MANGA-TR
Bölüm 119
Bölüm...
Action,Adventure,Fantasy,Romance

Bölüm 119

Bir Avuç Ruh Parçacığı
Yazar: Raban Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 4 dk Kelime: 1.122

Bölüm 119 – Bir Avuç Ruh Parçacığı
Çeviri: Raban
 
Sunny’nin katedrale geri dönmesi biraz zaman aldı. Şafak yaklaşırken geceleri avlanan Kâbus Yaratıkları huzursuzlanmaya başlamıştı. Dar sokaklarda sinsice ilerlerken özellikle dikkatli olmak ve karanlık gölgelerden ayrılmamak zorundaydı.
 
Unutulmuş Kıyı’nın ışıksız gecesinde ne ay vardı ne de yıldızlar ama buradaki canavarların çoğu karanlıkta kıpırdayan şekilleri algılamanın kendine özgü yollarına sahipti. Karanlıkta görebilme yetenekleri, Sunny’nin [Gölgelerin Çocuğu] Niteliği sayesinde bir ölçüde etkisiz kalıyordu; çünkü bu Nitelik, onun daldığı her gölgede neredeyse ayırt edilemez hâle gelmesini sağlıyordu.
 
Yine de dikkatli olmak zorundaydı. Bu lanetli yerde her şey belirsizdi — tehlike, ölüm ve dehşet verici yaratıklar dışında.
 
Bir süre sonra katedralin tanıdık sütunlarına tırmandı ve engin çatısında belirdi. İki yana eğimli kadim kiremit denizini ayıran geniş sırt boyunca yürüyerek, az ileride gergin bir hâlde bekleyen Kai’ye yaklaştı.
 
Yakışıklı genç, elinde boynuzdan yapılmış uzun bir yay tutuyor, solgun yüzünde gergin bir ifadeyle karanlığa bakıyordu. Sunny ondan birkaç adım ötede durdu ve o yaya uzun uzun baktı.
 
’Fazla zamanımız kalmadı.’
 
İki kaşının ortasına bir ok yememek için, geldiğini nazikçe haber vermeye karar verdi:
 
“Merhaba, Kai. Geldim.”
 
Okçu irkilerek döndü ve sanki fenerini çağıracakmış gibi elini kaldırdı. Ama belli ki gereksiz dikkat çekmekten korktuğu için bundan vazgeçti. Onun yerine yutkundu ve fısıldadı:
 
“Şşşt, sesini alçalt! O Düşmüş Şeytan bizi duyabilir?”
 
Sunny gözlerini kırpıştırdı.
 
’Gerçekten de aşırı temkinli biri.’
 
Sunny’ye göre bu, sahip olunabilecek en harika karakter özelliklerinden biriydi. Ne kadar paranoyak, o kadar iyi. İçinden gülümseyerek konuştu:
 
“Rahat ol, duymaz.”
 
Kai kuşkuyla ona baktı, sonra sordu:
 
“Emin misin?”
 
Sunny başını salladı.
 
“Eminim.”
 
Bunu neden bu kadar kesin söylediğini açıklamaya hazırlanmıştı, ama şaşırtıcı bir şekilde Kai ona hemen inandı ve sakinleşti.
 
’Doğru... biri yalan söylediğinde anlıyor. Bu da şu demek: doğru söylediğinde de anlıyor. Ben de yalnızca doğruyu söyleyebildiğime göre, gereksiz sorular sormasına gerek kalmadan söylediğim her şeye rahatça inanıp güvenebilir.’
 
Hımm... düşününce, Kusur’u aslında epey kullanışlıydı.
 
Bu sırada Kai etrafına ihtiyatla göz gezdiriyordu:
 
“Peki burada ne yapacağız?”
 
Sunny, çok da uzakta olmayan kırık bir kiremit yığınını işaret etti ve sakin bir sesle cevap verdi:
 
“Şurada bir delik var, oradan aşağı ineceğim ve tapınaktan bir şey alıp döneceğim. Sen de ben dönene kadar burada bekle.”
 
Kai’nin gözleri büyüdü.
 
“Sen deli misin? Şeytan ne olacak?”
 
O lanet p*ç mi? Sunny birkaç saniyeliğine de olsa o yaratığı paramparça ettiğini hayal etmekten kendini alamadı.
 
’Elbet bir gün!’
 
Sonra kendini hayallerinden kurtarıp konuştu:
 
“Ne olmuş ona? Sana söyledim ya, saklanmakta iyiyim. Neyle karşı karşıya olduğumu bildiğim sürece fark edilmem.”
 
Aslında gölgelerde saklanmakta çok iyiydi ama bunun bile bir sınırının olduğunu, gölgelerin bile her şeyi gizleyemeyeceğini ona bizzat o kahrolası yaratık öğretmişti. Sunny’nin iç organlarının, bağırsaklarının dışarı dökülmesine ve bu hayati gerçeği öğrenmesine sebep olan da oydu.
 
Bazı dersleri insan bir kez aldı mı bir ömür unutmazdı.
 
Kai yine ona tuhaf bir ifadeyle bakıyordu. Sunny kaşlarını çattı.
 
“Yine ne var?”
 
Yakışıklı genç adam başını iki yana salladı.
 
“Hiç, bir şey yok. Sadece... çok etkileyici bir Yönelim Yeteneğin var. Dürüst olmak gerekirse, keşke benim de böyle bir yeteneğim olsaydı.”
 
Sunny ona sertçe baktı ve dişlerinin arasından konuştu:
 
“Bunu uçabilen adam mı söylüyor! Hem o kusursuz yüzünü neden saklamak isteyesin ki? Sana vurulmuş süpermodellerin bakışlarından mı bıktın yoksa?!”
 
Kai iç çekti.
 
“Onun gibi bir şey. Nereden anladın?”
 
Sunny ağzını açtı, ama sonra hiçbir şey demeden kapattı.
 
“...Her neyse, burada bekle. Uzun sürmez.”
 
Büyüleyici Uyuyan’a son bir bakış attı, ardından başını iki yana sallayıp birkaç kırık kiremidin arkasına gizlenmiş deliğe yöneldi.
 
Çok geçmeden gizli sığınağına geri dönmüştü. Etrafına hafif bir tedirginlikle göz atan Sunny iç çekti ve sırtındaki canavar derisinden yapılmış çantasını çıkardı. Ardından Kabuklu Muhafız’dan kestiği et dilimlerini gümüş tabağına yerleştirdi ve demir sandığa yöneldi.
 
Dürüst olmak gerekirse, kaleye yaklaşmak bile istemiyordu. Bunu düşünmek bile, bu karanlık, sessiz ve tanıdık odada sonsuza kadar kalma isteğini içinde kabartıyordu. Ama böyle bir seçeneği yoktu. Taş Azize’yi daha da güçlendirmek istiyorsa insan yerleşimine geri dönmek ve korkularıyla yüzleşme riskini göze almak zorundaydı.
 
’Boş ver. Bi girer çıkarım. Zaten bütün işi Kai yapacak.’
 
Derin bir iç çekerek sandığın kapağını kaldırdı ve ruh parçacıklarını çantasına doldurmaya başladı. Çok geçmeden onlarca güzel kristal çantanın içinde parıldıyordu.
 
Sunny yalnızca yarısını almıştı, ama o kadarı bile pek çok insanı cinayet işlemeye itecek kadar fazlaydı.
 
Doğrusu onları pek de suçlayamazdı. Unutulmuş Kıyı’da parçacık demek para demekti, para demekse hayat demekti. Onlar olmadan kalenin güvenli duvarları arasında bir oda tutamaz ve şehrin lanetli sokaklarında ölüm riskini göze almadan yiyecek bile temin edemezdin.
 
Hayatta kalmak için herkes adam öldürebilirdi.
 
’Ya tabii! Sen kendine böyle söylemeye devam et.’
 
Öfkeli bir yüz ifadesiyle çantayı sıkıca kapattı, dikiş aralarından ışık sızmadığından emin oldu ve arkasını döndü.
 
Gizli ve huzurlu sığınağına son bir kez baktı, gözlerini bir anlığına kapattı ve sonra ardına bakmadan yürüyüp gitti.
 
Kaleye dönme vakti gelmişti.
 
...Ve kaçmadan önce ardında bıraktığı korkunç hatıralara da.
 

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi