Drama, Fantasy, Historical, Romance
Bölüm 64
“Seninle neden evlenmeye çalıştığımı biliyor musun?”
Varkas sessizce ona baktı. İfadesiz yüzünde en ufak bir kıpırtı bile yoktu. Her kelimeyi bastırarak konuştu Talia.
“Senin mahvoluşunu izlemek için. Seninle evlenmek istememin sebebi bu.”
“……”
“Acı çekmeni istiyorum. Hem de çok… çok fazla.”
Varkas’ın gözleri derin bir durgunluğa gömüldü.
Talia nefesini tutup cevabını bekledi.
O kayıtsız yüzün parçalanmasını… öfkelenmesini, geri çekilmesini, onu itip uzaklaştırmasını bekledi.
İmkânsız olduğunu söyle.
Benim gibi bir kadını asla eşin olarak kabul edemeyeceğini söyle.
Kalbi tamamen paramparça olup geriye hiçbir şekil bırakmasa bile… belki en azından birbirlerinin kalan hayatını kurtarabilirlerdi.
Ama Varkas her zamanki gibi beklentilerini boşa çıkardı.
Sanki yalnızca önemsiz bir şey duymuş gibi kısa bir iç çekti. Ardından elini kıyafetlerinden ayırıp doğruldu.
“Düğün mümkün olan en kısa sürede yapılacak.”
Sonra pencereye gidip kanatlarını açtı.
İçeri dolan rüzgâr yüzüne kadar ulaştı.
Talia, gün batımının kızıllığına bulanmış siluetini sessizce izledi. Adamın alçak ve ağır sesi çok uzaklardan geliyormuş gibi duyuluyordu.
“Bu hem senin hem de benim için daha iyi olur.”
Ne demek istiyordu?
Can sıkıcı meselelerin bir an önce halledilmesinin daha iyi olacağını mı söylüyordu?
Talia cevap arar gibi gözlerini ona dikti ama kısa süre sonra yorgunluk üzerine çöktü ve bakışlarını indirdi.
Artık hiçbir önemi yoktu.
Onun düşüncelerini anlamaya çalışarak gücünü tüketmeyecekti.
Varkas onu yalnızca sorumluluk duygusuyla kabul ediyorsa, o da aldığı yaraların karşılığını vermek için yanında durmayı seçmişti. Ondan bir şey bekleme gibi aptalca bir hatayı bir daha yapmayacaktı.
Kendi kendine binlerce kez tekrar ettiği yemini yeniden hatırladı.
Bu gece, lanetli aşkının sonuna nihayet bir nokta koyacaktı.
Ama aslında biliyordu.
Bu gece öldürdüğü aşk, yarın gelip onu yeniden bulacaktı…
[hr]
Tüm İmparatorluk Sarayı, yakında gerçekleşecek İkinci Prenses’in düğünü yüzünden çalkalanıyordu.
İmparatoriçe’nin bizzat verdiği emirle ana sarayın hizmetçileri tören salonunu gösterişli biçimde süslemeye başlamış, uşaklar ise konuklar için hazırlanacak yiyecek ve şarapları yetiştirebilmek adına depolarla mutfak arasında durmadan koşturuyordu.
Fakat bütün bu telaşın ortasında sarayın üzerine çökmüş ağır ve huzursuz bir hava vardı.
Erzak deposundan çıkan Edric, eğitim alanının bir köşesinde toplanıp fısıldaşan çömez şövalyeleri fark etti. Kaşları çatıldı. Kulaklarına çalınan sözler rahatsız ediciydi.
“Sonunda anne kız, nesiller boyu aynı şekilde adamlarını kaybetmiş oldular.”
Edric, kaba bir sırıtışla konuşan çocuğu dikkatle süzdü.
Kendon Vikontu’nun oğlu… çömez şövalyeler arasında kendi grubunu kurmuş, baş belası olmasıyla ünlü bir çocuktu.
Genç adam eğitim kılıcını rafa bırakıp devam etti.
“Duyduğuma göre İkinci Prenses, İmparatoriçe Hazretleri’ne çok benziyormuş. Öyle bir yüzü varsa Sir Sheorkan’ın ona kapılması şaşırtıcı değil.”
“Komutan’ı kendinle bir mi tutuyorsun?”
İri yapılı bir çömez başını salladı.
“Ayrıca bu evlilik Majestelerinin emri olmasa zaten hiç gerçekleşmezdi. Reddedilen sadece Birinci Prenses oldu.”
“Tch, ne saf adamsın. Sheorkan Hanesi’nin sırf Majesteleri söyledi diye nişan değiştireceğini gerçekten mi sanıyorsun?”
Çocuk dilini şaklattı.
“Adam belli ki kendisi istediği için kabul etti! Hem Sir Sheorkan bir zamanlar İkinci Prenses’in kişisel şövalyesiydi, değil mi? Demek ki aralarında çok önceden beri bir şey vardı. Hacca katılanlar, ikisinin davranışlarının biraz tuhaf olduğunu söylüyor.”
“Saçmalama. İkinci Prenses’in muhafızıyken Komutan’a ne kadar eziyet ettiğini bilmiyor musun? Güzel yüz her şey demek değil. O huyunu bu kadar yakından gördükten sonra ona kapılacak hâli yok.”
Eğitim oklarını ayıran bir çömez yüksek sesle alay etti.
“Hem İkinci Prenses o olaydan sonra yarım sakat kaldı. Kim Birinci Prenses gibi bir kadın dururken böyle birini seçer ki? Kesin perde arkasında iğrenç bir oyun çevirdi—”
“Demek artık eğitimler ağzınızla yapılıyor.”
Daha fazla dinleyemeyen Edric aniden araya girdi. Çömezler irkilip hemen doğruldular.
Edric onları buz gibi gözlerle süzdü.
“Az önce yaptığınız konuşmanın imparatorluk ailesine hakaret sayılabileceğinin farkında mısınız?”
Yüzleri bir anda bembeyaz kesildi.
Edric hepsine tek tek baktıktan sonra sertçe devam etti.
“Roem Şövalyeleri, imparatorluk ailesini korumak için vardır. Eğer onların bir parçası olmak istiyorsanız, en azından kraliyet mensupları hakkında ulu orta konuşmamayı öğrenmiş olmanız gerekir.”
“E-efendim! Özür dileriz, Sir Rubon!”
Çocuklar taş kesilmiş yüzlerle eğildiler.
Edric birkaç saniye sessizce baktıktan sonra arkasını dönüp şövalye koğuşlarına doğru yürüdü.
Tam o sırada ağır bir kol omzuna indi.
Dönüp baktığında kıdemli şövalye Sir Theoric Hart’ı görünce gözleri büyüdü.
Adam sırıtıyordu.
“Onları güzel hizaya sokmuşsun.”
“Bu saatte eğitim alanında ne işiniz var?”
Edric şaşkın bir ifadeyle saat kulesine baktı.
Henüz öğle bile olmamıştı. Bu saatlerde kıdemli şövalyeler normalde ana saraydaki görevleriyle meşgul olurdu.
Theoric, sorgulayan bakışı görünce güldü ve büyük eliyle Edric’in saçlarını karıştırdı.
“Sana iyi haberi vermek için geldim. Disiplin cezan sona erdi. Yarından itibaren tekrar doğrudan benim birliğime döneceksin.”
Edric duraksayıp ona baktı.
Bu kesinlikle iyi haberdi. Ama yine de içinde karmaşık duygular yükseliyordu.
Tereddütle sordu:
“O zaman… İkinci Prenses’i koruma görevi kime verilecek?”
Üstünün gözleri hafifçe daraldı.
Theoric kolunu omzundan çekip ağır bir iç çekti.
“Roem Şövalyeleri tamamen İkinci Prenses’in korumasından alındı. İmparatoriçe Hazretleri görevimizi kasıtlı olarak ihmal ettiğimizi iddia etti. Hatta artık İkinci Prens’i bile korumayacağımız konusunda ısrar etti.”
Edric’in yüzü sertleşti. Bu, Roem Şövalyeleri’nin onurunu çamura bulamaktan farksızdı.
İmparatorluk kurulduğundan beri Roem Tarikatı, imparatorluk ailesinin yanında yer almış ve onları korumuştu. Şimdi ise varlık sebepleri bile inkâr ediliyordu.
Edric başını güçsüzce eğdi.
“Özür dilerim… Görevimi yerine getiremediğim için Tarikat böyle bir aşağılanmaya uğradı…”
“Bu senin suçun değil. Olanları kimse öngöremezdi. Kendini suçlamayı bırak.”
Theoric teselli edercesine omzunu sıvazladı.
Ama buna rağmen Edric’in ifadesi yumuşamadı.
Theoric ensesini ovuşturup bir süre düşündü, sonra aniden onu eğitim alanından uzaklaştırdı. Edric şaşkınlık içinde peşinden gitti.
Bir süre sessizce yürüdükten sonra, tenha bir açıklığa geldiklerinde Theoric nihayet konuştu.
“Sorumluluk duygusu güçlü bir çocuk olduğunu biliyorum. Ama bu gerçekten senin suçun değildi, o yüzden kendini bu kadar yıpratma.”
Edric kaşlarını çattı.
“Ben onun kişisel şövalyesiydim. Koruma görevindeki başarısızlığın asıl sorumluluğu bana ait. Böyleyken nasıl—!”
“O saldırı İmparatoriçe’nin planı yüzünden gerçekleşti.”
Edric olduğu yerde donup üstüne boş gözlerle baktı.
Theoric kararmış bir ifadeyle yere bakıp sakin bir sesle devam etti.
“Sence de garip değil miydi? Bir wyvern sürüsünün tam o anda bir birliğe saldırması… Wyvern gibi büyük yaratıklar, bölgeleri işgal edilmedikçe silahlı bir orduya saldırmaz. Üstelik kampımız onların yaşam alanından oldukça uzaktı.”
“Evet… bana da garip gelmişti ama yine de bu, İmparatoriçe’yi suçlamak için yeterli değil—”
“Saldırıdan önce İkinci Prenses’in maiyetindeki bazı kişilerin şüpheli davrandığına dair raporlar geldi.”
Sesi sertleşti.
“Üstelik saldırı bölgesinin yakınında yüksek seviyeli büyü izleri bulundu. Büyük ihtimalle biri wyvern yuvalarını kasıtlı olarak kışkırttı.”
Edric’in ağzı açık kaldı.
Sözlerin anlamı zihninde netleşirken omurgasından aşağı buz gibi bir ter aktı.
“Ama… İkinci Prenses de o hac yolculuğundaydı. Kendi kızı da zarar görebilirdi. Nasıl böyle bir şey—”
“Tam da bu yüzden şüpheden bu kadar kolay sıyrıldı.”
Edric kanı çekilmiş yüzüyle ona bakakaldı.
Theoric karanlık bir sesle devam etti.
“İmparatoriçe korkutucu derecede titiz biridir. Olaydan hemen sonra gizlice soruşturma başlatmamıza rağmen arkasında kesin bir kanıt bırakmadı; sadece birkaç dolaylı iz kaldı. Hem en büyük mağdur kendi kızıyken, kim onu sorgulamaya cesaret edebilir ki?”
Edric bakışlarını yavaşça yere indirdi.
Kayaların altında kalmış hâlde ağlayan prensesi hatırladı.
Acil tedavi uygulanırken acı içinde kıvranışını hatırladı.
O kadın… öz annesi yüzünden o hâle gelmişti.
Midesi şiddetle burkuldu.
Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.