Bölüm...
Adventure,Fantasy,Horror,Isekai

Bölüm 390

74.Kısım – Azizler ve Şeytanların Büyük Savaşı (5)
Yazar: Sansanson Grup: : Novel Gecesi Okuma süresi: 14 dk Kelime: 3.412

Çeviri: Sansanson
74.Kısım – Azizler ve Şeytanların Büyük Savaşı (5)

Dum… Dum... Dum...
 
Geçit’in diğer tarafında yankılanan savaş davullarının gürültüsü ortalığı inletiyordu.
 
Han Sooyoung, 119. bölgesel çatışmaya açılan Geçit’in önünde dikilmiş, arkasına bakıyordu. “Hey, hazır mısın?”
 
Bu savaş Yoo Joonghyuk ile omuz omuza verilecek bir mücadeleydi. Kişilikleri hiç uyuşmuyordu belki ama insana onun kadar güven veren başka bir müttefik de yoktu.
 
Gelgelelim, şu an o Yoo Joonghyuk biraz tuhaf davranışlar sergilemekteydi.
 
“Yoo Joonghyuk?”
 
119. Geçit’e girmeye hazırlanmak yerine, gözlerini yeni açılan 123. Geçit’e dikmiş, öylece bakıyordu. Han Sooyoung, içine doğan o meşum hissin baskısıyla tam onun adını seslenecekti ki, adamın silüeti bir anda gözden kayboldu. Hemen ardından, güçlü ve itici bir güç genç kadını ileriye doğru savurdu.
 
[119. Geçit’e giriş yapıyorsun.]
 
“...Ha?”
 
Gördüğü son şey, Yoo Joonghyuk’un sert, duygusuz ifadesiydi.
 
“Oraya tek başına git. Benim gitmem gereken başka bir savaş alanı var.”
 
“Hey, sen! Buna tek başına karar veremez...!”
 
Han Sooyoung, bu ani bildiriye karşı öfkeyle haykırmaya fırsat bile bulamadan, etrafındaki uzay yırtıldı ve girdap gibi dönerek yepyeni bir savaş alanını gözler önüne serdi.
 
“Lanet olsun...”
 
[Enkarnasyon Han Sooyoung, 119. bölgesel çatışmaya giriş yaptı.]
 
[Enkarnasyon Han Sooyoung’un bağlı olduğu kamp Kötülük’tür.]
 
Geçit’i çoktan geçmişti ve artık geri dönüşü yoktu. Geri dönmek istiyorsa, her şeyden önce bu savaşı bitirmek zorundaydı.
 
[Birçok Takımyıldızı dikkatini sana verdi.]
 
Uçsuz bucaksız ‘Kötülük’ kampında Han Sooyoung’dan başka kimsecikler yoktu. Öte yandan, karşı kamptan Takımyıldızlarının korkunç bakışları, birbiri ardına üzerine yağıyordu.
 
[Takımyıldızı Geminin Efendisi sana bakıyor.]
 
[Takımyıldızı Gençliğin ve Yolculuğun Koruyucusu sana bakıyor.]
 
[Takımyıldızı Sabah Yıldızı Tanrıçası sana bakıyor.]
 
[Takımyıldızı Tanrı ile Yüzleşen sana bakıyor.]
 
[Takımyıldızı Şeytanvari AteşYargıcı sana bakıyor.]
 
Han Sooyoung, bu bakışların sahiplerini netleştirdikçe dehşet içinde inlemekten kendini alamadı.
 
‘Geminin Efendisi’ Nuh’u bir kenara bıraksa bile; ‘Gençliğin ve Yolculuğun Koruyucusu’ Başmelek Raphael, <Koruyucu Ağaç> Tanrıçası Vakarine[1], ‘Tanrı ile Yüzleşen’ Başmelek Camael¹ ve ‘Şeytanvari Ateş Yargıcı’ Başmelek Uriel de buradaydı...
 
Ve hemen arkalarında, aralarında neredeyse hiç boşluk bırakmadan duran koca bir Valkür² ordusu.
 
Sadece onlara bakmak bile neredeyse korkudan altına kaçırmasına yetecekti.
 
Bunun bir tuzak olduğunu biliyordu ama yine de savaş güçleri arasında bu kadar devasa bir uçurum olan bir savaş alanı yaratacaklarını tahmin etmemişti. Hayır, buraya savaş alanı demek bile ne kadar doğruydu ki?
 
“...Kim Dokja cenazemi düzgünce kaldırır mı acaba?”
 
[Ey küçük ‘Kötü’,]
 
Han Sooyoung, ‘Sabah Yıldızı Tanrıçası’nın gerçek sesini işittiği an, durumun hiç de şakaya gelir bir tarafı olmadığını anladı.
 
[İyilik kampındaki pek çok kişi seni yargılamak istiyor!]
 
Han Sooyoung alt dudağını ısırdı ve tam sol elindeki sargıları çözmeye başlamıştı ki, aniden yanına bir karaltı adım attı.
 
[Biri Kötülük kampına katıldı!]
 
…Biri böylesine dezavantajlı bir savaş alanına mı girdi?
 
Ama kim?
 
[Aslında arkama yaslanıp sadece izleyecektim ama... Görüyorsun ya, burada hesabımı kapatmam gereken biri var.]
 
Bu ses o kadar kendine has ve sinir bozucuydu ki, Han Sooyoung kime ait olduğunu anında fark etti.
 
“Asmodeus?”
 
[Görüşmeyeli uzun zaman oldu, Kara Alev Ejderhası’nın Enkarnasyonu.]
 
Tam o sırada, Kim Dokja’nın bir süre önce kendisine söylediği bir şey aklına geldi.
 
– Raphael ve Asmodeus’un geçmişten gelen bir husumeti var. Eğer bu ikisi savaş alanında karşı karşıya gelirse, bunu kendi avantajına kullanmaya çalış.
 
Asmodeus’un pençeleri dışarı doğru uzandı; Han Sooyoung hiçbir şey yapmasa bile, Şeytan Kral zaten şimdiden savaşma arzusuyla yanıp tutuşuyordu.
 
[Raphael. Sonunda, geçmişteki savaşın bedelini ödetme vakti geldi!][2]
 
Asmodeus arkasında siyah gölgeler bırakarak ileri fırladı; aynı anda, havada iki muazzam mana çarpıştı. Şeytan Kral başka herhangi bir durumda asla güvenilmeyecek bir varlık olabilirdi ama şu an için hiç müttefik olmamasından katbekat iyiydi.
 
Ku-vahhhh!
 
Han Sooyoung patlamadan kaçınarak gökyüzüne doğru yükseldi. Yukarıdan bakıldığında savaş alanı ucu bucağı görünmez bir şekilde uzanıyordu. Asmodeus, Raphael ile savaşıyor olsa bile, geride hâlâ bir sürü Takımyıldızı kalmıştı.
 
“Canın cehenneme Kim Dokja! Senin de canın cehenneme Yoo Joonghyuk!!”
 
Bu devasa orduya karşı koyabilmek için, şimdiye kadar sakladığı gizli kozunu açığa çıkarmaktan başka çaresi yoktu.
 
“Ben, Kara Alev’in efendisi Han Sooyoung, kadim mührün Ejderhasını uyandırıyorum! Ey karanlığın kendisinden daha karanlık olan Takımyıldızı, ey akıp giden geceden daha derin olan uçurum…”
 
Ölecek olsa bile bu tekerlemeyi asla sesli okumak istemezdi ama durumun vahameti yüzünden dudakları kendi kendine mırıldanmaya başlamıştı bile.
 
Sol kolu büyü sözlerine tepki vererek kıpırdandı; uzaklardan bir yerden bir Ejderha kükremesi işitildi.
 
“Tam burada, bu yerde kendini göster!”
 
[Takımyıldızı Abisal Kara Alev Ejderhası, Yarı-Tanrı Gelişi için hazırlık yapıyor.]
 
***
 
Öte yandan, 123. Geçit’e tek başına giren Yoo Joonghyuk, rüzgârda dalgalanan çalılarla kaplı bu savaş alanında birini aramaya başlamıştı.
 
‘Şüphe yok. Bu onun aurası.’
 
Kim Dokja’nın isteğine karşı gelip bu özel Geçit’e girmesinin nedeni tam şu an karşısında duruyordu.
 
– Yoo Joonghyuk, lütfen müttefikim ol.
 
Uzak geçmişte bu sözleri ilk kez duyduğu o anı asla unutmamıştı.
 
Zarif hatlara sahip burnu, düzgünce taranmış sarı saçları ve adeta bu dünyadaki her şeyle alay edermişçesine içinde meşum kırmızı bir parıltı dönen o gözü.
 
“Anna Croft.”
 
Tam da hatırladığı gibiydi.
 
“Geldin, Yoo Joonghyuk.”
 
[Enkarnasyon Yoo Joonghyuk, 123. bölgesel çatışmaya giriş yaptı.]
 
[Enkarnasyon Yoo Joonghyuk’un bağlı olduğu kamp İyilik’tir.]
 
Bu savaş alanına girmesinin tek sebebi, Anna Croft’un burada olacağını bilmesiydi. Ve ona bunu söyleyen Takımyıldızı...
 
[Takımyıldızı Gizemli Entrikacı tuhaf bir şekilde gülümsüyor.]
 
Yoo Joonghyuk dişlerini sıkarak konuştu. “İkinci regresyon turunun hesabını kesme vakti geldi.”
 
Sessizce [Kara Göksel Şeytan Kılıcı]’nı kınından çıkardı, kılıcın namlusu simsiyah ve keskin bir çığlık saldı.
 
Uzun zamandır beklediği intikam anı nihayet gelip çatmıştı. Kadın yerinde son derece sakin bir şekilde dururken, silahını ona doğrulttu.
 
*¹ Resmî olamayan fan illüstrasyonu
 
“Silahını çek.”
 
“Seninle savaşmaya niyetim yok.”
 
“O zaman sadece öl.”
 
Tehditkâr adımlarla ileriye yürüdü ancak kadın sadece başını sallayarak karşılık verdi. “Gerçekten buraya ikinci turun öcünü almak için mi geldin?”
 
“…”
 
“İntikamın anlamsız. Benim o ikinci turdaki ‘Anna Croft’ olmadığımı biliyor olmalısın.”
 
“Dünkü sen, artık sen değil misin?”
 
“Ne demek istiyorsun?”
 
“İkinci turun Anna Croft’unun anılarını ve arzularını miras aldın. Onunla tamamen aynı ideale ve hedefe sahipsin. Hiç şüphe yok ki, sen o ‘Anna Croft’sun.”
 
“...Birinin varlığını belirleyen şey, sahip olduğu Hikâyelerdir. Görünüşe göre ister ikinci tur olsun ister şimdiki zaman, görüşlerin hiç değişmemiş.”
 
Yoo Joonghyuk’un yaklaşan kılıcına bakıyor olmasına rağmen, hâlâ tamamen savunmasız durumdaydı. Gözlerindeki o kabulleniş ve teslimiyet belirtilerini gören adamın ifadesi katılaştı.
 
“Zerdüştler nerede?”
 
“Burada değiller.”
 
“Beni güldürme. Buraya tek başına gelmiş olman imkânsız.”
 
“Eğer tanıdığın o ‘Anna Croft’ olsaydı, evet, bunu asla yapmazdı.”
 
Adam büyük bir adım daha attı ve kadının saçları, adamın Statüsü yüzünden uçuştu. Artık tamamen açığa çıkan yüzünde, yer yer yara izleri görünüyordu. En çok dikkatini çeken şey ise [Büyük Şeytanın Gözü]’nü çevreleyen yara iziydi. Sanki birisi onu oradan kasten kesip çıkarmaya çalışmış gibiydi.
 
“...Sana ne oldu?”
 
“Çok şey oldu.” Kadın onun elini bir kenara itti ve sertçe karşılık verdi. “Yani anlayacağın, o bildiğin yüce Anna Croft çoktan düştü.”
 
Sözleri biter bitmez, savaş alanının öteki tarafından bir şeyler hızla gelmeye başladı.
 
‘Kötülük’ kampını seçmiş olan Takımyıldızları, Statülerini sonuna kadar serbest bırakarak sahada ileri atılıyordu. Yoo Joonghyuk, böyle bir şeyin olacağını biliyormuş gibi Anna Croft’u rehin almak için hamle yaptı. Ancak bir şeyler ters gidiyordu.
 
[Nebula <Asgard>’a ait bir grup Takımyıldızı, ilgili bölgesel çatışmaya giriş yaptı!]
 
[Nebula <Vedalar>’a ait bir grup Takımyıldızı, ilgili bölgesel çatışmaya giriş yaptı!]
 
[Nebula <Papirüs>’e ait bir grup Takımyıldızı, ilgili bölgesel çatışmaya giriş yaptı!]
 
Anna Croft, boynuna doğrultulmuş kılıca bakarken aslında gülümsüyordu. “Lütfen bu aptalca hareketleri bırak, Yoo Joonghyuk. Ne de olsa aynı taraftayız.”
 
[Enkarnasyon Anna Croft’un bağlı olduğu kamp İyilik’tir.]
 
“...Asgard’ın senin sponsor Nebulan olduğunu sanıyordum?”
 
“Kinini anlıyorum ama lütfen bunu bir dahaki sefere erteleyebilir misin?”
 
Farklı şeylerden bahsediyor olsalar da, birbirlerinin durumunu tamamen anlayabiliyorlardı.
 
Bu aslında çok doğaldı — biri geçmişi herkesten daha iyi bilen bir Regresör, diğeri ise sürekli bu Regresör ile karşı karşıya gelen bir kâhindi.
 
Yoo Joonghyuk kılıcını geri çekti ve konuştu. “Sana yaraşır bir son, Kâhin.”
 
“Ve görünüşe göre bu sonu seninle paylaşmak zorunda kalacağım.”
 
Ku-gugugugu...
 
Toz bulutları kaldırarak ilerleyen koca <Asgard> ordusu sonunda durdu.
 
[Takımyıldızı Adalet ve Dostluğun Tanrısı bu durumu üzücü buluyor.]
 
[Takımyıldızı Muspelheim³ Alevleri bu savaş alanındaki her şeyi yakıp kül etmek istiyor.]
 
[Cinsiyet değiştirmeyi seven Takımyıldızı, Enkarnasyon Yoo Joonghyuk’a bakıyor.]
 
Sanki son bir nezaket gösterisi sunuyormuş gibi, Selena Kim ve Iris ilerlemesi duran ordunun en önünde dikiliyorlardı.
 
Yoo Joonghyuk onların yüzündeki pek çok duyguyu okuyabiliyordu.
 
“Demek bu onların son nezaketi.”
 
Ne yazık ki onların durması, diğer Takımyıldızlarının da aynısını yapacağı anlamına gelmiyordu.
 
“Çekil.”
 
Anna Croft’un sözlerinin bitmesiyle birlikte, ikisinin de silüeti bulundukları yerden yok oldu. Hemen ardından, devasa bir patlama sesi tüm savaş alanını kapladı. Az önce durdukları yerde, zeminde muazzam büyüklükte bir krater açılmıştı.
 
Gür-gürürürür!!
 
Yukarıdaki gökyüzünü yıldırım akımları istila etmeye başladı; tekinsiz, karanlık Takımyıldızlarından yükselen kahkahalara benzer sesler duyulabiliyordu.
 
[Takımyıldızı Ölümün Kara Kurt Tanrısı, Kötülük kampını seçti.]
 
[Takımyıldızı Gök Gürültülerinin Tanrı-Kralı, Kötülük kampını seçti.]
 
Takımyıldızlarının Niteleyicilerini doğrulayan Anna Croft’un rengi soldu. ‘Ölümün Kara Kurt Tanrısı’, <Papirüs>’ten gelen güçlü bir Takımyıldızı olan Anubis⁴’ti. ‘Gök Gürültülerinin Tanrı-Kralı’ ise...
 
“Aman Tanrım, bu ‘Indra’...”
 
<Olimpos>’un on iki tanrısı varsa, Nebula <Vedalar>’ın da sekiz lokapalası vardı. Ve bir Takımyıldızı, o sekiz lokapalanın üzerinde onların kralı olarak hüküm sürüyordu.
 
[Takımyıldızı Gök Gürültülerinin Tanrı-Kralı yıldırım yağmurunu çağırdı.]
 
Ve bu kişi tam olarak Gök Gürültülerinin Tanrı-Kralı, Indra⁵’ydı.
 
[Birçok Takımyıldızı Gök Gürültülerinin Tanrı-Kralı’nın olaya dahil olmasının haksızlık olduğunu savunarak itiraz ediyor.]
 
Bazılarının bu durumu neden eleştirdiğini anlamak zor değildi; ne de olsa Indra, böylesine ufak ve sıradan bir bölgesel çatışmada boy gösterecek sıradan bir Takımyıldızı değildi. Üç ana tanrısı dışarıda tutulursa, Indra’yı <Vedalar>’daki en güçlü varlık olarak nitelendirmek hiç de abartı olmazdı.
 
[Takımyıldızı Gök Gürültülerinin Tanrı-Kralı şu anda Yarı-Tanrı Gelişi durumunda.]
 
Üstelik bir Enkarnasyon Bedeninde değil, Yarı-Tanrı formundaydı.
 
Anna Croft, üzerine düşen yıldırım damlalarından kaçarken ağzını sıkıca kapattı. Ne kadar mükemmel bir savaşçı olursa olsun ve Yoo Joonghyuk ne kadar güçlü olursa olsun, şu an o Takımyıldızına karşı savaşmaları imkânsızdı.
 
Bu sırada Yoo Joonghyuk ona bir soru sordu. “Bana neden ihanet ettin?”
 
“...Bunu konuşmanın sırası mı şimdi?” dedi Anna Croft, ancak adamın sözsüz ve sabit bakışlarının hâlâ üzerinde olduğunu görünce iç geçirerek cevap verdi. “O zaman için önümüzdeki en iyi yol buydu. Bunu yaparak hayal ettiğim sona ulaşabileceğime inandım.”
 
“Peki, o sona ulaşabildin mi?”
 
Anna Croft bu kez cevap vermedi.
 
‘Hayatta Kalma Yolları’ ya da 1863. turun kayıtları, ikinci turun Anna Croft’unun hangi senaryoya kadar ulaşabildiğini açıklamıyordu.
 
Yani, kendi sonucunu sadece kendisi biliyordu.
 
Yine de, öfkeli bir ses tonuyla lafı ağzından kaçırdı. “...Cevabını zaten bildiğin hâlde neden soruyorsun?”
 
Tam o sırada ‘Ölümün Kara Kurt Tanrısı’ hamlesini yaptı. Simsiyah bir çakal maskesi takan ve elinde siyah bir mızrak tutan Masal sınıfı Takımyıldızı Anubis — silahı, düşen yıldırım yağmurunun arasından tam isabetle geçerek doğrudan Anna Croft’un kalbini hedef aldı. Ama o anda...
 
Ku-dudududuk!
 
“Onu öldüren ben olacağım,” dedi Yoo Joonghyuk, çıplak eliyle mızrağı yakalarken alçak ve ağır bir sesle.
 
[Takımyıldızı Ölümün Kara Kurt Tanrısı şaşkınlık içinde.]
 
Yoo Joonghyuk’un bedeninden inanılmaz bir Statü yayılmaya başladı — bir Aşkın’ın Statüsü. Şimdi altın sarısı ışık huzmeleriyle sarılan bedeninde mana kaynıyordu; Anubis’in mızrağı, sanki bir kriz geçiriyormuşçasına güçlü bir şekilde titremeye başladı.
 
Anubis, bu güce karşı koymak istercesine yüksek sesle kükredi.
 
[Ey ölüme karşı direnen, ben Ölüm Tanrısı Anubis’im. Burada senin canını alacağım.]
 
“Ölüm Tanrısı mı?” diye karşılık verdi Yoo Joonghyuk. “Sen Ölüm Tanrısı değilsin.”
 
Aynı anda, sağ kolundan mavi bir ışık patladı.
 
Anubis çığlık atarak geriye doğru çekilirken, adamın elindeki [Kara Göksel Şeytan Kılıcı] bir kez daha kükredi.
 
“Ben gerçek Ölüm Tanrısını çoktan gördüm.”
 
Bu, Yoo Joonghyuk’un şimdiye kadar sakladığı tekniklerden biriydi.
 
+
 
Bölüm Sonu Notları:
 
[ÇN-1: Vakarie, Litvanya mitolojisinde akşam yıldızını temsil eden tanrıçadır. Sabah yıldızını ise onun kardeşi  Aušrinė temsil eder. Anladığım kadarıyla, yazar isimleri bilerek veya bilmeyerek ters kullanmış.
 
ÇN-2: Uzun bir süredir Asmodeus ile Raphael arasındaki bu husumet meselesini okuyoruz ama bunların arasında ne geçtiğini hiç öğrenemiyoruz. İleri bölümlere de baktım pek bir şey bulamadım.
 
Peki ne olmuş?
 
Asmodeus ile Raphael arasındaki olay, Tobit Kitabı’nda anlatılan bir hikâyeye dayanıyor; burada Asmodeus, Sarah adlı kadına musallat olup kıskançlığı nedeniyle onunla evlenen erkekleri öldürür. Bunun üzerine Tanrı, Başmelek Raphael’i Sarah’ı kurtarması ve ona musallat olan şeytanı yenmesi için gönderir. Melek, Sarah’ın gelecekteki eşi Tobias’a, düğün gecesi Asmodeus saldırdığında bir balığın karaciğeri ve kalbini yakmasını söyler. İkisi evlenir ve yanan organların dumanlarına dayanamayan Asmodeus, Mısır’a kadar kaçar. Burada Başmelek Raphael tarafından yakalanıp zincire vurulur ve etkisiz hâle getirilir.
 
Not: Hristiyanlıkta balık (ichthys), İsa Mesih’in bir sembolü olarak görülür ve Tobit hikâyesinde de Mesih’e gönderme yapan bir işaret olarak yorumlanır. Balığın kanla dolu organları yaşamın gücünü temsil ederken, bu gücün Tanrı’dan geldiği ve şeytani güçleri uzaklaştırdığı vurgulanır.
 
Kaynakça: https://www.stephenmorrisauthor.com/st-raphael-the-fish-incense/
 
*¹ Camael: Yahudi ve Hristiyan mitolojisi ile ezoterik metinlerde geçen bir başmelektir. İsmi “Tanrı’yı gören” anlamına gelir; ilahi adaletin, gücün ve korumanın sembolü olarak kabul edilir. Ruhları cennete giden yolda iblislerden koruyan Güç melekleri  Mistik inanışlarda Tanrı’nın huzurunda bulunan yedi yüce melekten biri olarak anılır.
 
*² Valkür: İskandinav mitolojisine ait savaşçı ve mitolojik kadın figürleridir. Kelime anlamı “öldürülenleri seçenler” olan bu doğaüstü varlıklar, savaşta ölen cesur kahramanları tanrı Odin’in salonu Valhalla’ya taşımakla görevlidir.
 
*³ Muspelheim Alevleri: Muspelheim, İskandinav mitolojisinde yer alan ateş diyarıdır. “Muspelheim alevleri” ise bu diyarı kaplayan, her şeyi yakıp yok eden ilkel ateş ve lav gücünü ifade eder. Bu ateşler, kıyamet olayı Ragnarok sırasında dünyayı yakıp yeniden şekillendirecek yıkıcı bir güç olarak anlatılır.
 
*⁴ Anubis: Mısır mitolojisinde ölülerin ve mumyalama ritüellerinin tanrısıdır. Genellikle çakal başlı bir insan olarak tasvir edilir. Görevi, ölen kişilerin ruhlarını yargılamaya hazırlamak ve onları öteki dünyaya (Duat) yönlendirmektir. Eski Mısır inancında özellikle ölüm sonrası geçiş ve mezarların korunmasıyla ilişkilendirilir.
 
*⁵ Indra: Hindu mitolojisinde ve Vedik dinlerde gök gürültüsü, şimşek, sağanak yağmur ve savaş tanrısıdır. Vedik metinlerde tanrıların lideri olarak geçer ve özellikle kaosu temsil eden varlıklara karşı mücadele ederek kozmik düzeni koruyan bir figür olarak öne çıkar.]

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi