Bölüm...
Action, Adventure, Comedy, Dark Fantasy, Fantasy, Magic, Monster, Novel, Shounen

Bölüm 13

Portallar Dünyası
Yazar: KERIM_KAKOSHI Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 7 dk Kelime: 1.719

Nihayet, Felaketler Çağı anlatımının ve Kaptan Junpei’in son sözlerinin ardından, sınavın diğer katılımcılarının peşinden portal’a doğru yürüdük. Ben de düşüncelerimi toparladım ve içeri doğru adımımı attım.

İçeri adımımı attığım an her şey dönmeye ve fırıl fırıl savrulmaya başladı ve geride bıraktığımız Konferans Salonu da yavaş yavaş parlak mavi bir ışıkta kayboldu.
 
O tamamen kaybolduğunda ise her şey sanki dondu. Ve kendimi başka bir dünyada buldum. Nereye baksam, her yerde sadece mavi bir ışık vardı ve başka hiçbir şey yoktu. Zihnime, heyecan ve şaşkınlık dışında, sadece tek bir düşünce geliyordu: “Bu ne tür sınırsız mavi bir dünya?“

— Bu da ne böyle! Ben yüzme bilmiyorum! Beni bu Subnatium’dan [1] çıkarın! — diye aniden bağırdı Hayato ve bana bu mavi alanda yalnız olmadığımı hatırlattı.

Hayato, ellerini ve ayaklarını çırparak yüzmeye çalışıyordu, ama tüm çabaları sonuçsuzdu; olduğu yerde asılı kalmıştı. Ona doğru gitmeye çalıştım, ama benim de yerimden kımıldayamadığımı fark ettim. Burada yürüyemiyorduk, sanki gökyüzünde asılı kalmıştık. Burada ne zemin ne de dokunabileceğimiz fiziksel bir şey vardı.

— Hayato-san, lütfen sakin ol. Burası su değil ve yüzme bilmene de gerek yok, — dedi Tsukuya, Hayato’yu durdurmaya çalışarak.

— Peki burası ne tür bir yer! Burada hiçbir şeye dokunulamıyor bile! — dedi Ginto, yumruklarını oraya buraya sallayarak. Yanındaki Kurosawa ise ustaca onun darbelerinden kaçınıyordu.

— Buraya Portallar Dünyası diyorlar, — dedi Tsukuya, kollarını iki yana açarak, sanki bizi bu dünyayla tanıştırıyormuş gibi.

— Portallar Dünyası mı? — diyerek mırıldandı Ginto.

— Ve evet, örnek verdiğiniz okyanusun aksine, buranın ne atmosferi ne basıncı ne de yer çekimi var, — diye devam etti Tsukuya, gözlüklerini düzelterek. Konuşurken, Hayato’yu tuttuğu için yavaş yavaş dönmeye ve bizden uzaklaşmaya başladı.

— O zaman burası okyanustan çok uzaya benziyor, — diye fısıldadı arkamdaki Renta. Nedense keyifsiz görünüyordu.

— Renta, iyi misin? — diye sordum, onu yakalayarak.

— Sadece midem bulanıyor nedense… — diye cevap verdi Renta, ağzını tutarak.

Onu ilk kez bu kadar çaresiz görüyordum. Renta’nın da zayıflıkları olduğunu kim bilebilirdi ki.

Renta’ya yardım ettikten hemen sonra, etrafta bir rüzgar sesi gibi bir ses duyuldu. Ve bir an sonra hepimiz, geldiğimiz portal’dan uzaklaşarak, aniden ileri doğru hareket etmeye başladık.

— Demiştim! Şimdi büyük kaos anaforu başladı! Hepimizi içine çekecek! — diye keskin bir sesle Hayato bağırdı aynı anda Tsukuya’ya sıkıca sarıldı.

— Ama… Bu anafor falan değil! Bu Mavi Akım! — dedi Tsukuya, Hayato’nun pençesinden kurtularak.

— O da ne ki şimdi? — diye sordu Hayato, aynanda Tsukuya’dan süzülerek uzaklaşmaya başlamıştı.

— MP-4 [2] bilim insanlarının araştırmalarına göre, bu dünyada oluşan mana akımlarının sadece bizim yarattığımız portallar arasında hareket ettiği keşfedildi. Daha doğrusu, bu akım bizi, buraya ulaştıran portal’a bağlı olan başka bir portal’a götürecek, — dedi Tsukuya.

— Yani bu rüzgar akımı… yani mana akımı… Mavi Akım dedikleri şey bu mu? — diye sordu Hayato, zar zor görünen mana akımına parmağını dokundurmaya çalışarak.

— Evet, aynen öyle, — dedi Tsukuya ciddi bir ifadeyle.

— Ben de başka bir şeyin adı sanmıştım. Kulağa sanki bir dövüş tekniğiymiş gibi geliyordu… — dedi Hayato, mana akımına hafifçe dokunduktan sonra yanlışlıkla dönmeye başlayarak.

Ve ardından yavaşça dönmeye başlayan Hayato aniden hızlanmaya başladı.

— Bu normal mi, Tsukuya? — diye sordum, olup bitenin mantığını anlamaya çalışarak.

— Hayır, normal değil! — diye belirtti Tsukuya ve Hayato’nun peşinden fırladı. Ve bir an sonra Hayato tekrar durdurulmuştu. Ama galiba Hayato çoktan bayılmıştı bile…

— Vay canına! Sen oraya nasıl fırladın öyle?! — diye aniden bağırdı Ginto arkamızdan, Kurosawa ile birlikte bizden oldukça geride kalmışlardı.

Gerçekten de, Ginto bunu bağırdığında, Tsukuya’nın bu dünyada kendi kendine hareket ettiğini fark ettim. Nasıl başardı ki bunu?

— Çok basit! Sadece mana’nızı doğru şekilde serbest bırakmanız gerekiyor! — diye bağırdı Tsukuya. Ama anlaşılan lafını bitiremedi. Zira Ginto da bu lafları duyar duymaz oradan oraya uçmaya başlamıştı bile. Ama sonra aniden duruverdi.

— Ah! Burada hareket etmek göründüğünden çok daha zormuş! Sanki manamı resmen emiyorlar gibi! — dedi Ginto, kafasını sallayıp kendine gelmeye çalışarak.
Gerçekten de, benim tek bir hareketim, iki saatlik kılıç antrenmanıma eş değer gibi hissettiriyordu. Bu, tahmin ettiğimizden çok daha zor. Diye düşündüm, Hayato ve Tsukuya’ya doğru ilerlemeye çalışırken.

— Ah, özür dilerim! Bunu söylemeyi unutmuşum… Burada mana, dünyamızdakinden iki kat daha fazla harcanıyor. Bu yüzden vücut ve mana kontrolü de çok daha zor hale geliyor. Bu yüzden mana’nızı burada sadece aşırı durumlarda kullanın, — dedi Tsukuya, ellerini sallamaya başlayarak. Anlaşılan gerginleşmişti.

— Hey Tsukuya, burada hangi durum tehlikeli sayılır ki? Biz burada sadece bu rüzgar akımıyla hareket ediyoruz, — dedi Ginto, zar zor kendine gelerek.
Ama nedense bir cevap gelmedi. Tsukuya susmuştu.

— Ne oldu sana, Tsukuya? Sen de mi Renta gibi kendini kötü hissetmeye başladın? — diye sordu Hayato Tsukuya’ya bakarak, görünüşe göre tamamen kendine gelmişti.

— Burası hepimizin düşündüğünden çok daha tehlikeli, — dedi Tsukuya. Birden sesi her zamankinden daha ağır çıkıyordu.

Anlaşılan burası gerçekten tehlikeli, diye mırıldandım.
Tsukuya’yı ilk kez böyle görüyordum. Gözleri, her şeyimi kaybettiğim o geceki benim gözlerim gibi çaresizlikle doluydu…

— Sekiz yıl önce bu dünyada bir trajedi yaşandı. Ve buraya gönderilen küçük bir araştırma ekibi kayboldu. Bu olaydan sonra, Mavi Akım’ın sınırları dışında mana kullanmanın imkansız olduğu keşfedildi, — dedi Tsukuya, ardından mana akımına bakarak devam etti.

— O zamandan beri bu gruptaki beş üyenin tamamı kayıp olarak kabul ediliyor. Bu dünya hakkında bilmediğimiz daha çok şey var ve tam da bu yüzden portallar dünyamızda bu kadar nadir bulunuyor… Bilinmezlikten daha korkutucu ne olabilir ki… — dedi Tsukuya. Sesi ve bakışları hiç değişmemişti…

— Hey Tsukuya, sakın bana… — diye Ginto sözünü bitiremedi ki…

— Evet, aynen öyle, o araştırma grubunda annemle babam da vardı… — diye cevap verdi Tsukuya, yumruğunu sıkarak… Gözyaşlarını tuttuğu belliydi.

— Kahretsin. Özür dilerim, Tsukuya, seni üzmek istememiştim… — dedi Ginto, ama yine sözünü bitiremedi.

— Merak etmeyin, öylece kaybolmadılar. Bir bilim insanı olarak görevlerini yerine getirdiler. Onların ve o gruptaki diğer üyelerin sayesinde, biz Kuontayo sakinleri şu an portalları kullanabiliyoruz. Belki Kutsal Büyücüler gibi canavarları öldüremediler, ama bizim için, yani bilim insanları için, onlar görevlerini yerine getiren birer kahramanlardır, — dedi Tsukuya, gülümseyerek ve gözyaşlarını silerek.

— İşte buna ben azim derim Tsukuya! Haklısın, tam da böyle kahraman bilim insanları ve araştırmacılar sayesinde şu an böyle gelişmiş ve güçlü bir ülkede yaşayabiliyoruz, — dedi Hayato, Tsukuya’nın sırtına vurarak. Tsukuya bunu beklemiyor olsa da, anlaşılan bu destek işe yaramıştı.

— Aynen öyle! — diye bağırdı Ginto, aynı anda gülerek.

Demek durum buymuş. Sadece büyücüler geleceğin iyiliği için hayatlarını feda etmiyor… Ve gerçekten de, şu an böyle yaşamamızı sağlayanlarda bilim insanları. Onlar da kendilerine has ilkeleri ve idealleri olan savaşçılar… — diye düşündüm.

Ama sonra, ön tarafta diğer katılımcıların birdenbire kaybolmaya başladıklarını fark edince düşüncelerim yarıda kaldı. Ve anlaşılan bunu fark eden sadece ben değildim.

— Bu da ne şimdi? Katılımcılar Magrooms’a [3] düşmeye başladı! — diye aniden bağırdı Hayato, parmağıyla katılımcıların kaybolduğu yeri işaret ederek.

— Hayato-san, günde kaç oyun oynuyorsun? — diye aniden sordu Tsukuya, birçok kişinin çoktan kaybolduğuna hiç dikkat etmeyerek.

— Şey, günde yaklaşık on oyun. Neden sordun ki… — diye Hayato cevap verdi, ensesini kaşıyarak.

— Öylesine… — dedi Tsukuya ardından güldü.

— Hey çocuklar, anlıyorum, eğleniyorsunuz falan, ama galiba ben de yakında kaybolacağım! — bağırdı Ginto aniden, ve savunma pozisyonu aldı.

— Ah, doğru. Endişelenmeyin, orası varış noktası. Bizi buraya getiren portal’a bağlanan portal. Yakında kendi dünyamızda olacağız… — bunu söyledikten sonra Tsukuya aniden kayboldu.

— Ha?! Daha önce söyleyemez miydin! — diye bağırdı Ginto ve sesiyle birlikte o da aniden kayboldu…

Ardından Hayato ve Kurosawa da kayboldular.
Galiba sıra bende… — diye düşündüm ki…

— Yaşasıııın! Nihayet bu yerden çıkıyoruz! — diye Renta birden kendine geldi.

Ve Renta bir şeyler söylerken, sesi yavaşladı ve anlaşılmaz hale geldi. Ardından gözümde her şey dönmeye ve fırıl fırıl savrulmaya başladı. Ve bir an sonra gözümün önünde ahşap bir zemin belirdi.

Zor nefes alarak başımı kaldırdım… Karşımda, biraz karanlık olan ve tamamen diğer katılımcılarla dolu devasa bir oda vardı…

Galiba sınavın yapılacağı yere varmıştık…

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi