Bölüm...
Action, Adventure, Comedy, Dark Fantasy, Fantasy, Magic, Monster, Novel, Shounen

Bölüm 12

Kaderleri Değiştiren Göktaşı
Yazar: KERIM_KAKOSHI Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 11 dk Kelime: 2.784

Salondaki ışıklar kapanır kapanmaz herkes anında sustu. Etrafa bakmak istemiştim ama ışıklar kapanmış ve önümüzde perdeler açılmaya başlamıştı. Etrafı inceleme şansım elimden kayıp gidiverdi...

Sonunda açılan perdelerin arkasından devasa bir ekran belirdi, ancak karanlık yüzünden ekranın boyutunu tam olarak seçmek zordu.

Aniden ekranda tam merkezde bir şey parladı ve bu parlama bir aleve dönüştü. Arka planda yıldızlar ve uzay belirmeye başladı. Her şey tek kelimeyle büyüleyici görünüyordu ve çalmaya başlayan şarkıda vücudumun tüylerini diken diken etmeye yetti. Ama sonra alevin içinde bir taş belirdi. Sadece siyah değildi; adeta seni yutmaya hazır bir uçurum gibiydi. Uzaklaştıkça, bunun tam Dünya’ya düşen bir göktaşı olduğu anlaşıldı. Ardından daha da uzaklaştık ve dünyamızı gördük. Göktaşı ve gezegen aynı anda göründüğünde, korkunç bir gerçeği fark ettik: bu göktaşı çok büyüktü. Sahne aniden değişti ve müzik daha kasvetli bir hale geldi.

Derken yaşlı bir adamın sesi anlatmaya başladı:

— Yaklaşık 500 yıl önce, dünyada henüz ne büyü ne de yıkım varken, atalarımız ilk kez gerçek ve küresel bir dehşeti tanıdı. Gökyüzünde o belirdi—kara alevlerle yanan Göktaşı. O, eski dünyanın sonunu getirdi. Gezegenimizi tanınmaz hale getiren ve dünyamızı önce ve sonraya bölen tam da oydu. —

Anlatıcının sözlerinden sonra, insanların panik içinde göktaşından kaçtığını gördük. Ancak maalesef, ondan kaçmak imkansızdı. Ardından yeri sarsan bir patlama, yıkım ve milyonlarca ölüm izledik. Göktaşı koca kıtaları yeryüzünden sildikten sonra, sahne değişti ve mor bir duman gördük.

— Göktaşı’nın düşüşünden sonra, hayatta kalanlar kaçmaya çalıştı, çünkü o yavaşça ve acı verici bir şekilde bedenleri ele geçiren bir gaz yaymaya başlamıştı… —
Ardından bize bazı yaratıklar gösterildi… “Hayır, bunlar insan değil. Bu da ne böyle?” diye vahşet içinde ağızımı tutarak mırıldandım.

Görüntü karşısında birçok kişinin midesi bulanmaya başladı. Ekranda bugün bile bildiğimiz canavarlar vardı, ama onlar… Bu canavarlar insana korkunç derecede benziyorlardı: fırlamış kemikler, kan kırmızısı bir cilt, düşmüş gözler, ezilmiş kafatasları ve boynuzlar. Bu yaratıklar tek kelimeyle dehşet verici görünüyorlardı. Canlı ölüler gibiydiler. Ama onları ölülerden ayıran bir şey vardı. Gözleri nefretle doluydu… Ve bana çok tanıdık gelen bir acıyla. 

İçten içe, onların sadece bir tür canavar olduklarını söyleyeceklerini umuyordum. Ama yanılmıştım.

— Bu gazın etkisi altında kalan insanlar ve hayvanlar, bu yaratıklara dönüştü. İnsanlar zamanla ölmüş olsa da, hayvanlar bugüne kadar bu surette var olmaya devam ediyor. İşte onlara biz canavar diyoruz. —

Anlatıcının sözlerinden sonra birden kalbim sıkıştı. Ardından ekranda bir adam belirdi. Tamamen siyahlara bürünmüştü ve yüzü saçlarının gölgesinde gizliydi. İlk başta bir kahraman olduğunu düşündüm, ama bakışları ve görünüşü aksini söylüyordu. Gözleri, o canavarların sahip olduğu nefretle kaynıyordu ve aniden beni bir korku sardı. Koltuğa tutundum ve gözlerimi kapattım. Ama nedense, o koyu kırmızı ve morumsu onlardaki gözlerini görmeye devam ettim, sanki doğrudan ruhuma bakıyorlardı. Etraf zifiri karanlıktı ve gözbebekleri giderek küçülüyor ve korkutucu hale geliyordu. Sanki o uçuruma bakıyordum. Birden bir şeyin kalbime doğru çekildiğini hissettim. O adam doğrudan bana bakmaya devam etti, sağ elini yavaşça uzattı ve yumruğunu sıktı. Aynı anda benim kalbim de sıkıştı. Bazı sesler duymaya başladım. Korkunç derecede tanıdıktılar. Bu babamın sesiydi…

— ÖLDÜR.

— İNTİKAM.

— AYAKLAN ARTIK!

— NEYİ BEKLİYORSUN?!

Bu sözler kafamda yankılandı, zihnimi doldurdu… Ama sonra sadece kesik kesik nefesimi duydum ve gözlerimi açtığımda her şey kaybolmuştu. Ekranda siyah giysili o adamın silüeti vardı. Öylece duruyordu ve yüzü hala görünmüyordu. “Bu da neydi böyle?” diye düşündüm, derin nefes alarak.

— Hey, Akira, iyi misin? Neden bu kadar terledin? — diye aniden Renta bana sordu.

— Ha?! Evet. Evet… Sadece ekrandaki o adamın gözleri biraz garipti, dikkatim dağıldı, — diye cevap verdim, kendime gelmeye çalışarak.

— Neyden bahsediyorsun ki? Hangi gözlerden bahsediyorsun, Akira? — diye Renta endişeyle sordu.

— Şey, o adamın gözlerinden bahsediyorum, — diye şaşkınlıkla cevapladım.

— Ama onun gözlerini bize hiç göstermediler ki. Bu videonun felaketler çağını ve onlara son veren kahramanları anlattığını biliyorsun, — diye Renta sakince soruma yanıt verdi.

— Dikkatinizi dağıtmayın! Şimdi bize üç İmparatorumuzun kahramanlıklarını anlatacaklar! — diye aniden Tsukuya neşelendi diyaloğumuzu bölerek.

“O zaman o neydi ki?” diye düşündüm, tekrar o adamın silüetine bakarak ve göğsüme dokunarak. “Baba… bana ne söylemek istedin? Ve o gerçekten senin sesin miydi?” diye mırıldandım. Ekrana tekrar baktım, bu kez silüetin altında devasa bir ordu vardı. “Neden gözlerini kimse fark etmedi?” diye düşünüyordum ki, anlatıcı dikkatimi dağıttı.

— Ve bir gün, göktaşı’nın etkisi altında kalan o lanetli topraklardan gizemli bir adam çıktı. Ona Karanlık Kral adını verdiler. Milyonlarca insanı öldürdü ve yüzlerce ülkeyi yıktı. Ancak neyse ki, atalarımız ve Kutsal Taş’ı elde eden İmparatorlarımız, bu canavara ve ordusuna karşı koyabildiler. Büyük Üçüncü Işık İmparatoru, Hinoakari Arato, bu kötü adamların hayatlarını da alarak kendi hayatını feda etti. 500 yıl önce başlayan ve yaklaşık iki yüzyıl süren bu Karanlıkla Savaş’ta, zaferi elde ettik. Şimdi, yüce İmparatorlarımızın ve atalarımızın torunları olarak, bu savaşlardan sonra kalan karanlığın kalıntılarını, Kâbus portallarını ve hayatımızı rahat bırakmayan canavarları yok etmeliyiz. Kaderinizi değiştirecek ve büyücüler olmanıza yardımcı olacak R&K Sınavı’na hoş geldiniz. Atalarımızın izinden gidelim! —

Bunu söyledikten sonra anlatıcının sesi kesildi ve ekran da kapandı. Hepimiz tekrar karanlıkta kaldık.
İntikam. Felaketler Çağı. Canavarların gözlerindeki o acı. Bu canavarları yok etmek doğru mu? Onlar da bu felaketlerin kurbanı sonuçta… Bu düşünceler içimi doldurdu. Ama sonra salonda aniden ışıklar yandı. Ve önümüzde bize tüm bunları gösteren o ekranı gördük. Ancak şimdi ışık yandığında, bu ekranın ne kadar büyük olduğunu fark ettik. Ben bunları düşünürken, ekran yükselmeye başladı ve sahneyi yavaşça boş bıraktı. Sahne boşaldı demek isterdim, ama ekranın gölgesinin arkasında birinin sahnenin merkezine doğru yavaşça yürüdüğünü fark ettim.

Nihayet, ekran tamamen kaybolduğunda, karşımızda uzun boylu bir adam belirdi. Beyaz bir smokin giymişti ve kravatını düzeltiyordu. Ciddi yüzü, aynı anda ne kadar odaklanmış ve ciddi olduğunu gösteriyordu. Ancak tüm bu görünüm, taktığı yeşil bere yüzünden bozuluyordu. Ona ciddi kalarak bakamıyordum. Etraftaki seslere odaklandım. Herkes hayranlıkla birbirine bir şeyler söylüyordu. Neredeyse tüm sözler “O, evet bu kesinlikle o!“ ifadeleriyle başlıyordu. Anlaşılan bu adamdan bahsediyorlardı.

— Yok artık, bugün şanslıyız! Sadece Kutsal Armada’nın teğmeniyle değil, aynı zamanda üç kaptanlarından biriyle de tanıştık! — diye aniden Tsukuya bağırdı. Ne kadar heyecanlı olduğu yüzünden belliydi.

— Ha! Galiba bu adam çok güçlü birisi! Boşuna mı herkes ona hayran? — dedi Ginto, kendinden emin bir gülümsemeyle.

— Elbette, bilmiyor musun, o Kutsal Armada’nın elitlerinden biri? Tek başına B Seviye portalları kapattığını duydum! — diye devam etti Tsukuya.

— Tabii ki, B Seviye portalları tek başına temizlemesi harika. Havalı giyinmiş, havalı duruyor. Ama neden bu aptal bereyi takıyor? — diye aniden Hayato gülmeye başladı.

— Ne taktığı umurumda değil. Gidip onunla rekabet edeceğim! — bunu söyleyen Ginto yerinden kalktı.

— Nereye Ginto-san?! O çok güçlü! — diye Tsukuya panikle bağırdı, Ginto’nun kolunu tutarak.

Renta da Tsukuya’ya Ginto’yu tutması için yardım etti. Ama sonra birden Ginto, Renta ve Tsukuya yerlerinde dona kaldılar ve yüzleri terlemeye başladı.

Tam ne olduğunu sormak üzereydim ki, üçü de aniden koltuklarına düştüler ve etraftaki herkesin de sustuğunu ve koltuklarına tutunduğunu fark ettim. “Bu salonda neler oluyor böyle?” diye kaçıncı kez düşündüm.

— Bu nasıl bir baskı… Şapka hakkındaki sözlerim yüzünden mi oldu yoksa?… — diye aniden yanımda oturan Hayato sessizce mırıldandı.

— Hayato, sen de mi… — diyecek oldum ki, havayı ağırlaştıran keskin bir baskıyı bende hissettim. Başımı kaldırmam imkansızdı. Basınç çok güçlüydü, öylece hareketsiz bir şekilde kalakalmıştım.

— Sanırım bu, sizi gökyüzünden yere indirmeye yetecektir, — diye aniden söyledi sahnede duran adam.

Ve onun sözlerinden sonra baskı aniden kayboldu. Ben de dahil olmak üzere herkes rahat bir nefes aldı.

— Nihayet sakinleştiniz. Burası sizin için düzenlenmiş bir okul gezisi değil. Ve dünyamızın karanlık zamanları hakkındaki bu efsane de öyle çocuksu bir hikaye değil. Nerede olduğunuzu kavrayın artık! — sahnede duran adam birden kaba bir sesle bağırmaya başladı.

“Sorunu ne ki?” diye sormak istedim ama adam devam etti.

— Ben de sizin geçtiğiniz yollardan geçtim. Ama maalesef, o zamanlar beni, büyücü olduğumda ne göreceğim konusunda uyaracak kimsem yoktu. Beni test edebilecek hiçbir sınav da yoktu. Ama sizin var. Buraya sadece öylesine gelmedim. Kıdemli rütbeli biri olarak görevim, size büyücü dünyasının gerçeklerini anlatmaktır. Ne yazık ki, büyücülerin işi çocukluğumuzda okuduğumuz masallardaki gibi değil, — diye adam aniden sesini alçalttı.

Yüzünden yalan söylemediği anlaşılıyordu. Anlaşılan bir şey onu gerçekten travmatize etmişti. “Ama nasıl olur? O bir Kaptan, o…” diye monoloğuma devam etmek istedim, ama sahnede duran adam devam etti.

— Ben de sizin gibi büyücü olmayı hayal ettim. Ama kimse bana orada ne göreceğimi anlatmadı. Ama ben size anlatacağım, — dedi.

— Kollarınızda ölecek yoldaşlarınızın, ölümlerini görmeye hazır mısınız? Ekranda gördüğünüz o korkunç canavarlarla her gün savaşmaya hazır mısınız? Size şunu söyleyeyim: gerçek bir savaşta daha da korkunçlar. Her adım, her an, doğru kararı nasıl vereceğinizi düşünmek zorunda kalacaksınız. Çünkü hata yaparsanız, sadece sizin hayatlarınız tehlikede kalmaz, tüm sakinlerin ve yoldaşlarınızın hayatları da tehlikede olur. Çünkü büyücü olmak sadece kendi hayatınızın sorumluluğu değil, yüzlerce hayatın sorumluluğudur, zira Kutsal büyücüler canavarlar karşısındaki son savunmadır. Biz son duvarız. — diye devam etti.

Salonda korkunç bir sessizlik vardı, sadece onun sesi duyuluyordu.

— Benim mana baskıma bile dayanamayan siz veletler! Size yardım edemeyecek yüzlerce insanın hayatının sorumluluğunu almaya hazır mısınız? Ve en önemlisi, hatalarınızın sonuçlarına katlanmaya hazır mısınız? — dedi. Tonu sürekli değişiyordu, ama son sözleri, sessiz olmasına rağmen, üzerimde büyük bir etki bıraktı ve nedense aniden babamın ölüm anı ve abim Kotsuhiro’nun bakışı aklıma geldi. O gün ben hiç bir şey yapamadım...
Salon tamamen sessizdi. Ve hatta bazı katılımcılar ayrılmaya başlamıştı. Sahnede asılı olan sayılar tablosunda katılımcı sayısı giderek azalıyordu.

“198/150“, “198/145“

Salonda ki atmosfer gittikçe kararıyordu ama...

— Sayın Kaptan! — diye aniden bağırdı Renta.

Herkes aniden düşüncelerinden sıyrıldı ve ona baktı. Kaptan da ona baktı.

— Sanırım buraya gelen herkes, büyücü olmanın ve hatta büyücü olarak kalmanın ne kadar zor olduğunu idrak etmiştir. Kutsal büyücülerin vatanları için savaştığını onlarca yıldır görüyoruz ve efsanede de söylendiği gibi, kahramanların torunları olarak bizim de pes etmeye hakkımız yok! Ve zaten bahsettiğiniz gibi, biz sınav öğrencileri olarak, büyücü olmanın öncelikle sorumluluk almayı öğrenmek olduğunun farkındayız ve buna görede yıllarca bunun için hazırlandık. Bu yüzden büyücü olmanın ne anlama geldiğini idrak etmiş bizleri korkutmanız anlamsız! — diye bağırdı Renta, yumruğunu kaldırarak.

Ve aniden herkes “Evet!“, “Haklı!“ ve daha birçok kendinden emin sözlerle bağırmaya başladılar. Ama en önemlisi, ben de tekrar ileri gitmeye hazırdım.

Ama aniden sahneden alkış sesi geldi.

— Vay canına, hala böyle çocuklar kalmış olmasına sevindim! — diye aniden Kaptan güldü. Herkes sustu. Galiba herkes, tıpkı benim gibi, Kaptan’ın gülebilmesine şaşırmıştı.

Salon yine sessizliğe bürünmüştü.

— Neden bu kadar ciddisiniz? Belki konuşmamı yaparken biraz abartmış olabilirim, ama söylediklerimin hepsi doğruydu! — diye aniden Kaptan homurdandı.

Sonra tekrar bize baktı. Sessizliğin devam ettiğini görünce hafif bir iç çekti.

— Pekala, pekala. Büyücülerin işi hakkında birçok kötü şey anlatmış olsam da, şunu unutmayın: büyücü olmak harika bir şey. Benim adım Numata Junpei. Her ne kadar çok korkunç şeyler görmüş olsam da, size şunu söyleyebilirim: vatandaşlardan ve yoldaşlardan gelen tek bir teşekkür, gülümsememi geri kazanmama yeter. En iyi arkadaşımı ilk görevde kaybettim. Tek başıma halledebileceğimi düşündüm, ama yanılmışım. Bu yüzden şunu da unutmayın… büyücü olmak, aynı zamanda yoldaşlarına güvenmeyi de bilmektir. Her şeyi kendi üzerinize almaya çalışmayın. Bu iş bir ekip işi. — bunu söyledikten sonra içtenlikle gülümsedi.

Ve evet, onun sözlerinden sonra bir kez daha yalnız olmadığımı fark ettim. Bu yolda arkadaşlarımla birlikte yürüyeceğim. Bunu düşünerek onlara baktım ve hepsi heyecanla gülümsüyordu. Sonra aniden arkamızda bir ışık belirdi. Bu bir portal’dı.

— Hadi bakalım genç sınav adayları, ne kadar yetenekli olduğunuzu gösterin ve büyücü unvanınızı bu sınavdan söküp alın! — diye bağırdı Kaptan Junpei portalı işaret ederek.

Ve aniden herkes çığlıklarla portal’a doğru koşmaya başladı. Arkadaşlarım da koştu.

— Hey dostum, ne diye çakılıp kaldın, hadi gidelim! Daha büyücü olmamız gerekiyor! Ve bana MagMag’dan yeni bir oyun almamız lazım! — Hayato bana dönerek bağırdı. Diğer arkadaşlarımda durdular.

— Hayato-san haklı. Ya şimdi ya hiç. Hadi hep birlikte Kutsal Büyücüler olalım! — Tsukuya neşeyle bağırdı.

— Evet! Haklısınız, hadi hepsini alt edelim! — diye onlara eşlik etti Ginto, yumruğunu sıkarak.

— İşte ben buna savaşçı ruhu derim beyler! Aynen böyle devam! — diye bağırdı Renta. Onun sözlerinden sonra Kurosawa bile hafifçe gülümsedi.

— Evet! İleri! — diye bağırdım. Ve hepimiz portal’ın içine girdik. 

Portal’ın diğer tarafında bizi ne bekliyor? Bu düşünceyle, çocuklarla birlikte portal’ın içinde kayboldum.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi