Bölüm...
Drama, Fantasy, Historical, Romance

Bölüm 77

Yazar: Hanagasumi Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 7 dk Kelime: 1.724


Lucas bıkmış bir ifadeyle ona baktı.
Varkas’ın evleneceği haberini aldığı günden beri küçük kız kardeşi aklını tamamen kaçırmış gibiydi.
Ayla ile Varkas arasındaki ilişkiye gizliden gizliye hayranlık besleyen Raina, kafasının içinde çoktan beceriksizce bir aşk hikâyesi kurmuştu. Ve o hikâyede Talia Roem Guirta, kaderin ayırdığı âşıkları birbirinden koparan en büyük kötü karakter olarak yer alıyordu.
Gözleri, ilk kez mantikor avına çıkıp atlı savaşçıların peşine düştüğü gündeki gibi kararlılıkla yanıyordu.
“Sen bekle gör. O kadının kendi ayağıyla burayı terk etmesini sağlayacağım. Ağabeyimizi Taren cadısından kurtaracağız!”
İnsan gerçekten Varkas Raedgo Shiokan’a yardıma muhtaç biriymiş gibi nasıl bakabilirdi?
Bazen Lucas’ın gerçekten kız kardeşinin kafatasını kırıp içinde ne olduğunu görmek istediği oluyordu.
İç çekişini bastırıp sandalyenin arkasına asılı ceketi aldı.
“Peki, elinden geleni ardına koyma.”
“Kendi başına sıvışıp gitmeye mi çalışıyorsun?”
“Az önce ağabeyimizin o kadını sıkıca sarıp götürdüğünü görmedin mi? Geleceğin Büyük Dükü’nün gözünden, böyle saçma bir mesele yüzünden düşmeye hiç niyetim yok.”
“Bunların hepsi o kadının kurnaz planının parçası! Taren kadınlarının erkeklerin ruhunu çalmak için kötü büyüler kullandığı söylentilerini duymadın mı?”
Raina neredeyse köpürüyordu.
“Kesinlikle acındırmak için zayıf numarası yapıyordu! Ağabeyimiz de ona kayıtsız kalamadı!”
Lucas başını salladı. Raina o hâle geldiğinde onunla mantıklı konuşmanın hiçbir anlamı olmuyordu.
Derin bir iç çekip kapıya yöneldiği sırada Raina arkasından avazı çıktığı kadar bağırdı.
“Nereye gidiyorsun!”
“At sürmeye. Çok bunaldım, biraz hava almam lazım.”
“Olmaz! Ağabeyimiz için düzenlenecek karşılama şöleni yaklaşıyor, farkında değil misin?”
Lucas onu tamamen görmezden gelip odadan çıktı.
Merkez salon, taşınan eşyalar yüzünden oldukça kalabalıktı.
Merkez bölgeden geldikleri belli olan solgun tenli çalışanlar, büyük sandıkları salonun bir köşesinde dağ gibi üst üste yığıyor; Raedgo Kalesi’nin hizmetkârları ise sandıkları açıp içindekileri tek tek kaydediyordu. İçlerinden çıkan hazineler, insanın gözünü kamaştıracak kadar gösterişliydi.
‘Demek savurganlıkları hakkındaki söylentiler doğruymuş.’
Sandıkları dolduran kıyafetlere ve türlü süs eşyalarına şöyle bir göz gezdirdikten sonra arka kapıdan dışarı çıktı.
Tam ahırlara gitmeye hazırlanıyordu ki, Varkas’a yardım etmek için ayrılan Wolfram Mızraklı Birliği savaşçılarının eğitim alanının etrafında toplandığını gördü.
Aralarında tanıdık bir yüz fark edince hemen yönünü değiştirdi.
“Tyron!”
Üzerinde yalnızca bol bir tunik bulunan, şarabı su içer gibi kafaya diken adam omzunun üzerinden dönüp ona baktı.
“Ah, ikinci genç efendi.”
Islak dudaklarını silip her zamanki ağır tavrıyla konuştu.
“İyi misiniz?”
“İyiyim denecek kadar sıkıcıyım.”
Lucas eğitim alanını çevreleyen basamaklara oturup adamın şarap şişesini kaptığı gibi dikti.
“Başkentte durumlar nasıl?”
“Beklendiği gibi karmaşık.”
Lucas’ın kaba tavrına aldırmayan adam umursamazca omuz silkerek sakin bir ifadeyle devam etti.
“Bu evlilik yalnızca Oristein Markisi’ni değil, muhafazakâr soyluların büyük kısmını da huzursuz etmiş görünüyor. Lord Shiokan onları bastırmakta epey zorlandı.”
“Birinci Prenses ile Veliaht Prens ne durumda?”
“Birinci Prenses Hazretleri’yle görüşemedim bile. Odasına kapandığını duydum. Normal sayılır. Düğün yaklaşmışken nişanı bozuldu… Yeni bir talip bulunana kadar resmî etkinliklerde görünmeyecektir muhtemelen. Veliaht Prens Hazretleri’ne gelince…”
Tyron uygun kelimeyi arıyormuş gibi kollarını göğsünde birleştirip kaşlarını çattı.
“İçten içe öfkeyle kaynıyor olsa da durumu şaşırtıcı derecede sakin karşılıyor. Lord Shiokan’la bağlarını tamamen koparmak yerine bu evliliği kabul etmiş gibi davranıp ilişkilerini sağlamlaştırmanın daha kazançlı olacağına karar vermiş olmalı.”
Beklenmedik bu sözler karşısında Lucas başını yana eğdi.
“Şaşırtıcı doğrusu. Kız kardeşine ihanet ettiğimiz için Doğu’yla savaşa girmeye bile hazır olur sanıyordum… Yani söylentilere göre Birinci Prenses söz konusu olduğunda gözü hiçbir şey görmezmiş.”
Birkaç yıl önce başkentte gördüğü Veliaht Prens’in kaba ve sert tavrını hatırlayarak kaşlarını çatınca Tyron kahkahaya boğuldu.
“Bir domuz bile güç karşısında abaküs kullanmayı öğrenir. Veliaht Prens’in kız kardeşine değer verdiği doğru ama imparatorluk tahtından daha fazla değil elbette. Hatta Birinci Prenses’in yaşadığı aşağılanmadan çok kendi nüfuzunun sarsılmasıyla ilgileniyor gibiydi.”
Lucas’ın yüzü ekşidi.
O da birkaç yıl boyunca başkent akademisinde eğitim almıştı ama merkez bölgesi soylularının değer anlayışına hiçbir zaman alışamamıştı.
Doğu’da kan bağı çok daha güçlüydü.
Raina ne kadar sinir bozucu bir kız kardeş olsa da biri onu terk etseydi, bu aşağılanmanın intikamını almak için savaş çıkarmaktan çekinmezlerdi.
Bir anda Birinci Prenses’e karşı içinde bir acıma duygusu yükseldi.
Kadın yalnızca nişanlısı tarafından değil, güvendiği ağabeyi tarafından da yüzüstü bırakılmıştı.
Belki de Raina haklıydı. Acaba Taren kanı taşıyan kadınlar gerçekten erkeklere tanrılarını bile unutturacak kadar tehlikeli bir büyüye mi sahipti?
Kapüşonun altında gördüğü o koyu mavi gözleri hatırladı.
İçlerinde hafif bir sıcaklık titreşen o gözler, yaşayan mücevherler gibiydi.
Hayır.
En kusursuz lapis lazuli bile onlarla kıyaslanamazdı.
Kapüşonu kaldırmaya çalışması tamamen bilinçsizce yaptığı bir hareketti. Göz göze geldikleri anda eli kendiliğinden hareket etmişti.
Biraz kısılmış sesiyle sordu.
“İkinci Prenses nasıl biri?”
Adamın kaşlarının arasında derin bir çizgi oluştu.
Bir an duraksadıktan sonra cevap verdi.
“Onunla yalnızca bir kez konuştuğum için çok iyi tanımıyorum. Ama söylentilerde anlatıldığı gibi sıradan biri olmadığı açık.”
“Raina’dan bile mi?”
“Genç hanımefendiden daha beter olduğunu söylemeye cesaret edemem.”
Bunu şaka yapar gibi söylemişti. Ama kendisi de tam emin değilmiş gibi göz kenarında hafif bir çizgi belirdi.
Lucas’ın merakı iyice kabardı.
Bu kaypak adamı bile düşündürecek biri nasıl biriydi acaba?
“Peki ya görünüşü? Gerçekten o kadar güzel mi?”
Ani soru karşısında yeniden şişeye uzanan adam durup ona anlamlı bir bakış attı.
Lucas nedense suçluluk hissetti.
Ayakkabısının ucuyla yeri kazıyormuş gibi yaparak bakışlarını kaçırdı.
Onu sessizce izleyen adam ağzındaki son yudumu da içip kayıtsızca mırıldandı.
“Baş belası olacak kadar.”
Sonra düşünceli bir ifadeyle anlamlı şekilde ekledi.
“Lord Shiokan’ın onu bu kadar saklamasının sebebi de bu değil mi zaten?”
[hr]
Gözlerini açtığında etrafı koyu bir karanlık sarmıştı.
Talia boğazını tutarak nefes nefese kaldı. Sanki biri onu boğuyordu.
Biçimsiz parmakları teninden söküp atmak ister gibi derisini tırmalayarak yatağın başucuna süründü ve zile bağlı ipi çekti.
Kısa süre sonra kapının açıldığını duydu.
Talia başını çevirdi.
Tanıdık siluet görüşüne girer girmez göğsündeki sıkışma aniden hafifledi. Bedeni zihninden önce onu tanımış gibiydi.
“Bacağına kramp mı girdi?”
Başucundaki lambayı yakan Varkas eğilip sordu.
Talia derin bir nefes alıp başını iki yana salladı.
“Sadece susadığım için hizmetçi çağırdım.”
Varkas’ın gözleri hafifçe daraldı. Ona inanmadığı belliydi.
Bir eliyle ateşini kontrol eden Varkas, yeni gelen hizmetçilere kısa bir emir verdi.
“Şifacıdan ilaç getirin.”
Ardından bizzat kendisi bardağa su doldurup ona uzattı.
Sözlerini bu kadar açıkça yok saymasına anlık bir sinir duysa da hemen yanına gelmiş olmasına içten içe minnettardı; bu yüzden itiraz etmeden bardağı aldı.
Soğuk sudan birkaç yudum içince zihnindeki sis önemli ölçüde dağıldı.
Bardağı bırakıp ateşsiz gözlerle onu süzdü.
Varkas, bölgedeki erkeklerin giydiği türden bol bir ceketi dar bir tuniğin üzerine gelişigüzel geçirmişti.
Üzerindeki yabancı kıyafeti görünce Talia’nın midesi garip şekilde kıpırdadı.
Ceketin açıklığından görünen göğüs hatlarına gizlice baktıktan sonra rahatsız olmuş gibi gözlerini kaçırdı.
“Bu kıyafet de ne böyle? Çok tuhaf.”
“……Bu, Doğu’nun geleneksel kıyafeti.”
“Bir daha giyme şunu. Sana yakışmıyor.”
Aslında ona inanılmaz yakışıyordu.
Her zaman kılıç gibi kusursuz giyinen adamın, her an çözülüverecekmiş gibi duran böyle bol bir kıyafet içinde olması nedense fazla kışkırtıcı görünüyordu.
Bu durum sebepsiz yere canını sıkıyordu.
Kararlı bir sesle konuştu.
“Hiç asil görünmüyor. Böyle dolaşırsan soylular seni küçümser. O yüzden lütfen giyme.”
Varkas sessizce yüzüne baktıktan sonra ağır ağır başını salladı.
“Anladım.”

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi