MANGA-TR
Bölüm 120
Bölüm...
Action,Adventure,Fantasy,Romance

Bölüm 120

Kaleye Doğru
Yazar: Raban Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 5 dk Kelime: 1.272

Bölüm 120 – Kaleye Doğru
Çeviri: Raban
 
Şafak yeni yeni sökerken güneşin solgun, hayaletimsi ışığı altında Sunny ile Kai, lanetli şehrin harabeleri arasında ilerliyordu. Gece ağır ağır geri çekiliyordu. Gece ufkun ardına çekilirken, bu dar sokaklarda yürüyen iki gençten biri güven ve huzurla doluyordu ötekiyse gitgide dahada huzursuzlanıyordu; çünkü artık onu dünyadan gizleyen o tanıdık karanlık örtü ortadan kalkıyordu.
 
’Güneş doğunca buranın ne kadar kasvetli göründüğünü neredeyse unutmuşum.’
 
Uzaklarda, kara denizin güçlü dalgaları kadim şehrin taş surlarını durmaksızın dövüyordu. Bu duvarlar, binlerce yıl boyunca gördükleri onca yıpranmaya ve darbeye rağmen içeri tek damla su bile sızmasına izin vermemişti. Sunny, isterse bir bin yıl daha geçsin, yine de yıkılmadan ayakta kalacaklarını düşünüyordu.
 
Bir anda göğsü daralınca başını batıya çevirdi ve Kızıl Kule’nin uzaktaki siluetini gördü. O tehditkâr yapı, Unutulmuş Kıyı’nın üzerinde uğursuz bir alamet gibi yükseliyor, ona yaklaşmaya kalkışacak herkese felaket vaat ediyordu.
 
’...Belki o kadar da değildir.’
 
Sunny Kaleye ulaşmak için karmaşık, dolambaçlı bir yol seçmişti. Lanetli şehri ondan daha az tanıyan Kai de sessizce peşinden geliyordu. Büyüleyici genç adam tetikteydi, soğukkanlıydı; yayıysa her an ok fırlatmaya hazırdı.
 
Özellikle korkunç yaratıkların yaşadığı ve avlandığı bilinen belirli bölgelerin çevresinden dolaşmak zorunda kaldıkları için yavaş ilerliyorlardı. Yine de tedbirli olmak her zaman daha iyiydi.
 
Bir süre sonra Sunny elini kaldırıp arkadaşına durmasını işaret etti. Kaşları çatılmış, gözlerini uzaklara dikmişti.
 
Kai ona bakıp fısıldadı:
 
“Ne oldu?”
 
Sunny cevap vermeden önce parmağını dudaklarına götürdü.
 
“Şşş. Dinle.”
 
Çok geçmeden, bastırılmış ama insanın yüreğini acıtan tekinsiz bir ağlama sesi duydular. Sanki önlerindeki sisin içinde bir kadın ağlıyor, hıçkırıkları da yavaş yavaş onlara yaklaşıyordu. O titrek ve boğuk ağlama sesi ikisinin de içine bir ürperti saldı.
 
Kai, pek de umutlu görünmeyen bir sesle sordu:
 
“Bunun gerçek bir kız olma ihtimali ne?”
 
Sunny dudaklarını eğip çarpık bir gülümsemeyle cevap verdi.
 
“Çok az.”
 
Bunu ayrıca konuşmalarına gerek kalmadan büyük bir moloz yığınının arkasına sinip beklemeye başladılar. Sunny sırtını soğuk taşlara dayadıktan sonra gölgesini bir binaya tırmanması ve çevredeki sokakları gözetlemesi için gönderdi. Kai, gölgenin gidişini afallamış bir halde izledi, birkaç kez gözlerini kırpıştırdı ama tek kelime etmedi.
 
Bir iki dakika sonra Sunny ona dönüp sordu:
 
“Okların nerede?”
 
Büyüleyici genç adam kısa bir tereddüdün ardından cevap verdi:
 
“Normalde Kaledeki en iyi demircilerden birinin benim için özel olarak yaptığı birkaç düzine oktan oluşan bir sadağım vardı. Ama beni kuyuya tıkan beyefendiler... huzur içinde yatsınlar... sadağımı yanıma almama izin verecek kadar nazik davranmadılar.”
 
Sunny eğlenerek ona baktı.
 
“Yani o elindeki yay aslında hiçbir işe yaramıyor, öyle mi?”
 
Kai hemen cevap vermedi. Birkaç an sonra isteksizce konuştu:
 
“...Ok türünde Hatıralarım var.”
 
“Kaç tane?”
 
O zarif okçu utançla gözlerini kaçırdı.
 
“Şey... iki tane. Sence yeter mi?”
 
Sunny bir süre sessiz kaldı. Sonra dümdüz bir sesle cevap verdi:
 
“Hayır… yeteceğini sanmıyorum.”
 
Gölgesi ise sislerin arasında, o yürek burkan ağlayışı çıkaran yaratığı izliyordu.
 
Bu, bir kız değildi.
 
Sabah sisinin içinde iri, dört ayaklı bir mahluk ilerliyordu. Eti çürümüş, zayıflayıp kemiklerine yapışmıştı; sanki lime lime olmuş bir post, bir iskeletin üzerine özensizce asılmış gibiydi. Sunny, çürümüş derisindeki yarıklardan kaburga kemiklerinin beyaz çıkıntılarını, kemiklerin ardında saklanan doğal olmayan karanlığı ve yarı açılmış, köpeğinkini andıran kafatasının içindeki korkunç dişlerle dolu güçlü çeneyi açıkça görebiliyordu.
 
Bu iğrenç yaratığın harap şehrin Düşmüş efendilerinden biri olduğunu anlamak için dâhi olmaya gerek yoktu.
 
Sunny izlerken yaratık ağzını açtı, insana benzeyen uzun bir inilti daha çıkardı ve sonra durup dinlemeye koyuldu; sanki karşılık bekliyordu. Ama hiçbir şey olmayınca başını eğdi ve ağır ağır yoluna devam etti.
 
Neyse ki saklandıkları yer yakın olsa da, iğrenç yaratığın güzergâhında değillerdi. Bir problem olmazsa, onları fark etmeden yanlarından geçip gidecekti. Tek yapmaları gereken beklemekti.
 
Sunny iç çekti.
 
“En az on dakika burada bekleyecğiz. Keyfine bak.”
 
Kai yine hiçbir şey sormadı; sadece Sunny’nin sözüne güvendi. Görünüşe göre yalanı sezmesine yarayan o tuhaf yetenek, onu fazla soru sormayan biri yapmıştı.
 
Sunny açısından bu, gerçekten müthiş bir özellikti.
 
Beklemekten başka yapacak bir şey olmadığından, biraz soluklanma fırsatı buldular. Sunny, Sonsuz Pınar’ı çağırıp soğuk, tatlı sudan birkaç yudum aldı. Kai’nin kendisine baktığını fark edince kısa bir tereddüt yaşadı, sonra güzel cam şişeyi ona uzattı.
 
Büyüleyici genç adam, günlerdir susuz kalmışçasına deli gibi suyu içmeye başladı. Şöyle bir düşününce...
 
Sunny biraz suçluluk duydu:
 
“En son ne zaman su içtin?”
 
Kai şişeyi dudaklarından uzaklaştırdı, ağzını sildi ve içten bir memnuniyetle gülümsedi.
 
“Ah. Sanırım iki ya da üç gün önceydi. Gerçekten çok teşekkür ederim!”
 
Şişeyi geri verdi, sonra merakla Sunny’ye baktı.
 
“Hey, Sunny. Sana bir şey sorabilir miyim?”
 
Sunny gerildi ve çekici okçuya karanlık bir bakış attı.
 
“Sorabilirsin.”
 
Ama gözleri, sormasa daha iyi olacağını açıkça söylüyordu.
 
Ne var ki Kai ya o tehditkâr bakışı fark etmedi ya da umursamadı.
 
“Geçen gündönümünde Unutulmuş Kıyı’ya gelenlerden birisin, değil mi?”
 
“Evet.”
 
Sunny nefesini tutmuş bekliyordu. Yakışıklı Uyuyan’ın ona ne soracağını tahmin etmeye çalışıyordu. Labirent’te nasıl hayatta kaldıklarını mı? Kaleyi neden terk ettiğini mi? Harabelerde nasıl hayatta kaldığını mı? Bu soruların her biri başlı başına bir felakete dönüşebilirdi.
 
Kai bir an heyecanla öne eğildi. Adeta gözleri parlıyordu. Bir an duraksadı ve sonra sordu:
 
“Şey... dünyada şu an müzik listelerinin bir numarasında hangi klip var? Yani kimin şarkısı?”
 
Sunny gözlerini kırpıştırdı.
 
’Hı... ney?’
 
Bunu duymayı hiç ama hiç beklemiyordu. Çekici genç adamın ona beklentiyle baktığını görünce kıpırdandı ve biraz tereddütle cevap verdi:
 
“Benim... açıkçası... hiçbir fikrim yok.”
 
Kai belli ki hayal kırıklığına uğramıştı; derin bir iç çekti. Ama hemen ardından yüzü yeniden aydınlandı.
 
Gülümsemesi geniş ve göz kamaştırıcıydı.
 
“...Bir soru daha sorabilir miyim?”
 

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi