Bölüm 389
Çeviri: Sansanson
74.Kısım – Azizler ve Şeytanların Büyük Savaşı (4)
<Yeraltı Dünyası>’nın resmî halefi olmuştum; bunu söyleyen kişi ben olmama rağmen, kulağa pek gerçek gibi gelmiyordu.
Ancak, beyanımın samimiyetinden şüphe duyan tek kişinin ben olmadığım anlaşılıyordu. Tartarus’un Kralı ve gecenin hükümdarı Hades, gözlerini dikmiş bana bakıyordu.
[<Yeraltı Dünyası>’nda bir yalan söyledin.]
Ayak parmaklarımı donduracak kadar soğuk, buz gibi bir his eşliğinde, ‘ölüm’ şu an doğrudan bana bakıyordu.
[Daha yeni çocuğumuz olmuşken, bizi aldatmayı öğrenmeye başladığını görüyorum.]
Hades beni soğuk bir sesle azarladı ve tahtından kalkıp bulunduğum yere doğru yürüdü. Tam o anda yerimden kalkmak istedim ama vücudum hareket etmek istemedi.
Bunun nedeni, Mit sınıfı bir Takımyıldızının Statüsünün şu anda tüm vücudumu bastırıyor olmasıydı.
Neyse ki, aksi bir durum yaşanmadı. Hades bulunduğum yere kadar geldi ancak sonra acele etmeden yanımdan geçip gitti ve doğrudan kraliyet sarayından dışarı yürüdü.
Derin bir nefes alıp başımı çevirdiğimde Persephone’yi yüzünde manidar bir gülümsemeyle çenesini ovuştururken buldum.
[H-mm... Bu sadece kulaktan dolma bildiğim, baba ile oğul arasındaki çatışma mı acaba...?]
Yüzündeki sıkıntılı ifadeye rağmen, sesi oldukça eğlenmiş gibi geliyordu.
[Ortada annenin olduğu, baba ile oğul arasındaki ebedi bir savaş...]
…Bu, Olimpos’un gelenekleriyle derinden lekelenmiş bir anlatı gibi geliyor kulağa.
Endişelenmemem gerektiğini söyler gibi Persephone hafifçe omzuma vurdu. Ancak o zaman Hades’in Statüsü tarafından donmuş olan vücut kaslarımın gevşediğini hissettim.
[Çok fazla endişelenme, babanın kişiliği her zaman böyle olmuştur.]
“...”
[Ancak, ilk başta bir yalan söylemeye cüret ettiğin için bu meseledeki suçun da bir o kadar ağır. En başından beri <Yeraltı Dünyası>’nda kalmak gibi bir düşüncen hiç yoktu, değil mi?]
Hedefi tam on ikiden vurmuştu ve söyleyecek hiçbir şeyim yoktu. Hades’in yerini alıp bu diyarın kralı olmayı asla istememiştim. İstediğim <Yeraltı Dünyası>’nın güçleriydi, tahtını miras almak değil.
Hades muhtemelen niyetimi çoktan anlamıştı.
[O herifin öfkesinin yeterince soğuması biraz zaman alacaktır.]
“Özür dilerim.”
[Özür dilemene gerek yok – hem Hades’in hem de benim senin zaten bu diyarda kalmayı asla planlamadığını bildiğimiz bir gerçek.]
Persephone’nin gözleri nazik birer hilal şeklinde kıvrıldı.
[Eğer senin için de uygunsa, bir yemekte annene eşlik et.]
***
Persephone’nin bir süredir görmediğim yemek masası neredeyse tamamen aynı kalmıştı; büyük bir tabağın üzerine birkaç kat hâlinde dizilmiş, iyi pişmiş ve lezzetli görünen biftek dilimlerinin yanı sıra salata. Dışarıdan bakıldığında her yerde kolayca bulunabilen yiyeceklere benziyorlardı, ama bunların sıradan bir öğün olmadığını çok iyi biliyordum.
[Dünyayı Fetheden bir Kılıç İmparatoriçesinin Cesareti]
[Tüm Hayatını Bir Kütüphanede Geçiren 3. Çember Bir Büyücünün Bilgeliği]
[Ne Kılıç Güçlendirme Ne de Kılıç Tezahürü Kullanamayan Bir Kılıç Ustası’nın İradesi]
Yanlış mı gördüm diye merak edip menüyü bir kez daha okudum.
[Acele et ve karnını doyur. Menüyü beğenmedin mi yoksa?]
“...Hayır, ondan değil ama...”
[Artık bir Takımyıldızı olduğuna göre, hayatta kalmak için düzgün Hikâyeler tüketmelisin. Sıradan insanların yiyeceklerinden yeterli besini alamazsın. Umarım artık bir yetişkin olduğun için yemek seçme alışkanlığını düzeltmeyi başarmışsındır.]
Bunu söylerken tıpkı gerçek annem gibi konuşuyordu.
[Annen senin için çok endişeleniyor – düzgün ve zamanında yemek yiyor musun, yeterince uyuyor musun...]
Çatala doğru hareket eden elim onun sözleriyle durdu. “Annemle mi konuştunuz?”
[Fufu. Birkaç kez birbirimizle konuştuk.]
Bahsettiğimiz kişi Persephone ise, bunu yapabilecek kapasitede biriydi. Hatta önüme konan kaz ciğerinin şöyle bir adı bile vardı:
[Çocuğunu Uzaklara Gönderen Bir Annenin Kalbi]
...Bu gerçekten annemin kalbi olamaz, değil mi?
Çatalı bıraktım ve konuştum. “Görüyorum ki yiyeceklerin türü geçen seferkinden beri değişmiş. Doğru hatırlıyorsam geçmişte burada Kılıç Ustaları ve Başbüyücüler vardı.”
[‘Reenkarnatörler Adası’ artık açıldı, bu yüzden bir değişiklik yapıp özel yemeklerin tadını çıkarmalıyız, sence de öyle değil mi? Bu şekilde görünüyor olabilirim ama ben hâlâ Gurme Derneği’nin bir üyesiyim, bu yüzden her gün aynı yemeği yememeliyim.]
Çatalı ve bıçağı hareket etti; zengin sos eşliğinde, ince dilimlenmiş Hikâyelerden aromatik paragraflar sızdı. Persephone’nin zarif el hareketleri o yiyeceği ağzına götürdü. Az önce yediği şey şuydu: [Ne Kılıç Güçlendirme Ne de Kılıç Tezahürü Kullanamayan Bir Kılıç Ustası’nın İradesi]
[Ve bazı Hikâyeler, eğer onları tüketmek için çaba göstermezsen yok olup giderler.]
Ölmekte olan Hikâyeler çatalın ucunda parçalanıyordu.
Kimsenin aramadığı Hikâyeler, Persephone onları tüketene kadar tam dilinin ucuna büyüleyici cümleler döküyordu.
Bu manzarayı izlerken karmaşık hissettim; Persephone geriye dönüp gülümsedi. [Takımyıldızlarının yeme alışkanlıklarından memnuniyetsizlik duyduğunun farkındayım. Enkarnasyonların sevinçlerini, öfkelerini, üzüntülerini ve zevklerini kolayca tüketme şeklimiz muhtemelen hoşuna gitmiyor.]
“...”
[Ancak, evrende gerçekleşen her olay bir Hikâye olarak geride kalmaya mahkûmdur. Sen, ben, diğer Enkarnasyonlar ve Takımyıldızları. Sonunda hepimiz başka bir şey tarafından tüketileceğiz.]
Tüm canlıların hayatları <Yıldız Akışı>’nın hikâyeleri hâline gelecekti.
[Eğer böyle bir kadere bağlıysak, o zaman herhangi bir Takımyıldızının yapabileceği en iyi şey, en çeşitli Hikâye yelpazesini korumak için hareket etmektir... Benim inancım bu.]
Geride çeşitli Hikâyeler bırakmak ve çeşitli türdeki hikâyeleri korumak.
Belki de Persephone’nin söyledikleri yanlış olmayabilirdi. Kendince, <Yıldız Akışı> içinde doğru olduğuna inandığı şeyin peşinden gidiyordu. Muhtemelen ‘Gurme Derneği’ üyesi olmasının sebebi de buydu.
Ama beni buraya Hikâye felsefesinden bahsetmek için davet etmediğine emindim.
“Bana gerçekten ne anlatmak istediğinizi sorabilir miyim?”
[Gerçek şu ki, Hades senin bu yerde kalmanı istemiyor.]
“...Bu onun halefi olmamı istemediği anlamına mı geliyor?”
[Ondan farklı. Kelimelerle ifade edecek olursam...] Persephone, masanın ortasındaki tabakta duran lezzeti kesmeye başlarken konuştu. [Hades ve ben... Senin sadece ‘Yeraltı Dünyasının Kralı’ olarak kalmanı istemiyoruz.]
“Yani...”
[Olimpos yıkıldı. Yeraltı Dünyası da eski ihtişamını kaybetti. ‘Yeraltı Dünyasının Kralı’ konumuyla yetinmek, şu an adını yok olan bir Hikâyenin arkasına yerleştirmekten farksızdır.]
“Yeraltı Dünyası güzel bir Hikâye.”
[Ve aynı zamanda düşüşte olan bir Hikâye.]
Gerçekten de, şu anda <Yeraltı Dünyası>’nı saran güç geçmişteki gibi değildi. Kadim ve solmuş bir Hikâye; <Yıldız Akışı> içinde giderek daha az konuşulan bir hikâye gücünü azar azar kaybederdi.
Persephone’nin lezzetlere diktiği okunaksız gözleri, derin bir melankoli barındırıyordu. Belki de birçok farklı Hikâyeyle beslenip tadını çıkarırken bile sürekli bunu düşünüyordu.
En sonunda kendisinin ve Hades’in <Yeraltı Dünyası>’nın geçen zamanın unutulmuş sokaklarına gömülmesi ve ‘Reenkarnatörler Adası’nda içi doldurulmuş başka bir parça hâline gelmesi korkusu.
[<Yıldız Akışı> içinde var olduğumuz sürece zamanın kendisinin yadsınamaz yolu budur.]
Sözlerini duyduğum an, içimi akılalmaz derecede derin, yoğun bir üzüntü kapladı. Bu daha önce hiç yaşamadığım türden bir üzüntüydü.
Hem Persephone hem de Hades yok olacaktı. İnsanların hafızalarından, kendi hafızamdan – ve derledikleri hikâye sonsuza dek yok olacaktı.
Takımyıldızlarını sevmiyorum. Yaptıklarını da, dünyanın kendisini gözetleme biçimlerini de sevmiyorum. Ama neden...
...Persephone ve Hades’in yok olduğunu görmek istemiyorum?
Belki de bu gerçeği kabul etmek istemediğim için farkında olmadan ters bir sesle konuştum. “Bana neden bu kadar iyi davranıyorsunuz?” Tekrar açmadan önce dudaklarımı ısırdım. “Ben buraya sadece sizi kullanmak için geldim.”
<Yeraltı Dünyası>’nın gücünü elde edemezsem, <Kim Dokja’nın Şirketi> ‘Reenkarnatörler Adası’nda büyük bir tehlikeye düşecekti. Buna rağmen çıkıp bu sözleri söyledim. Belki de <Kim Dokja’nın Şirketi> olarak değil, ‘Kim Dokja’ adında bir insan olarak bir şeyi teyit etmek istiyordum.
[Dördüncü Duvar hafifçe sarsılıyor!]
[İyi ve Kötü Meyvesi suçluluk duygunu kötüleştiriyor.]
...Bu teyit işe yaramaz bir zaman kaybı olarak sonuçlansa bile.
Persephone bir süre sessizce beni inceledi, bir peçeteyle dudaklarını hafifçe sildi ve elini bana doğru uzattı. Gözleri nazik ve dostçaydı, içlerinde en ufak bir düşmanlık belirtisi yoktu. Şaşkınlıkla ayağa kalkmaya çalıştım ama Statüsü çoktan omzuma ulaşmıştı.
[Çok uzun zaman önce, ‘kaderin üç kız kardeşinden’ belirli bir vahiy aldık.]
“...Bir vahiy mi?”
[Şöyle diyordu: ‘En kadim Miti sona erdirecek, en karanlık gecenin bir halefi ortaya çıkacak.’]
Aniden Dionysos’un daha önce bana anlattığı hikâyeyi hatırladım.
– Ben de dahil olmak üzere birkaç Takımyıldızı, senin ■■’a ulaşacak kişi olacağına inanıyor.
O zamanki ‘birkaç Takımyıldızı’ Persephone ve Hades olmalıydı.
Bu sırada konuşmaya devam etti. [O kehaneti duyduktan sonra ilk başta çok öfkelenmiştim.]
...Öfkeli mi?
[Çünkü ‘Çocuğu olamayan kişi’ Hikâyesine sahibim.]
Persephone’nin böyle bir geçmişi olduğunu hiç bilmiyordum. Şimdiye kadar hiç çocuğunun olmamasının sebebi bu olabilir miydi?
Persephone hafifçe saçlarımı geriye doğru taradı.
[İlk başta bunun mümkün olup olmadığını merak ederek bekledim. Belki bir mucizeyle kutsanırdım. Belki hikâyelerimizi hatırlayacak güzel bir çocukla kutsanırdık. Burada sadece karanlık, cehennem gibi manzaralar ve hapishaneler var olsa bile, bir şans verildiği sürece çocuğumuzu <Olimpos>’un 12 tanrısından daha iyi yetiştireceğimizden emindik. Çocuğumuza diğer varlıkların karanlığını anlama yollarını öğretmek, ona başkalarının asla sempati duyamayacağı türden bir Cehennemi anlatmak ve evrenin doğruluğunu ayaklar altına alan kötülüğü cezalandıran acımasız hapishaneyi göstermek için.]
“...”
[Yüzlerce yıl boyunca bu yanılsamayla yaşadım.]
Parmaklarının uçları çok hafifçe titriyordu.
Bu titremenin arkasındaki anlamı anlamaya cüret edemezdim. Söylediği her kelimenin içerdiği acıyı ve <Olimpos>’a karşı duyulan nefreti paketinden çıkarmaya bile başlayamazdım.
Persephone hafifçe iç çekmeyi başardı ve devam etti. [Hades ve ben uzun bir süre boyunca pek çok şeyi zorlayarak aştık. Çocuğumuz olamayacağını biliyorduk ama asla mutsuz değildik. <Yeraltı Dünyası> bizim neslimizde sona erecek olsa ve yaşadığımız Hikâyeleri kimse hatırlamayacak olsa bile – biz o 12 tanrıdan farklıyız, Hikâyelerini çocuklarına zorla aktaran o ebeveynlerden farklıyız. Biz sadece kendimiz olarak tamız.]
“...”
[Ama sonra, bir gün, sen ortaya çıktın.]
Persephone’nin gözleri şimdi bana bakıyordu.
[Aslında, seni ilk keşfeden oydu.]
Sanki rüya görüyormuş gibi bir ses tonuyla konuşmaya devam etti.
[Metroda hayatta kalmayı başardığın andan itibaren geçmişini izlemeye başladığını söyledi. İlk başta, senin gibi bir çocuğun var olduğuna inanmakta güçlük çektim. Çünkü bu dünyada böyle Hikâyelerin bittiğine inanıyordum. Senin hakkında konuşurken çıkardığı o heyecanlı sesini hâlâ hatırlayabiliyorum.]
“...”
[Dünyanın kendisine karşı tek başına savaşarak büyüyen küçük bir Hikâyeyi izledik. Güçlü Takımyıldızlarına meydan okumanı, Dış Tanrı ile yüzleşmeni ve Dokkaebilerin senaryolarına direnirken... yıldızların arasında küçük bir Takımyıldızı olarak yeniden doğmak için beş Hikâye toplamanı izledik.]
<Kim Dokja’nın Şirketi>’nin çok uzun zaman önce doğduğu anları hatırladım. O zamanlar Persephone beni destekleyen beş Takımyıldızından biriydi.
[İşte o zaman ilk kez bunu düşünmeye başladık – senin ebeveynlerin olmak istediğimizi.]
Yukarı fırlamaya çalışan belirli bir şeyi zar zor geri bastırdım. Persephone’nin bunca zamandır bana gösterdiği sevginin arkasındaki gerçeği tam olarak anlayabildiğimi hissettim... Sadece küçücük bir parça.
[Hem Hades hem de ben senin ‘Yeraltı Dünyasının Kralı’ olarak son bulmanı istemiyoruz. Ayrıca bize bağlanmanı da istemiyoruz ve yaşadığımız hayatların, tarihimizin, uyman gereken kurallar hâline gelmesini de istemiyoruz. Hayır, tek yapman gereken, bunca zamandır yaptığın gibi, tüm senaryoların sonuna doğru ilerlemek.]
“Ama, ben... Ben Yeraltı Dünyası’nın...”
[Sen bizim oğlumuzsun. Önemli olan tek şey bu.]
Bu nezaketi geri ödeyecek tek bir şeye bile sahip değildim. Onlara verebileceğim tek şey, henüz yazılmamış, hiçbir garantisi olmayan bir geleceğin vaadiydi.
“Tüm senaryoların ■■’a ulaştığımda, ben... Kesinlikle sizin hikâyelerinizle de birlikte olacağım.”
Persephone hafif bir tebessüm oluşturdu.
[Terasa doğru git. Baban seni bekliyor.]
***
Babama dair hiç iyi anım yoktu.
Aklını kaçırmışçasına sarhoş olup beni döven babam; dünyaya karşı duyduğu memnuniyetsizliği lanetler gibi kusması ve bana yöneltilen o açıklanamaz düşmanlık.
Sadece katlanmak ve yaşamak zorunda olduğum bir hayata dair anılarım vardı.
“Affedersiniz…”
Asil gecenin gölgesine sahip olan Hades, terasın uzak ucunda bekliyordu. Sarayın diğer tarafına doğru uzanan Yeraltı Dünyası manzarasını seyrediyordu.
Ne diyeceğimi bilemedim, sadece sonsuzca uzanan geniş alanı seyredebiliyordum; cehennem nehrinin aktığı kolları ve onların ötesinde bu yöne doğru bakan gezgin ruhları gördüm.
[Görüyor musun?]
Sayısız insanın ölümü oradaydı; üzüntü de oradaydı, hayatın sevinçleri ve acıları da. Gerçekleşmeyi başaramayan tüm o aziz arzular nehrin yüzeyinde yüzüyordu.
[Burası Yeraltı Dünyası.]
Takımyıldızları senaryolarda arzularını yerine getirirken, o arzulara kurban edilen ruhlar bu yere sürüklenirdi. Senaryolar tarafından bir kenara atılanların, yaralananların ve kırılanların dünyası – işte Yeraltı Dünyası buydu.
Bakışlarımı Hades’e doğru çevirdim.
O bu karanlığı anlamış ve ‘Yeraltı Dünyasının Kralı’ olmuştu.
...Yaşayanlar dünyasından hücum eden hüzün dalgalarına asla sırtını dönmeden, o ruhların her birini kurtarırken. Binlerce yıldır, hayır, on binlerce yıldır diğer insanların hikâyelerini dinlerken.
O anda nedense en uzun süredir içimde tuttuğum kelimeleri söyleyebileceğimi düşündüm.
“...Baba.”
Hades cevap vermedi. Belki de bu kelime benim için olduğu kadar onun için de yabancıydı.
Yine de, cevap verdi. [Orduya komuta et.]
Tamamen şaşkına dönmüş bir hâlde ona tekrar baktım.
Ve bir sonraki anda, karanlığın kükremesine benzer bir ses duydum.
Kale duvarlarının yakınındaki ruhlar saraya doğru hücum ediyordu. Bazıları kararlı ifadeler taşırken, diğerleri kahramanca sert ifadeler taşıyordu. Ve hepsinin önünde, Üç Yargıç duruyordu.
Görkemli bir orduydu, tsunami gibi çarpıyordu. Daha önce hiç görülmemiş olan bu büyük ordunun güçlü aurasından kalbimin çarpıntısını gizlemekte zorlanıyordum.
[<Yeraltı Dünyası>’nın ihtişamı için!]
İlk Yargıç haykırdı.
[Yeraltı Dünyası’nın Prensi’nin ihtişamı için!]
İkinci Yargıç yere kapanıp bana baktı.
Ve üçüncü Yargıç mızrağını göklere doğru güçlü bir şekilde kaldırırken, buradaki her ruh tek bir sesle kükremeye başladı.
[Tüm senaryoların ve onların sonsözünün ebediyeti için!]
Kükreme devam ederken, ‘Yeraltı Dünyasının Kralı’ bana seslendi. [Şimdi git.]
Hades bunu söylerken yüzüme bile bakmadı.
Bakmamış olsa bile, yine de bana bakıyordu.
O her zaman bana bakıyordu.
[Şu andan itibaren <Yeraltı Dünyası> senin müttefikindir.]
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.