MANGA-TR
Bölüm 118
Bölüm...
Action,Adventure,Fantasy,Romance

Bölüm 118

Aynadaki Suret
Yazar: Raban Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 5 dk Kelime: 1.343

Bölüm 118 – Aynadaki Suret
Çeviri: Raban
 
Kai’yle böyle eğlenmek belki biraz acımasızcaydı, ama Sunny karşısındaki Uyuyan’ın böylesine akıl almaz derecede yakışıklı olmasına gerçekten sinir oluyordu. Üstelik o kadar uzun zamandır başka bir insanla konuşmamıştı ki zaten pek de parlak olmayan iletişim becerileri iyice körelmişti.
 
Yakında kaleye gideceklerine göre, er ya da geç yabancılarla konuşmak zorunda kalacağı için kendini hazırlaması gerekiyordu. Kusur’unu sınırlarına kadar zorlamak iyi bir alıştırmaydı. Bir daha... o berbat olaya benzer bir şey yaşamak istemiyordu.
 
O tatsız anı Sunny’nin keyfini kaçırdı.
 
Bu sırada Kai ona yüzünde kalakalmış o tuhaf ifadeyle bakmaya devam ediyordu. Sunny boğazını temizledi.
 
“Şey... demin söylediklerim de şakanın bir parçasıydı, bu arada.“
 
Yakışıklı genç adam bakmayı sürdürdü; gözlerindeki kuşku hâlâ gitmemişti.
 
’Ah, olamaz. Yoksa zavallı çocuğun üstüne fazla mı gittim? Zaten ödü kopmuştur bunun... herhâlde şu an iyice paniğe kapılmıştır. Bir deliyle karşılaşmak kimi endişelendirmez ki? Eh... galiba sandığım kadar komik değildi.’
 
Kai temkinli bir şekilde başını salladı.
 
“Mesele o değil. Sadece sana bir şeyden bahsetmem gerektiğini hissediyorum.“
 
Sunny kaşlarını kaldırdı.
 
“Öyle mi? Neymiş?“
 
Kai tereddüt etti, sonra özellikle sakin bir ses tonuyla konuştu:
 
“Benim Kusur’umla ilgili. Aslında ben birinin bana yalan söyleyip söylemediğini anlayabiliyorum. Yani şey... az önce sana ne yapacağını söyleyen bir taş olduğunu söylediğinde, bunun doğru olduğunu hemen anladım.“
 
Sunny yakışıklı genç adama inanamaz bir ifadeyle baktı. İçten içe gülse mi ağlasa mı bilemedi.
 
’Kusur mu? Bunun neresi Kusur?! Bu bildiğin süper güç, seni p*ç kurusu!’
 
Kai neden bu kadar şanslıydı? Büyüleyici bir sesi vardı, uzun boyluydu ve kusursuz bir yüze sahipti. Üstüne bir de Kusur’u bile lanet olası bir lütuftu!
 
Üstelik bu Kusur, Sunny’nin hilelerine karşı da biçilmiş bir kaftan gibiydi. Kai bu tuhaf Kusur’undan ona bahsetmemiş olsaydı, Sunny çok geçmeden başını büyük bir belaya sokabilirdi.
 
Neyse ki bu yakışıklı çocuk çok dürüst biriydi.
 
’Tam bir melek!’
 
Sunny içten içe öfkeyle kaynarken Kai yumuşak bir sesle sordu:
 
“Ee Sunny... o taş senden tam olarak ne yapmanı istiyor? Anlatmak ister misin?“
 
Sunny iç çekti.
 
’Bu çocuğun yanındayken ağzımdan çıkan her söze gerçekten ama gerçekten dikkat etmem gerek.’
 
“Hiç eğlence anlayışın yokmuş. O konuşan taş aslında kelimeleri tekrar edebilen bir Hatıra. Bazen alarm olarak kullanıyorum, o yüzden çoğunlukla bana uyanmamı söylüyor. Gölgemin kendine has fikirleri olduğuna gelince... işin gerçeği o da doğru. Şey, ama sanırım bunu zaten biliyorsun. Gölgemin, Yönelimim yüzünden biraz kişiliği var.“
 
Kai bunu bir süre düşündü, sonra gülümsedi.
 
“Anladım! Demek gerçekten şakaymış. Aslında oldukça zekice bir şakaymış. Kusur’um yüzünden şakanı bozmak istemezdim, kusura bakma.“
 
Sunny somurttu.
 
“Bana patronluk taslama...“
 
Sonra durdu, aklına gelen bir şey yüzünden öfkeyle ekledi:
 
“Bir dakika, madem birinin yalan söylediğini anlayabiliyorsun, o zaman seni o kuyudan çıkmaya ikna etmek için neden yarım saat uğraşmak zorunda kaldım?!“
 
Kai birkaç kez gözlerini kırpıştırdı; hem masum hem de kırılmış görünüyordu.
 
“Şey, ben Kusur’umun Kâbus Yaratıkları üzerinde işe yarayıp yaramadığını nereden bileyim? Daha önce hiç Kâbus Yaratıklarıyla sohbet etmedim ki! Kadim varlıklarla anlaşma yaparken insan ne kadar dikkatli olsa azdır, bilirsin.“
 
Sunny elleriyle yüzünü kapattı.
 
“Evet, bilirim.“
 
Kai ona endişeyle baktı.
 
“Şey, Sunny? Sen iyi misin?“
 
’Demek kaderin o lanet ipleri yine benimle oynuyor. Kusuru benimkinin neredeyse birebir zıddı olan biriyle karşılaşma ihtimalim ne ki? Bir de bu kahrolası herif neden böyle yakışıklı... Bu da görünüş olarak tam zıddım olsun diye mi, ha? Ha?!’
 
“İyiyim. Her neyse. Asıl konuya gelelim.“
 
Kai iç çekti.
 
“Elbette. Söz sözdür. Kalede her ne yapmak istiyorsan sana yardım edeceğim. Birlikte mi gidelim?“
 
Sunny başını iki yana salladı.
 
“Henüz değil. Önce bir yere uğramam gerek. Buranın güneyindeki büyük harabe katedrali biliyor musun?“
 
Uyuyan biraz düşündü, sonra başını salladı.
 
“Sanırım biliyorum. O taraflarda sık sık uçarım; gözden kaçırması zor. Beni oraya mı götürüyorsun?“
 
’İyi soru...’
 
Bir yandan Sunny yaşadığı yeri kimse bilsin istemiyordu. Öte yandan Kai’yi öylece kaleye gönderip ona orada beklemesini söyleyecek kadar da güvenmiyordu.
 
Ama şehirde bir ışık kaynağıyla dolaşmak da göze alabileceği bir şey değildi.
 
Bir orta yol bulmalıydı, ama var mıydı?
 
“Seni o fenerinle hiçbir yere götüremem. Ben karanlıkta saklanarak hayatta kalıyorum, unuttun mu? O yüzden sen tek başına katedrale uç ve beni çatıda bekle.“
 
Kai güneye baktı, yıkık mabedin yerini zihninde canlandırdı ve başını salladı.
 
“Tamam.“
 
Sunny elini kaldırıp genç adamın uçup gitmesini engelledi.
 
“Bekle, bekle. Ne olursa olsun, katedralin içine girme, tamam mı? Şaka yapmıyorum. İçeride Düşmüş bir Şeytan yaşıyor. Girersen seni de tıpkı seni kaçıran o aptallar sürüsünü biçtiği gibi biçer.“
 
Kai ona şok içinde baktı.
 
“Ne? Onlar öldü mü?“
 
Sunny omuz silkti.
 
“Sence seni o kuyuda nasıl buldum? Ölen avcılardan birinin üzerinde harita buldum. İşaretli yerde gizli bir hazine falan vardır diye düşünmüştüm ama...“
 
Yakışıklı Uyuyan gülümsedi.
 
“Ama ondan da iyisini mi buldun? Aaah, iltifat için teşekkürler! Bu arada katedrale de kesinlikle girmeyeceğim, için rahat olsun.“
 
Sunny gülümseyen adama bir süre baktı, sonra bıkkınlıkla omuz silkti.
 
“Evet tabii. Hadi git artık. Ve unutma... eğer anlaşmamızı bozarsan...“
 
“...beni bulursun ve öldürürsün, evet. Merak etme, Sunny. Ben verdiğim sözü asla bozmam!“
 
Bu sözlerle Kai başını kaldırıp yukarı baktı. Yumuşak bir rüzgâr Sunny’nin tenine dokundu ve bir sonraki anda o büyüleyici Uyuyan yerden yükselip hızla gökyüzüne doğru süzüldü. Çok geçmeden, sadece kâğıt fenerinin küçücük ışığı seçilir oldu; kara gökyüzünde güneye doğru ilerleyen yalnız bir yıldız gibi.
 
Sunny birden titredi.
 
Soğuk bir dehşet, demirden bir pençe gibi kalbini kavradı.
 
O parlak noktayı gözleriyle takip ederken fısıldadı:
 
“... Karanlık gökyüzünde yalnız bir yıldız parlıyordu. Yıldızın parlak ışığı altında insan kalesi birdenbire alevler içinde kaldı, salonlarından kan nehirleri akıyordu...“
 
Bir süre karanlığın içinde kıpırtısız durdu.
 
Sunny eğer gerçeği bilmeseydi, Cassie’nin kehanetindeki bu kısmın Kai’den söz ettiğini sanabilirdi.
 
Ama biliyordu.
 
O kehanetteki gerçeği bir süredir zaten biliyordu.
 
Başını eğen Sunny dudaklarını yaladı ve sessiz gölgeye kısık, boğuk bir sesle sordu:
 
“Yoksa... çoktan başladı mı?“
 
Gölge her zamanki gibi cevap vermedi.
 
’Neyse aptalca bir soruydu.’
 
Hayır. Tabii ki hayır, değildi.
 
Bu çok daha uzun zaman önce başlamıştı zaten.
 
Üçü bu harabe şehre adım attıkları anda.
 
 

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi