Bölüm...
Action,Fantasy,Harem,Isekai,Magic,Martial,Novel,Space,Türkçe Novel,Vampires

Bölüm 67

Turnuva (10/???)
Yazar: Kyddrys Grup: : Kyddrys Okuma süresi: 17 dk Kelime: 4.266

67.Bölüm - Turnuva (10/???) 

—————————————————————

Sonunda, titreyen elini havaya kaldırıp hızla aşağı indirdi.

Maç başlamıştı.

Ya da daha doğrusu, Velathar, tarihinin en büyük yıkımına davetiye çıkarmıştı.

—————————————————————

...

4.GÜN (9 - 12 MAÇLAR)

• 9.Maç: Seraphine Oxyleon (Antik Kademe – Zirve.) Vs Myra Frost (Antik Kademe) Kazanan → Seraphine Oxyleon

• 10.Maç: Aenwyn Moonlight (Elmas Kademe) Vs Elaria Moonstar (Efsanevi Kademe) Kazanan → Aenwyn Moonlight

• 11.Maç: Ormyr Khaelen (Antik Kademe – Zirve) Vs Ignis Pyre (Gizemli Kademe) Kazanan → Ormyr Khaelen 

• 12.Maç: Orion (Antik Kademe - Zirve) Vs Kael Oksileon (Gümüş Kademe) Kazanan → ???

...



Kael arenaya adım attığında, tribünlerdeki uğultu bir anda kesildi.

Sanki herkes aynı anda nefesini tutmuştu.
Orion ise karşı kapıdan sessizce çıkmıştı. Maskesi hâlâ yüzündeydi. 

Konuşmuyordu, Aura’sı hâlâ yok gibi görünüyordu. 

Ama varlığı bile arenanın havasını ağırlaştırıyordu.

Hakem titreyen eliyle havaya kaldırdığı kılıcı hızla aşağı indirdi.

“Maç… başlamıştır!”

Ve o anda, Velathar gezegeni tarihinin en büyük yıkımına davetiye çıkarmıştı.

...

Kael ilk iş olarak 『Vücut Güçlendirme』 becerisini maksimum seviyede aktive etti.

[10 Trilyon MP/S = +62.500% Fiziksel güç]

Vücuduna ani ve muazzam bir güç akışı doldu. Kasları gerildi, kemikleri daha sertleşti, damarlarında dolaşan mana hücreleri adeta coştu. 

Bu his her seferinde olduğu gibi zevk vericiydi, ama Kael’in buna ayıracak tek bir saniyesi bile yoktu.

Hemen ardından 『Mana Dalgalanması』’nı aktif etti.

Arenanın her köşesine düzenli mana dalgaları yayılmaya başladı. Bu dalgalar hem kendi büyülerinin gücünü ve hızını hafifçe artırıyor, hem de düşmanın mana akışını bozuyordu. Aynı zamanda ufak bir dayanıklılık bonusu da veriyordu.

Kael durmadı.
Üçüncü adımda 『Sınır』 becerisini tetikledi.

Orion (Antik Kademe – Zirve)

Bu Beceri’nin, Antik Kademe’lerde kullanılması dahilinde, Dakikada 100 Trilyon Mana harcanıyordu.

Bu, 300 Trilyon Mana’ya ve her saniyede yenilenen sonsuzca Mana,ya sahip Kael için.. mükemmeldi.

Ama.. normal şartlarda Orion’un gücünü en fazla %10 oranında kısıtlayabilirdi, belkide kısıtlayamazdı. Çünkü Kael, sadece Gümüş Kademe’ydi.

Ama Kael’in varlığı, Mutlak İlkel Varlığı ve Kozmik Varlık Fiziği sayesinde bu sınır çok daha öteye taşındı.

Orion’un gücü anında %40 oranında azaldı.

Yıldızların Yutumu Kanun’u bile bu baskı altında hafifçe titredi. Orion’un maskesinin altındaki gözler ilk kez hafifçe kısıldı– bu, onun için bile beklenmedik bir baskıydı.

Kael’in dudaklarında soğuk bir tebessüm belirdi.

“Hmp, Artık… eşitiz.”

Arenanın ortasında iki figür karşı karşıya duruyordu.

Bir yanda sessiz, maskeli, Kanun seviyesinde güç taşıyan Orion.

Diğer yanda ise hâlâ Gümüş Kademe olarak görünen, ama gerçekte evrenin kurallarını bile büken Kael Oksileon.

Hava ağırlaşmıştı.

Mana parçacıkları bile korkuyla titriyordu.
Ve sonra… gerçek savaş başladı.

Kael ilk hamleyi yaptı.

Tek bir adım attı.

[Uzay Elementi: %100] – İmparator Aşama Uzay Hakimiyeti.

Mesafe anında yok oldu.

Kael, Orion’un tam önünde belirdi.

Orion anında tepki verdi ve Orion’un eli havada bir daire çizdi.

Kanun: Yıldızların Yutumu.”

Arenanın her köşesinden yıldız ışığı emilmeye, her şey toza dönüşmeye başladı.

Ama Kael elini kaldırdı.

Zamanın Mutlak Buyruğu: Yavaşlatma.

Zaman dondu.

Orion’un Kanun’u bile yavaşladı.

Kael’in parmakları arasında mor bir kıvılcım döndü, Trilyonlarca Mananın rafine edilmiş bir damlası.

Ve fısıldadı
Kaosun Mutlak Buyruğu… Bozunum.

...

Kael’in parmağının ucunda toplanan o mor kıvılcım, bir anda yoğunlaşarak saf bir yıkım ışınına dönüştü. Tıpkı Dragon Ball evrenindeki o meşhur “Finger Blast“ saldırıları gibi, incecik ama yoğunluğuyla galaksileri titretebilecek bir enerji huzmesi Orion’a doğru fırladı. 

Bu öyle bir saldırıydı ki, dokunduğu her şeyi atom altı parçacıklarına kadar bozunuma uğratıyor, geçtiği uzay boşluğunda kara delik benzeri mikro yırtıklar bırakıyordu. 

Yıldızları kolayca yutabilecek bu korkunç güç, Orion’un göğsüne doğru saniyeden çok daha kısa bir sürede ilerledi.

-!?

Orion, sadece sağ elini ağır çekimdeymiş gibi havaya kaldırdı. O anda akılalmaz bir şey oldu. Kael’in o feci hızda ilerleyen ve dokunduğu boyutu eriten Kaos ışını, Orion’un avcuna bir santim kala aniden durdu. 

Titreşimi kesildi, parlaklığı donuklaştı. Saldırı ne patladı ne de yön değiştirdi; sadece uzay-zaman sürekliliğinde bir heykel gibi asılı kaldı.

“Saldırım... Dondu mu?”

Kael, gözlerinin önündeki bu manzara karşısında kaşlarını hafifçe çattı.

Trilyonlarca mananın sıkıştırılmasıyla oluşan ve Kaos elementinin mutlak bozunum emrini taşıyan bir saldırıyı fiziksel olarak durdurmak imkansızdı. 

Kael hemen zihnindeki o devasa kütüphaneyi taradı ve karşısındaki rakibin sırrını saniyeler içinde çözdü.

Dudaklarında alaycı bir kıvrılma belirdi

Ahh, şimdi anladım... Senin Kanun’un, Zaman temelli, değil mi?”

Orion, gizemli maskesinin altından ilk defa belirgin bir tepki vererek gülümsedi. O ana kadar bir taş heykel gibi duran adamın omuzları hafifçe sarsıldı ve boğuk, yankılı sesi arenada ilk kez duyuldu.

“Haklısın Kael... Eminim biliyorsundur ki, bir Kanun’a ancak başka bir Kanun ile tam anlamıyla karşı koyabilirsin. Benim ’Zaman’ üzerindeki mutlak hakimiyetimin karşısında senin kaba kuvvetin ve elementlerin sadece birer yanılsamadan ibaret. 
Peki şimdi ne yapmayı planlıyorsun? Çaresizce zamanımın içinde hapsolmayı mı?”

Orion’un bu kibirli ve üst perdeden konuşmasının ardından Kael’in yüzünde garip bir ifade belirdi. 

Gözleri hafifçe büyüdü, bakışları şaşkınlıkla donakaldı.

Bu şaşkınlığı gören Orion ve tribünlerdeki milyonlarca seyirci, Kael’in sonunda kendi sınırlarına çarptığını, umutsuzluğa kapıldığını ve korktuğunu düşündüler.

Koskoca arena, derin bir sessizliğe gömülmüştü.
Ancak gerçek tamamen farklıydı. Locada Kael hakkında her şeyi bilen kızlar; Nimara, Syr, Celeste ve Elaria en ufak bir endişe taşımıyorlardı. 

Hatta Elaria kıkırdıyor, Nimara ise “Yine başladı,“ dercesine gözlerini devirerek gülümsüyordu.

Kael’in şaşkın yüz ifadesi, birkaç saniye içinde yerini hafif bir kıkırdamaya, oradan da tam anlamıyla mutlu ve rahat bir tebessüme bıraktı. 

Kael, az önce yüzlerce yıldızı yok edebilecek o atağı durdurulmuş bir adam gibi değil, tam aksine piyangodan büyük ikramiyeyi vurmuş bir çocuk gibi görünüyordu.

Bu ani duygu değişimine hiçbir anlam veremeyen Orion’un kaşları çatıldı ve sordu 

“Ha? Benim gücüme inanamayan sen, çaresizlikten aklını mı kaçırdın? Neden gülüyorsun?”

Kael omuz silkerek hafifçe güldü.

“Hahaha... Ben o kadar kolay aklını kaçıracak ya da zayıf düşecek biri değilim...” 
Kael burada bilerek duraksadı. Bu ufak sessizlik, tüm arenadaki merakı ve gerilimi zirveye çıkardı. Birkaç saniyenin sonunda Kael, gözlerindeki galaktik parıltıyla devam etti
“...Sadece ne kadar şanslı olduğuma inanamıyorum.”

Orion’un sabrı taşmak üzereydi. Karşısındaki Gümüş Kademe genç, onun en büyük kozunu gördüğü halde onunla eğleniyordu. 

“Şanslı mı? Ne demek istiyorsun? Benimle dalga mı geçiyorsun!” diye gürledi.

“Hmm, şu an konuşmanın pek bir anlamı yok,” 

dedi Kael, ellerini cebine sokarak son derece kayıtsız bir tavır takındı. 

“Madem zaman üzerinde bu kadar iddialısın, o zaman bana gerçek Kanun’un ile saldır. Laf kalabalığı yapma.”

Orion’un öfkesi artık dizginlenemez bir boyuta ulaşmıştı. Karşısındaki küstahlığı cezalandırmak için Kanun’unun sınırlarını zorlamaya karar verdi. 

Ellerini iki yana açarak haykırdı

Zaman Kanunu - Zamanın Mutlak Otoritesi: MUTLAK ZAMAN ALANI!”

O anda Velathar gezegeninin kalbinde zaman durdu. Tribünlerdeki seyircilerin bağırtıları boğazlarında dondu, havada uçuşan toz zerreleri çakılı kaldı. 

Sadece Efsanevi veya çok üst düzey kademelerin üzerinde olan kısıtlı sayıdaki güçlü canlı bilincini koruyabildi, onun dışındaki milyonlarca canlı tam anlamıyla zamanın dışına itilmiş, donmuş birer heykele dönüşmüştü. Bütün gezegen devasa, renksiz bir fotoğraf karesinden ibaretti.

Orion, bu mutlak sessizliğin ortasında zafer edasıyla Kael’e döndü. Ancak gördüğü manzara karşısında kendi zihni neredeyse donma noktasına geldi.

Kael, zamanın tamamen durduğu bu alanda, hiçbir şey olmamış gibi kollarını esnetiyor, boynunu kütletiyor ve son derece rahat bir şekilde hareket ediyordu!

Bu saçmalığa ve imkansızlığa hiçbir anlam veremeyen Orion adeta isyan etti

“Ne- ne... Nedir bu saçmalık?! Bu alanın içinde sadece benim hareket edebilmem gerekiyordu! Sen nasıl donmazsın?”

Kael, Orion’un dehşete düşmüş yüzüne bakarak sırıttı. 

“Hmm... Söylesem mi acaba? Belki de sadece canım donmak istememiştir.”

Orion’un gözlerindeki şok yerini saf bir hiddete bıraktı. Dişlerini sıkarak konuştu

“...Yeter artık! Eğer savaşacaksan savaş, konuşacaksan konuş ama benimle oyun oynamayı kes!”

Kael, Orion’un bu tepkisi üzerine işaret parmağını çenesine koydu.

(゜_゜;).. Peki, haklı bir noktaya sahipsin. O zaman gizemli kalmaktansa birazcık konuşmayı ve sana gerçeği fısıldamayı seçiyorum.”

Kael, adımlarını Orion’a doğru yönelterek konuşmaya devam etti. Durmuş zamanın içinde yankılanan tek şey onun ayak sesleriydi. 

“Bilirsin, bazı şanslı canlılar doğuştan gelen inanılmaz yetenekler veya özel fiziksel yapılarla dünyaya gelirler. İşte bende de öyle bir Fizik var.”

Kael durdu, Orion’un gözlerinin içine bakarak gülümsedi. 

“Ve bu kadim fizik, bana Zaman temelli saldırılara ve alanlara karşı neredeyse çook ufak bir bağışıklık sağlıyor. Yani senin o büyük gururla açtığın ’Mutlak Zaman Alanı’, benim için sadece güzel, sessiz bir yürüyüş ortamından ibaret. Bu kadar açıklama senin için yeterlidir herhalde?”

Orion, Kael’in anlattıklarını sindirmeye çalışırken yüzündeki şaşkınlık daha da derinleşti. 

“Ufak bir bağışıklık demek ha? Ama görüyorum ki alanımın içinde sanki sadece nefes alıyor gibi rahatsın. Bu nasıl bir fiziktir?”

Kael ellerini havaya kaldırdı. 

(ФωФ) Şeyy... Açıkçası daha detaylı ve teknik açıklamalar yapmaya çok üşeniyorum. Şöyle düşün gitsin, ben sadece bu evrenin kurallarına göre biraz fazla ’farklı’ ve üstün yaratılmışım.”

Kael’in dudaklarındaki o alaycı ve sevimli gülümseme, cümlesini bitirdiği an bir bıçak gibi kesildi. 

Gözlerindeki mor galaksi ışığı aniden soğuk, karanlık ve tehditkar bir hal aldı.

Sağ elini havaya kaldırdı. Parmaklarının ucunda aynı anda hem Ateş, hem Buz, hem Yıldırım hem de Kaos elementleri birleşmeye başladı. Ortaya çıkan şey, durmuş zamanın içinde bile etrafındaki gerçekliği büken ve çıtırdatan devasa bir Mini-Elemental Süpernovaydı.

“Bu kadar sohbet ve eğlence yeter,” dedi Kael, sesi artık bir şakacıya değil, amansız bir infazcıya aitti. 

“Sonuçta hayatımda sadece tek bir kez göreceğim, bu turnuvadan sonra varlığı bile silinecek birisi için daha fazla çenemi yorup ağzımı eskitmeme değmez.”

Kael’deki bu ani ve korkutucu karakter değişiminden sonra Orion, durumun ciddiyetini nihayet kavradı. 

Maskesinin ardındaki yüzünde vahşi bir gülümseme belirdi. Madem zamanı durdurarak kazanamıyordu, o zaman her şeyi bu donmuş boyutun içinde patlatacaktı. 

Kanun’unun tüm gücünü o süpernovaya karşı serbest bırakmak üzere gardını aldı.

Orion, durmuş zamanın sağır edici sessizliğinde kükredi

Zaman Kanunu - Zamanın Mutlak Otoritesi: MUTLAK KOPYA!”

Orion’un sahip olduğu Zaman Kanunu’nun en hileli becerilerinden biri olan [Mutlak Kopya], kullanıcının kendi manasını yakıt olarak kullanarak evrendeki herhangi bir saldırının ya da varoluşun “sahte“ ama aynı derecede ölümcül bir kopyasını anında oluşturabiliyordu. 

Buna, Kael’in elinde tuttuğu o dehşet verici [Mini-Elemental Süpernova] da dahildi.

Ancak Orion’un hesaba katmadığı, evrensel dengeleri altüst eden devasa bir etken vardı, Kael’in akılalmaz mana miktarı ve bu mananın ulaşılamaz kalitesi.

Bu mutlak kopyalama becerisinin bedeli, kopyalanacak varlığın toplam mana değerinin %10’u kadardı. 

Normal şartlarda bu makul bir bedeldi. Ancak Kael sıradan bir varlık değildi. 

Onun damarlarında dolaşan 300 Trilyon Mana, saflık ve yoğunluk bakımından normal bir manadan tam 25 kat daha kaliteli ve değerliydi. 

Bu da Kael’in enerjisini matematiksel olarak tam 7,5 Katrilyon sıradan manaya eşdeğer kılıyordu!
Haliyle, bu muazzam süpernovayı kopyalamanın Orion’a çıkaracağı fatura tam 750 Trilyon Manaydı. 

Oysa Antik Kademenin zirvesinde olan ve Velathar’da bir dahi olarak kabul edilen Orion, sadece ama sadece 1 Milyar Mana havuzuna sahipti. Üstelik bu mana tamamen sıradan kalitedeydi.

Kısacası, Kael’in gücünü kopyalamaya çalışmak, Orion için intiharla eşdeğer, berbat bir seçimdi.

Ama bir Kanun, boşuna “Kanun“ adını almazdı, özellikle de söz konusu olan Zaman ise.

Orion, Mana miktarının yetmeyeceğini hissetiği anda, bu çıkmazı aşmak için Kanun’unun bir diğer gizli ve fedakarlık gerektiren becerisini devreye soktu

Zaman Değiş-Tokuşu!”

Bu dehşet verici yetenek, kullanıcının sahip olduğu kendi ’zamanını’, anlık olarak saf ve muazzam bir mana enerjisine dönüştürebiliyordu. 

Bu dönüşümün çarpanını belirleyen en önemli etken ise kullanıcının yetişme kademesiydi.

Antik Kademe bir zirve savaşçı olan Orion için kendi hayatından feda edeceği 1 yıl, tam 100 Trilyon Manaya eşit değerdeydi.

Orion, Kael’in süpernovasını kopyalamak için gereken o astronomik 750 Trilyon Manayı karşılamak adına gözünü bile kırpmadan kendi ömründen tam 7,5 yılı feda etti!

Orion’un vücudundan yayılan yaşam enerjisi bir anda çekilirken, gözlerindeki ışık daha da çılgınlaştı. 

Durmuş zamanın içinde, Kael’in elindeki süpernovanın birebir aynısı olan karanlık ve gri bir kopyası da Orion’un avucunda belirdi.

İki korkunç Elemental Süpernova’nın çarpışması sonucu, donmuş evrenin ortasında muazzam bir yıkıcı enerji ortaya çıktı. 

Her iki saldırının kütlesi ve değerleri tamamen aynı olması nedeniyle, uzay ve zamanı bile yerinden oynatan, ışığı yutan feci bir Tekillik oluştu!

Normal şartlarda bu çarpışma tüm Velathar gezegenini, hatta sistemi haritadan silebilecek güçteydi. 

Ama Orion’un aktif haldeki [MUTLAK ZAMAN ALANI] sayesinde bu kozmik felaket dizginlendi. Tekillik, Zaman Alanının dışındaki hiçbir şeye zarar vermedi; ortaya çıkmasının hemen ardından, yarattığı muazzam çekim gücüyle Zaman Alanını da kendi içine çekerek yavaşça yok oldu.

Donmuş zamanın çözülmesiyle arenaya yeniden ses ve hareket geldi. Seyirciler ne olduğunu anlayamadan, Kael ve Orion parçalanmış kraterin iki ucunda, birbirlerine bakarken belirdiler.

Kael: “( ;  ̄ー ̄)”

Orion: “(゜_゜;)”

Bir saniyelik şok edici bir durgunluğun ardından Kael, yüzündeki o hafif, yorgun tebessümle sessizliği bozdu

“Sanırım artık asıl maça devam edebiliriz, ne dersin? (ФωФ)

Orion kelimelerle cevap vermedi. Titreyen elini kılıcının kabzasına götürüp ağır ağır kaldırması zaten her şeyi açıklıyordu. 7,5 yıllık ömrü boşa gitmişti ama dövüş henüz bitmemişti.

Bu inatçı direniş karşısında Kael, yüzündeki gülümseyen ifadeyi silerek yeniden o buz gibi ciddiyetine büründü. 

Bu sefer [Elemental Süpernova] gibi Yıldız-Sistemi yok edici büyük saldırılar yerine, daha stratejik bir yola başvurdu. Sıradan elementleri kullanarak Orion’a saniyede sayılamayacak kadar çok büyü saldırısı göndermeye başladı.

Tabii ki, Zaman Kanunu’nun sahibi Orion için bunlar fiziksel olarak dikkat etmeye değmeyecek kadar zayıf saldırılardı zamanı hafifçe bükerek hepsinden kaçabilirdi. Ama yine de... Kael’in asıl hamlesini hazırlaması için gereken dikkati dağıtmaya yetmişti.

...

Kael, o anda elinde beliren kadim silahı, Omnifragor’u tüm görkemiyle ortaya çıkardı. Kılıcın kabzasını sıktığında, damarlarındaki rafine mana kılıca akmaya başladı. Tam on altı farklı elementi Omnifragor’un gövdesinde birleştirerek kılıca muazzam bir Kılıç Aurası ve yıkıcı bir Kılıç Niyeti aşıladı.

Bu, onun nihai bitirici vuruşlarından biriydi.

 [İmparatorun Göksel Uzay Hakimiyeti]

(Yazar Notu: Tüm beceri açıklamalarını buraya yığıp tempoyu düşürmeyeceğim. Sadece savaşın gidişatını değiştiren o kritik pasif etkileri hatırlatayım)

• Kael’in tüm hız istatistikleri +50.000% artar. 

• Eşsiz Etki 1 — Boyut Kırılması:

• Savunma, zırh ve kalkanları tamamen aşar. Bu tam anlamıyla “savunulamaz hasar”dır.

• Eşsiz Etki 2 — Uzaysal Hapsetme

• Fiziksel hareket %95 yavaşlar

Kılıcıyla birlikte ışık hızını aşan bir süratle ileriye atılan Kael, durmuş zamanın içinde yankılanan bir sesle şunları söyledi

“Artık gerçekten sıkıldım, Orion... Anlaşılan senin o çok güvendiğin Kanun’un, benim Mutlak Varlığım karşısında yeterli değildi.”

Orion, bir anda önünde beliren Kael’in söylediklerini duyamadı bile. Tepki vermeye, kılıcını kaldırmaya çalıştı. 

Ama Kael’in Göksel Becerisinin Etkisi yüzünden, vücudu sanki katranın içindeydi. Zihni ışık hızında düşünse de, bedeni normalden tam 20 kat daha yavaştı. Bu, bu seviyedeki bir dövüşte mutlak ölüm demekti.

Kael, elindeki tüm güçleri aktive etmemiş olsa bile, şu an kullandıkları fazlasıyla...

yeterliydi.

[OMNİFTAGOR - Özel Etki 6: Mutlak Mana Darbesi]

Kael, sadece 1,5 saniye içinde, Omnifragor’un gövdesinde tam Yarım Katrilyon rafine manayı biriktirdi. 

Kılıç, o kadar yoğun bir enerjiyle doldu ki, durmuş zamanın içinde bile etrafındaki gerçekliği atom atom bozmaya başladı.

Kael, Mutlak Mana Darbesini indirmeye hazırdı.

Hareket edemeyen Orion, yaklaşan eceli hissederek çaresizce tüm savunma becerilerini ve Kanunu’nun nihai savunma duvarlarını aktive etti. 

Gri bir zaman kalkanı etrafını sardı.

Ama Kael’in Göksel Becerisinin Efsanevi Etkisi, kılıcın tüm fiziksel ve enerjisel savunmayı görmezden gelmesine olanak sağlıyordu. Omnifragor, Orion’un zaman kalkanına çarptığında, kalkan bir cam gibi şangırdayarak dağıldı. Kanun tabanlı bir savunmayı tam anlamıyla delip geçemese de, Kael’in saf güç üstünlüğü bu açığı kapattı.

Ve bu...

Fazlasıyla yeterliydi.

KRAAAAK-TÖÖÖÖÖM!!!

Arenayı sarsan bu atomik patlama sesi, Kael’in on altı elementi birleştirdiği Omnifragor ile indirdiği darbenin, havadaki atomları aynı anda parçalayıp birleştirmesinden kaynaklanıyordu.
Saldırının sonucunda... Orion’un göğsü, omuzdan bele kadar korkunç bir şekilde ikiye yarılmıştı. 

Eğer anında müdahale edilmezse, yakında bu hayata veda edecek ve ölümden sonraki hayata merhaba diyecekti.

Genel olarak turnuvadaki diğer dövüşçüler, Kael veya Syr gibi kişiyi neredeyse ölümsüz yapan, hasarı anında onaran kadim becerilere zaman harcamıyorlardı; çünkü onların böyle lüksleri yoktu. Onlar, hasar vermeye odaklanmışlardı.

Gerçi Orion, Zaman Kanunu’nu kullanarak kendi bedeninin zamanını hasar almadan önceki bir ana geriye sarabilirdi... Ancak, göğsü ikiye yarılıp bağırsakları ve bazı hayati organları dökülmeye, kaburgaları ve kalbi açık havayla temas etmeye başladığı an, acı ve şok yüzünden bilinci çoktan kapanmıştı bile. 

Bilinci kapalı bir Kanun kullanıcısı, sadece ölmeyi bekleyen bir fâniden farksızdı.

Kael, Omnifragor’u kınına sokarken, arenanın ortasında bilincini kaybetmiş ve ölümün eşiğinde yatan rakibine baktı.

Hakemin her şeye şahit olduğundan ve maçı bitirdiğinden emin olduktan sonra, Orion’un ölmesine izin vermedi.

Kael, rakibinin yanına çömeldi. Sadece sıradan bir iyileştirme büyüsü bu hasarı onarmaya yetmeyeceği için, Kael bizzat kendi [Zamanın Mutlak Buyruğu] becerisini kullandı. 

Orion’un parçalanmış bedenindeki zaman akışını manupüle ederek, onu saniyeler içinde zamanda geriye doğru sardı.

Dökülen organlar yerine döndü, yarılan göğüs kapandı, kemikler birleşti.
Orion, sanki hiç yaralanmamış gibi pürüzsüz bir cilde kavuştuğunda, Kael ayağa kalktı. 

Hakem, titreyen bir sesle kazananı ilan ederken, Velathar arenasındaki sessizlik, bir Tanrı’nın gücüne tanıklık etmenin verdiği huşu ile doluydu.

Daha sonrasında ise herkes tezahüratlar etmeye başladılar, kelimenin tam anlamıyla herkes.. sadece bir kişi hariç, Ormyr, Kael’in bir dahaki rakibi.

Kendisinin bile yenemeyeceğini düşündüğü, Orion’u kolayca belkide biraz zorlanarak yenen Kael’in zaferini gördüğü zaman, ne yapması gerektiğini süşünmeye başladı.

“Acaba pes mi etsem…” diye fısıldadı Ormyr kendi kendine. Sesi, etrafındaki tezahürat tufanının içinde kaybolup gitti.

Ormyr, Yıkım Elementi’nin vücut bulmuş haliydi. Dokunduğu her şeyi moleküllerine ayıran, savunma nedir bilmeyen bir canavardı. 

Orion’un Zaman Kanunu’nu bile kendi kaba kuvvetiyle aşabileceğine inanıyordu. Ancak Kael... Kael sadece kuvvet kullanmamıştı.
Kael, 

gerçekliği bir oyun hamuru gibi bükmüştü.

“Eğer o darbe bana gelseydi…” Ormyr elini göğsüne koydu. Kael’in 16 elementi birleştirdiği o atomik darbe, sadece eti ve kemiği değil, Ormyr’in sığındığı “Yıkım“ konseptinin kendisini bile yok edebilirdi.

Tam o anda, arenanın ortasında yavaşca locasına dönen Kael, bakışlarını yavaşça locanın karanlık köşelerine çevirdi. Göz göze geldiler.

Kael’in galaktik moruyla parlayan gözlerinde ne bir kibir ne de bir öfke vardı. Sadece derin, uçsuz bucaksız bir bekleyiş vardı. 

Sanki Ormyr’in zihninden geçen “pes etme“ düşüncesini duymuş gibi hafifçe gülümsedi. O gülümseme, bir dostun selamı değil, bir avcının bir sonraki avına verdiği sessiz bir onaydı.

Ormyr’in içindeki savaşçı gururu, damarlarındaki yıkım enerjisiyle birlikte kaynamaya başladı. 

Korku, yavaş yavaş vahşi bir heyecana dönüşüyordu.

“Hayır,” dedi Ormyr, dişlerini sıkarak. “Pes etmek, Khaelen kanına ihanettir. Eğer bu turnuvada öleceksem… tarihin gördüğü en büyük tanrının ellerinde ölmeliyim.”

Yavaşça arkasını döndü ve soyunma odasına giden karanlık koridorda kayboldu. Kendi kendine mırıldandı

“Hazırlan Oksileon. Sana her şeyimi vereceğim. Yıkamayacağın tek şeyi; irademi karşına dikeceğim.”

...

Bu sırada tribünlerdeki coşku durmak bilmiyordu.

“KAEL! KAEL! KAEL!”

Halk, Gümüş Kademe bir gencin, bir Kanun kullanıcısını nasıl dize getirdiğini konuşuyordu. 

Bahisçiler masaları dağıtıyor, soylular ellerindeki kadehleri şaşkınlıktan düşürüyordu. 

Artık kimse Kael’in kademesine bakmıyordu. Onlar için Kael, bu gezegenin kurallarının çok ötesinde, yaşayan bir efsaneydi.

...

Bölüm Sonu

•Tekpi Bırakmayı

•Yorum Atmayı, unutmayın!

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi