Yukarı Çık




62   Önceki Bölüm 

           
63.Bölüm - Turnuva (7/???) / Küçük Bir Mola 

—————————————————————

Kael son kez Zephyros’a baktı.
Sonra gözlerini düşünceler ile gökyüzüne çevirdi.

“Yarın…” dedi çok alçak bir sesle,
“belki frenlemem.”

Ve bu cümle, arenadaki bütün alkışlardan daha ağır düştü.

—————————————————————

...

Kael, Zephyros’un gözlerindeki yansımasına son kez baktı. Bakışlarını ağır ağır gökyüzüne, yıldızların henüz yeni yeni belirdiği o lacivert boşluğa çevirdi.

“Yarın…” dedi, sesi bir fısıltıdan farksızdı ama rüzgar bile o an durmuş gibiydi. “Belki de artık dizginleri bırakırım.”

Bu cümle, o devasa arenadaki binlerce kişinin alkışından çok daha ağır, çok daha yıkıcı bir yankı bıraktı zihinlerde.

Arena boşalmıştı. Gündüzün o kavurucu heyecanı yerini taş zeminlerdeki hafif serinliğe bırakmış, tezahüratlar rüzgarla silinip gitmişti. 

...

Konutlarına doğru yürürken ekipte garip bir huzur vardı. 

Bu kez strateji tabloları yoktu, kimse kimsenin büyü kapasitesini ölçmüyordu. Sadece… nefes alıyorlardı.

Elaria, yan gözle Kael’i süzerek sessizliği bozdu. “Yarın gerçekten o sınırı aşacak mısın?” 

Sesindeki meydan okuma, gizleyemediği bir endişeyle harmanlanmıştı.

Kael omuz silkti, dudaklarında belli belirsiz bir kıvrılma oluştu. “Belki.. gerçi rakibim Celeste olduğu için fazla ileri gitmem”

Celeste ellerini ensesinde birleştirip gerindi. “Eğer kendini durdurmazsan, biz hariç, o tribünlerin ayakta kalma şansı %0. İnsanlar tepelerine tavan çökmesin diye dua etmeli.”

“Çökerse,” dedi Kael, sesi her zamanki gibi sarsılmaz bir dinginlikteydi.

“yeniden inşa ederler. Taşlar kırılmak içindir.” Bu cümlede zerre kibir yoktu; sadece kaçınılmaz bir gerçeğin ilanı gibiydi.
Akşam yemeği, uzun zamandır sahip olmadıkları o insani sıcaklıkla geçti. 

Syr, masanın başında günün en komik anlarını abartılı hareketlerle taklit ediyor; Nimara ise çayını yudumlarken bu neşeye zarif gülümsemesiyle eşlik ediyordu.

Elaria, bir ara Kael’in tepkisizliğine dayanamayıp ona bir çatal fırlattı.
“Hadi ama! Kabul et, bugün kapasitenin %10’unu bile kullanmadın.”

Syr kaşlarını kaldırdı, ağzındaki lokmayı yutup atıldı.
“Yarın %20 mi yani?”

Kael’in gülümsemesi bu kez biraz daha belirgindi. “O kadar iyimser olmayın.”

Masaya bir anlık sessizlik çöktü, ardından gelen kahkaha bir grup savaşçının değil, sadece yaşının baharında birkaç gencin samimi neşesiydi.

Gece ilerledi, koridorlardaki meşaleler söndü. Kael odasında, pencerenin önünde tek başınaydı. 

Tişörtünü bir kenara bırakmış, dışarıdaki derin boşluğu izliyordu ve düşünüyordu– geçmiş... 

Bir barajın çatlaması gibiydi, sızıntı değil, topyekûn bir akış istiyordu.

Tık. Tık.

Kapı, sanki bir sırrı bozmak istemezcesine hafifçe çalındı. Kael arkasına dönmeden seslendi: “Gir.”

İçeriye ay ışığıyla birlikte Nimara Moonstar süzüldü. 
Saçları gecenin ayışığı ile beraber parlayan altın sarısı, gözleri ise o karanlığın ortasındaki iki parlak masmavi yıldız

Sade, beyaz bir gecelik vardı üzerinde. Abartıdan uzak ama nefes kesecek kadar belirgin.

Kapıyı yavaşça kapattı ve Kael’e doğru, adımları zemini okşarcasına yaklaştı.

Aralarındaki mesafe azaldığında Nimara başını kaldırdı. Bakışlarında yılların biriktirdiği o ağır, sabırlı ve kararlı bekleyiş vardı.

“16 yaşıma girdiğimde…” dedi sesi kadife gibi ama pürüzsüz bir netlikle. 

“Benimle bir olacağına dair söz vermiştin.”

Bir adım daha. Kael’in aurasını hissedebilecek kadar yakındı artık. 
“Sözünü tut, Kael.”

Odanın havası bir anda ağırlaştı. Bu bir çocukluk hevesi ya da gelip geçici bir arzu değildi; bu, iki ruhun birbirine mühürlenme isteğiydi. Kael’in gözlerinde nadiren görülen o tereddüt belirdi. 

Çünkü o biliyordu; Kael ile “bir olmak“, sadece bir yakınlık değil, bir dönüşümdü. Onun varlığına dokunan herkes yanar, değişir ve asla eskisi gibi olamazdı.

Kael elini uzatıp Nimara’nın yanağına dokundu. Parmakları sıcak değildi ama içinden geçen o kadim titreşim Nimara’nın tenine işliyordu.

“Henüz hazır değilsin,” dedi alçak bir sesle.

Nimara’nın gözleri hafifçe kısıldı, meydan okuyordu. 
Hazırım.”

“Buna sen karar veremezsin, Nimara.”

“Peki, sadece senin kararınla mı yürüyecek bu yol?”

Soru, ay ışığının altında asılı kaldı. Kael bir süre sustu, sonra aralarındaki son boşluğu da kapatıp alnını Nimara’nın alnına yasladı. Nefesleri birbirine karışıyordu.

“Yarın,” dedi fısıltıyla, “durmayacağım.”

Nimara’nın göğsü hızla inip kalkmaya başladı. 

“Biliyorum.”

“Eğer kontrolü tamamen bırakırsam… geri dönüşü olmayan bir yola gireceğiz. Benimle gelen herkes o ateşten nasibini alacak. ”

Nimara gözlerini yumdu ve fısıldadı

“Ben zaten geri dönmek istemiyorum.”

Kael’in içindeki mana bir anlığına kontrolden çıkar gibi oldu; odadaki mobilyalar titredi, ay ışığı dalgalandı. 

Ama Kael, o muazzam iradesiyle her şeyi yeniden sakinleştirdi. Yavaşça geri çekildi.

“Yarın bitince,” dedi.
Bu bir vazgeçiş değildi, sadece doğru anın vaadiydi. Nimara gülümsedi; bu kez dudaklarında zafer kazanmış bir kadının edası vardı. 

Kapıya doğru yürürken duraksadı ve omzunun üzerinden ona baktı:
“Kaçamazsın Kael. Ben çok sabırlıyım.”

...

Kapının tokmağına uzanan eli durdu.
Nimara yavaşça başını çevirdi. 

Ay ışığı omzundan kayıp saçlarının arasına dağıldı. Bakışlarında ne utangaçlık vardı ne de geri adım.

Kael pencerenin önünde duruyordu hâlâ. Gözleri artık gökyüzünde değildi.
Onun üzerindeydi.

“Nereye gidiyorsun?” dedi sakin ama bu kez daha derin bir tonla.

“Bir olmayacağımız… birlikte yatamayacağımız anlamına gelmiyor.”

Odadaki hava yeniden ağırlaştı; fakat bu kez baskıdan değil, gerilimin yumuşamasından.

Nimara birkaç saniye onu izledi. Sonra kapıdan elini çekti.

Adımlarını geri çevirdi.

“Kael…” dedi alçak bir sesle, “ben bu odaya çocuk gibi girip çıkmak için gelmedim.”

“Biliyorum.”

“Ve seni zorlamak için de değil.”

“Beni zorlamıyorsun, Nimara.. aslında seni kabul etmekten mutluluk duyardım ama, bu akşam değil...”

...

Aralarındaki mesafe yeniden kapandı. Fakat bu kez aura çarpışması yoktu. 

Güç taşmıyordu. Kael bilerek bastırmıştı; odanın içindeki mana, sakin bir göl yüzeyi gibi düzleşmişti.

Nimara yatağın kenarına oturdu. Kumaş hafifçe hışırdadı.

“Yarın,” dedi, “gerçekten dizginleri bırakırsan… seni herkes farklı görecek.”

Kael yavaşça yanına geldi ama ayakta kaldı.

“Zaten farklı görüyorlar.”

“Hayır.” Nimara başını iki yana salladı.
“Yarın korkacaklar.”

Bu kelime havada asılı kaldı.

Kael’in gözleri bir anlığına karardı.

“Korkmaları gerekiyorsa korksunlar.”

“Ben korkmayacağım.”

Bu sözde meydan okuma yoktu. Sadece sadakat vardı.

Kael sonunda yatağın diğer tarafına oturdu. Aralarında bir kol mesafesi kalmıştı. Ne fazla uzak, ne fazla yakın.

“Benimle aynı ateşe yürümek kolay değil, Nimara.”

“Kolay olsun diye istemedim.”

Sessizlik.

Koridorun uzak bir noktasında bir kapı kapandı. Rüzgâr hafifçe pencereye vurdu.
Nimara yavaşça uzandı, başını yastığa koydu ama bakışlarını Kael’den ayırmadı.

“Bu gece,” dedi yumuşakça, “sadece yanında olmak istiyorum.

Kael birkaç saniye onu izledi. Ardından o da sırtını yatağa yasladı.

Aralarında hâlâ o küçük mesafe kapandı, Nimara, Kael’in kollarının arasına girdi.

Tavanı izlerken Kael konuştu:
“16 yaş sözü… o gün sana verdiğim şey bir heves değildi.”

“Biliyorum.”

Nimara elini uzattı.
Tereddüt etmeden, Kael’in elini tuttu.

Bu temas anlık bir enerji patlaması yaratmadı. Çünkü Kael bilinçli olarak her şeyi bastırıyordu. Ama yine de… derinlerde bir yerde iki akım birbirine değdi.

Sıcaklık değil.
Uyum.

“Yarın,” dedi Nimara fısıltıyla, “ne olursa olsun… yanında kalacağım.”

Kael başını hafifçe ona çevirdi.

“Yarın akşam beni durdurmaya çalışma.”

“Durdurmayacağım.”

“Pişman olursan?”

“Olmam.”

Bu kesinlik, Kael’in dudaklarında hafif bir gülümseme oluşturdu.

Ay ışığı yavaşça yer değiştirdi. Odanın içindeki gölgeler uzadı.

Nimara’nın nefesi yavaşladı. Ama elini bırakmadı.

Kael gözlerini kapattı.

İçindeki baraj hâlâ çatlıyordu.

Ama bu gece… taşmıyordu.

Yarın.

Uzun bir gün olacaktı.

Ve sabah olduğunda, yalnız uyanmayacağını biliyordu.

...

Şafak, geceyi sessizce devraldı.
Ufuk çizgisinde önce ince bir gümüş hattı belirdi; ardından o çizgi altına döndü.

Güneş doğrudan parlamadı, önce yüksek kulelerin kenarlarını altınla boyadı, sonra beyaz mermer duvarlara yayıldı. 

Bahçedeki uzun servi ağaçlarının gölgeleri taş zemine ince çizgiler düşürdü.
Bu malikane savaşın değil, soyun sembolüydü.

Güç burada bağırmazdı. Sessizce hissedilirdi.

Ve bu sabah… hava alışılmadık derecede sakindi.

Kael gözlerini açtığında tavan işlemelerinin arasından süzülen ışığı gördü.

Sonrasın ise Nimara, başını koynuna yaslamış şekilde uyuyordu.

O kadar güzel uyuyordu ki, Kael ona seslenmek için güç bulamadı.

Nimara, gece boyunca Kael’in elini bırakmamıştı. 

Parmakları hâlâ onunkilere dolanmıştı;
gevşek ama bilinçli bir bağ gibi.

Bunu fark eden Kael, bir kaç saat daha böyle kalmanın bir sorun olmayacağını düşündü.

...

Kael, Nimara’nın huzurla uyumasını izlerken bir saat kadar zaman geçmişti.

Nimara hafifçe kıpırdandı. Gözlerini araladığında ilk gördüğü şey Kael oldu.

“...Gün doğmuş,” dedi yumuşakça.

“Evet.”

“Bugün farklı.”

Kael doğruldu. Pencereye yöneldi. Bahçenin ötesinde şehir uyanıyordu.

“Bugün bazı şeyler saklı kalmayacak.”

Nimara da oturdu. Gözlerinde korku yoktu.
Sadece kararlılık.

“Ben saklanmanı istemedim hiçbir zaman.”

Kael ona baktı.

“Biliyorum.”

Malikanenin ana salonu sabah ışığıyla doluydu.

Uzun camlardan giren güneş, yerdeki koyu desenleri aydınlatıyordu. Hizmetkârlar sessizce geri çekilmişti; bugün aile ve davetliler için ayrılmış bir gündü.

Elaria pencere kenarında duruyordu. Işık saçlarına vuruyor, yüzünü keskin ama dingin gösteriyordu.

Syr, ailesinin yanında, sandalyesinin üzerinde yarı oturur vaziyetteydi, enerjisi sabahı bile geçiyordu.

Selvaria, kocasının yanında her zamanki gibi sakin, bir fincan sıcak içecekle durumu izliyordu.

Celeste ise ayakta, kollarını bağlamıştı. Duruşu netti. Rakip olacağı için değil… sonucu merak ettiği için.

Kael ve Nimara salona girdiğinde konuşmalar yavaşça sustu.

Syr ilk konuşan oldu.
“Şehir dolmuş. İnsanlar dün gördüklerinin devamını istiyor.”

Celeste gözlerini Kael’e dikti.
“Kael, rakibin ben olduğum için kendini kısıtlama.”

Kael yavaşça Celeste’ye doğru baktı.

“Celeste, sen benim değerlilerimden birisin, eğer ki sana zarar verecek kadar ilerlememi istiyorsan– bu imkansız.”

Elaria lafa katıldı “Hmmp, böyle konuşuyorsun ama Nimara abla ile dün gece eğlendiğine eminim.”

Kael hafifçe gülümseyerek Elaria’ya baktı “Ne oldu? Yoksa Nimara’yı mı kıskandın~?.”

“Khrrg.. keşke bende Nimara abla kadar yaşlı olsaydım.”

Nimara:
“!!(゜ロ゜ノ)ノ. “Yaşlı“?”

“Hmmp, ben daha 16 yaşındayım, bana nasıl yaşlı dersin Elaria!”

Salondaki gergin hava, Elaria’nın bu beklenmedik çıkışıyla bir anlığına dağıldı.

Nimara’nın şaşkınlığı ve Elaria’nın çocuksu kıskançlığı, yaklaşan fırtınanın ortasında küçük bir neşe adası gibiydi.

Kael, aralarındaki bu tatlı atışmayı izlerken ceketini düzeltti. Celeste’nin ciddiyeti, Selvaria’nın sessiz gözlemi ve gençlerin bitmek bilmeyen enerjisi... 

Hepsi Moonlight Malikane’sinin ruhunu oluşturuyordu. 

Ancak dışarıdaki kalabalığın uğultusu, rüzgarın taşıdığı uzak sesler gibi camlara vurmaya başlamıştı.

Sessizlik yeniden çöktüğünde, bu kez daha ağırdı. Bu sadece bir yarışma ya da güç gösterisi değildi; bu, bir dönemin başlangıcı veya sonuydu. 

Kael, odadakilere tek tek baktı. Her birinin gözünde kendine has bir beklenti vardı.

Kendi içindeki o devasa gücü bastırmak yerine, bu sabah onu serbest bırakmaya karar vermişti. 

İnsanlar ne bekliyorsa, onlara çok daha fazlasını verecekti.

Ve böylece, Kael’in adı evrenin derinliklerine bir yankı gibi yayılmaya mahkumdu. 

Ancak bu şöhretin onun omuzlarına bir taç mı yoksa ağır bir zincir mi bırakacağını... sadece zamanın bizzat kendisi fısıldayacaktı

...

Malikanenin bahçesine çıktıklarında sabah artık tamamen yerleşmişti.

Rüzgâr hafifti. Çeşmenin suyu ritmik akıyordu. Gökyüzü açık ve berraktı.
Kael birkaç saniye gözlerini kapadı.

Toprağın altındaki titreşimi hissetti.
Uzakta, arenanın bulunduğu bölgedeki yoğunluğu.

Nimara yanına geldi. Sesi yalnızca onun duyabileceği kadar alçaktı.

“Bu sabah seni tutmayacağım.”

Kael gözlerini açtı.

“Zaten beni tutamazdın.”

Nimara hafifçe gülümsedi.

“Tutmak istemem zaten. Sadece yanında yürürüm.”

Kael ona baktı.
Bir an için, içindeki o devasa akış sakinleşti.

Sonra gözlerini ufka çevirdi.

Bugün.

Moonlight Malikanesi’nin kapıları açılacaktı.


1. GÜN (1 - 16. MAÇLAR)

• 1. Maç: Seraphine Oxyleon vs. Elis Morwyn → Kazanan: Seraphine Oxyleon
• 2. Maç: Thalric vs. Elian → Kazanan: Thalric
• 3. Maç: Valen Vayne vs. Caelum Thorne → Kazanan: Valen Vayne
• 4. Maç: Liora vs. Kaelen → Kazanan: Liora
• 5. Maç: Myra Frost vs. Ignis Blackwood → Kazanan: Myra Frost
• 6. Maç: Roland Ironheart vs. Silas Gaunt → Kazanan: Roland Ironheart
• 7. Maç: Nyx Whisper vs. Orion Starfell → Kazanan: Nyx Whisper
• 8. Maç: Elowen Leaf vs. Boran Stone → Kazanan: Elowen Leaf
• 9. Maç: Aenwyn Moonlight (Syr) vs. Aethron Valcarys → Kazanan: Aenwyn Moonlight
• 10. Maç: Draken Storm vs. Helios Sunflare → Kazanan: Draken Storm
• 11. Maç: Lyra Song vs. Vaelin Shadow → Kazanan: Vaelin Shadow
• 12. Maç: Garet Strong vs. Kaelum Ember → Kazanan: Garet Strong
• 13. Maç: Soren Moonchild vs. Xander Volt → Kazanan: Soren Moonchild
• 14. Maç: Alaric Thorne vs. Mira Windwalker → Kazanan: Alaric Thorne
• 15. Maç: Zephyrine vs. Bastian Frost → Kazanan: Zephyrine
• 16. Maç: Elaria Moonstar vs. Lysara Thyrwyn → Kazanan: Elaria Moonstar

2. GÜN (17 - 32. MAÇLAR)

• 17. Maç: Moonstar (İsimsiz Temsilci) vs. Ormyr Khaelen → Kazanan: Ormyr Khaelen
• 18. Maç: Casius Thorne vs. Elara Dawn → Kazanan: Casius Thorne
• 19. Maç: Valerius vs. Kaelith → Kazanan: Valerius
• 20. Maç: Marcus Vane vs. Selene Moon → Kazanan: Marcus Vane
• 21. Maç: Ignis Pyre vs. Terra Stone → Kazanan: Ignis Pyre
• 22. Maç: Lucius Malcor vs. Aria Swift → Kazanan: Lucius Malcor
• 23. Maç: Jaxen vs. Rin Shadowstep → Kazanan: Jaxen
• 24. Maç: Kaelen Dusk vs. Solara → Kazanan: Kaelen Dusk
• 25. Maç: Victor Ironbound vs. Mira Nightfall → Kazanan: Victor Ironbound
• 26. Maç: Silas Vane vs. Elianna → Kazanan: Silas Vane
• 27. Maç: Theron vs. Lyra Frost → Kazanan: Theron
• 28. Maç: Orion vs. Dusk → Kazanan: Orion
• 29. Maç: Helios vs. Luna → Kazanan: Helios
• 30. Maç: Baelin vs. Kai → Kazanan: Baelin
• 31. Maç: Celeste Moonstar vs. Ignis Khaelen → Kazanan: Celeste Moonstar
• 32. Maç: Kael vs. Zephyros → Kazanan: Kael

3.GÜN (1 - 16 MAÇLAR)

• 1.Maç: Seraphine Oxyleon (Antik Kademe – Zirve.) Vs Thalric (Gizemli Kademe )
• 2.Maç: Valen Vayne (Gizemli Kademe) Vs Liora (Antik Kademe)
• 3.Maç: Myra Frost (Antik Kademe) Vs Roland Ironheart (Antik Kademe)
• 4.Maç: Nyx Whisper (Gizemli Kademe) Vs Elowen Leaf (Gizemli Kademe)
• 5.Maç: Aenwyn Moonlight (Elmas Kademe) Vs Draken Storm (Gizemli Kademe)
• 6.Maç: Vaelin Shadow (Antik Kademe) Vs Garet Strong (Antik Kademe)
• 7.Maç: Soren Moonchild (Gizemli Kademe) Vs Alaric Thorne (Gizemli Kademe)
• 8.Maç: Zephyrine (Gizemli Kademe) Vs Elaria Moonstar (Efsanevi Kademe)
• 9.Maç: Ormyr Khaelen (Antik Kademe – Zirve) Vs Casius Thorne (Antik Kademe)
• 10.Maç: Valerius (Gizemli Kademe) Vs Marcus Vane (Gizemli Kademe)
• 11.Maç: Ignis Pyre (Gizemli Kademe) Vs Lucius Malcor (Gizemli Kademe)
• 12.Maç: Jaxen (Gizemli Kademe) Vs Kaelen Dusk (Gizemli Kademe)
• 13.Maç: Victor Ironbound (Gizemli Kademe) Vs Silas Vane (Gizemli Kademe)
• 14.Maç: Theron (Antik Kademe) Vs Orion (Antik Kademe - Zirve)
• 15.Maç: Helios (Gizemli Kademe) Vs Baelin (Antik Kademe)
• 16.Maç: Celeste Moonstar (Efsanevi Kademe) Vs Kael Oksileon (Gümüş Kademe)

(Not: isimleri AI ile rastgele yaptım, o kadar işsiz değilim.)

1. Maç: Seraphine Oxyleon vs. Thalric

Açılış tam bir yıkımla başladı. Thalric, Gizemli Kademe bir savaşçı olarak arenaya büyük bir özgüvenle çıktı; savunma rünlerini ardı ardına dizdi. 

Ancak Seraphine, Antik Kademe’nin zirvesindeki o soğuk ve keskin gücüyle sadece tek bir hareket yaptı. Görünmez bir pençe gibi havayı yaran saldırısı, Thalric’in tüm rünlerini cam gibi dağıttı. 

Thalric daha kılıcını çekemeden arenanın dışına savrulmuştu.

• Kazanan: Seraphine Oxyleon

2. Maç: Valen Vayne vs. Liora

Valen, hızına güvenen bir Gizemli Kademe suikastçısıydı. Fakat Liora’nın Antik Kademe aurası, arenayı adeta ağır bir bataklığa çevirdi. 

Valen her hamle yaptığında, Liora’nın kontrol ettiği doğa elementleri (veya kan donduran baskısı) onu bir adım geride bıraktı. Liora, zarif ama sert bir vuruşla Valen’in gardını düşürdü ve maçı kısa sürede bitirdi.

• Kazanan: Liora

3. Maç: Myra Frost vs. Roland Ironheart

Günün en dengeli ve uzun süren mücadelesiydi. İki Antik Kademe karşı karşıyaydı. Roland, adeta bir kale gibi sarsılmaz bir defans sergilerken; Myra, arenayı bir buz cehennemine çevirdi.

Roland’ın zırhı buz çatlaklarıyla dolarken, Myra’nın sabırlı ve stratejik saldırıları galibi belirledi. Roland, donmuş ayaklarıyla daha fazla direnç gösteremedi.

• Kazanan: Myra Frost

4. Maç: Nyx Whisper vs. Elowen Leaf

İki Gizemli Kademe savaşçının hız ve illüzyon savaşıydı. Elowen, bitki kökleriyle arenayı bir ormana çevirmeye çalışsa da, Nyx adeta bir gölge gibi bu köklerin arasından süzüldü. 

Elowen’in açık verdiği tek bir saniye, Nyx’in hançerinin soğukluğunu boğazında hissetmesine yetti.

• Kazanan: Nyx Whisper

5. Maç: Aenwyn Moonlight (Syr) vs. Draken Storm

Arenanın ortasında hava bir anda elektrik yüklü bir ağırlık kazandı.

Draken Storm, Gizemli Kademe’nin en vahşi isimlerinden biriydi. Adı, yıldırımın kendisi gibi çınlıyordu. 

Vücudu, sürekli mavi-beyaz arklarla kaplıydı; her nefesinde etrafında küçük şimşekler dans ediyordu.

 Arenaya adım attığında zemin titredi, tribünlerden “Storm! Storm!” tezahüratları yükseldi.

Spikerin sesi coşkuyla patladı:
“Karşınızda… Gizemli Kademe’nin en vahşi fırtınası! Yıldırımı bedenine zincirleyen adam… DRAKEN STORM!”

Draken, mızrağını yere sapladı. Mızrağın ucundan çıkan yıldırım arkları arenanın her köşesine yayıldı. 

Gözleri elektrik mavisiydi ve dudaklarında kibirli bir sırıtış vardı.

“Moonlight’ın küçük prensesi ha? Önceki maçında Gizemli Kademe olan birini yenmiş olabilirsin… ama ben o beceriksiz gibi Elmas Kademelere yebilmem.
sen sadece bir çocuksun. Bugün seni yıldırımım küle çevireceğim.”

Syr, sakin adımlarla sahneye çıktı.

Galaksinin rengini taşıyan saçları hafif rüzgârda dalgalanıyordu. Astral Işık, elinde sessizce duruyordu. Aura’sı patlamıyordu; sadece… oradaydı, bir güç gösterisi gibi. 

Sanki evrenin bir parçası gibi doğal, ama aynı zamanda çok derin.

Spiker sesi titreyerek devam etti:
“Ve rakibi… Moonlight ailesinin dördüncü çocuğu… Elmas Kademe’nin anomalisi… AENWYN MOONLIGHT!”

Tribünler bir anda ikiye bölündü. Bazıları “Moonlight!” diye bağırırken, diğerleri Draken’i destekliyordu. Ama herkesin gözü Syr’deydi.

Draken mızrağını çekti, yıldırım mızrağın etrafında dev bir girdap oluşturdu.

“BAŞLASIN!”

İlk hamle Draken’den geldi.

“Kadim Yıldırım: Göklerin Gazabı!”

Gökyüzü karardı. Arenanın tepesinden devasa bir yıldırım sütunu indi. Bu sadece bir saldırı değil, alanın kendisini yok eden bir felaketti. Zemin çatladı, hava iyonize oldu, seyircilerin saçları dikildi.

Ama Syr… yerinden kıpırdamadı bile.
Gözlerini kapadı.

Ve fısıldadı:
Öz Ateşi: Ruhsal Güç.”

Bir ruh yandı.
Saniyede +100% saf ve elemental hasar bonusu.

Konsepti’ni aktif etmesiyle beraber, Ateş Elementi etkisi +100.000%.

Syr’in etrafında soluk gümüş bir alev yükseldi. Yıldırım sütunu ona çarptığında… patlamadı. Sanki bir göle düşen taş gibi emildi.

Draken’in gözleri faltaşı gibi açıldı.

“Ne…?”

Syr gözlerini açtı. Göz bebekleri altın rengindeydi.

[Kaçma Oranı.
%20 ihtimalle tüm saldırılardan kaçınma.]

Yıldırım sütunu ona değmeden, sanki var olmayan bir şeymiş gibi yanından geçti.
Draken hemen ikinci hamlesini yaptı.

“Yıldırım Zinciri: Sonsuz Bağ!”

Arenanın her köşesinden zincir şeklinde yıldırımlar fırladı. Syr’i dört bir yandan kuşattı. Bu zincirler sadece fiziksel değildi; mana akışını, ruhu, hatta zaman algısını bile kilitlemeye yarıyordu.

Syr bir adım attı.
İmparator Aşama: Uzay Elementi – Alternatif Uzay.

Dünya ikiye ayrıldı.
Zincirler boşluğa çarptı. Syr artık orada değildi.

Draken’in arkasında belirdi.

Astral Işık elindeydi.

Birinci Adım: Boyutsal Kesiş.

Kılıç indi.
Draken’in omzundan başlayarak göğsüne kadar derin bir yarık açıldı. Kan değil, yıldırım kanıyordu.

Draken döndü, öfkeyle haykırdı:
“Sen… sen bir Elmas Kademe değilsin!”

Syr’ın sesi sakindi.

“Ben Aenwyn Moonlight’ım.”

Ve o an konsepti tam anlamıyla serbest bıraktı.

[Öz Ateşi İçsel Yenilenmesi.
+5.000% yenilenme.]

Herhangi bir kaynaktan gelen iyileştirme 51 kat etkili, ve bunu sonuna kadar kullanmayı planlıyordu.

Vücudundaki yara anında kapandı.
Draken’in zincirleri tekrar saldırdı.

Syr bu kez kaçınmadı.
Kaçma Oranı” tetiklendi.
Zincirlerin %20’si boşluğa gitti.

Geri kalanı… Syr’in vücuduna çarptı.
Ama yara açılmadı.

Yenilenme o kadar hızlıydı ki, hasar oluşmadan siliniyordu.

Draken’in yüzü soldu.

“Bu… bu imkânsız!”

Syr bir adım daha attı.

“İmparator Aşama: Ölüm Elementi – Tekillik.”

Arenanın ortasında 100 m²’lik bir ölüm dairesi oluştu.

Draken’in görüşü karardı.

Element algısı yok oldu.
Ses yok.
Koku yok.
Sadece ölümün sessizliği.

Draken panikle mızrağını savurdu ama boşlukta kaldı.

Syr, sessizce yaklaştı.

Astral Işık parladı.
Yıldız Patlaması.”

Her 10. vuruşta yıldız enerjisi patlaması.
Ama bu sefer 1. vuruşta patladı.

Draken’in göğsüne yıldız tozu gibi bir enerji topu saplandı.

BOOOM!

Draken arenanın duvarına çarptı.

Zırhı paramparça.

Vücudu yanıklarla kaplı.

Ama hâlâ ayaktaydı.

“Ben… TESLİM OLMUYORUM!”

Son çırpınışıyla tüm ruhunu yaktı.

“Yıldırımın Nihai Gazabı: Göklerin Yıkımı!”

Gökyüzü tamamen karardı.
Arenanın tepesinden dev bir yıldırım küresi indi.

Bu, gezegeni bile sarsabilecek bir saldırıydı.
Syr gözlerini kapadı.

Ve son kez fısıldadı:
Ölümsüz Bağ: Seninle birlikte… sonsuza kadar, Kael.”

Kael’in varlığıyla olan bağı, o an tam anlamıyla aktive oldu.

Syr’in vücudundan altın bir ışık yükseldi.
İmparatorun Göksel Işık Kutsal Üstünlüğü.”

Işık Elementi tam hakimiyet.
Saldırılar karanlığı ve negatif enerjiyi tamamen yok sayar.

Yıldırım küresi Syr’e çarptığında… patlamadı.

Işık tarafından yutuldu.
Ve geri döndü.

Draken’in üzerine.

BOOOOM!

Arenanın yarısı aydınlandı.

Draken yere yığıldı.

Nefes alamıyordu.

Syr, Astral Işık’ı havaya kaldırdı.

Son bir adım attı.

Kılıcın ucu Draken’in boğazında durdu.
“Teslim ol.”

Draken’in gözleri yaşla doldu.
“…Ben… kaybettim.”

Syr kılıcını indirdi.

Spikerin sesi titreyerek yükseldi:
“KAZANAN… AENWYN MOONLIGHT!”

Tribünler bir anda ayağa kalktı.

Ama bu kez tezahürat değil… şoktu.

Bir Elmas Kademe, Gizemli Kademe Zirvesi’ni… yok etmişti.. yine.

Syr arenanın ortasında durdu.

Bakışları VIP locasına, Kael’e kaydı.
Ve gülümsedi.

O gülümseme, “Sana layık olmak için” diyordu.

Ama Kael ve Kızlar… sessizdi.
Tam bir sessizlik.

Kael’in gözleri faltaşı gibi açılmıştı.

Celeste’in kolları kavuşturulmuş hali donmuştu.

Elaria’nın ağzı hafif açık kalmıştı, elindeki çay fincanı titriyordu.

Nimara’nın her zaman farklı olan kitabı kucağından kayıp yere düştü– ilk kez böyle bir şey oluyordu.

Maria ve Carlos bile birbirine baktı.

Aenwyn Loca’ya geldiğinde, Kael ayağa kalktı.

Sesinde nadir görülen bir şaşkınlık vardı.
“Benim yeteneğim 『Kılıç Niyeti ve Element Harmanı』’na bağlı olan bu göksel beceriyi… nasıl kullandın?”

Soru arenanın uğultusunu bile delip geçti.

Syr’in bakışları Kael’e kilitlenmişti.
Gülümsemesi yumuşadı.
Elini kalbine koydu.

Ölümsüz Bağ,” dedi usulca, sesi tüm arenaya değil, sadece Kael’e ulaşıyordu–

“Seninle olan bağım… yeteneğini bana aktardı.”

Kael’in nefesi kesildi.
“Bağ… aktarım mı?”

Syr başını salladı.
『Sonsuzluk ve Aşk』 yeteneğin… sadece ölümden kurtarmıyor.
Senin gücünün bir parçasını, bana… ödünç veriyor.”

Celeste locada öne eğildi, sesi titriyordu.
“Bu… imkânsız. O yetenek sadece diriliş ve bağ koruma için…”

Nimara kitabı yerden aldı ama elleri hâlâ titriyordu.

“Hayır… bakın.
Ölümsüz Bağ』’ın birinci etkisi:
‘Sana bağlı olan kişiler seni her koşulda hissedebilir. Aralarındaki mesafe, zaman veya ölüm fark etmeksizin, bu bağ kesintiye uğramaz.’
Ve karşılıklıdır.
Onlar istedikleri sürece sen de onları hissedebilirsin.

Elaria mırıldandı:
“Ve… ikinci etki…
‘Eğer sen veya sana bağlı bir kişi ölürse… doğrudan diriliş, zaman çizgisinde geriye sıçrama, geçmiş bir noktada yeniden doğma…’”

Kael’in gözleri büyüdü.
“Ama… bu beceriyi aktarmak… bu benim yeteneğimle sınırlı olmalıydı.”

Syr arenadan locaya doğru baktı.
Gözleri altın parıltıyla doluydu.
“Kael… seninle bir olduğum anda… senin yeteneklerin de benim oldu, bunu bende yakın zamanda fark ettim, bir anda içimde bilmediğim bir güç hissettim.”

Locada bir sessizlik daha.
Sonra Celeste güldü– kısa, keskin, ama içinde gurur vardı.
“Demek… o kadar derine indik.”

Nimara başını salladı.
“Bağ… sadece hissetmeyi değil.
Paylaşmayı içeriyormuş ha..”

Elaria yumruğunu sıktı, gözleri dolmuştu.
“Bu haksızlık… ben de istiyorum!

Kael önüne baktı

Syr hâlâ oradaydı.

Ama artık sadece bir prenses değildi.

O… Kael’in bir parçasıydı, Syr, her zaman onun bir parçası olmuştu.. ama şimdi dahada derindeydi.

Ve bu parça… İmparatorun Göksel Işık Kutsal Üstünlüğü’nü kullanabiliyordu.

Kael’in dudaklarında yavaş bir gülümseme oluştu.
“Güzel iş… sevgilim.”

Syr’ın gülümsemesi daha da genişledi.
Ve o an, tribünler sesi onlara ulaşmaya başladı.

“Moonlight!”

“Anomali!”

“Prenses Aenwyn!”

Ve en derinde, en sessizde…
“Kael’in kızı…”

Kael locanın korkuluğuna yaslandı.
Gözleri Syr’deydi.
Syr, sadece bir prenses değildi.

O, Kael’in seçtiği yolun bir parçasıydı.

Ve bu yol... sonsuza uzanıyordu.

...

•Tekpi Bırakmayı

•Yorum Atmayı, unutmayın!

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

62   Önceki Bölüm