Bölüm 56
Başka bir hafta sessizce geçti. Kai bu hafta boyunca Ustasının tavsiyesine uyum gizlice kaplıcalara gitmeye devam etti fakat bir süre sonra Ekaterina garip bir şeyler olduğunu öğrendi. Nihayetinde Kai Ekaterina tarafından yakalandı ve sert bir şekilde azarlandı lakin Kai’nin masum gözlerine bakınca Ekaterina ceza vermeye kıyamadı bu sebeple iç çekip gelecekte bunu yapmamasını söyledi.
Kai sadece itaat edebilirdi.
Böylece Kai’nin günleri antrenmanla doldu. Runik Tapınağı Akademisinin arkasında ki boş bir arsada Kai mızrağını tutup pratik yaparken duraksadı. Başını çevirdi ona doğru gelen kırmızı saçlı onunla aynı boylarda yakışıklı bir çocuk gördü.
Yakışıklı görünse de Kai ile karşılaştırıldığında aralarında ki fark muazzamdı.
Kai onu görünce duraksadı ilk olarak dikkatlice inceledi. Bu kişinin eşsiz bir mizacı vardı dik yürüdü her adımı otoriter ve sertti bakışları keskin güven doluydu. Kai’nin ilk hissi bu kişinin güçlü olduğuydu.
Ruhsal algılamasını serbest bıraktı hızlıca karşısında ki kişinin gücünü hissetti. Gözleri istemsizce büyüdü. “23. Seviye Runik Baronu.“ İnanamadı. Yaşıtları arasında Kai açık ara öndeydi ekimini son iki haftadır sıkıştırmaya ve saflaştırmaya devam ediyordu fakat beş hapı alıp beş ölüm meridyenini açıktan sonra ekimi yavaşlamamıştı ayrıca Ustasından aldığı depolama yüzüğü de ona aralıksız ruhsal enerji kazandırıyordu bu sebeple ekimi normal seyrinde sayılırdı ama bu genç çocuk onunla aynı yaşlarda onun kadar eklentisi olmamasına rağmen hala 23. Seviye Runik Baronuydu.
Kai şok olmakta haksız değildi veya aşırı tepki vermemişti. Padme bile son zamanlarda çok sıkı çalışsa da yeni 23. Seviyeye ulaşmıştı bu zaten olağan üstü bir hızdı ama karşısında ki çocukla kıyaslandığında gerçekten çok geride kalıyordu.
Kai mızrağını indirip kırmızı saçlı çocuğa bakarken bahsi geçen kişide ona bakıyordu.
Klaus Han Kai’i görmeden önce kendisini son bir haftadır olabildiğince eğitti. Geçmiş hayatında pek çok savaş verdi ama ilk defa bir rakiple karşılaşmadan önce bu kadar ciddi hazırlanmıştı.
Kai Raven Runik Tapınağına adım attığı andan beri kulaklarında gök gürültüsü gibi patlayan bir isimdi. Nereye gitse bu ismi duydu açıkçası biraz rahatsızdı çünkü geçmişte serseri uygulayıcı olarak sıfırdan zirveye tırmanmıştı. Kendisine özgü bir kibri vardı genelde ilgi odağı olmaya alışıktı fakat Kai Raven söz konusu olduğunda ilginin tamamı çalınıyordu.
Öncelikle Kutsal Papa , Nana, Padme ve Luna ona karşı anlaşılmaz bir şekilde soğuk hatta tiksineren bakıyordu. Bu dört kişi gerçekten güzeldi öyle ki Klaus Han’ın önce ki hayatında gördüğü en güzel kadın bile herhangi birisinin ayakkabısını taşımaya layık olmazdı ama bu dört kadın ona karşı her zaman uzaktı.
Nana ile aynı köyden geliyordu ama ikisinin runik ruhu uyandıktan sonra birbirlerine katlanamadılar.
Klaus Han bu duruma alıştı ama kalbinde biraz tatminsizdi. Elbette Kai Raven’in bütün platformlarda en çok tercih edilen kişi olması ve sürekli övülmesi bir yana onunla kıyaslandığında bile aktif olarak önde olduğu söylenmesi onu rahatsız ediyordu.
Kalbinde nefret yoktu tek istediği bu söylentilerin gerçekliğini kontrol etmekti. Sadece ağzında altın kaşıkla doğan şanslı birisimi yoksa gerçekten söylenenleri hak eden bir dahimiydi öğrenmeliydi.
Bu sebeple bugün buraya geldi. Amacı Kai ile savaşmak ve görmekti.
Kai ile ikisi karşılıklı bakıştı.
Kai mızrağını sıkıca kavradı altın renkli mızrağını her an savaşa hazır bir şekilde tuttu. Klaus Han, Kai’e baktı gülümsedi.
İkisi adeta doğuştan rakip gibiydi kelimelere gerek yoktu birbirlerini gördükleri anda savaşmaya hazırlardı.
Klaus Han gülümsedi ardından elini kaldırdı ve Runik Ruhu titreyerek arkasından çıktı elinde kırmızı renkli kabzası azure bir kılıç ortaya çıktı.
Kainin gözleri büyüdü. “Senin çift ruhun var.“ dedi. Buna inanamadı Klaus Han’ın hakkında pek çok şey duydu ama çift ruhu duymamıştı.
Klaus Han sırıttı. “Sadece sende olmak zorunda mı?“ dedi.
Kai sadece onaylayan bir şekilde gülümsedi kalbinde kızgın değil aksine mutluydu. Luna ile ara sıra savaşırdı ama savaşları ciddi değildi çoğunlukla görüş alış verişi birazda oynamaydı. Luna ile savaşmaya mızrağını ona katil bir niyetle göstermeye dayanamadı. Luna da aynı hissiyata sahipmiş gibi görünüyordu bu sebeple antrenmanları pek verimli değildi ama Klaus Han farklıyı.
“Savaşalım.“ Kai söyledi. Klaus Han gülümsedi. İkisi de Runik Halkalarını yayınlamadı. Birbirlerine doğru koştular. Klaus Han’ın kılıç duruşu kusursuzdu açıkça önce ki hayatından gelen mizacı taşıyordu. Kılıçla bir seviyesine çok yakındı ama Kai’nin mızrak ustalığı muazzamdı özellikle Ustasından aldığı mızrak tekniği ona pek çok fayda sağlamıştı ama mızrak tekniğini bire bir uygulamak yerine referans aldı.
Niyeti kendisine özgü en uygun mızrak tekniğini yaratmaktı, başkalarının yolundan gitmek değil.
İkisi yeşil alanın ortasında çarpıştı. Kai’nin altın mızrağı Klaus Han’ın kırmızı kılıcına çarptı. Kıvılcımlar aynı anda utuştu ikisi de ilk darbede birbirlerinin güçlerini yargıladı.
Kai gözlerini kıstı Klaus Han’ın fiziksel gücünü hissetti açıkça bu ondan daha yüksek bir güçtü. Kai biraz şaşkındı fiziksel gücünün çok iyi olduğunu düşünüyordu ama Klaus Han’a bu bağlamda kaybetti.
Klaus Han ise aynı derecede şaşkındı. Kai’nin mızrağında ki enerji miktarı öylesine korkunçtu ki Klaus Han’ın sırtından ter aktı.
İkisi bir darbe değiştirdikten sonra geri çekildi.
Bir sonra ki savaşın başlangıcı olacaktı bu sebeple bir savaş yönü seçmeleri gerekiyordu.
Klaus Han fiziksel avantajını, Kai enerji avantajını kullanmaya karar verdi. Elbette herkes en iyi özelliğini ortaya çıkartacaktı.
İkisi tekrar merkezde buluştu. Mızrak dans eden bir hareketle Klaus Han’ın göğsüne hareket etti. Klaus Han kılıcını bir yay çizmek için kullandı ve Mızrağın başına bir darbe vurdı. Kai ivmeden faydalanıp kendi ekseni etrafında dönerken Mızrağını salınımdan faydalanarak Klaus Han’ın başına savurdu.
Klaus Han darbeyi kılıcıyla engellemek yerine eğilerek bu hamleden kaçındı ve alttan yukarıya bir delme hareketiyle kılıcını itti. Kai hızlıca Mızrağını döndürdü, bir pervane gibi çevirdi. Kılıcın ucunu kenara savurduktan sonra Klaus Han’ın göğsüne bir tekme attı. Klaus Han boşta ki koluyla tekmeyi bloke ederken Kılıcını yan taraftan Kai’nin yüzüne doğru çizdi.
Kai başını yana eğdi bir kaç santimle kılıcın çiziğinden kaçındı ve mızrağının açık altın yüzeyini Klaus Han’ın bacağına savurdu.
Klaus Han bacağını kaldırdı, ayağının altından geçen mızrak yerde ki çimeni süpürüp toprağı kaldırdı.
Klaus Han’ın gözleri kısıldı kılıcını anında yer indirdi. Mızrağın ivmesini bloke ettikten sonra kılıcının ucuyla bir miktar toprak kaldırıp Kai’nin yüzüne savurdu.
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.