Bölüm...
Action, Adventure, Dark Fantasy, Demons, Drama, Epic, Fantasy, Harem, Magic, Martial, Mecha, Military, Mystery, Novel, Sci_fi, Supernatural, Superpower, Tragedy, Villainess, War

Bölüm 5

Zincirli Büyücü
Yazar: ZenZowske Grup: : Novelci Okuma süresi: 5 dk Kelime: 1.249

Karaçam Kalesi’nde beklemek, Kaelen’in savaş doktrinlerine aykırıydı. Bir imparator, düşmanın kapısına gelmesini beklemez; savaşı düşmanın topraklarına, en hazırlıksız oldukları ana taşırdı.

Sör Vaneck’in elli kişilik ağır zırhlı birliği, Karaçam sınırındaki Dar Geçit’te ilerlerken son derece rahattı. Askerler gülüşüyor, yaklaşan “katliamın“ ve çorak kaledeki yağmanın hayalini kuruyorlardı. Birliğin ortasında, kalın demir parmaklıklarla çevrili bir at arabası ilerliyordu. Arabanın içinde, boynuna büyü mühürleyici rünler kazınmış ağır bir tasma takılmış genç bir kadın vardı. Kızıl saçları kirlenmiş, yüzü yara bere içindeydi ama gözlerindeki asi ateş sönmemişti. O, Başkent’in yozlaşmış soylularına ve büyücüler meclisine boyun eğmeyi reddettiği için Sör Vaneck tarafından sürgüne ve köleliğe götürülen Dahi Ateş Büyücüsü, Vexia’ydı.

Vaneck, atının üzerinde gerinerek yanındaki yaverine döndü. “Şu aptal varis Kaelen’in işini çabucak bitirelim. Kalenin mahzenindeki son şarapları da arabalara yükleyin...“

Sözü, geçidin tepesinden aşağıya, tam atının önüne saplanan siyah, ağır bir kılıçla kesildi.

Vaneck başını yukarı kaldırdığında, yamaçta dikilen yirmi kişilik o “acınası“ Karaçam muhafızlarını gördü. Ancak bir şeyler tamamen yanlıştı. Üzerlerindeki zırhlar güneş ışığını yansıtmıyor, adeta karanlığı emiyor gibiydi; ellerindeki kılıçlardan mor, uhrevi bir duman yükseliyordu. Ve en önde... siyah pelerini rüzgarda dalgalanan, gözlerinde kozmik bir boşluk barındıran Lord Kaelen duruyordu. Kaelen’in hemen sağ arkasında ise Elara, hançerlerini çekmiş, gölgelerin içinde sadık bir yırtıcı gibi bekliyordu.

“Kaelen!“ diye kükredi Vaneck, kılıcını çekerek. “Bizi burada yirmi sıska adamla durdurabileceğini mi sanıyorsun? Teslim olursan seni hızlıca öldürürüm!“

Kaelen ona cevap bile vermedi. Yüzünde kibir veya öfke yoktu, sadece bir böceğe bakar gibi bakıyordu. Sağ elini hafifçe öne doğru indirdi. Bu, ’Yok Edin’ demekti.

Karaçam muhafızları, “Sarsılmaz Lejyon Aurası“nın verdiği insanüstü güçle ve hiç ses çıkarmadan yamaçtan aşağı atıldılar. İlk muhafız, Vaneck’in öncü şövalyelerinden birine kılıcını savurduğunda, şövalye alaycı bir gülümsemeyle kalın çelik kalkanını kaldırdı.

Ancak duyulan ses, çeliğin çeliğe çarpma sesi değildi. Tereyağının kesilme sesiydi.

Gölge Çeliği, kalın kalkanı, arkasındaki zırhı ve şövalyenin bedenini tek bir pürüzsüz hareketle ikiye böldü. Kan yere fışkırdığında, Vaneck’in birliğindeki alaycı gülüşler yerini saf bir dehşete bıraktı. Kaelen’in yirmi adamı, elli kişilik ağır zırhlı birliğin içine bir ölüm kasırgası gibi dalmıştı. Askerler acı hissetmiyor, yorulmuyor ve ellerindeki silahlar düşmanın zırhlarını bir kağıt parçası gibi yırtıyordu.

Kafesteki Vexia, parmaklıklara tutunarak bu imkansız manzarayı izliyordu. “Bu büyü değil...“ diye fısıldadı titreyen dudaklarla. “Bu savaşçıların üzerinde mana dalgalanması yok. Bu zırhlar... bu çelik... Hangi tanrının ocağında dövüldü bunlar?“

Gözleri yamaçta, savaşı kollarını bağlamış izleyen Kaelen’e kaydı. O adamın etrafındaki uzay-zamanın bile o korkunç baskıdan dolayı hafifçe büküldüğünü hissedebiliyordu.

Aşağıdaki katliam sadece üç dakika sürdü. Elli şövalyeden kırk dokuzu paramparça edilmişti. Sadece Sör Vaneck kanlar içinde, atından düşmüş halde dizlerinin üzerindeydi. Elara, çoktan onun boynuna hançerini dayamış, Kaelen’in yavaşça yamaçtan inmesini bekliyordu.

Kaelen, Vaneck’in önünde durduğunda, şövalye titreyerek yalvarmaya başladı. “B-Bağışla beni... Lord Regent gönderdi... Ben sadece bir emir kuluyum! Tüm altınlarımı sana veririm!“

Kaelen’in gözleri buz gibiydi. “Sana benim topraklarımda kuralları benim koyduğumu söylemiştim,“ dedi ruhsuz bir sesle. “Senin altınlarına ihtiyacım yok. Senin korkuna ve kanına ihtiyacım var.“

Kaelen elini uzattı ve Hegemonya Arayüzü’nü kullanarak ufak bir boyutsal baskı uyguladı. Vaneck’in üzerindeki zırh, görünmez devasa bir presin altındaymış gibi kendi içine çökmeye, kemiklerini kırmaya başladı. Şövalye çığlık çığlığa can verirken, Kaelen kafasını Elara’ya çevirdi ve tek bir bakış attı. Elara saniyeler içinde zırhı söküp adamın boynundaki amca armalı mührü ganimet olarak aldı.

[+500 Mutlak Otorite Puanı Kazanıldı.]

Kaelen, kan gölüne dönmüş savaş alanında yürüyerek kafese yaklaştı. Elara anahtarları bulup kilidi kırdığında, Vexia boynundaki rünlü tasmayla Kaelen’in önüne düştü. Genç ateş büyücüsü, Kaelen’in gücünü bizzat görmüştü. Başkent’teki en yaşlı ve kibirli başbüyücülerin bile bu kadar pürüzsüz, bu kadar karanlık ve mutlak bir otoritesi yoktu. Bu adam başka bir varoluş düzlemindeydi.

Kaelen elini kızın boynundaki tasmaya uzattı. Sistem için sıradan dünyevi büyüleri iptal etmek bir düşünce meselesiydi. Tasmayı kavradı ve hiçbir büyü sözcüğü söylemeden, sadece sistemden yayılan o saf anomali enerjisiyle kırılmaz denen o büyülü çeliği tuz buz etti.

Vexia’nın gözleri fal taşı gibi açıldı. Boynundaki baskı kalktığında içindeki devasa ateş manası serbest kaldı ama Kaelen’in aurası karşısında kendi manası bile dehşete kapılıp sönükleşmişti.

“Benim imparatorluğumda yetenekli zihinler kafeslerde tutulmaz,“ dedi Kaelen, ona üstten, mesafeli bir şekilde bakarak. “Topraklarıma teknoloji, endüstri ve yıkıcı bir ateş getireceksen benim arkamdan yürü. Yoksa, bu cesetlerin arasında kendi yolunu bulabilirsin.“

Vexia’nın aklından kaçmak geçmedi bile. Bu kadar ezici, kural tanımaz bir gücün yanında durmak, Başkent’ten ve onu sürgüne yollayan soylulardan intikam almasının tek yoluydu. Kaelen’in ciddiyeti, sıradan erkekler gibi şehvetle veya şefkatle değil, salt bir “hükümdar“ olarak bakması ona inanılmaz bir çekicilik ve güven vermişti. Dizlerinin üzerinde doğruldu, sağ elini göğsüne koyarak başını eğdi.

“Ateşim, simya bilgim ve sadakatim... hepsi tahtınızın hizmetindedir Lordum,“ dedi fısıltıyla.

Hemen arkasında duran Elara, gölgelerin arasından Vexia’yı hafif bir kıskançlık ve soğuk bir ölçme bakışıyla süzdü. İkisi de bu mutlak gücün yanında kendilerini kanıtlamak zorundaydılar. Kaelen’in etrafında güç toplanıyordu ve İç Saray’ın temelleri böylece atılmaya başlanmıştı.

Kaelen arkasını döndü. “Cesetlerdeki zırhları ve atları toplayın. Artık savunmada değiliz. Amcamın güney sınırındaki ilk maden kasabasını fethedeceğiz.“

Bu seriyi sitemizden 50 bölüm ileriden okuyabilirsin! Çeviri grubuna girerek sitemize ulaşabilirsin!

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi