Bölüm...
Action,Demons,Fantasy,Magic,Martial,Monster,Novel,Space,Vampires,War

Bölüm 175

Atalar’ım! I
Yazar: Kozmik_00 Grup: : Bağımsız Scanlation Okuma süresi: 5 dk Kelime: 1.323

>>Amadlozi ile Birliktelik Üzerine: Bir Sangoma’nın Uyarı’sı.>>


Gençler, Atalar’ın Ruhlar’ıyla karşılaşmanın bir armağan olacağını düşünürler. Sıcak kucaklaşmalar, nazik sözler, ölümün yarıda kestiği şeyin tamamlanmasını hayal ederler. Cömertçe sunulan affı ve koşulsuz karşılık bulan sevgiyi hayal ederler. Huzuru hayal ederler.


Gençlerin duymak istemediği şeyleri size yaşlılar anlatsın.


Uthingo Köprüsü’nden Amadlozi’yi çağırdığınızda, bir Anı’yı geri çağırmıyorsunuz. Kaybettiğiniz teselliyi geri çağırmıyorsunuz. Onur’lu Ölüler’in Diyarlar’ında yürüyen, sizin göremediğiniz şeyleri gören, Yaşayanlar’ın Tüm Varoluşlar’ı sanıp, yanıldıkları yumuşaklığı bir kenara bırakan bir Ruh’u geri çağırıyorsunuz. Size cevap veren Ruh, gömdüğünüz Ruh değildir. O daha yaşlıdır. Daha serttir. Nefes alırken, asla söyleyemediği şeyleri hatırlamıştır ve Beden’inden daha uzun ömürlü olan kırgınlıkları taşır.


Onları çağırmadan önce kendinize sorun. Onlar sizi sevdiği için mi tutunuyordunuz, yoksa onları bırakamadığınız için mi? Aurora Gökyüzü’nü ikiye ayırdığında ve o bakış sonunda sana düştüğünde, Ata’n sana şefkatle mi bakacak? Yoksa aşağıya bakıp, sadece senin taşıman gereken bir Keder için neden onun huzurunu bozduğunu mu soracak?


Babalar’ını geri çağıran ve ardından gelen sessizlikte, Ölüler’i Rüyalar’ına bırakmış olmayı dileyenler vardır.


Ata’nın seninle gurur duysun diye dua et. Nehri’n Ötesi’nde neyin beklediğini görmüş bir Ruh’un ağzından çıkan gururun sesini duymaya hazır olman için daha da çok dua et.


-Mavi Kamış Kabilesi’nin Son Sangoma’sı Mkhulu Sefako’ya atfedilen sözler, son sessizliğine dalmadan önce.


---


Aurora yayıldı.


Bu, İlkel Alevler’in Beşiği’nin daha önce gördüğü hiçbir ışığa benzemiyordu ve aşağıdan izleyen Kabile Üyeler’inin hayal edebileceği hiçbir ışığa da benzemiyordu. Yeşilim’si-Mavi ışıltı ufuktan yükseldi ve yükselmeye devam etti; Renk iplikleri, onları tutan Gökler’in Sınırlar’ına sığmayacak bir şekle dönüşüyordu. Hayali Figür, bu Ân’ı Sekiz Yaz boyunca beklemiş ve aceleye getirilmeyecek bir şeyin sabrıyla yükseldi.


Beşiğ’in Onlar’ca Mil boyunca, Bulutlar geldi!


Ah, geldiler!


Onları taşıyacak Rüzgâr olmadan geldiler. Fırtınalar’ın kendilerini duyurmadan önce yarattığı olağan karartma olmadan geldiler. Bir Ân önce Gökyüzü, saatler önce doğmuş bir Cennet’in yumuşak parıltısını barındırıyordu, bir sonraki Ân’da ise Bulutlar her ufku kaplamış ve dünyanın ışığını yutmuştu. Geriye sadece Âurora kalmış, sadece o devasa Yeşilim’si Mavi Figür, dağlardan bile daha eski hissettiren bir bakışla aşağıdaki Topraklar’a bakıyordu.


Kabile Üyeler’i, Mor Taş Kabilesi’nin sokaklarında diz çöktü. Yeni uyanmış Savaşçı Bedenler’inde zar zor yürümeyi öğrenmiş Mülteciler, aletlerini bıraktılar ve şok ile ağlama arasında karar veremeyen ağızlarla yukarıya baktılar.


Yaşlı Kadınlar İlahiler söylemeye başladı; Nesiller boyu söylenmemiş sözler, şarkıları hatırladıklarını unutmuş boğazlardan yükseldi. Davullar, ömür boyu onlara dokunmamış ellere ulaştı. Ayaklar, Atalar’a ait ritimlerle hareket etmeye başladı; Çıplak tabanlar, yukarıda gerçekleşen birleşmeye yanıt olarak titreyen Toprağ’a vuruyordu.


Bazıları dans etti. Bazıları ağladı. Bazıları ise sadece bakakaldı, Perde’nin Ötesi’ne geçtiklerine ve Yaşayanlar’ın tanık olmaya hakkı olmayan bir şeyi izlediklerine ikna olmuşlardı!


Ve Damian, kanat şeklindeki göz bebekleri Yemyeşil-Mavi parıldayarak, tüm bunların altında süzülüyordu, Sekiz Yaz önce hayatta gördüğü Babası’nın Yüz’üne bakıyordu.


“Ubaba...“


Babam...


Bu Kelime, izinsizce ağzından döküldü. Çıkarken, çatladı; Keder’i, Özlem’i ve şu anda onu barındıran devasa, dönüşmüş Beden’le hiçbir ilgisi olmayan küçük ve çaresiz bir şeyi taşıyordu.


O Ân’da o, bir İlkel Viridis Yaşam Formu değildi. O, Tokoloshe değildi, Çökmüş bir İmparatorluğ’un Genç Lugal’ı değildi, İlkel Alevler’in Beşiği’nin Hükümdar’ı değildi!


O, kendisinden alınmış olan Babası’na bakan On Sekiz Yaz’lık bir delikanlıydı.


Aurora değişti.


İmparator Zuku Vakochev’in yüzü aşağıya doğru döndü. Hiçbir canlı Yüz’ün başaramayacağı bir şekilde haşmetliydi; Amadloziler’in arasında yürümüş ve artık bedenin yaptığı gibi sıcaklığı nasıl giyeceğini tam olarak hatırlayamayan birinin Mesafesi’ni taşıyordu. Bakışları karanlık havada süzülen Damian’ı buldu ve Sekiz Yaz’dır var olmayan bir İmparatorluğ’un Otoritesi’yle ona baskı uyguladı.


Gelen ses sadece Damian’a yönelikti.


Sadece o duyabilirdi!


“Sen... Kimsin?“


Sözcükler, etrafındaki havaya dokunmadan kafatasının içinde yankılandı. Ne sıcak ne de soğuktu. Bunlar, Taht’ın önünde bir şey belirdiğinde bir Hükümdar’ın sorduğu soruydu ve cevap, bundan sonra olacak her şeyi belirleyecekti.


Damian, dönüşmüş Beden’inin titrediğini hissetti. Kanat şeklindeki göz bebekleri daha da şiddetli bir şekilde yanarken, sanki üstündeki Varoluş’a yanıt veriyormuşçasına Dövmeler’inin üzerinde Yemyeşil Alevler dans ediyordu.


Yüzünde bir acı belirdi, acının ardında bir özlem hissi uyandı ve ikisinin altında bir şey dikleşti.


Gökyüzü’nde daha da yükseldi. Omuzları, Beden’inin Sekiz Yaz önce yanıp, kül olan bir Taht Odası’ndan hatırladığı bir şekilde geriye çekildi. Konuştuğunda, sesi Yeni Varoluş’unun yankısını taşıyordu ve duyulmayı talep eden bir netlikle yukarı doğru yükseldi.


“Ben İki Çiftçi’nin Oğlu’yum. Ben, İki Hükümdar’ın Oğlu’yum.“ Alev Alev yanan gözleri, hiç irkilmeden Aurora’ya bakıyordu. “Ben bir Vakochev’im. Ve Kan’ım Taş Topraklar’ı üzerinde yanıyor.“


HUUM!


Aurora titredi.


Saf Ruh’tan oluşan bir Varoluş’ta var olması gereken bir nefes için, İmparator Zuku Vakochev’in bakışları yumuşadı. O Otoriter’lik tamamen kaybolmadı. Ciddiyet, tezahür eden formunun her Yeşil-Mavi İpliğ’ine dokunmuş olarak kaldı. Ama bunların altında, yüzünde daha sıcak bir şey hareket etti; Sonsuz’a dek kaybettiğini sandığı Oğlu’na bakan bir Baba’ya ait bir şey.


Bu, Damian’ın hissedebileceği kadar uzun sürdü. Sonra o sıcaklık ciddiyetin arkasına geri çekildi ve İmparator’un sesi yine Karanlık Bulutlar’ın arasından yankılandı.


“Taş Topraklar acımasızdır, oğlum. Ben söylememe gerek kalmadan bunu bilecek kadar uzun yaşadın.“


Gürleyen sözler, ayak tabanlarından hissedilen bir davul ritmi gibi Damian’ın kemiklerinde yankılandı.


“Zayıflar’ı ezip, geçerler. Kendini unutan güçlüleri de ezip, geçer. Hayatta kalmak için boyun eğmeyen her şeyi ve boyun eğenlerin yarısını da ezip, geçer. Bu Topraklar’da doğan her Çocuk, kendilerine ait olmayan bir borcu Miras alır. Alınan her Nefes, bir başkasının pahasına alınır. Bu, içine yerleştirildiğimiz Dünya’nın doğasıdır ve hiçbir Ata’mız, bunu ortadan kaldıracak kadar rahat bir şekilde köprüden geri dönmemiştir.“


GÜM!

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi