Bölüm...
Adventure,Fantasy,Horror,Isekai

Bölüm 354

66.Kısım – İyi ve Kötünün Ötesinde (4)
Yazar: Sansanson Grup: : Novel Gecesi Okuma süresi: 15 dk Kelime: 3.808

Çeviri: Sansanson
66.Kısım – İyi ve Kötünün Ötesinde (4)
 
O anlarda Bihyung, Büro’da İyi ve Kötü Arasındaki Düet’in ekranını izliyordu.
 
   [2. Azizler ve Şeytanların Büyük Savaşı’nın sahnesi, Karanlık Fay hattında bulunan ‘Reenkarnasyon Adası’ olacaktır.]
 
Yüce dokkaebinin ilanı duyulduğu an, Büro’daki tüm dokkaebiler ayağa kalktı.
 
   “Hayır, durup dururken neden ada?”
 
   “Yüce dokkaebiler ne düşünüyor?”
 
Yüce dokkaebiler bile 80. ana senaryonun sahnesini öylece belirleyemezdi. Eğer Yıldız Akışı’nın iradesi hareket etmeseydi...
 
   [<Yıldız Akışı>, 80. ana senaryoyu açmaya niyetli.]
 
   [Yeni bir ana senaryo oluşturuldu.]
 
Bihyung sistem mesajı karşısında şaşıp kalmıştı. “Yıldız Akışı gerçekten harekete mi geçti?”
 
Şok edici senaryo değişiklikleri dizisi Bihyung’un başını döndürmüştü.
 
   “Bihyung! Az önce bir vahiy alındı!”
 
   “...Vahiy mi?”
 
Kısa bir süre sonra yeni bir panel hazırlandı. Ekran henüz yüzeye çıkmamıştı ama Bihyung bunun ne olduğunu biliyordu.
 
   “...Vahiy plakası.”
 
Yalnızca ‘vahiy’ gücünü edinmiş takımyıldızlarının ve şeytan kralların görebileceği bilinmeyen bir levha. Maddesi bilinmiyordu, hatta uzaydaki yeri ve koordinatları bile net değildi. Büro bu tuhaf nesneyi ancak gözlemleyebiliyordu.
 
Her nebulanın bu ‘plaka’ için farklı bir adı vardı. İlahi vahiy, tek bir kelime, yaşlı şeytanın fısıltısı...
 
Geleceğin bilgisini sızdıran ve Büro’yu ona dikkat etmeye zorlayan tanımlanamayan bir nesneydi.
 
Yıldız Akışı takımyıldızlarının geleceği okumak için kullandıkları yöntem basitti. Bazen vahiy plakasında bir delik açılır ve o delikten bir dizi hikâye parçası salınırdı. Dışarı dökülen bu parçalar geleceğe dair bilgiler içerirdi. Takımyıldızları ve şeytan krallar bunları tanır, kelimeleri birleştirir ve geleceği tahmin etmek ya da fallarını okumak için kullanırlardı.
 
‘Vahiy’ denilen stigma böyle yapılmıştı. Aslında sadece bu kelimelerin yeniden kurgulanmasından ibaretti.
 
Bihyung sordu, “Vahiy plakasında yeni bir dönemeç mi var?”
 
   “Evet, birkaç yıl önce sallanmaya başladığından beri büyük bir sorun.”
 
Vahyin orijinal versiyonu gelecek bilgisini yayımlıyordu ancak Büro’nun senaryo olasılığı üzerinde önemli bir etkisi olmuyordu. Vahiyler aracılığıyla yeniden kurgulanan gelecek belirsiz ve netlikten uzaktı.
 
Ancak birkaç yıl öncesinden beri bu plakada bir ‘çatlak’ vardı. O çatlak aracılığıyla, geleceğin tüm bilgileri akmaya başlamıştı.
 
   “Birkaç gün önce tuhaf bir delik oluştu...”
 
Birkaç gün önce oluşan o delik, olasılıkta Yıldız Akışı’nın bile göz ardı edemeyeceği bir soruna yol açtı. Aktarılmaması gereken bilgiler, o kırık delikten hasar görmeden geçti.
 
Bihyung’un o zamanki işi düşündüğünde hâlâ başı ağrıyordu. Delikten bir süreliğine tuhaf dizeler çıkmıştı.
 
   Harap Olmuş Bir Dünyada Hayatta Kalmanın Üç Yolu.
 
İsim bir kitabın başlığına benziyordu ve Yıldız Akışı takımyıldızları kaosa sürüklenmişti.
 
   – Harap Olmuş Bir Dünyada Hayatta Kalmanın Üç Yolu.txt de nedir?
 
   – ‘Harap olmak’, her senaryonun ■■’u anlamına mı geliyor?[1]
 
——————————
 
[Çn: Three Ways to Survive in a Ruined World ifadesi aslında daha çok Yıkılmış Bir Dünyada Hayatta Kalmanın Üç Yolu anlamına geliyor. Bu yüzden [1]’in doğru çevirisi;
 
– ‘Yıkım’, her senaryonun ■■’u anlamına mı geliyor? şeklinde oluyor.
 
350 bölümün ardından terimi değiştiremeyeceğim için en azından not düşmek istedim.]
 
———––——————
 
Senaryoları ihmal eden ve rahatlarına bakan takımyıldızları, bu vahiy yayımlandıktan sonra etekleri tutuşmuş gibi davranmaya başlamışlardı. Kıyamet söylentileri yayıldı ve Yıldız Akışı’nın sonu hakkında dedikodular dolaşmaya başladı.
 
   “Ekran hazır!”
 
Bihyung gergin bir şekilde siyah-beyaz ekranı izledi. Delikten sızan birkaç kelime tüm Yıldız Akışı’nı sarsmıştı. Bu kez nasıl bir vahiy gerçekleşecekti?
 
Bir süre sonra vahiy ekranı belirdi. Ardından plakanın tam ortasında çok küçük bir delik açıldı.
 
   “Bir değişiklik yok... ha?”
 
Bir sonraki an, delikten çıkan beyazımsı nesneyi gören dokkaebiler hayretler içinde kaldı. Bu birinin ağzıydı.
 
   – Ah, ah... şey, ımm... mikrofon testi?
 
Dokkaebi bağırdı, “Bu da ne...?”
 
Ağız konuşmaya devam ettikçe Büro’da kaos çıktı.
 
   – Beni duyabiliyor musunuz? Şimdi size bir vahiy vereceğim. Sadece bir saniyeliğine göstereceğim, o yüzden iyi bakın ve unutmayın!
 
Net ve neşeli sesle birlikte sayfa çevrilme sesleri duyuldu. Bir süre sonra, bir hikâyenin parçaları delikten geçti.
 
   Harap olmuş bir dünyada nasıl hayatta kalınır, üçüncü yol.
 
Vahiy net bir şekilde belirdi. Gerçekten ilahi bir vahiy gibiydi.
 
   Bu yöntem Reenkarnasyon Adası’ndadır.
 
Hikâye parçaları havaya dağıldı ve ses konuştu.
 
   – Gördünüz mü? O hâlde elveda!
 
Delik kapandı ve ses kayboldu.
 
Bihyung mırıldandı, “Aman Tanrım.”
 
Büro’nun şoka uğramış dokkaebilerinden hiçbiri ağzını açamadı. Her yerden ziller çalıyor, takımyıldızlarının durdurulamaz sorgulamaları yağmur gibi yağıyordu.
 
Diğer taraftaki panelde İyi ve Kötü Arasındaki Düet hâlâ devam ediyordu.
 
   [Bir kez daha söyleyeceğim.]
 
Yüce Dokkaebi Baram’ın sesi yankılandı.
 
   [2. Azizler ve Şeytanların Büyük Savaşı’nın sahnesi, Karanlık Fay hattında bulunan ‘Reenkarnasyon Adası’ olacaktır.]
 
***
 
İyi ve Kötü Arasındaki Düet’ten sonra grubumuz hemen Dünya’ya döndü. Endüstri kompleksine kadar tüm yol boyunca ekip üyeleri heyecanlıydı. Özellikle Jung Heewon ve Lee Jihye, aldığımız plaketlerin performansını kontrol ediyorlardı.
 
   [İyi ve Kötü Arasındaki Düet Büyük Ödülü].
 
Yıldız Akışı’nda ‘statü’ genellikle sadece hikâye birikimiyle yükselirdi. Ancak, hikâye birikimine ihtiyaç duymadan statüyü yükselten son derece nadir yıldız kalıntıları vardı. İyi ve Kötü Arasındaki Düet’te verilen plaketler de tam olarak bu türdendi.
 
   “Kılıcım daha hafif görünüyor... bu Hyunsung ahjussiyi hafifçe savurmaya yeter mi?” Lee Jihye’nin mırıldanması Lee Hyunsung’u titretti.
 
Kuşkusuz plaket, iki adet yarı-mit sınıfı hikâye almaktan daha etkiliydi. Benim edindiğim tüm yarı-mit sınıfı hikâyelerin acı çekip öldükten sonra kazandığım hikâyeler olduğu düşünülürse, bu muazzam bir güç artışıydı.
 
   [5.000.000 Jeton Takas Bileti]
 
Ayrıca, ödül parası olarak beş milyon jeton almışlardı.
 
   “Ha, Dokja-ssi... artık zenginiz...”
 
   “Bir süre jeton derdim olmayacak.”
 
   “Çocuklar, siz ne kadar aldınız?”
 
Jung Heewon, En İyi Kimya Ödülü’nü alan çocuklara soru sormakla meşguldü.
 
   “Shin Yoosung, dürüst olmak gerekirse ben biraz daha aktiftim. Bana bir 100.000 jeton daha ver.”
 
   “Ne saçmalıyorsun? Tabii ki bölüşeceğiz. Hikâye paylarında olduğu gibi.”
 
Lee Hyunsung çocukları durdurdu. Ekip üyeleri kendi sebeplerinden dolayı neşeli görünüyorlardı ama öte yandan bana da kaçamak bakışlar atıyorlardı.
 
   Aslında herkesin sormadığı bir soru var.
 
Yoo Joonghyuk ve ben neden dövüşmüştük? Ekip üyeleri sahneyi kendi gözleriyle görmüşlerdi ama kimse bana bunu sormamıştı. Belki de içgüdüsel olarak bu konudan kaçınıyorlardı. Belki de ilk benim konuşmamı bekleyerek nezaket gösteriyorlardı.
 
Baygın Yoo Joonghyuk’u sırtımda taşırken kafamın içinde hâlâ Yoo Sangah’ı dinliyordum.
 
   ‘...Yani, Hayatta Kalma Yolları’nın içeriğini Dördüncü Duvar’daki delikten sızdırdığını mı söylüyorsun?’
 
 「 (Evet.)
 
   ‘Takımyıldızları bunu bir vahiy olarak mı kabul etti?’
 
 「 (Doğru.)
 
İlk başta anlamadım. Dördüncü Duvar’ın dışına gönderilen bilgi, takımyıldızlarının gözünde bir ‘vahiy’ mi olmuştu? En başta, orijinal romanda ‘vahiy’in rolü... hayır, bekle.
 
   ‘Yoksa?’
 
Kafamın içinde pek çok şey dönüyordu.
 
Yoo Sangah sordu, (Dokja-ssi, Dördüncü Duvar’ın orijinal kelimeler olabileceğini fark ettin mi?)
 
   “Evet. Tam anlamıyla bilmiyorum ama...”
 
 「 (Aslında Dördüncü Duvar bir tiyatro terimidir. Oyunu seyirciden ayıran bir duvar. Oyundaki karakterler asla Dördüncü Duvar’ı fark edemezler. Çünkü sahnenin dışında mevcut değillerdir.)
 
Sahnenin dışı. Yaşadığım ‘gerçeklik’ti.
 
Kollarım diken diken oldu. Gerçekten de ‘Dördüncü Duvar’ ismi, Yoo Sangah’ın tanımıyla aynı kökenden geliyorsa, bu duvarın içinde bir Hayatta Kalma Yolları bulunması doğaldı. Çünkü Hayatta Kalma Yolları’nın içeriği gerçeklikte oluşturulmuştu.
 
Diğer bir deyişle, vahiy, romandan gerçekliğe akan bir ‘spoiler’dı. Kaynağını bulamadıkları için karakterlerin gözünde ilahi bir vahiy hâline gelmişti.
 
Yoo Sangah konuşmaya devam etti,
 
 「 (Her zaman bunun garip olduğunu düşünmüştüm. Hayatta Kalma Yolları hakkındaki filtrelenmiş bilgi aniden serbest kaldı... o zaman dilimi benim Dördüncü Duvar’a girdiğim zamanla örtüşüyordu.)
 
   ‘Örtüşüyor mu?’
 
 「 (Evet, içinden girdiğim deliği tıkayan kitap Hayatta Kalma Yolları’ydı. Başlığı çok net görünüyordu...)
 
Şimdi her şeyi anladım. Takımyıldızlarının ve şeytan kralların aniden Hayatta Kalma Yolları’nı bilme nedenleri buydu. Orijinal romanda olmayan olayların aniden gelişmesinin sebebi de buydu. Bildikleri tüm bilgiler Dördüncü Duvar’daki delikten sızmıştı.
 
   ‘Biraz karmaşık ama bu iyi bir şey.’
 
 「 (Değil mi?)
 
Yoo Sangah gülerek cevap verdi. Muhtemelen o da benimle aynı şeyi düşünüyordu.
 
 「 (Bu arada, bunu çok sık kullanamam. Çok fazla bakış fark ettim... oh, üzgünüm. Bir dakikalığına gitmem gerekiyor, kıdemliler çağırıyor da.)
 
Sonra Yoo Sangah’ın sesi kafamın içinden kayboldu. Kütüphanenin en genç üyesiydi ama epey anlayışlıydı.
 
Her hâlükârda, Yoo Sangah’ın performansı sayesinde kullanabileceğimiz yeni bir kartımız olmuştu. Dördüncü Duvar, takımyıldızlarının aldığı vahiyleri manipüle etmeme izin veriyordu. Sahte bir vahiy olduğu ortaya çıkana kadar, takımyıldızlarını kışkırtmak için bu bilgiyi kullanabilirdim.
 
Han Sooyoung yanımda yürüdü ve ağzını açtı. “Epeydir konuşmuyorsun?”
 
   “Sadece bir süredir kendi kendime düşünüyordum.”
 
   “Düşünceli olmalısın.”
 
Han Sooyoung dudaklarını ısırdı ve konuşurken Gün Ortası Buluşması’nı kullandı.
 
   – Şimdi ne yapacaksın?
 
   – Ne olacak? Bir sonraki senaryo için hazırlanmalıyım. Azizler ve Şeytanların Büyük Savaşı 80. senaryo ve bir ay içinde başlayacak.
 
   – Onun dışında.
 
Han Sooyoung’un gözlerinde karmaşık bir bakış vardı. Sırtımda taşıdığım Yoo Joonghyuk’u izliyordu.
 
   – Yoo Joonghyuk uyandığında ne olacağını biliyor musun?
 
Yoo Joonghyuk, Hayatta Kalma Yolları’nın kimliğinin farkındaydı. Ne bildiğini bilmiyordum ama ondan daha fazla bilgi saklamaya devam edemezdim. Şok olabilir ve korkunç bir yara alabilirdi ama... yine de...
 
Han Sooyoung bana dedi ki:
 
   – Bilgin olsun, ben buna karşıyım.
 
   – Neye?
 
   – Söylemek üzere olduğun şeye.
 
Han Sooyoung düşüncelerimi biliyormuş gibi davrandı. Hafifçe iç çekti ve yere baktı.
 
   – Senin kişiliğinle, şimdiye kadar bunu saklamış olman bile garip.
 
Han Sooyoung beni yanlış anlamış gibiydi. Eğer daha iyi saklayabilseydim, elimden geldiğince saklardım. Mümkünse hikâyenin sonuna kadar.
 
Han Sooyoung başını salladı.
 
   – Saklayabildiğin kadar sakla. Sadece bilmiyormuş gibi yap. Şimdiye kadar yaptığın gibi bir kâhinmişsin gibi davran.
 
   – İnanacaklarını mı sanıyorsun? Şimdi konuşmam lazım. Sadece Yoo Joonghyuk değil, diğer ekip üyeleriyle de.
 
Han Sooyoung’un gözleri sözlerimle irileşti.
 
  – Ne saçmalıyorsun Onlara neden anlatacaksın ki?
 
   – Bilmeye hakları var.
 
   – Daha önce denedim. Ancak karakterler Hayatta Kalma Yolları hakkında hiçbir şey bilemezler. Bunun sadece bir şaka olduğunu düşünürler.
 
   – Şimdi farklı olabilir. Filtreleme kalktı.
 
Han Sooyoung ağzını açtı ama sonra tekrar kapattı. Beni zorlamak yerine, hiçbir şeyden haberi olmayan insanların yüzlerini inceledi. Han Sooyoung’un gözlerinde bana karşı hafif bir aşağılama görülebiliyordu.
 
   – Bunu kendin için mi yoksa onlar için mi yapıyorsun?
 
   – ...
 
   – Bu insanları zaten kandırdın. Şimdi affedilmek mi isteyeceksin?
 
   – Affedilmeyi beklemiyorum.
 
Han Sooyoung gibi ben de onların yüzlerini inceledim.
 
Güçlü ama narin Jung Heewon. Samimi ve saf Lee Hyunsung. Sert ama tatlı Lee Jihye. Erişkin ama çocuksu Shin Yoosung.
 
Yüzlerine baktım ve bildiğim ‘tasvirleri’ hatırladım. Bazıları ‘tasvir edilmemişti’ ve bazılarının ‘tasvirlerden’ farklı yüzleri vardı. Bildiğim ama tanımadığım yüzlerdi.
 
Shin Yoosung aniden arkasına baktı ve bana el salladı. Çocuğa geri el sallarken konuştum.
 
   – ...Gerçek yoldaşlar olmak istiyorum.
 
Han Sooyoung uzun süre sessiz kaldıktan sonra sessizce döndü ve Fabrika’nın içinde kayboldu. Uzaktan, onun mesajı bir yankı gibi geri geldi.
 
   – Açıkça söylemedim mi? Buna karşıyım.
 
Kısa bir süre sonra Fabrika’ya vardık ve her birimiz iyileşmek için dinlenmeye çekildik. O akşam, baygın Yoo Joonghyuk dışındaki Kim Dokja’nın Şirketi’nin tüm üyelerini topladım.
 
Biyoo’ya kanalı engellemesini söyledim ve diğer takımyıldızlarının dinlemesini önlemek için kalın bir bariyer yerleştirdim.
 
Bazı hazırlıklardan sonra ekip üyelerine döndüm. “Size söylemem gereken bir şey var.”
 
Ağzımı açtım ama kolayca konuşamadım. Belki de şaka yaptığımı düşünmüştü ama Lee Jihye titriyordu. “Ahjussi, sana bir anda ne oldu böyle? Korkutuyorsun.”
 
Lee Jihye’ye gülümsemeye çalıştım.
 
Uzun zamandır bu konuda sıkıntı çekiyordum. Bu anın geleceğinden emindim.
 
Lee Hyunsung ve Shin Yoosung bana endişeyle bakıyorlardı. Bu durumda bile öncelikle benim için endişelenen insanları gördüm ve dudaklarımı ısırdım. “Bazılarınız.”
 
Grubun gözleri titredi. Han Sooyoung’un bakışlarını kaçırdığını gördüm. Sonra sanki tetiği çekiyormuşum gibi konuştum. “Sizler bir hikâyenin karakterlerisiniz.”

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi