım:
Selvaria Moonlight. Kendisi sadece eşim değil; Moonlight ailesinde üstün güçlerden birisi.
Nihai Kademe’de.”
Selvaria hafifçe eğilerek başını salladı:
“Tanıştığımıza memnun oldum. Aenwyn’den duyduğuma göre, Ocsilaus’ta kızımla ilgilenen sizdiniz, kaldığı yetimhaneden sonra… bunun için size minnettarım.”
Maria nazikçe gülümsedi:
“Bunun için bize minnettar olmanıza gerek yok hanımefendi. Syr yani Aenwyn bizim kızımız gibiydi. Aslında yetimhaneden onu almayı düşündük, ama o zaman Aenwyn ve Kael ‘kardeş’ olurlardı.”
Selvaria, Aurelion’a bakarak hafifçe gülümseyerek konuştu:
“Kocam ile yaptığınız gibi benim adımı da kullanabilirsiniz. Ve bence yetimhaneden almanız sorun olmazdı. Sonuçta, öz kardeşler bile yeterince güçlülerse, çocukları her zaman düzgün doğar.”
Maria hafifçe kaşlarını çattı ama anlayışlı bir şekilde cevap verdi:
“
(;・´ω`) Şey… o konuda haklısınız ama bizim gezegenimizde kardeş veya akraba evliliği
tabudur.”
Selvaria omuz silkerek yanıtladı:
“Ah… anlıyorum. Tabi, bazı
düşük seviyeli gezegenlerde böyle konular tabu oluyor.”
Carlos ve Maria birbirine bakıp hafifçe gülümseyerek düşündüler:
“
Düşük seviye demek… haklı, gerçi.”
...Kael, ailesinin ve Syr’in ailesinin birbirleri ile hızlıca kaynaşmasını izliyordu.
İçten içe, Moonlight’ların ve Oksileon’ların hızlıca kaynaşması içini ısıtıyor ve ona bir rahatlık veriyordu.
Ailesinin ve Syr’in ailesi konuşmaya devam ederken Kael ve kızlar dışarı çıkmaya karar verdi.
Maria ve Selvaria
“Kendinize dikkat etmeyi unutmayın..”
Maria ve Selvaria aynı anda konuştuktan sonra birbirlerine bakıp kıkırdadılar.
Bu küçük senkronizasyon, iki farklı dünyanın anneleri arasındaki o görünmez bağı çoktan kurmuştu.
Kael ve kızlar, malikanenin devasa bahçesine çıktıklarında gece çoktan çökmüştü.
Ancak Moonlight Malikanesi’nde gece, karanlık demek değildi. Bahçedeki bitkiler, ay ışığını emip gümüşi bir parıltıyla geri yansıtıyor; havada süzülen minik enerji zerreleri fenerleri andırıyordu.
Syr, derin bir nefes alarak kollarını iki yana açtı.
“
Sonunda… Kendi evimde ilk kez bu kadar huzurlu hissediyorum. Sanırım bunun sebebi senin ve ailenin burada olması Kael.”
Kael, elini ensesine atıp gülümsedi.
“Annem ve Selvaria Hanım’ın bu kadar çabuk kaynaşacağını tahmin etmemiştim. Bir an için ‘
düşük seviyeli gezegen’ muhabbetinden dolayı ortam gerilecek sanmıştım ama annem her zamanki gibi nazik ve sevecen davrandı.”
Nimara, kucağındaki antik kitabı hafifçe sıkarak araya girdi:
“Leydi Selvaria haklıydı aslında.
Yüksek kademeli varlıklarda genetik bozulma kavramı mananın saflığıyla bastırılır.
Ancak Maria Hanım’ın kültürel hassasiyeti de bir o kadar asildi. Birbirlerine saygı duymaları, senin gelecekteki huzurun için büyük bir şans Kael.”
Kael ekledi
“Sadece benim huzurum değil, Nimara..
bizim huzurumuz.”
Celeste, karanlığın içinde adeta süzülürken mırıldandı:
“Huzur… Kısa sürecek. Yarın turnuvanın ikinci günü. Kael, seninle birlikte ben ve Nimara da sahneye çıkacağız.”
Elaria, bugünkü galibiyetinin verdiği özgüvenle.
“Endişelenme Celeste. Bugün ben ve Syr çıtayı oldukça yükseğe koyduk. Sizden de azını beklemiyoruz.”
Sonra Kael’e dönüp hafifçe kızardı.
“Ve sen… Yarın rakiplerini çok fazla rezil etme, tamam mı? Bazıları gerçekten sadece dahi, senin gibi bir ‘
hata’ değiller.”
Kael kahkaha attı.
“
Hata mı? Bu bir iltifat mıydı Elaria?”
“Nasıl istersen öyle al!” diye tersledi Elaria, ama gözlerindeki
parıltı niyetini belli ediyordu.
...Grup, bahçenin içindeki göletin kenarına geldiğinde Kael duraksadı. Göletin suyu, gökyüzündeki yıldızları bir ayna gibi yansıtıyordu.
“Yarın,” dedi Kael, sesi ciddileşerek.
“Sadece bir turnuva maçı olmayacak.
Seraphine Oxyleon’un beni izlediğini biliyorum. Ve o
Ormyr denilen çocuk…
Alan adımına ulaşmış olması onu tehlikeli kılıyor. Ama asıl merak ettiğim, turnuva komitesinin doğrudan finale aldığı diğer isimler.”
Syr, Kael’in koluna girdi ve başını omzuna yasladı.
“Kim olursa olsunlar… Senin karşında durabileceklerini sanmıyorum. Sen bizim çekirdeğimizsin Kael. Biz senin sayende bu seviyelere ulaştık, ama sen… Sen kendi yolunu hiçbir şey yokken inşa ettin.”
Kael, Syr’in saçlarını okşadı. Tam o sırada zihninde bir bildirim yankılandı.
[Ding!Kullanıcının ’Eşik Görüşü’ tarafından fark edildiği saptanmıştır.]Kael içinden sırıttı.
“Demek o kız gerçekten bir şeyler görmüş. 『Eşik Görüşü』 becerisi veya yeteneğinin ne olduğunu göremesem veya anlayamasamda, beni gördüğüne eminim.”“Hadi,” dedi Kael kızlara dönerek.
“Yarın büyük bir gün. Dinlenmemiz gerekiyor. Ayrıca annemlerin içeride ne planladığını kontrol etsek iyi olur, yoksa bir bakmışız hepimiz evleniyoruz.”
Nimara ve Elaria aynı anda kızarırken, Celeste sadece hafifçe gülümsedi. Syr ise neşeyle bağırdı:
“Benim için hava hoş!”
Grup, gümüşi ay ışığının altında malikaneye doğru yürürken, arkalarında bıraktıkları göletin suyunda Kael’in yansıması bir anlığına titredi… ve yansıma, Kael’den daha yaşlı, gözleri boşlukla dolu bir siluete dönüştü.
Ama sadece bir anlığına.
...Güneş, Moonlight gezegeninin ufkundan yükselirken, ışıklar sadece karanlığı dağıtmakla kalmıyor, gece boyunca ay ışığını emmiş olan bitkilerin gümüşi parıltısıyla vals yapıyordu.
Gökyüzü; şafak vaktinin turuncusundan, derin bir morun içinden süzülen altın sarısına kadar binbir renge bürünmüştü. Havadaki mana yoğunluğu, sabahın serinliğiyle birleşince insana sanki saf enerji soluyormuş hissi veriyordu.
Kuşların melodik cıvıltıları, malikanenin kristal camlarından yankılanırken; doğa, yaklaşan fırtınadan habersiz, kusursuz bir dinginlik sergiliyordu.
...Malikanenin devasa yemek salonunda, paha biçilemez antikalarla süslü masanın etrafında alışılmadık bir topluluk toplanmıştı.
Bir yanda
İlahi Kademe’nin ağırlığını sessiz bir otoriteyle taşıyan Aurelion ve zarafetiyle büyüleyen Selvaria; diğer yanda ise mütevazı ama vakur duruşlarıyla Maria ve Carlos oturuyordu.
Kael ve kızlar odaya girdiğinde, masadaki atmosfer hem gergin hem de garip bir şekilde samimiydi.
Maria, elindeki çay fincanını masaya bırakırken gülümsedi:
“Günaydın çocuklar. Selvaria ile turnuvanın bu aşamasının ne kadar ’
geleneksel’ kaldığı üzerine konuşuyorduk.”
Aurelion, Kael’e kısa bir bakış fırlattı:
“Geleneksel ya da değil, bugün sahnede olanlar sadece kendilerini değil, ailelerini de temsil ediyor. Kael, bugün senin sıran. Umarım dünkü o küstah tavrını gücünle destekleyebilirsin.”
Kael, rahat bir tavırla sandalyeye yerleşti.
“Endişelenme
kayınpeder. Gücümün, küstahlığımdan her zaman bir adım önde olduğunu biliyorsun.”
Syr kıkırdayarak babasına baktı:
“Baba, Kael’e karşı bu kadar sert olma. Bak, o olmasaydı, hepimiz birlikte, bu sabah böyle güzel bir kahvaltı yapamazdık.”
Selvaria, kızının başını okşadı ve nazikçe konuştu:
“Daha önemli bir konu var. Bugün Celeste ve Nimara da dövüşecek. Ve duyduğuma göre, rakipleriniz arasında bu yılın en çok konuşulan isimleri var. Dikkatli olmalısınız.”
...Yemekten sonra tüm grup, malikaneden doğrudan
VIP localarına açılan bir portal aracılığıyla arenaya geçti.
Grup locadaki yerlerini aldığında, arenadaki kalabalık bir anlığına uğultuyu kesti. Herkesin gözü o noktaya kilitlenmişti.
“Bakın!
Moonlight ailesinin
locası!”
“Yanındakiler kim? Dünkü o çocuk... Oksileon muydu?”
“
İlahi Kademe Aurelion ve
Selvaria ile aynı locada oturuyorlar!”
“Bu… bu imkansız. O aileye girmek bu kadar kolay mıydı?”
Halkın ve diğer soyluların şaşkınlığı dalga dalga yayılıyordu. Bir
“hiç kimse“ olarak görülen Kael’in ailesinin, evrenin en güçlü hanedanlarından birinin liderleriyle dostça sohbet etmesi, turnuvanın gidişatından daha çok konuşulur hale gelmişti.
O sırada spikerin sesi, büyüyle güçlendirilmiş bir patlamayla arenayı yardı.
“BAYLAR VE BAYANLAR! DAHİLER TURNUVASI’NIN İKİNCİ GÜNÜNE HOŞ GELDİNİZ!”Kalabalık çılgına dönerken devasa ekranlarda bugün yarışacak olan 32 ismin geri kalan eşleşmeleri dönmeye başladı.
“BUGÜNÜN İLK BÜYÜK MAÇI!”Ekran durdu.
[Ormyr Khaelen (Antik Kademe - Zirve) VS Nimara Moonstar (Efsanevi Kademe)]“BUGÜNÜN İLK BÜYÜK MAÇI!”Spikerin sesiyle arena buz kesti. Nimara,
Solunaris’i (kılıç asasını) elinde hafifçe çevirerek sahneye çıktı. Karşısında
Ormyr Khaelen vardı; vücudundan taşan
vahşi yıldırım arkları şimdiden zemini kavuruyordu.
Ormyr, küstah bir gülümsemeyle Nimara’yı süzdü:
“
Güzelliğin ve
zekan buraya kadar gelmene yetti elf kızı. Ama benim karşımda formüllerin sadece küle dönüşür.
Antik Kademe ile
Efsanevi arasındaki farkı sana kemiklerinin sızısıyla öğreteceğim.”
Nimara cevap vermedi. Gözleri, saf gümüş bir ışıkla parladı.
[Kraliyet Refleksi] ve
[Doğal Senkronizasyon] aktifleşti.
Arenadaki tüm mana akışını, sanki bir kağıt üzerindeki karmaşık bir geometri problemiymiş gibi görmeye başladı.
“BAŞLAYIN!”Ormyr, daha kelime bitmeden bir yıldırım hızıyla ileri atıldı. Ancak Nimara çoktan oradaydı.
[İmparator Aşama Uzay] becerisini kullanarak sadece milimetrik bir sapma ile darbeden kaçtı ve
Solunaris’i Ormyr’in kaburgalarına doğru savurdu.
BOOM!Ormyr, beklemediği bu fiziksel güç karşısında geriye doğru sürüklendi. Nimara durmadı. Asasını yere vurduğunda dudaklarından o soğuk, hesaplanmış sözler döküldü:
“Ateşin Formülü: Birinci Değişken – Yayılım.”Arenanın her yerinde matematiksel bir dizilimle binlerce küçük ateş iğnesi oluştu. Ormyr zıpladı, ancak iğneler onu havada birer güdümlü füze gibi takip etti.
Ormyr kükredi
“ALAN AKTİF: YILDIRIMIN MUTLAK HÜKMÜ!”Gökyüzü bir anda karardı ve arenanın içi devasa bir statik enerji küresine dönüştü. Ormyr’in Alanı içinde fizik kuralları onun lehine yeniden yazılmıştı.
Yıldırımlar artık sadece gökten inmiyor, Nimara’nın bastığı topraktan ve soluduğu havadan fışkırıyordu.
Nimara’nın
[Asil Direnç] becerisi sayesinde vücudu kavrulmaktan kurtuluyordu ama manası bu baskıya direnmek için hızla tükenmeye başlamıştı.
“Analiz ediliyor...” diye mırıldandı Nimara.
[Ateşin Formülü] devreye girdi.
“İyonizasyon oranı: %94... Enerji frekansı: Değişken... Çözüm: Zıt Reaksiyon.”Nimara,
[İmparator Aşama Buz] ve
[Ateş Konsepti]’ni aynı anda kullandı. İki zıt elementin çarpışmasından doğan devasa bir
termal şok dalgası, Ormyr’in
Yıldırım Alanı’ndaki iletkenliği bozmaya başladı.
Ormyr’in gözleri fal taşı gibi açıldı
“
Benim alanımın içindeki parçacıkları mı manipüle ediyorsun? Sen sadece bir büyücü değil, bir
canavarsın!”
Nimara, Solunaris’i kılıç formuna dönüştürdü.
[Sonsuz Boşluk Kılıcı] becerisiyle kılıcını öyle bir hızla savurdu ki, vuruşları Alan’ın duvarlarında gerçek çatlaklar açtı.
Nimara’nın
999.999 Güç ve Çeviklik istatistikleri, her darbede arenayı deprem olmuşçasına titretiyordu.
Yirmi dakika süren bu destansı çarpışmada Nimara, Ormyr’i köşeye sıkıştırdı.
Ormyr’in zırhı parçalanmış, vücudu Nimara’nın “Seçici Yanma“ ateşleriyle yer yer kömürleşmişti.
Ancak...
Antik Kademe Zirvesi ile
Efsanevi Kademe arasındaki o aşılmaz duvar burada ortaya çıktı.
Ormyr, ağzındaki kanı tükürerek sırıttı. “Gerçekten... inanılmazsın. Seni küçümsediğim için özür dilerim
Nimara Moonstar. Ama bir ’
Kraliyet Elfi’ bile olsan, seviye farkı
kanundur.”
Ormyr, ruh özünü yaktı. Alanı bir anda daralarak sadece kendi vücudunun etrafında yoğunlaştı.
[Mutlak Yıldırım Zırhı]. Artık o bir insan değil, yaşayan bir yıldırım felaketiydi.
Nimara, en güçlü ve tehlikeli kozunu oynadı
“Konsept Üstün Etkisi: Umutsuzluğun Fedası!”1.000.000 Ruh feda edildi. Nimara’nın etrafındaki ateş, dünyevi renkleri terk ederek mutlak beyaza dönüştü.
+%1.000.000 Hasar Bonusu aktifleştiğinde, tüm arena’nın kenarındaki kumlar cama dönüşmeye başladı.
Seyirciler ve
VIP’ler bariyerlerinin arkasına bile sığınmakta zorlanıyordu.
İki dev güç arenanın ortasında çarpıştı.
Işık ve
gölge,
ateş ve
yıldırım birbirini yuttu.
Toz bulutu dağıldığında, Nimara ayaktaydı ama
Solunaris çatlamış, elleri kana bulanmıştı.
Ormyr ise tek dizinin üzerindeydi, vücudu tükenmişti. Nimara tam son darbeyi vuracakken,
[Kraliyet Elfi] fiziğinin bile kaldıramayacağı bir enerji aşımı yaşadı.
Ruh feda etmenin getirdiği o korkunç geri tepme, vücudunu bir anlığına felç etti.
Ormyr bu saniyelik boşluğu kullandı ve son enerjisiyle elini Nimara’nın boğazına çok yakın bir mesafeye getirdi. Elinde titreyen minik bir yıldırım oku vardı.
“Hareket edersen...
biter,” dedi Ormyr, nefes nefese.
Nimara, sakin ve asil bir şekilde gülümsedi. “Formülümde bir hata vardı... Ruhun feda edilmesinden sonraki hücresel çöküş hızını yanlış hesaplamışım.”
Spiker, sarsılmış bir sesle bağırdı:
“KAZANAN... ZORLU BİR MÜCADELENİN ARDINDAN, ORMYR KHAELEN!”...VIP LocasıNimara, portalla locaya döndüğünde Kael onu ayakta karşıladı. Nimara’nın bembeyaz olmuş yüzüne ve titreyen ellerine baktı.
Kael, onu nazikçe
kucağına aldı ve
yumuşak bir koltuğa yatırdı. Sesi, duyanların kanını donduracak kadar derindi:
“
Kaybetmedin Nimara. Sen bir
Antik Kademe Zirvesini,
yaşamını ve
ruhunu yakmaya zorladın. O çocuk bugün kazandı ama o yarayı asla tamamen iyileştiremeyecek. Sen ise sadece daha
güçleneceksin.”
Nimara, Kael’in elini zayıfça sıktı. “Onu... analiz ettim Kael. Alanı’nın zayıf noktası, her sekizinci saniyede sol omzunun altında oluşan enerji döngüsü. Senin için... orayı zihinsel olarak işaretledim.”
Kael’in gözleri bir anda karardı. Nimara, o kadar acı çekmesine rağmen hala Kael’in kazanması için veri toplamıştı.
Kael yavaşça ayağa kalktı. Aurelion ve Selvaria, Kael’in etrafındaki mananın nasıl “
ağırlaştığını“, oksijenin bile çekildiğini hissettiler. Bu artık bir turnuva değildi. Bu bir infaz hazırlığıydı.
...Nimara’nın epik mücadelesi arenadaki çıtayı o kadar yükseltmişti ki, sonraki birkaç maç seyirciler için adeta bir “
soğuma seansı“ gibi geçti.
Kael, locada Nimara’nın yanında kalmaya devam ederken, gözlerini arenadan ayırmıyordu.
Aurelion, Kael’in o buz gibi sakinliğini izlerken içten içe etkilenmişti. Normalde bu yaştaki bir gencin, sevdiği birinin böyle hırpalanması karşısında kontrolsüzce arenaya atlamasını beklerdi; ama Kael, enerjisini bir kara delik gibi içine hapsediyordu.
Sıradaki Maçlar:
Turnuva komitesi, arenadaki hasarı onarmak ve atmosferi dengelemek için daha teknik odaklı eşleşmeleri öne sürdü.
- Thalric (Toprak Elementi) VS Elian (Rüzgar Elementi): Thalric’in aşılmaz kum kalkanları, Elian’ın jilet keskinliğindeki rüzgar bıçaklarıyla yarım saat boyunca dövüldü. Sonunda Thalric, arenanın zeminini tamamen bataklığa çevirerek rakibini hapsetti ve kazandı.
- Liora (Işık Büyücüsü) VS Kaelen (Gölge Suikastçısı): Işığın karanlığı kovaladığı, hızın ve illüzyonun ön planda olduğu bir maçtı. Liora, “Mutlak Aydınlanma“ becerisini kullanarak arenada hiçbir gölge bırakmadı ve suikastçıyı görünür kılarak nakavt etti.
...Nimara ve Ormyr arasındaki epik mücadeleden sonra arena, birkaç “
çerezlik“ maçla soğumaya bırakılmıştı.
Ancak seyirciler, VIP locasındaki Kael ve grubunun etrafındaki o gergin aurayı hissedebiliyordu.
14 maç tamamlanmış, güneş batmaya yüz tutarken gökyüzü turuncu ve morun en koyu tonlarına bürünmüştü.
Spiker, heyecandan titreyen sesiyle bağırdı:
“VE İŞTE BEKLENEN AN! BUGÜNÜN SONUNDAN BİR ÖNCEKİ, BELKİ DE EN KARANLIK MAÇI!”Dev ekranlarda iki isim belirdi:
[Celeste Moonstar (Boşluk - Efsanevi Kademe) VS Ignis Khaelen (Kadim Ateş - Antik Kademe)]Celeste yavaşça ayağa kalktı. Koyu Mavi saçları, locanın kristal avizelerinin altında değil, sanki kendi içindeki bir galaksiden gelen ışıkla parlıyordu.
14 yaşında olmasına rağmen,
1.1 Trilyon Mana ve
999.999 Zeka istatistiğinin getirdiği o kadim ağırlık, odayı anında sessizliğe gömdü.
Kael’e döndü. Yüzünde hiçbir duygu yoktu, ama gözleri Kael’e “
İzle ve gör“ diyordu.
“Nimara’nın yarım bıraktığı hesabı ben devralıyorum,” dedi Celeste sesi pürüzsüz bir kristal gibi yankılanırken.
“Ateşin formülünü değil... ateşin sonunu,
mutlakyokluğu göstereceğim.”
Kael başını salladı, gözlerinde gurur dolu bir parıltı vardı.
“Ona acıma Celeste. Khaelen’in ’
Kadim Ateşi’ kibirle beslenir. Onu, açlığınla sustur.”
Arena Zemini
Celeste sahneye adım attığında, rakibi Ignis Khaelen çoktan mızrağını yere saplamış, etrafında küçük bir lav havuzu oluşturmuştu.
Ignis,
Antik Kademe bir yetişimci olarak Celeste’nin sadece 14 yaşında olduğunu görünce bir kahkaha attı.
“Moonstar ailesi çocuklarını ölüme göndermeyi mi seviyor? Küçük kız, bu bir oyun değil. Benim ateşim ruhunu küle çevirmeden önce teslim ol.”
Celeste cevap vermedi. Sadece sağ elini yavaşça havaya kaldırdı. O an, güneşli gökyüzü arenanın üzerinde bir saniyeliğine tamamen karardı.
Yıldızlar, öğle vaktinde bile görünür hale geldi.
“Ateşin Konsepti - Boşluk Ateşi: Uyanış.”Celeste’nin etrafında ne turuncu ne de kırmızı bir alev vardı.
Ortaya çıkan şey, ışığı bile yutan,
simsiyah ve kenarları mor bir titremeyle yanan bir “
yokluk“tu.
[Boşluk Ateşi] aktifleştiği an, Ignis’in ayaklarının altındaki lav havuzu bir anda sönmedi; sanki hiç var olmamış gibi
boşluk tarafından emildi.
Ignis’in yüzündeki gülümseme dondu. Mızrağını kavrayarak haykırdı:
“Kadim Ateş: Anka Patlaması!”Devasa, kızıl bir Anka kuşu Celeste’ye doğru uçtu. Ancak Celeste yerinden bile kıpırdamadı.
[Boşluk Ateşi], Ignis’in saldırısını bir tehdit olarak değil, bir besin olarak algıladı. Siyah alevler bir ağız gibi açıldı ve Kadim Ateş’i havada yakalayıp saniyeler içinde yedi.
“Neyle karşı karşıyayım ben? Bu... bu bir element türü değil! Bu bir
canavar!”
Celeste soğuk bir sesle fısıldadı:
“Senin ateşin çok...
gürültülü. Ama tadı oldukça
yavan.”
Celeste,
[Sonsuz Boşluk Kılıcı] becerisini aktifleştirerek elinde siyah alevlerden bir kılıç oluşturdu.
999.999 Çeviklik ve
[Doğa Ananın Yardımı] sayesinde, Ignis daha mızrağını savunma pozisyonuna getiremeden Celeste onun hemen önünde belirdi.
[Konsept Etkisi: Yiyici]Celeste’nin siyah alevi Ignis’in mızrağına dokunduğu an, mızrağın üzerindeki tüm rünler sönmeye başladı.
Ignis, hayatı boyunca topladığı mananın, hatta kendi becerilerinin Celeste’nin Konsepti tarafından emildiğini hissetti.
“DUR! NE YAPIYORSUN? GÜCÜMÜ... GÜCÜMÜ
ÇALIYORSUN!”Celeste kılıcı hafifçe çevirdi ve Ignis’in göğsüne bir darbe indirdi. Darbe fiziksel değildi; doğrudan Ignis’in Ateş Özü’nü hedef alıyordu.
Locada Aurelion ayağa kalktı, gözleri
dehşetle doluydu:
“Kael... Bu kız... o rakibinin konseptini mi yiyor? Bu yasaklanmış bir güç seviyesi! Khaelen ailesi bunu asla affetmeyecek!”
Kael, arkasına yaslanıp sakin bir şekilde gülümsedi.
“
Affetmelerine gerek yok Aurelion. Celeste sadece aç... ve Ignis de çok lezzetli görünüyor.”
Carlos ve Maria ise şaşkınlıktan donakalmıştı. Carlos mırıldandı:
“Oğlumuzun etrafındaki herkes mi birer
yıkım tanrısı?”
Maria, Carlosa takılarak
“daha çok yıkım
“tanrıçası“.” diye düzeltti.
Arenada, Celeste mızrağı parçalamış ve Ignis’i dizlerinin üzerine çöktürmüştü. Ignis artık bir Antik Kademe gibi değil, sıradan bir insan gibi titriyordu.
[Boşluk Ateşi] onun gururunu, yetişimini ve cesaretini çoktan yemişti.
Celeste elini rakibinin alnına koydu ve fısıldadı:
“Tadın için teşekkürler. Ama bir daha yoluma çıkma.”
Spiker, arenadaki mutlak sessizliği ancak yutkunarak bozabildi:
“KAZANAN... CELESTE MOONSTAR! BİR DAKİKADAN KISA SÜREDE!”Celeste, hiçbir zafer sevinci göstermeden locaya geri döndü. Kael’in yanına oturduğunda, gözlerindeki siyah parıltı yavaşça kayboluyordu.
Nimara’nın intikamı, çok daha karanlık bir yolla alınmıştı.
Kael ayağa kalktı. Artık sıra ondaydı.
“Güzel iş Celeste. Şimdi sıra bende. Bakalım şu Zephyros, Celeste’nin açlığını doyurabilecek kadar ilginç mi?”
...Bölüm sonu•Tekpi Bırakmayı•Yorum Atmayı, unutmayın!