MANGA-TR
Bölüm 114
Bölüm...
Action,Adventure,Fantasy,Romance

Bölüm 114

Karanlığın Sesi
Yazar: Raban Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 5 dk Kelime: 1.338

Bölüm 114 – Karanlığın Sesi
Çeviri: Raban
 
Kuyudan büyüleyici sesin fısıltılı yankıları yükseldi. Hafif ve baştan çıkarıcıydı; pürüzsüz, ipeksi bir melodi gibi akıyordu. Sanki genç bir adama ait gibiydi... tabii sıradan insanların böyle bir sese sahip olması mümkün olsaydı. Daha çok ilahi bir varlığın sesi gibiydi.
 
...Ya da lanetli bir varlığın.
 
Ama Sunny’nin şu anda o sesin pürüzsüz, dolgun, yumuşak tınısını takdir edecek hâli yoktu.
 
Soğuk terler döküyordu.
 
Yankılar fısıldadı:
 
“...beslenmemiştim, ...miştim, ...miştim.“
 
Unutulmuş Kıyı’da geçirdiği onca süre boyunca Sunny, insan konuşmasını taklit edebilen yalnızca tek bir varlıkla karşılaşmıştı ve o karşılaşmanın anısı bile hâlâ onu ürpertiyordu.
 
Sisler içinde karanlık denizin derinliklerinden çıkıp Cassie’nin sesini çalan o şey, Sunny’yi bugüne dek ürperten en korkunç varlıktı. Fısıldayan sesler etrafını sardığında hissettiği mutlak dehşeti hatırlamak bile istemiyordu. O gece aklını yitirmemiş olmasını yalnızca kör kızın tam zamanında yaptığı uyarısına borçluydu.
 
İnsan sesi taşıyan o yaratıkla karşılaşmadan sağ çıkabilmesinin tek nedeni, gözlerini sımsıkı kapalı tutmuş olmasıydı.
 
Ve şimdi karşısında bir tane daha vardı.
 
’Bu avcılar neden bu dehşet verici kadim varlığın peşine düştü ki?’
 
Kaşlarını çattı. Kalenin içinde uğursuz bir şeyler dönüyorsa, Değişen Yıldız’ı uyarması gerekiyordu. Ama önce olup biteni en azından biraz olsun anlamadan hiçbir şey yapamazdı.
 
İşte bu yüzden, bedenindeki her içgüdü ona kaçmasını haykırsa da Sunny kendini yerinden kıpırdamamaya zorladı. İçgüdüler her zaman en iyi yol gösterici değildi. İnsanlar akıl sahibiydi ve Sunny’nin bunu boşa harcamak gibi bir niyeti yoktu.
 
...Kara yarık önünde karanlık bir gölet gibi uzanıyordu. Sunny, o büyüleyici sesin sahibini oraya, ışıksız derinliklere hapseden, son derece ağır ve süslü ızgaraya o anda tarifsiz bir minnet duydu.
 
Dudaklarını yalayıp soğukkanlı bir duruş almaya çalıştı. Her an Taş Azize’yi ve Geceyarısı Parçası’nı çağırmaya hazır bir hâlde bir adım öne çıktı, sonra bir kez daha o kapkara boşluğa baktı.
 
Ardından yavaşça şöyle dedi:
 
“Tanıştığımıza... memnun oldum.“
 
Sunny, dönüp arkasına bile bakmadan kaçmak yerine kuyunun o dehşet verici tutsağıyla iletişim kurmaya çalıştığına kendisi bile inanamıyordu. Hayat gerçekten de sürprizlerle doluydu.
 
Tabii son sürprizine kadar.
 
Kuyudan yumuşak bir kahkaha yükseldi. O melodik kıkırdama kuytu avlunun karanlığında eriyip gittikten sonra ses konuştu:
 
“Ah, hayır... asıl ben memnun oldum...“
 
Yankılanan ses fısıldadı:
 
“... oldum, ... oldum, ... oldum.“
 
Sunny sözlerini son derece dikkatle seçiyordu.
 
’Birazdan ne söyleyeceğime bağlı olarak hayatım bitebilir...’
 
Aklına istemsizce, kaybolmuş çocuklarla bilmece oyunu oynayan korkunç canavarların anlatıldığı eski masallar geldi. Tek bir yanlış cevapla çocuklar sonsuza dek yok olmak üzere yutulurdu. Onun sonu da mı öyle olacaktı?
 
Geri dönmek için hâlâ geç değildi.
 
Ama Sunny daha sorusunu soramadan, hatta geri çekilip çekilmeyeceğine karar veremeden, kuyudaki şey yeniden konuştu:
 
“Eee... beni besleyecek misiniz, beslemeyecek misiniz? Kimseyi gücendirmek istemem ama son zamanlarda gecikmeye başladınız. Üç gündür burada tek başıma oturuyorum. Yoksa bu kez yeni bir şeyler mi denemeye karar verdiniz?“
 
Sunny gözlerini kırpıştırdı.
 
’Ne?’
 
Bu sözler... kadim bir kötülükten duymayı beklediği şey tam olarak bu değildi. O kadar... o kadar insanvari konuşuyordu ki neredeyse gerçekten insan olduğuna inanacaktı.
 
’İşte insanları böyle avlıyor, aptal!’
 
Sunny kendini tetikte kalmaya zorladı. Zaten kadim kötülüklerin nasıl konuşması gerektiğine dair pek bir şey bilmiyordu? Eğer insan diline dair bilgileri onun zihninden çalabiliyorsa, başka şeyleri de çalabiliyor olması gayet mümkündü.
 
Sunny olanları anlamlandırmaya çalışırken birkaç saniye geçti. Ses bir süre bekledi, sonra yeniden konuştu:
 
“Anlıyorum. Demek şimdi aç bırakma yöntemine geçtiniz. Şey... hakkınızı teslim etmem gerek, şimdiye kadarki en iyi fikriniz bu. Ama ne yazık ki işe yaramayacak. Çıkış yapmadan önce bizim gibi stajyerlerin nasıl diyetlere maruz kaldığı konusunda hiç fikriniz var mı? Sanmam. Hatta size teşekkür etmem lazım. Bu durum, Vücut Kitle İndeksim için harika bir fırsat.“
 
Avludaki yankılar fısıldadı:
 
“... fırsat, ... fırsat, ... fırsat.“
 
’Dur... ne?!’
 
Sunny afallamış hâlde kuyuya baktı. Gözü seğiriyordu.
 
’Sakın... hayır, olamaz… sakın bana o lanet kuyunun dibinde gerçek bir adamın oturduğunu söyleme!’
 
Dünya bir anda tamamen anlamını yitirmiş gibi hisseden Sunny şakaklarını ovuşturdu, sonra tuhaf bir ses tonuyla sordu:
 
“Sende kimsin?“
 
Kuyu sessizliğe gömüldü.
 
Sunny, o büyüleyici sesin biraz önce söylediklerini hatırlamaya çalıştı. Uzun zamandır beslenmediğiyle ilgili bir şeyler söylemişti. O an kulağa son derece uğursuz ve ürkütücü gelmişti, ama başka bir açıdan bakınca... ölüme sürüklediği avcı grubunun aslında bir mahkûma yiyecek götürmeye gidiyor olması, zavallı adamın neden birkaç gündür beslenmediğini açıklardı...
 
Ama onu neden harabelerin bu kadar uzak bir köşesinde tutsak ediyorlardı?
 
Bu sırada ses yeniden yükseldi. Bu kez belirgin bir gerginlik vardı.
 
“Dur... sen onlardan biri değilsin... sen... ah! Tanrılar!“
 
Bir sonraki anda ne olacağını anlayan Sunny elleriyle yüzünü kapattı.
 
“Ah, tanrılar! Bu bir insan değil... mahvoldum, şimdi kesin öleceğim. O lanet aptallar sonunda beni öldürmeyi başardı!“
 
Harabelerin ortasındaki bir kuyunun içine kapatılmış yalnız bir Uyuyan’ın açısından bakıldığında, onu bulmaya buraya gelebilecek yalnızca iki tür varlık olabilirdi: Ya onu tutsak edenler... ya da Kâbus Yaratıkları.
 
Sunny son sorusuyla, onu tutsak edenlerden biri olmadığını açık etmişti. Geriye de tek bir ihtimal kalıyordu. Üstelik gece vakti tek başına gelmiş olması ve yolunu aydınlatmak için hiçbir şey kullanmaması, bu sonuca varmayı daha da kolaylaştırıyordu.
 
“Hem de konuşuyor... ah, tanrılar! Unutulmuş Kıyı’da insan konuşmasını taklit edebilen bir yaratığın olduğu söylenirdi... hayır, hayır, hayır! Böyle olmamalıydı...“
 
’Lanet olsun, gerçekten güzel bir sesi var. Umutsuzluğa kapılmışken bile kulağa güzel geliyor... ha? Ne? Ne diyorum ben, altı üstü bir ses bu! Neden bu kadar kapıldım ki... şey...’
 
Yoksa bir insan sesini duymaya bu kadar mı muhtaç kalmıştı? Neden? Kendi başına gayet iyi idare ediyordu. Hatta harikaydı bile. Belki de hiç olmadığı kadar iyiydi.
 
’Ah… odaklan!’
 
Ama şu anda tam olarak ne yapması gerekiyordu?
 
Sunny, o kabaca çizilmiş haritanın sonunda insan bulmayı hiç beklememişti. Peki şimdi ne yapacaktı?
 
’Galiba ilk iş kuyudaki adamın kim olduğunu ve oraya nasıl düştüğünü öğrenmeliyim. Ondan sonra onunla ne yapacağıma ya da daha iyisi bir şey yapıp yapmayacağıma karar veririm.’
 
Ama asıl sorun da buydu... önce Sunny’nin, kuyudaki genç adamı kendisinin de gerçekten insan olduğuna inandırması gerekiyordu.
 
Sunny biraz çaresiz hissederek gölgesine baktı.
 
Gölge iki büklüm olmuş, elleri karnında, omuzları sarsılıyordu.
 

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi