Bölüm 362
Çeviri: Sansansom
68.Kısım – Duyulamayan Sözler (2)
Elimdeki taş canlıymış gibi titredi.
[Yeni bir hikâye kazandın!]
[Hikâye Çakıl Taşı ve Ben devam etmek istiyor.]
Bu benim için bir ilkti. Sadece taşa dokunmuştum ve bir hikâye mi oluşmuştu? Kafamda her türlü karmaşık hipotez dönüyordu ama hiçbir cevabım yoktu.
[İlk neslin olasılığı çevrende dolanıyor.]
[Şu anda, Dördüncü Duvar oldukça incelmiş bir durumda.]
Şüphe uyandıran yegane şeyler bu iki sistem mesajıydı. Yoo Hoseong şüphe dolu gözlerle dik dik bana baktı. “Anlıyorum, sen bir reenkarnatörsün. Öyle değil mi?”
Görünüşe göre benim hakkımda yanlış bir hipotez kurmuştu.
“Önceki hayatında taşlanarak mı öldürüldün? Taşın bu yüzden böyle yapması...”
“Hayır.”
“Ah, bir taş kafasın. Taşın bu yüzden―”
Yoo Hoseong’un fırlattığı bir dalı yerden aldım.
[Hikâye malzemesi sana karşı duyarlı.]
[Hikâye Kim Dokja Bir Dalı Seviyor başladı!]
Ağzı açık, donakalan Yoo Hoseong’a doğru bir bakış attım. “Korkarım ki kafam o kadar da çalışmıyor değil.”
Yanı başımda duran Lee Jihye dik dik bana bakıyordu. Yoo Hoseong gözlerini faltaşı gibi açarak haykırdı.
“T-Tut şunu!”
Yoo Hoseong’un bana uzattığı çiçeği kabul ettim.
[Hikâye malzemesi sana yakınlık duyuyor.]
[Hikâye Çiçekli Kim Dokja başladı.]
Yoo Hoseong bana bir şeyler vermeye devam etti ve ben de hepsini aldım.
[Hikâye malzemesi sana yakınlık duyuyor.]
[Hikâye malzemesi sana yakınlık duyuyor.]
Çevrem şarkı söyleyen taşlar ve çiçeklerle dolmuştu. Yoo Hoseong, uzun bir azabın ardından bir karara vardı.
“...Tut beni.”
“Nereyi kastediyorsun?”
“Burayı, tut burayı.”
Yoo Hoseong’un gözleri alev alev yanıyordu. Öfkesini anlayabiliyordum. Oluşturulması 10, 100, hatta 1000 yıl süren ‘gerçek hikâyeler’ benim tarafımdan bu kadar kolay elde ediliyordu... Böyle hissetmesi kaçınılmazdı.
“Öyle arzu ediyorsan... lütfen kusura bakma.”
İç çekip elimi Yoo Hoseong’un omzuna koydum.
...Bu küçük omuz neden bu kadar sertti?
Yoo Hoseong, “Hiçbir değişiklik yok. Sadece cansız nesnelerle mi sınırlı? Hrmm…” dedi.
[Karakter Yoo Hoseong sana karşı hafif bir hoşnutluk gösteriyor.]
Şoka uğrayan Yoo Hoseong elimden geriye doğru kaçtı. “B-Bu da ne?”
Bir sonraki saniye, kulaklarımda bir mesaj çınladı.
[Hikâye Herkes Tarafından Sevilen kazanıldı!]
***
Yoo Hoseong şok içindeyken bana ilgi gösterenler köyün diğer sakinleri oldu.
“Böylesine çılgın bir yeteneği görmeyeli uzun zaman olmuştu.”
“Hah, nadir bulunan bir dostsun... dışarıdan mı geldin?”
“Sığır yemiyle ilgilenir misin?”
Kadının bana uzattığı sığır yemini şaşkın bir ruh hâliyle kabul ettim.
İnsan Kim Dokja. Neredeyse 30 yıllık hayatımda ilk kez böyle bir ilgi görüyordum. Ben... yetenekli miydim?
「 (Dokja-ssi, kesinlikle yeteneklisin. Bu romanı on yıldan fazla bir süredir okuyorsun.) 」
Yoo Sangah’nın sesi yorgun geliyordu, muhtemelen son zamanlarda kütüphaneci olarak işleri çok yoğundu.
‘Bunun romanı okumakla bir ilgisi var mı?’
「 (Bundan başka bir şey düşünemiyorum.) 」
‘Bu zamana kadar hiç böyle bir şey olmamıştı...’
Düşününce, bu tam olarak doğru değildi. Beni görür görmez bana karşı iyi hisler besleyen bazı karakterler olmuştu.
「 (Belki de duvar daha ince olduğu içindir?) 」
Yoo Sangah’nın sözlerini duyunca bunun mümkün olabileceğini düşündüm. Kesin nedeni bilmiyordum ama Dördüncü Duvar’ın çöküşünün dünya ile aramdaki mesafeyi kapatmış olması muhtemeldi. Peki bu güç ne kadar uzağa kadar geçerliydi?
Geriye dönüp baktığımda, Lee Jihye elinde bir dalla kendi kendine mırıldanırken kendine has bir gurur duyuyor gibi görünüyordu. Parmağımla ona dürttüm.
“Eek!” İrkilerek çığlık attı Lee Jihye. “Ahjussi, deli misin sen? Dışkıya dokunan o parmakla...!”
İşe yaramadı. Şimdi, bakalım...
Yanımda oturan Cheok Jungyeong’un omzuna dürttüm.
“Bu bir meydan okuma mı?”
“Öyle değil.”
...Bu da işe yaramadı. Öyleyse bunun arkasındaki prensipler neydi? Ne kadar düşünürsem düşüneyim, kabiliyetimin nasıl çalıştığını bir türlü çözemiyordum.
“Bu gerçekten sikik bir kabiliyet. Başka türlü açıklayamıyorum.”
Konuşan, uzun süredir düşüncelere dalmış olan Yoo Hoseong’du.
Yüzünde amansız bir öfke kaynıyordu.
Yoo Hoseong bir çocuk adımıyla bana yaklaştı. “Bilmiyor olabilirsin ama ben en çok tuhaf kaderlerden nefret ederim. Özellikle de senin gibi hiç çaba sarf etmeden bir şeyi kolayca elde edenlerden.”
Tek Yenilmez Yumruk Yoo Hoseong böyle bir insandı. Israrcı bir ruha sahip insanları sever, aşılması imkânsız yeteneklerinin üstesinden gelmek için çabalayanlara değer verirdi. Yoo Hoseong’un gözünde benim gibi bir adam, ilk nesli kabiliyetiyle yok edecek bir suçluydu.
“Bugün ilk kez inancımı çiğneyeceğim.”
Ha?
“Sana Hikâye Kontrolü’nü öğreteceğim.”
***
Yoo Hoseong’un fikrini neden değiştirdiğini bilmiyordum. Kesin olan tek şey, bende bazı olasılıklar keşfetmiş olmasıydı. Sanki ömürlük bir öğrenci bırakmak istercesine, Yoo Hoseong beni gece gündüz darladı.
“Fenomenler ve gerçekler aynı şey değildir. Bir hikâyeyi düzgün kullanmak, onun dilini anlamak demektir.”
“Soyutluğa sıçramak için sağlam bir zemine ihtiyaç vardır. Bu da oluşturduğun hikâyelerin detaylarıdır.”
...Vesaire. O kadar çok manevi söz söylüyordu ki, Hayatta Kalma Yolları’nı tekrar okumanın daha iyi olacağını düşündüm.
Köylülerin bana verdiği bir mandalinayı yerken derin derin düşündüm.
“Aptal herif. Suratından hiçbir şey anlamadığın belli oluyor.”
“Özür dilerim.”
“Bilmiyorsan anlamaya çalışma. Herkes kontrolü aynı şekilde öğrenmez.”
“Ne demek istiyorsun?”
Sanki vurulmuş gibi hissettim.
“En başından beri sorun sensin. Yaşlılara saygın yok.”
“…”
“Önce nasıl dinleyeceğini öğrenmelisin.”
“Bundan daha iyi dinleyebileceğimi sanmıyorum.”
“Sana hikâyenin sözlerini dinlemeni söylüyorum!”
...Hikâyenin sözleri mi? Hayatta Kalma Yolları’nda bundan bahsedilmiş miydi?
“Zaten hikâyelerle iletişim kurma yeteneğine sahipsin. Onların duygularını ve sözlerini dinleme yeteneği bu.”
Doğruydu. Ne zaman olduğunu bilmiyordum ama hikâyeleri tıpkı insanlarmış gibi okuyabiliyordum.
“Ancak, ben hikâyelerle sohbet etmek değil, onları kontrol etmek istiyorum.”
“Hikâyeler kontrol edilemez.”
Bunu söyleyen kişi, hikâyeleri kontrol etme yöntemini öğreten kişinin ta kendisiydi.
“Düşüncelerini kontrol edebilir misin?”
“Elbette edebilirim...”
“O zaman beş dakika boyunca hiçbir şey düşünme.”
Kolaymış gibi başımı salladım. Düşünme, düşünme...
Kahretsin, ‘düşünme’ diye düşünüyordum. Düşüncelerimden kaçmak için çok çabaladım ama bu kolay değildi.
Beş dakika içinde kafamdan pek çok şey geçti. Örneğin, Yoo Joonghyuk’un bir kadına dönüşüp şeytan kralları öldürme olasılığı ya da Han Sooyoung’un bilinmeyen bir hezeyana kapılıp “O zamanlar Kim Dokja’yı taklit ettiğim için özür dilerim” diye ilan etmesi...
İki elimi de kaldırıp teslim oldum. “...Yapamıyorum.”
“Aptalsın.”
[Dev Hikâye Kurtuluşun Şeytan Kralı sana gülüyor.]
“Bugünden itibaren yapman gereken şey bu. Hikâyenin sözlerini dinle.”
“Ama...”
“Korkma. Ne kadar büyük olursa olsun, onlar senin kazandığın hikâyeler.”
Arkasını dönen Yoo Hoseong, ilk kez gerçek bir öğretmen gibi görünüyordu.
“Bir hikâye bize hükmedebilir ama bazen de bize yolu gösterir.”
O günden itibaren Hikâye Kontrolü pratiği yapmaya başladım. Kesin konuşmak gerekirse, bu hikâyenin seslerini daha doğru duymak için yapılan bir pratikti.
[Dev Hikâye Miti Yutan Meşale senin bu ilginden rahatsız oldu.]
Hikâyeler bana yabancıydı ama bir iki gün sonra yavaş yavaş açılmaya başladılar. Şimdiye kadar duygularını ifade etmekten kaçınan hikâyelerin seslerine kulak verdim.
[Hikâye Kralsız Dünyanın Kralı o zamanlar çok mutlu olduğunu söylüyor.]
Hikâyeler kendi öykülerini anlattı, ben de onları dinledim. Hikâyeler biriktirdiğimiz anılar hâline geldi.
Dört Yin Şeytan Kesen Kılıç, Mutlak Taht’ı parçalarken hissedilen o haz duygusu. Evet, bundan gerçekten keyif almıştım. Çünkü o benim ilk hikâyemdi.
[Hikâye Olağanüstü Olana Göğüs Geren geri dönenin gerçekten baş belası olduğunu söylüyor.]
Haklıydı, Myung Ilsang pisliği gerçekten çok çetrefilliydi. Yoo Joonghyuk ve Han Sooyoung ile birlikte savaşmıştık ve yine de neredeyse ölüyordum.
[Hikâye Felaketlerin Kralını Avlayan yılan şarabının tadını özlüyor.]
[Hikâye Dış Tanrıyı Öldüren hatırlamanı istiyor.]
Bu sözleri her duyduğumda anılarıma gömülüyordum. Öte yandan, burada çok fazla gecikirsem içimdeki aciliyet duygusunu bastırmak zorlaşıyordu.
Han Sooyoung, Yoo Joonghyuk, Anna Croft...
Benden farklı bir sonun peşinden gidenler, muhtemelen bir sonraki senaryonun kapısını çoktan çalıyorlardı.
[Hikâye Kurtuluşun Şeytan Kralı artık kaçmaman gerektiğini söylüyor.]
Yeniden hikâyeye odaklandım. Belirli bir noktadan sonra hikâyelerin sesleri o kadar büyüdü ki, gerçekle illüzyon arasındaki farkı ayırt etmekte zorlanmaya başladım. Mekân algım yitiyordu. Hikâyenin içinde miydim yoksa gerçekte hikâyeyi mi dinliyordum, ayırt edemiyordum.
[Hikâye Gümüş Perde Devrimcisi yeni bir devrime aç.]
Evet, üzgünüm. Sizi çok uzun süre ihmal ettim.
[Hikâye Gurme Derneği’nin Kâfiri açlıktan şikayet ediyor!]
[Hikâye Mucize Kumarbaz büyük bir bahis daha oynamak istiyor.]
Aralarda, rüya gibi ekranlar gelip geçti.
– Dokja-ssi. Az kalsın ölüyorduk. Farkında mısın?
– Ahjussi!
Ekip üyelerinin sesleri bir yerlerden hafifçe duyuluyordu.
– ...Ah, ne adisin. Tek başına mı eğitim yapıyorsun?
– Çabucak öğreneceğiz. Kimden öğrenebiliriz?
Bu sesleri dinlerken bir an düşündüm. Eğer bu gerçekten bir rüyaysa, çok tatlı bir rüyaydı.
– Neden bir hikâye alamıyorum? Dokja hyung bunu yaparak bir hikâye kazandı.
– Ellerini ondan çek, Lee Gilyoung.
– Sen uzak dur, Shin Yoosung.
Rüyamda çocukların ‘ahjussi ve ben’ ya da ‘Dokja hyung ve Lee Gilyoung’ gibi şeyler mırıldandıklarını duydum. Bu tür hikâyeleri elde etseler bile nasıl kullanacaklarını bilmiyordum ama...
[Dev Hikâye Şeytan Diyarı’nın Baharı hikâyene birlikte bakıyor.]
Neden acaba? Çocukların seslerini duyunca içim ısındı. Bulanık görüşümün içinde, sayısız hikâye benimle birlikte bu sahneyi izliyordu.
[Hikâye Başmelek Tarafından Sevilen hikâyelerini seviyor.]
[Hikâye Kralsız Dünyanın Kralı çocukları izliyor.]
[Hikâye Devlerin Kurtarıcısı ekip üyelerine sevgi dolu gözlerle bakıyor.]
Tüm hikâyeler bana benziyordu ve ben de tüm hikâyelere benziyordum. Eğer öyleyse, diğer tarafta tek başına duran o herif de kesinlikle bizden bir parçaydı.
[Dev Hikâye Miti Yutan Meşale senden yüzünü çeviriyor.]
Onunla konuştum. ‘Huysuzluk etmeyi bırak da buraya gel.’
Cevap gelmedi. Diğer hikâyeleri cüssesiyle tehdit eden o varlık bize arkasını dönmüştü. Kafası, bir şeyler okuyan bir çocuk gibi öne eğikti.
Belki de zaten biliyordum. Bu, kendi hikâyesine gömülmüş küçük bir çocuktu. Yine de, bu tür hikâyeler tek başına var olamazdı.
Dikkatlice arkasına doğru konuştum. ‘İlginç görünüyor.’
Miti Yutan Meşale bana doğru baktı ve gövdesini doğrulttu.
「 Sen...! 」
Çok büyük bir gövdeye sahip olan hikâye dik dik bana baktı. Garip bir şekilde, ondan korkmuyordum. Bu herif bir hikâyeydi. Tüm hikâyeler bir yerlere akmak zorundaydı.
‘Nereye gitmek istiyorsun?’
Soruma kolayca cevap veremedi ve ağzını kapattı. Muhtemelen cevap veremezdi. Kalbini biliyordum.
‘Benimle gel.’
「 ...Nereye? 」
Yavaşça ağzımı açtım ve konuştum. Tüm hikâyelerimin ■■’a ulaşmasını istiyordum.
Hikâye sordu, 「 Tüm hikâyenin sonunda ne var? 」
‘Bilmiyorum. Yine de, en azından yalnız olmayacağız.’
[Hikâye Sonsuzluk Cehennemi sana bakıyor.]
Bir süre sonra hikâyelerin parmak uçlarımı sardığını hissettim. Hikâye dalgalarının arasında yüzen bedenim yavaş yavaş ağırlaştı ve gözlerimi yavaşça açtım.
Ne kadar zaman geçtiğini kestiremiyordum.
Bacaklarım uyuşmuştu. Aşağıya baktığımda Lee Gilyoung ve Shin Yoosung’un bacaklarıma yaslanarak uyuduklarını gördüm. Onlar hikâye değildi. Gerçek bedenleri olan çocuklardı. Çocukların saçlarını hafifçe okşadım.
[Dev Hikâye Miti Yutan Meşale hikâyeni dinliyor.]
Sonunda, bir sonraki senaryoya geçmek için hazırdım.
***
Bu esnada, 331. adanın tek kurtulanı bir sonraki senaryoya doğru ilerliyordu.
[Adadaki tüm katılımcıları katlettin.]
[331. Ada’nın tek kurtulanı sensin.]
[Bir sonraki senaryoya girmeye hak kazandın.]
Siyah bir ceket dalgalanıyor ve Kara Göksel Şeytan Kılıcı parıldıyordu. Bir sonraki senaryoya açılan portala bakan Yoo Joonghyuk, buraya gelmeden hemen önce karşılaştığı o sinsi varlığı hatırladı. Üçüncü turdaki kimliği bilinmeyen dış tanrıyı.
– Sana vahyin tüm içeriğini anlatamam. Benim için bile olasılık yasalarını çok fazla çiğnemek olur bu. Ancak bu kadarını verebilirim. Bu sayede adil bir dövüş olacak.
Akıllı telefonunu açtı ve bir metin dosyası belirdi.
『 Han Sooyoung – 1863. Turun Kayıtları (Birinci) 』
Yoo Joonghyuk bilmediği hikâyenin ilk bölümünü açarak portala doğru ilerledi.
———————————————
[Çevirmen Notu: Merhabalar, İngilizce kaynak yüzünden ne kadar yakındığımı bilen bilir. Bu bölümden sonra serinin çevirmeni değişmiş ve fan yorumlarına göre çeviri de daha iyi hâle gelmiş. Umarım beklentilerim boşa çıkmaz çünkü bu çevirmen değişikliğini uzun zamandır bekliyordum. Son bölümlerde gerçekten ayrı zorlandım zatenTT
Peki kötü tarafları var mı? Elbette var ama kişiden kişiye değişir.
Öncelikle:
Yoo Joonghyuk — > Yu Jung-Hyeok / Yu Joong-Hyeok
Han Sooyoung — > Han Su-Yeong
Jung Heewon — > Jeong Hui-Won
Lee Hyunsung — > Yi Hyeon-Seong
...
Falan filan, bir sürü karakter ismi değişmiş.
Karakter isimleri dışında en fazla göze çarpan şey ’Hikâye’nin ’Masal’ olması.
Bu değişiklikler hakkında görüşlerim olumlu yönde açıkçası. Bence karakter isimleri böyle daha güzel olmuş (Lee Hyunsung hariç, o ne öyle).
Ayrıca biçimlendirmede de değişiklik olmuş, en çok sevindiğim taraf da bu oldu.
Ancak takdir edersiniz ki, 360 bölümün ardından karakter isimlerini değiştirmek istemiyorum. Bu yüzden normalde kullandığım isimlerle devam edeceğim. Sadece ’hikâye’yi ’masal’ olarak değiştirme konusunda biraz kararsızım ama büyük ihtimalle değiştirmeyeceğim.
Neyse, siz de görüşlerinizi belirtin!]
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.