Bölüm 376
Çeviri: Sansanson
71.Kısım – 50 YılSonra (4)
– Yakalayın onları! Önce en büyük Prensi zapt edin!
– Dördüncü Prens’i götürüyorlar!
Ekranın içindeki öfkeli Reenkarnatörler adeta bir ok ve kılıç ışığı yağmuru yağdırıyordu. Ve yoğun, boğucu dumanın içinde koşan iki adam vardı — Yoo Joonghyuk ve Kim Dokja.
[Baat, baaaht!]
Yüzünde son derece huzursuz bir ifadeyle Biyoo, havada bir mochi topu gibi aşağı yukarı zıplayıp duruyordu.
Oklar Kim Dokja’nın kafasının hemen yanından kıl payı geçip gidiyordu; hatta bazıları tam olarak sırtına doğru amansızca iniyordu ama Birinci Prens kılıcını hızla savurarak hepsini saptırmayı başarıyordu.
– Geri çekilin!
Bu emirle birlikte devrimciler geriye doğru çekildi. Ayrıca, bu manzarayı uzaktan izleyen Takımyıldızları vardı.
[Takımyıldızı Zengin Gecenin Babası, Kaizenix Takımadaları’na bakıyor.]
[Takımyıldızı En Karanlık Baharın Kraliçesi, Yeraltı Dünyası’nın halefine bakıyor.]
[Takımyıldızı Abisal Kara Alev Ejderhası hayal kırıklığı içinde kükrüyor!]
Ne yazık ki, mesajları kanalın içindeki Enkarnasyonlara ulaşamıyordu.
[Takımyıldızı Şeytanvari Ateş Yargıcı en azından tek bir mesajın iletilmesi için yalvarıyor!]
[Takımyıldızı Şeytanvari Ateş Yargıcı dolaylı mesaj gönderme izni talep ediyor...]
[Baat, baaaht.]
Üzgün bir bakışla Biyoo başını salladı.
Dokkaebiler kendi kanallarının yayın kurulumunu değiştirme yetkisine sahip olabilirdi ancak bu seferki durum, ‘Reenkarnatörler Adası’ ile ilgili olan, oldukça benzersiz bir durumdu.
[Takımyıldızı Şeytanvari Ateş Yargıcı, Mandala’nın Koruyucusu’na dik dik bakıyor.]
‘Azizler ve Şeytanların Büyük Savaşı’ senaryosu için sahneyi sunan kişi, ‘Reenkarnatörler Adası’nın efendisi, ‘Mandala’nın Koruyucusu’ydu. Bu senaryoya bizzat katılmasına izin verilmiyordu ama aynı zamanda, bu savaş sırasında yüksek rütbeli Dokkaebilerle aynı seviyede müdahale etme yetkisi tanınmıştı.
[Oh, genç melek, bu ne yazık ki yapılması imkânsız bir şey. Tabii, bu fırsatla Budizm yoluna geçmeye karar vermediğiniz sürece.]
[Takımyıldızı Şeytanvari Ateş Yargıcı öfke nöbeti geçiriyor.]
[Öfkenize dikkat etmelisiniz. İçinde çok fazla öfke barındıranlar, daha sonra o öfke tarafından tüketilir.]
[Çok sayıda Takımyıldızı hiddetini dile getiriyor!]
Onların öfkeli olup olmamasını zerre umursamayan ‘Mandala’nın Koruyucusu’, ekranın içindeki Kim Dokja’ya durgun, uzak gözlerle bakmaya devam etti — sanki o adamın yüzünde derin bir aydınlanma arıyormuş gibiydi.
[Yakındaki kanallar anlık olarak donduruluyor!]
Tıs-çaçaçaçaçat...
Tam o sıralarda, aniden kopan bir kıvılcım fırtınası eşliğinde havada birisi belirdi. ‘Mandala’nın Koruyucusu’ ilgisiz gözlerini o yöne doğru çevirdi.
[Bu nefis, Büro’dan bir Dokkaebi’ye giriş izni verdiğini hatırlamıyor.]
[Durum bu raddeye gelmişken bir zahmet gelmek zorundaydım, ey ‘Reenkarnatörlerin Kralı’.]
Ortaya çıkan kişi, ileri seviye Dokkaebi Bihyung’du. Budist tarzı selamlamayı nezaketle yerine getirdi ve hemen sorularına başladı.
[On farklı isme sahip olduğunuzun farkındayım. Sakya, Sakyamuni, Siddhartha, Tathagata, Sugata, Buda... Bunlardan tam olarak hangisisiniz?]
Koruyucu’nun yüzündeki ifade, Bihyung’un sorusunu duyduktan sonra çok hafifçe değişti. Gerçek şu ki, şu anda sahip olduğu isme göre farklı bir varlığa dönüşüyordu.
[Bu nefis şu anda Sakyamuni’dir.]
[Sakyamuni, lütfen şu anda <Kim Dokja’nın Şirketi> Nebulası’na uygulanan anormal senaryoyu iptal edin.]
[Bu, önceki anlaşmamıza aykırı. Hazırlık senaryolarının tüm kontrolünü bana devretmediniz mi?]
[Yaklaşmakta olan ‘Azizler ve Şeytanların Büyük Savaşı’nda kesinlikle tarafsız kalmanızın şiddetle talep edildiğini sanıyordum.]
Bihyung’un keskin bakışları kararlılıkla Sakyamuni’nin üzerine indi. Savaşçı Keşiş’in gözleri bu bakışları sessizce karşıladı ve içlerindeki mandalanın dönüş yönü tersine döndü.
[Pekâlâ. Öyle görünüyor ki tarafsızlığı bozan ilk kişi bu nefis değil.]
[Bunu netleştirebilir misiniz, lütfen?]
[Geçenlerde, belirli bir Nebula’nın Enkarnasyonlarını fazlasıyla kayıran ileri seviye bir Dokkaebi olduğunu duydum.]
Sakyamuni sözlerini ince ama suçlayıcı bir ses tonuyla bitirdikten hemen sonra, Biyoo havada belirdi ve yumuşak göbeğini pat diye Bihyung’un kafasının üstüne bıraktı.
[Buraya Büro yüzünden mi geldiniz, yoksa tamamen kendi iradenizle mi?]
Bihyung alt dudağını hafifçe ısırdı ama bir cevap vermedi. Bunun yerine ekranda şu anda patlama bulutlarını yararak kaçmakta olan Kim Dokja’ya baktı.
[Onları soktuğunuz bu sınav fazlasıyla aşırı. Takımyıldızları için sadece bir göz kırpması kadar olabilir ama bir insanın bakış açısından bu süre, bir ömür kadardır.]
[Bu nefis de bir zamanlar insandı. Ve bu senaryo bir gereklilik. Özellikle de ■■’a ulaşacaklarsa.]
[...Sakyamuni.]
[Ah Dokkaebi, sonun kutlaması yakında başlayacak.]
Sakyamuni’nin gözlerinin içindeki mandala dönmeye devam etti. Ve dönen Mandalaların üzerinde Kim Dokja ile Yoo Joonghyuk’un hayali siluetleri seçilebiliyordu.
[Hangi ■■ için oy vereceksiniz?]
***
Yoo Joonghyuk’un yardımıyla kabul odasından güvenli bir şekilde kaçmayı başardım. Muhafızların bizi takip etme girişimi sinir bozucu derecede ısrarcı çıktı ama birkaç devrimcinin fedakârlığı sayesinde sonunda güvenli eve ulaştık.
Yoo Joonghyuk, Lee Hyunsung’un ev sahibi bedeni olan baygın hâldeki Bilston’ı yere fırlattı ve konuşmak için dudaklarını araladı. “Neden bu kadar geç kaldın?”
“Kendi isteğimle olmadı herhâlde, tamam mı?”
[Dünya görüşü konuşmanızdan şüphelenmeye başlıyor.]
[Gün Ortası Buluşması etkinleştirildi!]
Yoo Joonghyuk bir süre bana o kendine has öldürücü bakışını attı, ardından hikâyesine devam etti.
– Buraya yaklaşık iki yıl önce geldim.
Onun yaşadıklarını sakince dinledim.
Aniden Kaizenix Takımadaları’nın Birinci Prensi oluvermişti ve tam o sırada, aniden tahtı ele geçirme girişimi patlak vermişti.
Yoo Joonghyuk kendisini bu silahlı isyanın tam ortasında bulmuş ve hayatta kalma mücadelesine başlamıştı. Kraliyet kalesinden kaçmış, özgürlük savaşçılarından oluşan bir grup kurmuştu. Ve ardından, yoldaşlarının geri kalanını aramaya koyulmuştu.
– Buraya vardığımda Lee Hyunsung, Jung Heewon ve hatta Han Sooyoung çoktan o durumdaydı.
– Sadece üçü mü var burada? Diğerleri nerede?
– Onlardan başkasını bulamadım. Muhtemelen bu dünyaya sadece onlar çağrıldı.
Yoo Joonghyuk [Bilgenin Gözü]’ne sahipti. Bir bakıma bu yetenek, benim [Karakter Listesi]’nden çok daha eksiksiz bilgilere göz atmasını sağlıyordu. Yoldaşlarını aramak için bu yeteneğe güveniyordu. Muhtemelen beni de bu sayede keşfetmişti — ne de olsa [Bilgenin Gözü] benim üzerimde işe yaramıyordu.
Hâlâ baygın yatan Lee Hyunsung’u inceledim.
Yoo Joonghyuk buraya iki yıl önce geldiğini söylemişti. Öyleyse, Lee Hyunsung bu dünya görüşünün içinde ne kadar süredir kapana kısılmıştı?
– Hepsi Dev Hikâye tarafından yutulmuş, değil mi?
– Muhtemelen.
– Ya sen? Sen iyi misin?
– Birkaç zavallı yılın beni yıkmaya yeteceğini mi sanıyorsun?
Yoo Joonghyuk’un ne kadar muazzam bir herif olduğunu gecikmeli de olsa bir kez daha hatırladım. O güvenilir Lee Hyunsung, o azimli Jung Heewon ve hatta Han Sooyoung bile yıkılmış ve kendilerini kaybetmişti.
[Dev Hikâye Kaizenix Takımadaları, Enkarnasyon Yoo Joonghyuk’a memnuniyetsiz bir bakış atıyor.]
Ancak Yoo Joonghyuk tamamen yara almadan kurtulmuştu.
Gerçi düşününce aslında son derece bariz bir şeydi. Bu dünya görüşünün ‘Dev Hikâyesi’ tarafından bizi yıkmak için kullanılan yöntem ‘zamanın’ ta kendisiydi. Ancak Yoo Joonghyuk, zamanın akışına karşı herkesten çok daha güçlü bir dirence sahipti. Ne de olsa Karanlık Katmanda ağır eğitimlerden geçerek çoktan yüzlerce yıl harcamıştı.
[Dünya görüşü, uzun süren sessizliğin karşısında şaşkınlığını ifade ediyor.]
Başımı gökyüzüne doğru kaldırdım.
Mevcut senaryo, dünya görüşünün belirlediği kurallara göre yönetiliyordu. Yoo Joonghyuk bile bundan sonra nasıl hareket etmeye başlamamız gerektiğini anlamış gibi görünüyordu.
Kendimi hazırlamayı bitirdim ve dudaklarımı araladım. “Hyung.”
Yoo Joonghyuk’un yüz ifadesi çirkin bir hâl alarak buruştu.
– Hey, öyle bir yüz ifadesi takınma. Bu, şu anki senaryomuzun bir kısıtlaması. Bundan zevk aldığımı falan mı sanıyorsun?
Yoo Joonghyuk’un kaynayan lavlar gibi fokurdayan gözleri sonunda bir nebze de olsa yumuşadı.
Evet, bu herif çok yakında ciddi zorluklar yaşayacaktı; çünkü Ricardo’nun anılarına göre, Birinci Prens’in orijinal kurgusu ‘sevgi dolu ve sıcak kalpli büyük abi’ şeklindeydi.
Yoo Joonghyuk dudaklarını araladı. “Konuş, Ricardo.”
“Bundan sonra ne yapacaksın? Görünüşe bakılırsa devrim bile başarısız oldu. Hayır, onu geçtim, neden infaz meydanında ortaya çıktın ki?”
“Sahte kralı öldürmeyi planlıyordum.”
[Karakter Ricardo Von Kaizenix huzursuz hissediyor.]
Bu konuda son derece ciddi olduğundan emindim. Ne de olsa tanıdığım Yoo Joonghyuk, böyle bir şeyi yapabilecek biriydi.
Yazık ki bu, benim tarzım değildi.
“Ama, böyle bir şey yapman doğru mu? O aslen senin gelinin, değil mi?”
“Hayır. Öyle olması gerekiyordu. Ancak düğünün ilk gününde taht gasp edildi.”
Oh, anlıyorum. Demek gelişme bu yöndeydi. İçim biraz olsun rahatladı.
Han Sooyoung ve Yoo Joonghyuk’un bir çift olması mı? <Kim Dokja’nın Şirketi>’nde henüz iş yerinde sevgili olunmasına izin vermiyorduk, bu yüzden kesinlikle hayır.
Tam bu sırada kulaklarıma beklenmedik bir mesaj ulaştı.
[Dünya görüşü sözlerini ilginç buluyor.]
[Söz konusu senaryonun türü hafifçe Romantizm’e doğru kaydı.]
...Tür mü kaydı?
Yoo Joonghyuk devam etti. “Onu kurtarmak için zaten çok geçti. Yozlaşmış büyüyle lekelenmiş ve orijinal insanlığını kaybetmişti.”
Oh, gerçekten mi?
[Dünya görüşü, Enkarnasyon Yoo Joonghyuk’un sözlerini ilginç buluyor.]
[Söz konusu senaryonun türü dakikalık bir hızla Fantezi’ye doğru kaydı.]
Gözlerimle Yoo Joonghyuk’a bir sinyal daha verdim.
– Duydun mu?
Başını salladı.
“Her hâlükârda, ikimiz de çok geç kaldık. Hepsini birden kurtaramayız.”
“Hayır, çok geç değil. Ne olursa olsun, ikimiz varız, değil mi?”
Bunu söyledikten sonra bakışlarımı yerde hâlâ horul horul uyuyan Bilston’a çevirdim ve devam ettim. “Belki de üç.”
“Sadece üç kişi olacak.”
“Kim bilir? Belki daha fazlası da vardır. Belki bir mucize gerçekleşir ve başka bir boyuttan geçip gelen bir varlık bize yardım eder.”
[Dünya görüşü sözlerini ilginç buluyor.]
[Söz konusu senaryonun türü, Füzyon Fantezi olma olasılığını kazandı.]
Ve hemen ardından, gözlerimin önünde yeni senaryo mesajları belirdi.
[Yan Senaryo Tür Seçimi için Seçim Noktası oluşturuldu!]
[Yeni bir senaryo mesajı geldi!]
Hızla senaryo penceresine eriştik.
+
<Yan Senaryo – Tür Seçimi>
Kategori: Yan
Zorluk: ???
Temizleme koşulu: Çağrıldığın dünya görüşü ‘Azizler ve Şeytanların Büyük Savaşı’na katılabilir. Şu anda bir parçası olduğun dünya görüşünün ‘türünü’ seç ve onu doğal sonucuna ulaştır. Bu sonuca tanıklık eden dünya görüşü, savaşa katılma hakkı kazanacaktır.
Süre Sınırı: Yok
Ödül: ‘Azizler ve Şeytanların Büyük Savaşı’na katılım hakkı, 300.000 jeton, ???
Başarısızlık: ‘Reenkarnatörler Adası’na mahkûm edilme.
+
<Şu anda seçilebilir türlerin listesi>
1. Romantizm
2. Fantezi
3. Füzyon Fantezi¹
* Belirli bir türe uygun şekilde hareket ettikçe, o türün nitelikleri daha da güçlenecektir.
+
“...Demek olay buymuş.”
Başımı kaldırdım ve Yoo Joonghyuk’un afallamış yüz ifadesini gördüm.
Senaryoyu nasıl ilerletmem gerektiğini artık bir nebze de olsa anlamıştım. Ancak buradaki asıl sorun, hangi ‘türün’ seçilmesi gereken doğru tür olduğunu çözmenin zorluğuydu.
– Elimizde yeterince bilgi yok. Keşke bu dünyanın orijinal olay örgüsünün ne olduğunu bilseydik...
Belirli bir dünya görüşünü seçtikten sonra nasıl bir sonuç elde edeceğimiz bilinmiyordu. Benim istediğim, herkesin hayatta kalmasını sağlamak ve bir sonraki senaryoya birlikte geçmekti.
Ama ya bir tür seçmemin bedeli olarak birisi ölecek olursa?
Yoo Joonghyuk bir soru sordu.
– Sanırım o yüce kitabın bu kısımdan hiç bahsetmedi, öyle mi?
Cevap vermeden önce hafifçe irkildim.
– Senin gibi bir Regresörün bilmediği bir şeyi ben nasıl bilebilirim?
– Ama ben biliyorum.
– Ne? Tam olarak neyi biliyorsun?
– Bu senaryonun gidişatını.
Tam bir şok içinde ona baktım. Yoo Joonghyuk bu senaryonun olay örgüsünü biliyor mu? Ama bu imkânsız.
Anılarım doğruysa, 3. regresyon turundaki Yoo Joonghyuk böyle bir senaryoyu hiç deneyimlememişti. Ve gelecekte de deneyimlemeyecekti.
– Bir kitapta okudum.
– Ne kitabıymış o?
Bir an için ‘Hayatta Kalma Yolları’ndan bahsedip bahsetmediğini merak ettim ama bunun imkânsız olduğunu çabucak fark ettim. Çünkü o roman bile bu senaryoya dair derinlemesine bir bilgi içermiyordu.
– 1863. turdaki Han Sooyoung tarafından yazılan günlüğü okudum. O, bu senaryoyu o Regresyonda deneyimlemişti.
– 1863. turdaki Han Sooyoung mu? Hem en başta onun günlüğü neden sende duruyor ki?
– Özel yollarla ele geçirdim.
Yoo Joonghyuk’un yüzüne bir süre dik dik baktım.
Açıkçası, içimi hafif bir ihanete uğramışlık hissinin karmaşık duyguları kaplamıştı.
1863. turdaki Han Sooyoung bana bu senaryoya dair hiçbir bilgi vermemişti. Neden öyle yapmıştı ki? Bunu bilmemem gerektiğini mi düşünmüştü? Yoksa... Sırf bana inat olsun diye mi?
Düşüncelerim karmaşıklığını koruyordu ama başımı sallayarak onlardan kurtuldum. Şu an için önemli değillerdi.
– Madem elinde böyle bir bilgi vardı, bunu bana daha önce söylemeliydin aptal herif. Peki, öyleyse. 1863. tur Han Sooyoung bu senaryoyu nasıl temizledi?
Durum ne olursa olsun, asıl önemli olan şey bu senaryoya dair bir bilgimizin olmasıydı. Eğer bilgimiz varsa, bu onu temizlemek için zaten belirlenmiş bir yöntemin olduğu anlamına gelirdi.
Ancak Yoo Joonghyuk’un ifadesi kasvetliydi.
– Bu dünya orijinal yönünde ilerlemiyor.
– Ne demek istiyorsun?
– ‘Taht gaspı’ bu dünyanın orijinal olay örgüsünde gerçekleşmemişti. Yani, mevcut kralın ‘kral’ olma olayı aslında hiç yaşanmamalıydı.
– Bu ne anlama geliyor peki...?
– Biz bu dünyaya girmeden önce, birisi bu hikâyenin olay örgüsünü değiştirmiş.
Afallamıştım.
Şu anda ne Regresör Yoo Joonghyuk’un ne de tek okuyucu olan benim gelecekteki olay örgüsüne dair en ufak bir fikrimizin olmadığı bir durumun içindeydik. Elbette geçmişte de hikâyenin ilerleyişinin ‘Hayatta Kalma Yolları’ ile uyuşmadığı birkaç an olmuştu ama geleceğin bizim için ne getireceğini hiç tahmin edemediğimiz ilk an bu olacaktı.
Bildiğim ‘Hayatta Kalma Yolları’, böyle bir senaryoya dair hiçbir potansiyel çözüm barındırmıyordu.
「 Bel ki de Son Re viz yon’u oku malı ydın. 」
Pişmanlık içime gecikmeli de olsa hızla hücum etti.
Tam bu sırada birisi kapıyı çaldı.
“Gir.”
Yoo Joonghyuk emrini verdiği anla neredeyse aynı saniyede kapı itildi ve içeri devrimciler girdi. Yanlarında, onlar tarafından sıkıca bağlanmış yaşlı bir adam getirmişlerdi.
“Kralın gizli elçisi olduğunu söylüyor. Sizinle konuşmak istiyor, efendim.”
Yaşlı adam, ‘beden ele geçirme’ olayından sonra bilincimi ilk kazandığımda bana su uzatan kâhyaydı. Sakalı korkudan titriyordu; derin nefesler alarak bize hitap etti.
“Birinci Prens ve Dördüncü Prens... Majesteleri bana size belirli bir eşyayı vermemi söyledi. Özellikle... 40 yıl önceki majesteleri...”
...40 yıl önceki mi?
Yoo Joonghyuk ile bakıştık. Bu esnada kâhya iç cebini karıştırıp dışarı bir şey çıkardı.
Bu belirli bir kitaptı.
{Tamamen Harap Olmuş Bir Senaryoda Hayatta Kalmanın Üç Yolu, yazar Han Sooyoung.}
———————————————
Bölüm Sonu Notları:
*¹ Füzyon fantezi (fusion fantasy), farklı türlerin veya farklı fantastik unsurların bir araya getirilerek oluşturulduğu fantezi alt türüdür. Amaç, tek bir geleneksel fantezi kalıbına bağlı kalmadan çeşitli öğeleri kaynaştırmaktır.
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.