Yukarı Çık




231   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   233 

           


232.Bölüm: 43.Kısım – Göğü Yaran Kılıç Azizi (6)
_____________________________________________

Göğü Yaran Usta güçlüydü. Kulağa saçma gelse de, Yıldız Akışı’nda Göğü Yaran Usta’dan daha güçlü çok fazla köpek yoktu. Tabii ki Göğü Yaran Usta’dan daha güçlü insan sayısı da çok azdı.

Yoo Joonghyuk ile Göğü Yaran Usta çarpıştı. Aşkınlık aşama birin kıvılcımları birbirine çarptı ve çevredeki manzara bozulmaya başladı.

Aşkınların yürüdüğü yol, birbirlerine müdahale ediyordu. Onlar yalnızca tek bir yolu yürüyerek aşkınlığa ulaşmış varlıklardı. Bu yüzden aşkınlar arasındaki savaşlar her zaman birbirlerini inkâr etmenin devamıydı.

Senin yolun yanlış, benim yolum doğru.

Bu inkârların içinde aşkınlar daha güçlü, daha sert olur ve sonunda parçalanırlardı. Aşkınların varlığı çevreyi doldururken Yoo Joonghyuk’un düşünceleri zihnime akmaya başladı.

   「 Uzun zaman oldu, kıdemlim. 」

Bunu duyan biri muhtemelen gülerdi. Çünkü bir insanı değil, bir köpeği kıdemlisi olarak çağırıyordu. Ama Yoo Joonghyuk gülmedi.

Silinip giden ifade kalbine çarptı. Geçmişi düşünmeye vakti olmadığı için bastırdığı anılar serbest kaldı. Yoo Joonghyuk, ikinci regresyonunda Göğü Yaran Kılıç Azizi ile karşılaşmış ve Göğü Yaran Usta ile dövüş sanatları öğrenmişti.

   「 Bu yerde, Yoo Joonghyuk insan duyguları hakkında birkaç şey öğrenmişti. 」

Burada, insan olmayan ustası ve insan olmayan yoldaş kıdemlisiyle birlikte öğrenmiş, eğitim görmüş ve yaşamıştı. Yoo Joonghyuk’un içinde hâlâ biraz sıcaklık kaldıysa, muhtemelen bu İlk Murim eğitiminden geliyordu. Ama aynı şekilde, insanlığın sıcaklığını ondan alan şey de muhtemelen İlk Murim’di.

   「 ...Seni bir daha görmek istemiyordum. 」

En güçlü köpek Göğü Yaran Usta ve Göğü Yaran 
Kılıç Azizi, geri dönenler ittifakı ile savaşırken ölmüşlerdi.

Yoo Joonghyuk harekete geçti. Köpeğin pençeleri Toplaşan Bulutların Göksel Kılıcı ile çarpıştı.

Başka bir kutupluluk seviyesine ulaşmış Kızıl Anka Shunposu adımlarının izleri birbirine dolandı. Havadaki kıvılcımlar, köpeğin ön pençeleri ile Yoo Joonghyuk’un kılıcı arasındaki çarpışmalar arttıkça daha da yoğunlaştı. Çok geçmeden enerji yavaş yavaş düşmeye başladı.

Beklendiği gibi, ana karakter ana karakterdi.

Göğü Yaran Kılıç Azizi’ni takip ederek büyüyen bir köpeğin hikâyesi, dünyanın yıkımını önlemek için yaşayan bir adamın hikâyesine karşı koyamazdı. Senaryolara bakarak yalnız bir hayat yaşayan Yoo Joonghyuk’un zamanı, her kılıç savruluşunda hissediliyordu.

   「 Bakmayacağım. 」

Yoo Joonghyuk’un zamanında yas yoktu. Çünkü aynı zamanı tekrar tekrar yaşamak zorunda kalacaktı.

Savaş, tekrar savaş ve durmadan ilerle. Bu, onun geçmişi için yapabileceği en iyi yas tutma biçimiydi.

Göğü Yaran Usta kılıcın ağırlığına dayanamadı ve inledi. Yoo Joonghyuk’un saldırıları hızlandı. Kılıç tekniği daha da inatçı hale geldi ve zayıf noktalara acımasızca saplandı.

Yanımda duran Jang Hayoung ağzı açık bir şekilde bakıyordu.

   “...Vay canına, bu gerçek.”

Muhtemelen bu tür bir savaşı ilk kez görüyordu. Bu gerçekten büyük bir savaştı, ama hayranlık duymak için henüz erkendi. Önümüzdeki savaşları düşünürsek, bu sadece geçici bir eğlenceydi.

Sonunda Göğü Yaran Usta güç mücadelesinde geri itildi ve inledi. Yoo Joonghyuk bu fırsatı kaçırmadı. Arka arkaya gelen saldırıları köpeğin pençelerini bastırdı ve aradaki mesafeyi kapattı. Köpeğin ağzından sert nefesler çıkıyordu. Ardından Yoo Joonghyuk’un son darbesi Göğü Yaran Usta’nın belini deldi.

...Daha doğrusu delmek üzereydi.

Tam o anda sırtımdan aşağı ürkütücü bir his indi. Biri arkamda duruyordu.

…Bu varlık ne zaman arkamda belirmişti?

   [Takımyıldızı Altın Başlığın Esiri şaşırdı.]

   [Takımyıldızı Şeytanvari Ateş Yargıcı merak içinde.]

   [Birkaç takımyıldızı hissettikleri enerjiden dolayı temkinli.]

    “Gökyüzü bugün çok gürültülü. Acaba nasıl bir gösteri izleyebilirim?”

Sesin sahibi, sanki içki içmiş gibi rahat bir tavırla orada duruyordu.

Vücudu Yoo Joonghyuk’tan çok daha büyüktü. Yaklaşık üç metre boyunda olan uzun kadın yanımdan geçti ve devasa bir baskı yaydı. Sormaya gerek bile yoktu.

Karşımdaki varlık kalbimin şiddetle çarpmasına neden oldu. O, Hayatta Kalma Yolları’ndaki en güçlü aşkınlardan biri olan Göğü Yaran Kılıç Azizi’ydi.

Havada bir eter fırtınası dolaştı, Yoo Joonghyuk’un Toplaşan Bulutların Göksel Kılıcı donakaldı.

   “Böyle aptal bir köpeği mi dövüyorsun? Hiç prensibi olmayan bir adamsın.”

Toplaşan Bulutların Göksel Kılıcı titriyordu. Göğü Yaran Kılıç Azizi kılıcı iki parmağıyla, sanki bir oyuncakmış gibi tutmuştu.

Hav! Hav!

Göğü Yaran Usta yerde yatıyordu ve dilini tekrar dışarı sarkıtmıştı.

Öte yandan Yoo Joonghyuk, Toplaşan Bulutların Göksel Kılıcını bırakmış ve Kızıl Anka Shunposu’nu kullanarak oradan uzaklaşmıştı. Bu, Yoo Joonghyuk’tan gördüğüm en hızlı hareketti. Göğü Yaran Kılıç Azizi’nin yüzünde, kaçan Yoo Joonghyuk’u izlerken meraklı bir gülümseme belirdi.

   “Hızlı bir herifsin. Onu sona bırakayım... bakalım.”

Göğü Yaran Kılıç Azizi’nin kayıtsız bakışları
grubumuzun üzerinde gezindi. Gözlerimiz buluştuğu anda Göğü Yaran Kılıç Azizi bir anda önümde belirdi. Hızı beni terletecek kadar yüksekti. Elektrifikasyon kullansam bile daha hızlı olamazdım.

   “Öncelikle, görünüşü belirsiz olan bir adam var.”

Sadece çenemi tutsa da görüşüm sallandı. Sendelerken Göğü Yaran Kılıç Azizi çoktan yanımdaki Jang Hayoung’un çenesini tutmuştu.

   “Kuek...?”

   “Oh, tam benim tipimsin. Geçtin.”

Göğü Yaran Kılıç Azizi’nin hareketleri yalnızca art görüntüler bırakıyordu. Bu, sadece hakkında bti şeyler duyduğum Hareket Yer Değiştirmesi olmalıydı. Bir anda Göğü Yaran Kılıç Azizi, yere düşmüş Han Myungoh’un yüzünü bir dal parçasıyla dürtüyordu.

   “...Bir canavar türüne benziyorsun. Seni öldürürsem bir şey kazanır mıyım?”

   “...N-Ne?!”

   “Şimdilik sana ölüm cezası verildi.”

Han Myungoh, dal ile vurulduktan sonra bayıldı ve Göğü Yaran Kılıç Azizi’nin silueti ormana doğru kayboldu. Sıkışmış havanın patlama sesi duyuldu ve uzakta büyük bir patlama oldu. Bir süre sonra Göğü Yaran Kılıç Azizi büyük bir rüzgârla geri döndü.

   “Phew, oldukça hızlıydı. Öncelikle yüzü yeterli...”

Yoo Joonghyuk’un yüzü morluklarla doluydu ve Göğü Yaran Kılıç Azizi’nin kavrayışında yakalanmıştı. Yoo Joonghyuk’un vücudu hasar görmüştü ancak böyle bir durumda bile hâlâ Kızıl Anka Shunposu’nu kullanıyordu. Buna rağmen ayakları sadece boş havaya basıyordu.



Çünkü Göğü Yaran Kılıcı’nın devasa eli, Yoo Joonghyuk’u arkasından sıkıca kavramıştı.

_____________________________________________

Yoo Joonghyuk’un neden Göğü Yaran Kılıç Azizi ile karşılaşmak istemediğini biliyordum. Mantıklı düşünürsek, bu noktada Göğü Yaran Kılıç Azizi ile karşılaşmak birçok tehlike içeriyordu.

Yoo Joonghyuk, ikinci regresyonda kılıç kullanmayı Göğü Yaran Kılıç Azizi’nden öğrenmişti. Ama üçüncü regresyondaki Göğü Yaran Kılıç Azizi, Yoo Joonghyuk’u hiç tanımıyordu.

   “...Tekniklerimi nasıl biliyorsun?”

Yoo Joonghyuk cevap vermedi. Onun yerine bana büyük bir kızgınlık taşıyan gözlerle baktı.

   「 Kim Dokja! Bir şey yap! Çabuk! 」

Not düşmek gerekirse, 18. regresyon Yoo Joonghyuk, Göğü Yaran Kılıç Azizi tarafından öldürülmüştü.

Bir zamanlar erken aşkınlığa ulaşarak ustasını geçtiğini söyleyen adamın sonu buydu.

Lafı dolandırmamaya karar verdim.

   “Göğü Yaran Kılıç Azizi, nabulalara karşı savaşmak için aşkınları topluyoruz.”

   “…Hmm, öyle mi?”

   “Yardımınıza ihtiyacım var.”

Göğü Yaran Kılıç Azizi garip bir oyuncakmışım gibi bana baktı. Sonra cebini karıştırdı ve devasa bir pipo çıkardı. Tütün dumanı yükseldi. Göğü Yaran Kılıç Azizi bana bakıp aniden dumanı yüzüme doğru üfledi.

   “Bir şeyi yanlış anlıyorsun gibi. Ben hayır kurumu falan değilim. Öğrencim olmaya gelmediysen defol git.”

Dumanın ince parçacıkları, Göğü Yaran Kılıç Azizi’nin gizemli manasını içeriyordu.

Duman etrafımı çevreledi. Saçma bir şey söylediğim anda bana saldıracağı kesindi. Elbette, saçma bir şey söylemem gerekiyordu.

   “Gerçekten öğrencilere ihtiyacınız var mı?”

   “...Ne?”

   “Aslında çok fazla şey beklemiyorsunuz.”

Tütün dumanı bir dalga gibi kabardı.
Kışkırtıyormuşum gibi konuşmaya devam ettim.

   “Belki de Göğü Yaran Kılıç Okulu’nun son ustası siz olacaksınız. Çünkü Murim yakında yok olacak.”

Bu sözler üzerine Göğü Yaran Kılıç Azizi’nin gözleri merakla doldu. Kollarında tuttuğu Yoo Joonghyuk ile benim aramda bakışlarını gezdirirken kaşlarını çattı.

   “İlginç bir hikâye.”

   “Duymak ister misiniz?”

   “İlginç ama biraz sonra dinlerim. Önce kollarımdaki şu adama bakmam gerekiyor.”

Göğü Yaran Kılıç Azizi, Yoo Joonghyuk’u omzuna attı ve piposuyla onun kalçasına vura vura eve doğru yürüdü. Yoo Joonghyuk’un kanlı çığlığı zihnimde yankılandı.

   「 Kim Dokja!! 」

   “Bunlara arkadaş gibi davran.”

Hav! Hav!

Göğü Yaran Kılıç Azizi Yoo Joonghyuk ile birlikte kulübeye girerken tütün dumanı hızla kulübenin etrafını doldurdu. Bu, kulübeyi saran bir tür kaybolma büyüsüydü. Onları takip etmeye çalışırsam sadece dumanın içinde kaybolacaktım.

Jang Hayoung endişeli görünüyordu.

   “Onu öyle bırakmak gerçekten iyi mi? Ölmez mi?”

   “İyi olur... muhtemelen.”

Göğü Yaran Kılıç Azizi’nin önce hikâyemi dinlememesi üzücüydü ancak bu en kötü ihtimal değildi. İkisine biraz zaman vermek kötü olmazdı. Umarım Yoo Joonghyuk’a hakkıyla sataşırdı.

   “Biraz oturup dinlenelim mi?”

Han Myungoh’a yardım ettikten sonra Jang Hayoung ile yere uzandık. Tam o sırada bacaklarıma bir şey dokundu.

Arkamı döndüğümde Göğü Yaran Usta’nın bir kase mantı tuttuğunu gördüm.

...Sanırım bunlar Yoo Joonghyuk’un aldığı mantılardı. Harika, tam da acıkmıştım. Göğü Yaran Usta bana kurnaz gözlerle baktı ve havladı.

Hav! Hav!

   「 Ye. 」

Nezaketi beni etkileyecek kadar iyiydi. Biraz utanarak bir mantı aldım, salyası akan Göğü Yaran Usta’nın kafası mantıyı takip etti. Gerçekten sabırlı bir köpekti.

   “Bir tane yemek ister misin?” diye sordum ve bir mantıyı ikiye böldüm.

Hav! Hav!

   「 İyi bir insansın. 」

Göğü Yaran Usta gülümsedi ve yanıma oturdu. Bir insan gibi ayaklarını uzattı ve mantıya üfledi. Köpeğe doğru konuşmaya başladım.

   “Burası çok sessiz.”

Hav! Hav!

   「 Bir öğrencinin gelmesinin üzerinden uzun zaman geçti. 」

Birkaç adım ötede Jang Hayoung bana deliymişim gibi bakıyordu. Ona gülümsedim ve sessiz olması için parmağımı dudaklarıma götürdüm. Göğü Yaran Usta tekrar havladı.

Hav! Hav!

   「 Eskiden böyle değildi. 」

Göğü Yaran Usta aptal bir ifadeyle mantının hamurunu yalarken çitin dışına baktı. Bakışlarını takip edince kırık çitin ötesindeki manzarayı gördüm.

Orası geldiğimiz yoldu. Gözlerim sadece örümcek ağları ve toz görüyordu ancak burada 100 yıl geçirmiş olan Göğü Yaran Usta muhtemelen farklı bir manzara görüyordu. O manzarayı kabaca tahmin edebiliyordum.

Hav! Hav!

   「 Birçok dövüş sanatları salonu vardı. 」

Hav! Hav!

   「 Birçok öğrenci vardı. 」

Burası aslında bir ‘dövüş sanatları salonu’ sokağıydı. Şövalyelik ruhuyla dolu insanların dövüş sanatları çalıştığı bir sokak. Tutkululardı ve usta olmak için yıllarını, hatta on yıllarını adarlardı.

   「 Ter dökerlerdi, çok çalışırlardı ve karşılığını alırlardı. 」

Ama şimdi burada kimse yoktu. Nedenini sormama gerek yoktu. Burada gördüğüm sayısız manzara bana bu sokağın çöküşünün sebebini zaten gösteriyordu. Burası yalnızdı.

   「 Artık kimse eski yöntemlerle dövüş sanatları öğrenmek istemiyor. 」

   “Öyle.”

Murim’de bunun neden olduğunu biliyordum ancak bu doğal bir sonuçtu. Bir zamanlar Murim’in büyük ustaları olan kişiler, sistemi kullanan takımyıldızlarına yenilmişti. On yıllarca dövüş sanatları çalışmış insanlar ise, sadece beş dakikada para harcayıp yetenek öğrenen enkarnasyonlara yeniliyordu.

   「 Bu yüzden geldiğinize sevindim. 」

...Sanırım bir yanlış anlamaydı; burada dövüş sanatları öğrenmek gibi bir niyetim yoktu. Bunu ona söyledim.

   “Şey... Eski yöntemler her zaman en iyisi değildir. İnsanların kolayca güçlenebilmesi de iyi bir şey.”

Hav! Hav!

   「 Ne demek istiyorsun?! Kolay olan şeyler kesinlikle kötüdür! Dokkaebilerin ve takımyıldızlarının getirdiği her şey kötüdür! 」

Belki de 100 yıl boyunca dövüş sanatları öğrenmiş bir köpek, bir tür ‘bekçi köpeği felsefesi’ geliştirmişti.

   “Dokkaebileri ve takımyıldızlarını sevmediğini biliyorum ama eski yöntemler her zaman doğru değildir. Eski Murim de pek adil değildi.”

Hav! Hav!

   「 Eskiden insanlar çaba gösterirse usta olabiliyordu! 」

Sadece güldüm.

   “Gerçekten öyle mi düşünüyorsun?”

Göğü Yaran Usta’nın ne demek istediğini biliyordum. Ayrıca bunun bir değeri olduğunu da biliyordum. Ancak yine de bu fikre katılamazdım. Her şeyi böyle bırakacak olursam, Göğü Yaran Usta ve Göğü Yaran Kılıç Azizi zamanın akışında yok olup gidecek ve orijinal romandaki sonlarına ulaşacaklardı. Bunun üçüncü regresyonda gerçekleşmesine izin vermek istemiyordum.

Tam o sırada Göğü Yaran Usta’nın ifadesi değişti. Bana kızdığını sansam da durum öyle hoş bir şey değildi. Arazinin dışında hissedilen tehlikeli bir aura yüzündendi. Biri buraya doğru geliyordu.

    [Göğü Yaran Kılıç Azizi. Tekniklerini teslim et.]

Kapı açıldı ve birkaç dokkaebi ortaya çıktı. Zaten yakında geleceklerini düşünüyordum ama şimdiden gelmişlerdi bile.

Göğü Yaran Usta manasını yükseltti ve havladı.
Dokkaebiler ona şöyle dedi:

   [Yakındaki dövüş sanatları salonları tüm tekniklerini çoktan sattı! Eski dövüş sanatlarını daha ne kadar savunacaksınız? İnat etmeye devam ederseniz zamanı kaçıracağınızı söylemiştim. Böyle cömert bir fiyatı sonsuza dek teklif edeceğimizi mi sanıyorsunuz?]

Bu arada dokkaebilerden birinin görünüşü çok tanıdık geliyordu. Dokkaebi beni gördüğü anda gözleri şiddetle titredi.

   [Sen...?]

+

Çeviri: Sansanson

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

231   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   233